15 Eylül 2025 Pazartesi

(HBDH)--Halkların Birleşik Devrim Hareketi tartışmalarından kesitler...


 2015’ten itibaren adım adım uygulanan darbe-tasfiye operasyonuyla kaosun içine sürüklenen Proletarya Partisi içindeki sürecin önemli konu başlıklarından biri de hiç kuşku yok ki, HBDH tartışmalarıydı. PP’nin de kurucu öznelerinden olduğu HBDH’nin Mart 2016’da kuruluşunu ilan etmesinin hemen ardından darbeci-tasfiyeciler harekete geçmiş, imza aşamasında yaşanan kimi eksik ve hataları, darbe planları çerçevesinde kaldıraç olarak kullanmaya çalışmışlardır.

 Kaosun özellikle de bu başlığı, sadece örgütsel olarak değil, ideolojik-politik olarak şovenizmde ifadesini bulan bu anlayış sahipleriyle bir hesaplaşmayı, ideolojik mücadeleyi içerse de, HBDH’nin içeriği, içerisinde yer alıp almamaya dair ideolojik-politik bir tartışma yürütülmesi özel olarak engellenmiştir.

Bu engellemelerin bir ayağını, konuya dair görüşlerini yazan partililerin yazılarını iç yayına koymamak, sağlıklı bir tartışma ortamı oluşturmamak ve “HBDH’den çıkılsın mı, çıkılmasın mı?” ile “HBDH’ye imza atan yoldaş cezalandırılsın mı cezalandırılmasın mı?” gibi apolitik iki sorudan oluşan “anket” sorusuna verilen yanıtlar üzerinden bir sonuç çıkartmaya, -ama istediği sonucu çıkartmaya-, çalışmak oluşturmuştur. Sürecin diğer ayağını da, “belgede sahtecilik” de dahil her türlü yola başvurarak, bir oldu-bitti ile, “iradenin görüşü (oyları) alındı, çoğunluk sağlandı” diyerek, PP’nin HBDH’den çıktığına dair kaleme alınan kamuoyuna dönük korsan açıklama oluşturmuştur.

Sonuç olarak, hırsızlar suç üstü yakalanmış ve teşhir olmuşlardır. Partizan dergisi olarak, bahsi geçen süreçte kaleme alınan PP’nin beş örgüt ve komitesinin imza attığı, Ekim 2016 tarihli yazıyı, ekleriyle birlikte kimi bölümlerini dışarıda tutarak, konunun hala güncelliğini korumasından kaynaklı yayımlıyoruz .

... PARTİ ÜYESİ* YALAN, ENTRİKA, SAHTEKARLIKLA PARTİMİZE DARBE ÜSTÜNE DARBE YAPIYOR!

 Yoldaşlar, Artık sadece Partili yoldaşları, hatta taraftarları da aşan bir şekilde tüm devrimci kamuoyunda bilindiği üzere Partimiz önemli bir kaos içerisindedir. Bu kaos, bizzat yaratıcıları olan ... Parti Üyeleri tarafından giderek büyütülmeye, Partimiz parçalanmaya götürülmektedir. Nisan 2015 operasyonundan bu yana Partimizin tüzük, hukuk, ilke ve işleyişine darbe üstüne darbe yapan bu üyelerin en esaslı kozu olan HBDH tartışmaları da ellerinde patlamış ve fakat her zamanki gibi yalanlara sarılmak zorunda kalmışlardır. Yalanlar üst üste bindiğinde bunları tek tek temizlemek gereksiz ve nafile bir uğraş halini alır. O nedenle en alttaki yalanı çekmek en mantıklı ve devrimci yöntem olarak ortaya çıkar.

Bugün HBDH açıklaması ile çok net olarak (bir kez daha) gözler önüne serilmiştir ki, ... Parti Üyeleri, ... operasyonunun ardından hızlı bir şekilde darbe planlarını uygulamaya geçmiştir. Meselenin özünde bu vardır: Partinin hukukuna, tüzüğüne, işleyişine yönelik DARBE ve bu darbeye karşı tavır alanlara yönelik TASFİYE!

 Kriz ve kaosun patlak verdiği noktadan itibaren süreci kısaca özetlersek:

Nisan 2015’te partimize yönelik ... alanında gerçekleştirilen operasyon sonrası yapılan ve partimize “Haziran Toplantısı” olarak sunulan belge, bu üyelerin krizi patlatma noktası olmuş, bu şekilde gerçek niyetlerini, ideolojik ve politik duruşlarını ortaya sermişlerdir.

2 MK üyesi ve 2 Yedek Üye ile gerçekleştirilen bu toplantı için diğer MK üyelerine çağrı dahi yapılmamıştır. Alanda bulunan ve tüzük hükümleri gereği asil yapılması gereken yedek üyeleri toplantıya, oy hakları olmadan dahil ederek yaptıkları bir ali-cengiz oyunuyla partimize yönelik, bugüne gelen darbe sürecini başlatmışlardır. Örgütlenmesinde doğrudan sorumlu oldukları bir sürecin arefesinde partimiz ağır bir düşman operasyonu yemişken, yeni bir kriz yaratılarak, alınan kayıplar ve nedenleri üzerine partimizin sağlıklı bir tartışma yürütmesi böylece engellenmiştir.

 Geride bıraktığımız zaman dilimi, partimizin bu darbe sürecine ikna edilmesi ve teslim alınmaya çalışılması süreci olmuştur. Tüzük hükümlerimiz çok açık bir şekilde MK’nın ancak ve ancak oy birliği ya da salt çoğunlukla karar alabileceğinin altını çizmiştir. Ne var ki bu üyeler, parti tarihimizde utanç verici bir ilk olarak, bir buçuk yılı aşkın bir süredir “...PMK üyeleri” imzasıyla partimize yönelik darbe sürecini örgütlemektedir.

Parti adına karar alma konusunda Parti Tüzüğü, konferans ya da kongrelerde seçilen üye sayısının salt çoğunluğu ya da oy birliği derken bu üyeler “biz 3’ün 2’siyiz, çoğunluğuz” diyerek partinin tüm hukuk ve tüzüğünü ayaklar altına almışlardır. Söz konusu durum HBDH ile ilgili tartışma ve açıklamalarla da devam etmiş, darbeci üyeler, yetkileri olmadığı halde süreci işletmeye çalışmış ve son olarak yine yetkilerini aşan bir şekilde partimiz adına açıklama yapmışlardır.

 Gelinen aşamada HBDH ile ilgili tartışma devam ederken XXX yoldaş, bu başlıktaki yetki aşımı (HBDH’ye imza atma) pratiğine dair partiye kapsamlı bir özeleştiri vererek bugün sorunların odak noktası haline gelen MK’dan istifa etmiş, kendini parti iradesine teslim etmiştir. XXX’in söz konusu istifasıyla “3’ün 2’si” argümanı da ortadan kalmış ve bu iki üyenin tutunacak bir dalı kalmamıştır.

Ortada parti adına söz söyleyebilecek bir MK iradesi yokken hiç kimse partimiz adına açıklama yapma ve tavır alma hakkına sahip değildir! Ancak zaten başından itibaren Partimizin hukukuna, tüzüğüne yönelik en pervasız tasfiyeci tutumu yürüten ... Parti Üyelerini bu da durduramamış ki, en son hamle olarak HBDH’den çıkılması ve bir dizi yoldaş hakkında soruşturma açılmasına yönelik hazırladıkları “demokrasi oyunu”nun sonuçları üzerinde bile HİLE yaparak, yalan’dan medet ummuşlardır. HBDH’nin içeriği, içerisinde yer alıp almamaya dair politik bir tartışma elbette yapılabilir. Nitekim, tüm hukuksuzluk ve yetkisizliklerine karşın bu ...

Parti Üyesinin “Tüm Aktif ve Pasif Parti Üyelerine” yazdıkPartizan/119 ları “iradeye başvuru” yazısına karşılık olarak kaleme alınan yazılarda bu tartışma yürütülmüş, aynı zamanda hukuksuzluğa ve yöntemlerdeki darbeciliğe karşı da eleştirilerde bulunulmuştur. Ancak açıktır ki, mesele HBDH’ye imza atılırken kullanılan yöntemin yanlışlığı ya da HBDH’den çıkmak/kalmak değildir. En azından ... Parti Üyesinin derdi bunlar değildir.

Çünkü:

1-      Bu yoldaşlar, HBDH’ye imza atılmadan önce bu meseleden hiç haberleri olmadığını söylerken Partiye açıkça yalan söylemişlerdir. HBDH meselesi tartışılırken, XXX yoldaş, bu yoldaşları konu hakkında çeşitli kanallardan haberdar etmiştir ve fakat yoldaşlar, imza atalım, atmayalım, “metnin şurası programa uyuyor”, “burası uymuyor”, “bu birlikteliğin adı cephedir” vb. hiçbir görüş bildirmemişlerdir. Artık bilinçli olduğuna emin olduğumuz şekliyle, ... yoldaşlar, XXX’i yalnızlaştırarak hata yapmasının önünü açmışlardır. Buna karşın, XXX tek başına bu kararı alarak uygulamaya geçmemeli, ısrarla Partinin görüşünü almak için çaba harcayarak böylesine bağlayıcılığı olan önemli bir metnin altına imza atmamalıydı. Bu konuda bir soruşturma gerekiyorsa, o dönem MK olan bu yoldaşların hepsi hakkında soruşturma açılmalıydı.

 

2-      Tüm bu gerçeklere karşın bu ... yoldaşlar, “örgütsel ve siyasi darbe yapılıyor” çığlıkları eşliğinde Parti iradesine başvurduklarını iddia ederek, Aktif ve Pasif Üyelere yönelik bir çağrı yayımlamıştır. Bu metnin tüm üyelere ulaştırılması konusunda örgütsüz insanların kullanılmasından yatay ilişkilenmeye geçmeye, örgütsüz-bozguncu unsurları kullanmaya kadar bir dizi işleyiş dışı yöntem kullanılmış, istedikleri gibi yanıt vermeyeceklerini düşündükleri yoldaşlara ve alanlara metnin ulaştırılmaması için ellerinden gelen yapılmıştır. Bu şekilde “demokrasi” maskeli burjuva seçim sistemine-oyununa dahi parmak ısırtacak yöntemler geliştirilmiştir.

 

3-      Parti iradesine başvurma adı altında sergilenen oyun, tam bir burjuva demokrasicilik oyunudur. Zira böylesi önemli bir konuda Parti Üyeleri, birbirinin ne dediğini, neden dediğini bilmeden, politik bir tartışma zemini olmaksızın, parmak sayısı üzerinden tavır almaya zorlanmıştır. Komünist partilerde örneğine az rastlanır bir işleyişe de imza atılmıştır bu şekilde.   

 

4-       Öyle ki bu konuda söz ve oy hakkına sahip parti üyeleri söz konusu metni dahi görmemişken bu üyelerin görev alanlarında sadece örgütlü yoldaşlar arasında değil parti tabanımız içinde açıktan bir propaganda başlamış ve HBDH’den çıkılacağı duyurulmaya başlanmıştır. Eğer XXX, parti mekanizmalarını işletmemekle suçlanıyorsa ve söz konusu imza ve bu birlikteki durumumuzu tartışmaya açıyorsa neden ilgili-ilgisiz herkese HBDH’den çıkılacağına yönelik bir propaganda yapılmıştır? Bu iki üye, devrimci ahlaktan öyle yoksundur ki, partiye açtıkları ve “parti karar versin” dedikleri tutuma bile saygı göstermemiş, daha tartışma başlamadan buradan çıkıldığı yönünde açıktan propaganda yürütmüştür. Bu bile tek başına bu iki üyenin derdinin parti iradesini açığa çıkarmak, sorunu parti hukuk ve işleyişini yaşama geçirerek çözmek olmadığını göstermiştir! Partimizin yetkili organlarında yürütülmesi gereken bir tartışma, taraftarlarla, örgütsüz insanlarla yapılarak suç işlenmiştir. Partimizin 44 yıllık savaş ve nice bedellerle yarattığı prestij, bu iki üyenin gözü dönmüş hırsı yüzünden heba edilmektedir.

 

5-       Ama yine de en büyük yalanı “seçim sonuçlarını” açıklarken ortaya atmıştır bu ... Parti Üyeleri. Aşağıda imzası bulunan alanların yönetici komiteleri içinde faaliyet yürüten alanlardaki tüm Parti Üyeleri ve bu alanlar dışındaki ... Nolu yoldaş yukarıda saydığımız tüm hukuksuzluklara, eleştirilerine karşın/rağmen görüşlerini Parti’ye ve ... Parti Üyelerine göndermişlerdir. İşte zavallılıklardan ilki de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Zira yayımladıkları “seçim sonuçları”nda tüm parti üyeleri içinde görüş bildirmeyenler diye bir madde açılarak bir kısım (hangi kısım olduğunu metinden anlamamız mümkün değil) Parti Üyesinin görüşleri yok sayılmıştır. 

Hangi Parti Üyelerinin görüşlerinin yok sayıldığını anlamamız mümkün değil zira bu konuda bile tutarlı olamamışlardır. Hazırlanan yüzlerce sayfalık metinde Rojava’dan 2, ... Alanından 3 ve ... Nolu yoldaşın görüşleri bulunmamaktadır. Gençlik, ... ve kadın alanında görevlerinin başında olan parti üyelerinin görüşleri yok sayılmıştır. Diğer yandan bu alanlardan yönetici komite olarak görüş istenmiş, kaleme alınan metinler de inkar edilmiştir. Öyle görünüyor ki hem komite hem de üyelerden, dahası aday üyelerden de görüş alarak işi bulamaça dönüştüren, bunun üstüne de hapishanelerdeki pasif ve   aday üyeleri de ekleyen ... üyeler, böylece bu karmaşanın içinde “işimize geleni alırız” mantığıyla hareket etmiştir.

 Bu açık bir sahtekarlık değil midir? Soruşturma metninde yer aldığı şekliyle madem yönetici komitelerin görüşleri istendi öyleyse neden bu görüşler yayımlanmadı? Madem üyelerin fikirleri soruldu, kalınsın diyenlerin yazıları neden konulmadı? Bu yoldaşların görüşleri tümden yok sayılsaydı “görüş bildirmeyenlerin” oranı çok net ki çok daha yüksek olurdu. İllegalite gereği niceliğimizin ortaya çıkmaması için yüzdeler ifade edilirken, açık ki, bu niceliğin aşağıda imzası bulunan tüm alanlardaki tüm Parti Üyesi yoldaşların bildiğini “unutmuşlardır” bu ... yoldaşlar. Şunu çok açık bir şekilde söylüyoruz ki, bu rakamlar tamamen düzmece ve aldatmacadan ibarettir.


Bu demokrasi oyununuzun sonucu, “illegalite gereği” yüzdelerle açıklayacaksak Tüm Aktif Parti Üyeleri bazında % 50 HBDH’den çıkılsın; % 50 HBDH’de kalınsın şeklindedir.

 (Yok sayıldığını/edildiğini tahmin ettiğimiz, tüm kanallardan iletilen ve buna rağmen hazırlanan belgede yer almayan görüşler ektedir.) Ayrıca ... alanından 3 üyenin imzasını taşıyan belgenin ellerine ulaştığına dair kanıt, ... Parti Üyelerinden YYY yoldaşın ZZZ yoldaşa yazdığı mektupta yer almaktadır. Ek 1’de bu mektubun ilgili kısmını bulabilirsiniz. YYY yoldaş burada da alanın “K 72” değerlendirmesiyle [bu, Mart 2016 tarihli alan raporudur ve altında delege imzası bulunmamaktadır] HBDH’ye ilişkin tavır [... alanlarından 3 delegeli imzalı] yazılarını birbirine karıştırıp bulamaç haline getirmişse de durum yeterince açıktır.)

 

7- Bu yoldaşların demokrasicilik oyunlarındaki ikinci yalanları da Türkiye’deki Pasif Parti Üyelerinin görüşlerinin yansıtılması noktasındadır. Ama bu kez o kadar abartmışlardır ki meseleyi, % 100 gibi bir oranla, Türkiye hapishanelerindeki Parti Üyesi yoldaşların görüşünü çarpıtmışlardır. Hapishanelerde bedel ödemekte olan yoldaşların görüşlerinin bu şekilde yalanla-sahtekarlıkla yok sayılması, çarpıtılması nasıl bir düşmanlıktır anlamak çok zor. Zira biz, Türkiye hapishanelerindeki Aday Üye konumundaki yoldaşları da işin içine kattığımızda yine bu ... yoldaşların % 100 oranına ulaşamamaktayız. Bunun açıklamasını bu yoldaşlara bırakalım ve biz gerçekleri açıklayalım: Türkiye hapishanelerindeki Parti Üyelerinin  % 50’si HBDH’den çıkalım; % 50’si HBDH’de kalalım demiştir. Türkiye hapishanelerindeki Aday Üyelerin görüşleri de yansıtılmış, o yüzden farklı çıkmıştır da diyemiyoruz, zira % 100 olabilmesi için tek bir kişinin dahi “kalalım” dememesi gereklidir. (Yok sayıldığını/edildiğini tahmin ettiğimiz, tüm kanallardan iletilen ve buna rağmen hazırlanan belgede yer almayan görüşler ektedir. Ayrıca yine YYY yoldaşın mektubundaki “alaycı ifadeler”, tarafımızdan iletilen ... Hapishanesi’nden yoldaşların tavrının ellerine ulaştığını, hatta devamında bunun dikkate alınmayarak yalan söyleyeceklerini öncesinden göstermektedir. Zira bu yoldaşlar YYY yoldaşın bahsini ettiği hapishaneler komitesi yazısının altına imza atmamışlardır, daha da beteri yine her şeyi birbirine bilinçli ya da bilinçsiz karıştıran yoldaşlar, o metnin altında Hapishaneler Komitesi değil, ... hapishane komitesi yazdığını unutmuşlardır!)

 

8- Aday üyelerden Parti iradesine seslenilen metnin başlığında da ifade edildiği gibi görüş istenmemiştir. Zira bu karar sadece Aktif Parti Üyelerinin görüşleri üzerinden verilebilecektir. Ancak sonuçta etkisi olması hukuken mümkün olmamasına karşın Aday Üyelerinin yüzde kaçının çıkalım, kaçının kalalım dediğine dair “seçim sonuçları”nda başlık açılması muhtemelen psikolojik etki yaratmak amacındadır. Ancak şu anda konumuz kimsenin psikolojisi değildir. O nedenle üzerinde durmuyoruz.

 

 9- Yalan ve hile üzerine kurulu bir kararın Parti Üyelerine gösterilmeden, basın-yayın kuruluşlarına gönderilmesi, kimi sitelerde doğrudan yayımlanması ise darbeci tarzın son noktası olmuştur. Metnin içeriğinin absürdlüğü bir yana “Parti iradesinin -yalan da olsa- ne dediğini” Parti Üyeleri internet sitelerinden ve sosyal medya hesaplarından öğrenmişlerdir. Bu düpedüz ciddiyetsizlik, darbecilik, bölücülüktür.

 

10- ... parti üyeleri öylesine ileri gitmiş ve öylesine zavallılaşmıştır ki işi yönetici komitelerimizin imzalarını değiştirmeye kadar vardırmıştır. HBDH ile ilgili “TMLGB’den bir üye” adıyla verilen görüş TMLGB MK’ya aittir. Yönetici komitelerin HDBH konusunda tavır almasının gerektiğine dair TMLGB MK’ya iletilen bilgiye istinaden GB-MK resmi bir toplantı gerçekleştirmiş ve bu konudaki tutumunu kaleme almıştır.

 

Metinde yer verilen yazı, TMLGB MK’nın görüşüdür. Bunun dışında, GB içinde görev başında olan, konunun muhatabı Parti Üyesinin yazısı ise metne konulmamıştır. Bu açıkça GB-MK’nın tasfiyesi, yok sayılması anlamına gelmektedir ki bu da bu ... üyenin gerçek amacını da bir kez daha ortaya sermektedir.

 

11- Yalan ve hile ile Partimizin iradesini yansıttığı iddia edilen HBDH’den ayrılma kararını içeren metni kabul etmiyoruz. Açık ve net olarak bir kez daha ifade ediyoruz: BU KARAR, PARTİMİZİN İRADESİNİ YANSITMAMAKTADIR! Nitekim ... üyeler bu gerçeği bildikleri, partimizin hukuku ve tüzüğü karşısında zayıf ve güçsüz oldukları içindir ki yalan, dolan ve sahtekarlığa, bunun doğrudan bir sonucu olarak da saldırganlığa başvurmaktadır. Parti işleyişi ve hukukuna darbe yapanların, partimizi 1.5 yılı aşkın bir süredir el koydukları yönetime biat ettirmeye çalışanların daha fazla kirleneceği ve yozlaşacağı da açıktır. Nitekim açıklamanın kamuoyuna duyurulmasından sonra yukarıda bahsedilen nedenlerle açıklamayı yayımlamayan alanlarımız hedef tahtasına konulmuştur. Hatta daha ileri gidilerek söz konusu tartışma hakkında resmi ve hukuki düzeyde hiçbir söz söyleyebilecek durumda olmayan bir güruh, bu alanlara baskına gönderilmiştir. Burada bulunan yoldaşlarımız tehdit edilmiştir. 

İşte partiyi temsil ettiğini söyleyenlerin geldiği ibret verici nokta: Çetevari uygulamalardan medet ummak! Böylece 1994 yılında partimizin maruz kaldığı darbeci tasfiyeciliğin yaşama geçirdiği yöntemlere sarılarak, hangi çizgide olduklarını da açıkça ilan etmişlerdir.

 

12- Buradan ... üyelere çağrı yapıyoruz, Partimizin hukuk ve işleyişini ayaklar altına alarak gerçekleştirmeye çalıştığınız darbeden vazgeçin! Yetkilerinizi aşmaktan ve suç üstüne suç işlemekten vazgeçin! Suçlarınızı kabul ederek Partimize özeleştiri verin!

Kısacası yoldaşlar, ... Parti Üyeleri artık adli yalana kadar vardırmışlardır meseleyi. “Çamur at izi kalsın” hesabıyla mıdır, gerçeklerin-doğruların hiçbir zaman ortaya çıkmayacağına olan absürd inançlarından mıdır, cahillerin tipik Partizan/124 kendilerine aşırı güvenlerinden midir bilinmez ama bu kadar pervasız bir şekilde yalan söyleyen kişilerin, hala Partimize “önderlik” etmek için çırpınmaları düşündürücüdür. Bu kaygının Partimizin ve devrimin çıkarlarına yönelik bir kaygı olmadığı açıktır.

 

Çünkü Partimiz her zaman olduğu gibi bugün de ve gelecekte de gücünü gerçeklerden alacaktır. Çünkü GERÇEKLER DEVRİMCİDİR! (* Kendisine hala ... MK Üyeleri diyen kişiler Partiyi yanıltmaya devam etmektedir. Zira yukarıdaki metinde de ifade ettiğimiz gibi MK üyesi XXX’in MK üyeliğinden istifa etmesiyle birlikte fiili olarak MK, komite olma işlevini yitirmiştir.

 Elbette gerçekte MK üye sayısının ...’ya düşürülmesi de tamamen bu şahısların yalanları üzerine kurulmuş olsa da, 3’ün 2’si olarak MK’yı temsil ettikleri iddiaları dahi çürümüştür. Yine her ne kadar bu yoldaşların tüzük-hukuk vs. tanımadıklarını bilsek de, artık ... MK üyeleri imzalarını kullanmamaları gerektiği açıktır.) TKP/ML TİKKO Ortadoğu Bölge Komitesi, TMLGB MK, Kadın Komitesi, Yayın Komitesi, Enternasyonal Büro (Ekim 2016) EK 1: YYY yoldaşın yazdığı Temmuz 2016 tarihli mektuptan alıntı EK 2: İlgili metinde yer almayan Parti Üyelerinin yazıları A) Batıdan yazısı konulmayan 3 üye B) ... Nolu yoldaş C) Güney’den 2 Parti üyesi D) ... Hapishanesi’nden 2 Üye + 2 Aday Üye imzalı yazı Partizan/125

 

EK 1: Birde hem ... alanı olarak değerlendirme yapıp hem de niye tek tek değerlendirme yaptığınızı anlamadım. ... komitesi raporu düşüncelerinizi kapsamıyor galiba. Kapsamıyorsa niye komite olarak değerlendirme yapıp yazdınız. Neyse soruları çoğaltmak mümkün... sanırım değerlendirme ve görüşleriniz etki gücünü arttırmak anlamında bu yönteme başvurdunuz. Birde delege imzası kullanılmış malum operasyon sonrası seçili delegelerin delegelik sıfatı kaldırıldı ve tüm üyelerin yapılacak “ÖS’ya” katılmaları kararlaştırıldı. (...) Diğer bir mesele ise MMM’nin HBDH ile ilgili bir cümlelik tavır açıklamasının altındaki 4 PÜ imzası. MMM’de 2 PÜ var. Biri ... diğeri ise ...’dir. Diğer 2 PÜ kim ve ne zaman PÜ yapıldığını açıklarsanız iyi olur. AÜ başvurusu alınan 2 yoldaşı zaman aşımından kaynaklı artık PÜ olarak değerlendiriyorsanız bilemem. Bunun dışında hapishanelerden başvurusu alınan yoldaşların durumları ve statüleri AÜ’dür. Birde bilgin olsun sana gönderdiğim broşürde HBDH ile ilgili hapishanelerin yazısı var. bu yazıya MMM’de imza atmıştır. Ve esas alınacak tavır bu olacaktır. (abç) (Temmuz 2016) EK 2: A) Batıdan yazısı konulmayan 3 üye HBDH’ye yönelik çağrı üzerine Yoldaşlar; Partimizin Nisan 2015’te aldığı darbe sonrasında içine sürüklendiği kaos ve karmaşa ortamı gün geçtikçe derinleşmekte ve her gün bizi daha fazla içine çekmekte ve sınıf mücadelesine dair görev ve sorumluluklarımızı unutturan bir girdabın içinde nefessiz kalmaktayız. Alınan düşman operasyonu sonrasında ortaya çıkan ve parti tüzük ve hukukunu çiğneyerek “işleri halletme” yoluna başvuran anlayış, partimizin giderek kan kaybetmesine neden olmaktadır. Nisan operasyonundan sonra XXX’in bir MK üyesinin durumuna ilişkin başka bir organa yazdığı ve “çapsız darbe girişimi” olarak nitelenen tutumu göndere çeken ... MK üyeleri, yapılan bu yanlış üzerinden parti tüzük ve hukukunu çiğnemeye devam ediyor.

 

XXX’in yaptığını darbe olarak niteleyenler, partinin önüne bu pratiği koyarak XXX’i itibarsızlaştırarak, ona karşı düşmanlık yaratarak ortaya çıkardıkları puslu havada daha büyük hukuksuzluklara ve tüzük ihlallerine imza attılar, hala da atıyorlar. XXX’i sorunu kendi bileşeninde çözmek yerine yatay ilişkiye girmekle ve darbe yapmakla eleştirenler; gerek Haziran Toplantısı’na dair eleştiri getiren gerekse de “K 72” diye önümüze konulan ve sürece eleştirel yaklaşan yoldaşları hedef tahtasına koyanlar (2 MK üyesi) mevcut düşman darbesinden sonra neden bir MK toplantısı yapmak için girişimde bulunmadıklarını, neden XXX ile iletişime geçmediklerini, neden tüzüğü işletmek yerine kendi tüzüklerini yürürlüğü sokmaya çalıştıklarını vb. vb. açıklayamamaktadır. Bu sorular sorulduğunda aldığımız “yanıt”, XXX’in darbeciliğinden dem vurulması olmaktadır.

 

Ancak “XXX, MK üyesi ise neden onu ve pratiklerini kendi bileşeninizde değerlendirip çözmüyorsunuz?” sorusunun yanıtı yoktur. Veyahut bugün HBDH üzerinden partimizin program ve tüzüğünü savunma adı altında sahneye çıkanlar, tüzükten bahsedenler içinden geçtiğimiz sürece uygun tüzük hükümlerini hatırlatmamıza rağmen ısrarla tüzüğü çiğnemeye (ve tüm partiyi de buna suç ortağı yapmaya çalışmaya) devam etmektedirler. Anlaşılan o ki tüzük ve program “işime geliyorsa vardır” mantığıyla hareket edilmektedir (bir yıldır yapıldığı gibi). HDBH’ye dair çok üst perdeden yapılan partinin programatik görüşlerinin tasfiye edildiğine yönelik eleştiri ve soruşturma talebini bu arka plan içinde yorumlamak gerekir. Açık ki burada amaç, HDBH’nin açığa çıkardığı duruma yönelik bir duyarlılık değil tam aksine bu gündemi kullanarak başta XXX olmak üzere bugün tüzük ve hukuka karşı gerçekleştirilen darbeciliğe tavır alan parti üyelerinin ve faaliyet alanların tasfiye edilmesidir.

 

1-Elimize ulaşan ve HDHB imzasını atan ve ona ilişkin yazılar yazan ile yayınlayanlar hakkında soruşturma talebini içeren metnin altındaki imza, Nisan ayından bu yana parti iradesini gasp eden ve kendini ... MK üyeleri olarak ifade edenlere aittir. Bu üyeler kendilerini “İradesini kaybetmeyen ama bir araya gelemeyen PMK” olarak da tanımlamaktadırlar metinde.  

 

 Gerçekten MK’nın bir irade sorunu olmadığını düşünürsek söz konusu gündemin ilk elden -partiye taşınmadan önce- olduğu söylenen MK bileşeninde, iradesinde tartışılması gerekmez mi? Eğer ortada bir MK iradesi varsa bu MK iradesi neden bu konuya dair bir şey söylememektedir? XXX hala MK üyesi ve görevi başında olduğuna göre bu sorun etrafında XXX’in da dahil olduğu bir toplantı ya da resmi görüşme, görüş alışverişi, iletişim neden yapılmamıştır-kurulmamıştır? Partimizin kolektif iradesini temsil eden organ MK değil midir? Bunun içinde bir grup üyenin tüm MK adına “... MK üyeleri” imzasıyla irade sıfatıyla karşımıza çıkması ve tüm partiyi temsil ettiğini söylemesi parti tüzük ve hukukuna yönelik bir darbe değil midir? Özetlersek; “K 72”yle birlikte ... MK üyeleri tarafından parti tüzüğüne gerçekleştirilen darbe gün geçtikçe derinleştirilmekte ve tüm parti, 2 MK üyesinin tüm MK ve parti iradesini temsil ettiğine ikna edilmeye çalışılmaktadır. Böylece Nisan operasyonundan bu yana uygulamaya konulan darbecilik giderek derinleştirilmektedir. HBDH ile ilgili metin de sözkonusu bu bunalımın derinleştirilmesinin bir aracı haline getirilmeye, (zira imza sahibi imzasını çekmezse tek tek faaliyet alanları kamuoyuna kararı tanımadıklarını açıklasın bile denilebilmektedir) politik bir tartışma yerine klasik Kaypakkaya savunuculuğu yapılarak süreç oldu bittiye getirilmeye çalışılmakta, bu vesile ile tam da yeri gelmişken “içimizdeki düşmanların” halledilmesi hedeflenmektedir. Tek başına metnin dili bile bu hedefin altını çizmektedir. Böyle olunca da metin anlaşılması zor bir hale gelmekte ve bir paragrafında başka bir iddia ve talep varken başka bir satırında başka bir iddia ve talep ortaya çıkmaktadır.

 

2- Metinde kimi MK üyelerinin yetkilerinin keyfi bir şekilde tanınmadığı ve “... gelinen aşamada ‘memnuniyetsizler birliği’ şeklinde örtülü olmayan bir klik çalışması yürütmektedir. Bu klik çalışması açığa çıkmış, tespit edilmiştir” sözlerine yer verilmiştir. Tıpkı “K 72”de olduğu gibi üst perdeden parti adına yapılan iddia, suçlama ve hakaretlerle karşı karşıyayız. ... MK üyeleri sürece eleştirel yaklaşanları klik oluşturmakla ve hizip yapmakla suçlamakta. Bunun gerekçesi olarak da görev başındaki MK üyelerinin yetkilerini tanımadığımız öne sürülmekte. Yöntem aynıdır... Zira 72’de de bu senaryo yazılmıştı. Bayrak açtığımız, suç işlediğimiz vb. vb. sıralanmıştı. Ancak tüm bunları nasıl yaptığımız sorusunun yanıtları yoktu. Bu metinde de benzer şekilde iddialar sıralanmış ve açığa çıktığı iddia edilmiş.

 

Hatta “kulağımıza gelen” vs. denilerek komik duruma düşmek bile göze alınmıştır. Soru şudur; XXX, MK üyesi ise sizin ilk elden kendi organınızın üyesi olduğundan bu sorunu, sorunlu imzayı vb. onunla görüşmeniz gerekmez mi?

 

3- Söz konusu metnin içeriği, düşmanlık ve kinden beslenen bir yığın iddia ile doldurulmuştur. Öncelikle bazı soruları sorarak ve metni bu şekilde sadeleştirerek tartışmak gerekmektedir. Metin HDBH’nin içeriği ve ne olduğuna yönelik bir tartışma maksadı mı taşıyor? Yani amaçlanan, XXX’in ilgili organa danışmadan imza attığı HDBH’nin politik içeriğini, buna yönelik nasıl tavır alınması gerektiğini tartışmak mı yoksa imzayı tek başına attığı söylenen XXX’in bu pratiğini partiye açarak linç kampanyasını devam ettirmek mi? Eğer ilki ise yöntem ciddi anlamda sıkıntılıdır, zira HDBH’ye dair öneri bu şekilde tamamen taraflı ve şimdiden sonucu belli ifadelerle konulmuştur. Nitekim partide HDBH’nin ne olduğuna dair tartışma bir olgunluğa ulaşmamıştır ve bu konuda pek çok farklı fikir vardır. ... MK üyeleri partinin bu konuda bilgilendirilmediğini söyleyip ondan sonra partiye, bilgilendirilmediği bir konuda kesin yargılarla gitmektedirler. Parti eğer henüz HDBH’yi yeterince tartışmadıysa önce bunu tartışmaya açmak gerekmez mi? ... MK üyeleri için gerekmez, çünkü açık ki burada amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir.

 

 4- HDBH’nin kamuoyuna deklare ettiği metne dair yapılan politik değerledirmeleri ayrıca irdelemek gerekiyor. Kaypakkaya, (Mao’dan alıntılayarak) cephe örgütlenmesini komünist partisinin önderliğinde devrimden çıkarı olan tüm sınıf ve katmanların Partizan/129 ittifakı olarak değerlendirmiştir. Onun sözünü ettiği cephe, böyle bir cephedir. Bugün karşımızda duran Birleşik Devrim Hareketi ise toplumsal sınıfların ittifakla kurduğu bir yapılanmadan öte faşizme karşı mücadele eden devrimci örgütlenmelerin oluşturduğu bir güç birliğidir.

 Bu anlamda Kaypakkaya’nın ortaya koyduğu genel çerçeve ile bir ilişkisi yoktur.

 Yapılan bir eylem ve güç birliğidir.

 Kuşkusuz her eylem ve güç birliğinde olduğu gibi bu platformda da biraraya gelen her örgüt birlikte hareket edebilmek adına bazı noktalarda esnemek zorundadır. Bu, birlikte iş yapmanın doğasında vardır. Bu anlamda taktik düzlemde kimi esnemelerin olması doğaldır. Söz konusu güç birliğinde Türkiye’de karşılığı olmayan ve bizim bağımsız hareket etmemizi zorlaştıracak kimi kararların ve vurguların olduğu doğrudur. 

Bunlar tartışılmalıdır. Ne var ki bu tartışma, Kaypakkaya’nın ortaya koyduğu genel cephe yaklaşımından öte bir güç ve eylem birliği kapsamında yürütülmelidir. 

Suriye’de başlayan iç savaşla birlikte açığa çıkan Rojava gerçekliği devamında Kürt halkının kendi kendini yönetmek adına ortaya koyduğu tutum ve TC devletinin bundan duyduğu rahatsızlıkla birlikte gelişen saldırganlık, yeni bir dönemin kapılarını açmıştır. 

DAİŞ çeteleri eliyle Rojava’ya saldıran TC, burada gelişen direnişin coğrafyamızda devrimci, demokrat, ilerici ve yurtsever güçleri yakınlaştıran sonuçlarından ciddi bir rahatsızlık duymuştur.

 

Suruç ve Ankara katliamlarıyla verilmek istenen temel mesaj da buydu. Faşizm ulusal hareket ile devrimci, demokrat, ilerici güçlerin ve diğer toplumsal kesimlerin birarada durmasından, ortak hareket etmesinden büyük bir endişe duymaktadır. Zira bu çıkış, sistemin temel kolonlarından olan şovenizmin çatırdamasına neden olmaktadır. 7 Haziran seçimlerinde açığa çıkan enerji, devletin buna yönelik kapsamlı bir strateji izlemesini getirmiştir. Suruç ve Ankara’da yaşanan katliamların arka planında bu vardır. Bu korku, HDBH ilan edildikten sonra da kendini açığa vurmuştur. Türkiye’de mücadele eden silahlı-silahsız örgütlerin ulusal hareketle yan yana durmaları, hakim sınıflarda ciddi bir endişe yaratmıştır. 

Faşizmin ülke genelinde ve dahası Suriye ve Ortadoğu’da yürüttüğü kapsamlı saldırı konsepti ve açığa çıkan tablo, bugün yurtsever, devrimci ve komünist güçlerin bir araya gelmesi için uygun bir iklim yaratmıştır. Süreci doğru okuyan, düşmanın esaslı korkusu hakkında azıcık fikir sahibi olabilen bir akıl, bugün başta ulusal hareket olmak üzere devrimci, demokrat, ilerici güçlerin güç birliğinin ne kadar elzem olduğunu görür. 

Bu anlamda eldeki ... MK üyeleri imzalı metin, HDBH’den çıkılmasına yönelik savunuları ile Türk şovenizmi ile maluldür. Sınıf mücadelesinin bugünkü gerçeklerini ulusal hareket fobisi üzerinden okumakta ve “yeter ki uzak duralım” kibri ve kendine güvensizlik hali ile şovenizme savrulmaktadır. Oysa komünistler, sınıf mücadelesinde konumlanırken; çatışma ve hesaplaşmanın, kutuplaşma ve direnişin en keskin olduğu; çelişkilerin en yoğun olduğu yeri tercih eder.

 

 Ancak bunu yapabildiğinde gelişir ve güçlenirler. Bugün gerek Irak ve gerekse de Suriye’de dahası esas olarak da T. Kürdistanı’nda devletin temel gündemi olan bir ulusal hareket ve Kürt sorunu gerçekliği varken, “biz komünist-sınıf partisiyiz” kibriyle uzak durmak tam da Türk şovenizmine tekabül eder. Nitekim bu metni kaleme alanların, T. Kürdistanı’nda taş üstünde taş bırakmayan TC devletine karşı yürütülen öz yönetim direnişleri boyunca yaklaşımları bu olmuştur-olmaktadır. Öz yönetimler için “açtıkları fırınları beş gün işletemezler”, “bu ulusların kendi kaderini tayin hakkı değil” diye dudak bükenler Kaypakkaya’nın ulusal sorunun ikili karakteri ve demokratik muhtevasına yönelik anlayışını da tersyüz etmiş, yelkenlerini Türk şovenizmi ile doldurmuş, haklı çıkmak adına öz yönetim direnişlerinin bitmesini beklemiştir.

 

 Ne var ki NATO’nun dördüncü büyük ordusu Amed Sur’da sadece üç mahalleye 90 gün boyunca girememiştir. Özetle; HDBH’nin; ortak komutanlık kurulması, dünya savaşı vb. pek çok konuda tartışmaya ihtiyaç olduğu açıktır. Ne var ki bu tartışmalar sürecin temel ihtiyaçları ve birlikte hareket etmenin önemi üzerinde yükselmeli ve bu çerçevede tartışılmalıdır. Zira ortada parti çizgisinin tasfiye edilmesi gibi bir durum yoktur. Aksine, İbrahim’in başta Kemalizm ve Ulusal Mesele üzerine yaptığı tespitlerle şovenizme karşı açtığı bayrağı sallayarak batağına düştüğü şovenizmini gizlemeye çalışan bir anlayış vardır. Partimizin bu güç birliğinin içinde askeri ve politik olarak yer alması,   ideolojik-politik hattını sadece belli noktalarda zorlayan ama kesinlikle çiğnemeyen bir durumdur ve kesinlikle ideolojik-politik tartışmalarla birlikte devam ettirilmelidir. Bunun için de sürecin ortaya çıkardığı olanaklardan faydalanmak üzere politika geliştirmelidir. İmzanın atılma biçimine yönelik tartışma, farklı bir alana (örgütsel) dairdir ve bu durum gözümüzü karartmamalı, şovenizme maske yapılmamalıdır.

 

6-      XXX’in Rojava merkezli yürüyen ve gelişen tartışmalardan hareketle, parti örgütlerinde söz konusu gündem tartışılmadan imza atması doğru değildir. Bu davranış ayrı bir başlık olarak tartışılmalıdır. Burada aslolan XXX’in kendi organ disiplinine uygun hareket etmemesidir. Gerekçesi ne olursa olsun XXX’in tek başına böyle bir imza kullanma yetkisi yoktur. XXX önce kendi organına sonrasında da tüm partiye özeleştiri vermelidir. Yürütülen tartışmalardan ve konu başlıklarından ... MK üyelerinin haberinin olmadığına yönelik söylem ise yalandır. Ocak-Şubat aylarında ... kongresinde Kürt hareketinden ... ile ... MK üyelerinin sorumlu olduğu ... alanından yoldaşlar arasında bu konuda bir görüşme yapılmıştır. Doğrudan bu görüşmenin tanığıyız. Bu görüşmede ilgili kişi konuyu epeyce detaylı bir şekilde anlatmış ve hazırlanan ortak metinden de söz etmiştir.

 

Yani sözünü ettiğimiz ay itibarıyla ... MK üyelerinin bu tartışma ve oluşumdan haberi vardır. Bugün canhıraş bir şekilde “parti programı elden gidiyor” diye bağıran bu üyeler, tartışmayı bildikleri ve öğrendikleri halde neden XXX’e ulaşıp soruna müdahil olmamışlardır. Yani görevlerini neden yapmamışlardır? Ortada bir suç varsa aynı organın bileşeni olarak ve meseleye vakıf olmaları itibariyle ... MK üyeleri de suçludur. ... MK üyeleri bilgileri olmasına karşın haberleri yokmuş gibi yapmış, tartışma belli bir olgunluğa ulaşınca da, “suç” için yeterli materyal ortaya çıktığını düşünerek birden bire ortaya çıkıp “parti programı elden gidiyor” diye bağırmaya başlamıştır. ... MK üyelerinin konuya vakıf olduklarına dair pek çok kanıt vardır. Örneğin MLKP temsilcisi ..., kısa bir süre önce ... organındaki ... yoldaşa henüz tartışmaların başında XXX’ten bir mektup getirdiğini sohbet sırasında söylemiş ve bu mektubun ... MK üyelerinin sorumlu olduğu ... alanından bir yoldaş tarafından alındığını ifade etmiştir.

 

MKLP’li arkadaş ile yapılan olağan bir konuşmada olay tarafımızdan tesadüfen öğrenilmiştir. Benzer bir durum yurtdışında da yaşanmış, bu alana gönderilen bir belgeye de ... MK üyeleri tarafından el konulmuştur. Belgelere el konulduğu bu organlara, kişilere ve alanlara ise söylenmemiş, durum aylar sonra ortaya çıkmıştır. Bu açık bir suçtur. Hem alan ve organlara gelen belgelere el konulması itibariyle hem de başından itibaren tartışmaların bilinmesi nedeniyle yapılan suçtur. Böylece “bizim haberimiz yoktu, partiden habersiz imza atıldı” iddiası tamamen ortadan kalkmaktadır.

 

Açık bir şekilde, ... MK üyeleri, bu birlikteliğe yönelik tartışmalardan daha başından itibaren haberdardırlar, ancak müdahale etmeyerek, konuya dair görüşlerini iletmeyerek, tartışmaya dahil olmayarak MK üyesi XXX’in imzayı atmasını beklemişler, sonra da çığlığı basmışlardır: “Parti programına darbe yapılıyor!” 6- Metinde suç yelpazesi oldukça uzun tutulmuştur. Sadece metne imza atan değil yayımlayan ... alanı ve ... organında çıkan yazıları kaleme alanlar da hedefe konulmuştur. Tesadüfe bakın ki sözü edilenler tam da “K 72”de tüm yaşamları partinin önünde teşhir direğine çekilen yoldaşlardır. ... MK üyelerinin bir tek isim söylemedikleri kalmıştır. ... alanı MK imzalı ve kamuoyuna açılmış imzalı açıklamayı koymakla neden suç işlemiş olsun? Yayın alanının, alana ulaşan MK imzalı açıklama, yazı vb. olduğunda acaba tüm MK üyelerinin bilgisi var mı, imza kolektifi mi temsil ediyor yoksa bir tanesi kafasına esti imzayı attı diye mi düşünmesi gerekiyor? Açıktır ki bu, uzun süredir devam eden ve sonlanması için çeşitli önerilerde bulunduğumuz kaos ortamının, iletişimsiz bırakma, tecrit etme halinin doğal bir sonucudur.

 

 Ve MK’nın kendi iç sorunudur. Açık ki ortada bir imza vardır ve deklarasyon kamuoyuna bizden bağımsız yansımıştır. Pek çok örgüt yayınında deklarasyonu yayımlamıştır. Devamında çıkan yazılar ise tıpkı K’larda bahsedildiği ve MK ile tartışıldığı gibi resmi açıklamaların propagandasının yapılması şeklinde olmuştur ki bu da suç değildir. Diğer yandan metin elimize geçene kadar yapılanın suç olduğunu düşünen ve bugün bunu partiye ilan eden MK üyelerinden ... alanına herhangi bir eleştiri, uyarı ya da not gelmemiştir. Metnin kamuoyuna açıldığı gün ... MK üyelerinden ... ile yayın organından ... yoldaş ile randevusu olmasına rağmen... Kısacası iddia edilen “suç”un koşulları oluşturulmuş, süreçten haberdar olunmasına rağmen beklenmiş, gelişmeler sessizce izlenmiş ve sonrasında da soruşturma zamanı gelince devreye sokulmuştur.

 

7-      Bizi hizip oluşturmakla suçlayan ve metni kaleme alanların, bu “soruşturmayı” nasıl yürüttüğüne bakmak da faydalı olacaktır. Kendini parti iradesi olarak deklare edenler tarafından hazırlanan bir metin vardır ve bu belge tüm partiye açılmıştır. Bu durumda parti adına hareket eden ... MK üyelerinin alan organlarıyla görüşerek durum hakkında bilgilendirme yapması gerekmez mi? Metnin içeriği ve ne istendiğine yönelik bir tartışma sürecinin işletilmesi gerekmez mi? Ne var ki olan bu değildir. Metin elimize ... alanında görevli bir yoldaş tarafından ulaştırılmıştır. Metne dair tartışma yürütecek bir muhatabımız yoktur. ... MK üyeleri tüzüğe sahip çıkan alan organları ve sorumlularıyla görüşmeyerek işlerini tamamen yatay ilişkiler üzerinden sürdürmektedir. Eğer ortada bir hizip varsa hizip işte tam da budur. 

Parti üyelerine açılan metin bize bir İM yoldaş aracılığıyla ulaşmıştır. Hem de yangından mal kaçırırcasına. Metnin elimize ulaşmasından birkaç gün sonraya yazılı yanıt için tarih verilmiştir. Bu yine ... alan komitesinden İM bir yoldaş aracılığıyla yapılmıştır. Benzer bir çarpıklık da metnin pasif üyelere ulaştırılmasında yaşanmıştır. ... MK üyelerinden birisi nasıl olduğunu bilmediğimiz bir yolla ... yoldaşa ulaşmış ve ... kişisi üzerinden pasif üyelere ulaşılması ve görüş alınması talimatını vermiştir. ... yoldaş, kendi ifadesi ile metnin bir özetini çıkarmış ve pasif üyelere dedikoduculuğu tescilli, Partiyle hiçbir organik ilişkisi olmayan ... kişisi üzerinden ulaştırmıştır. Her şey yerli yerinde olsa bile soruşturmaya tabi tutulanlara karşı ciddi bir tepki içinde olan bir kişinin bu derece ciddi bir meselede görüş toplamada görevlendirilmesi manidardır ama esas olarak da güvenli değildir.  

 

Pasif üyelerle uzun süredir muhataplık kuran ve sürece vakıf oldukları için görüş almayı da yapması gereken yoldaşlar bellidir. Bu yoldaşlar ... MK üyelerinin hedefinde olduğu için yine işin dışında tutulmaya çalışılsalar da pasif üye yoldaşlarımızın da muhataplarını bekleyeceklerini söylemlerinden anlaşılacağı gibi “soruşturma”nın bu ayağı muhataplar üzerinden yürümelidir. Resmi yanıtlar ancak bizlerin alacağı yazılı yanıtlardır. Gerisinin bir anlamı yoktur. Burada ... MK üyeleri suç işlemeye devam etmekte ve suç ortaklıklarını da çeşitlendirmektedir. Metnin özetlenerek pasif yoldaşlara sunulduğu söylenmiştir bize.

Burada da başka bir sorun çıkmaktadır karşımıza.

ÖZET! Ama nasıl bir özet. Durum ve tartışmalar hakkında yeterli fikre sahip olmayan yoldaşlar bu haliyle XXX’e karşı kışkırtılmakta ve istenen sonuç alınmak istenmektedir. Oysa pasif üye durumundaki yoldaşlar hazırlanan metindeki diğer iddialar ve yalanlardan bihaberdir. Engels, yoldaş “her şeyin başı dürüstlüktür” derken sanırız böylesi durumları kast etmiş olmalıdır! 8- Diğer yandan tüzüğe göre pasif üyelerin oy hakları yoktur, fikirlerini dile getirme hakları vardır. Dışarda varolan üyelerden imza almak içik kılını kıpırdatmayan ... MK üyeleri her nedense büyük bir gayretle içerden görüş almaya çalışmaktadır.

 

Farz edelim ki, tüm iradeye soruldu, bu durumda üyelerin yazılarının ve HDBH ve XXX’e yaptığına dair fikirlerinin tüm parti tarafından görülmesi için bu yazılar bir belgede toplanarak partiye açılmalıdır. Her partili diğer yoldaşların ne düşündüğünü, ne yazdığını görme hakkına sahiptir. Bu süreç şeffaf olmalıdır. “Biz sorduk, irade budur” şeklindeki her tutum suçtur ve gerçeği gizlemeye yöneliktir. Gelinen aşamada partinin tüm “politika”ları ... MK üyeleri tarafından ... alan komitesi hatta komite üyesi bile olmayan örgütlü yoldaşlarla belirlenmektedir. 1 Mayıs, 18 Mayıs, Newroz vb. pek çok gündemde böyle olmuştur. Aslında 1.5 yıldır işler böyle yürütülmektedir.

 Bugün eğer HDBH’ye dair resim tutumumuz atılan imzada kesinlik bulmuşsa ve tartışma devam ediyorsa neden çıkılması yönlü propaganda açıkça yürütülmektedir. Bu suç değil midir? Belki de parti iradesi kalınması yönünde fikir beyan edecektir? ...

MK üyelerinin çıkacak sonuçtan bu kadar emin olmalarının nedeni öngürü sahibi olmaları mı yoksa “bu yöntemlerle istediğimiz sonucu kesin alırız, alamasak da bir ayak oyunu buluruz” iddiasında olmalarından mıdır?

8-      Henüz soruşturma aşamasında ... sitesinde HDBH’nin “zararları” üzerine yazı kaleme almak, bir sorun olduğunu ilan etmeye çalışmak, özellikle ... ve ... alanlarında çalışmaların yürütülmesine pratikte engel olmaya çalışmak, hafiyeliğe soyunmak ve tüm yoldaşları tavır almaya zorlamak hukuksuzluktur. İmza hukuksuz bir şekilde atılmış denilmekte ama daha büyük bir hukuksuzluk pratikte sergilenmektedir. Açıktır ki, Parti iradesi sorunu tartışıp karar verene kadar atılan imza geçerlidir. İrade imzanın çekilmesine karar verdiğinde buna uygun hareket edilir, buna kimsenin kuşkusu olmasın. Zaten metni kaleme alanların da savunduğu işleyiş bu değil mi? Öyleyse buna riayet edilmelidir! Ancak ... MK üyelerinin savunduğu işleyiş bu değildir. Onlar darbeciliği meşru ve meşru olmayan diye ayırarak, kendilerince “meşru olmayan” darbeciliği mahkum ederek, partiyi tüm işleyişi çiğnemeye, üzerinde sonuca ulaşmamış bir tartışmanın döndüğü bir karara-imzaya karşı çıkmaya, isyan etmeye, tavır almaya çağırıyorlar. Okuyanlar üzerine kendi yorumlarını katsalar, ellerine silah alıp imzanın atıldığı Rojava’ya, metni yayımlayanların alanına, ... üzerine yazı yazanın şu an bulunduğu mekana birlik çıkartacaklar! Bu kışkırtıcı, bu tüzük-hak-hukuk tanımayan üslubun gideceği nokta budur! Herkes (evet MK üyeleri de) kendi işlerine geldiği gibi, kendi bulundukları noktayı tartışmasız haklı görerek, herkesi partinin değil kendi hukukunu uygulamaya çağırırsa, buradan parti birliği değil, savaş ağaları düzeni çıkar. (“Tüm partiyi ve bileşenlerini ve bağlayanlarını bu karara tavır almaya çağırıyoruz.

 

 Parti programına ve ilkelerine yönelik bu saldırganlığa karşı kararı uygulamamak haktır. Bu hak bütün alanlarda yaşama geçmelidir. Tüm partili yoldaşlar parti görevini yerine getirerek bu kararı tanımama tavrı geliştirmeli tutumunu açık şekilde koymalıdır. Bizim açımızdan bu tartışma meselesi değildir. Tutum alma meselesidir.” İlgili metinden) Partizan/136

 

Nitekim bugün parti kitlesine açık bir şekilde HDBH’den çıkılması gerektiği söylenmekte, parti içinde yürütülen tartışmalar derneklere kadar taşınmakta, kitlemizle açıkça konuşulmaktadır. Bu durumda kaybeden partinin işleyişi ve prestiji olmaktadır. Ama ... MK üyeleri kendi iktidarları için Partinin çıkarlarını unutmuştur uzun bir süredir. Metni dağıtan ... MK üyeleri bize metnin sadece üye, aday üye ve pasif üyelere açıldığını söylemiştir. Ama örneğin ... alan komitesinde İM olan bir yoldaş da metnin kendilerine de açıldığını söylemektedir. Metnin yönetici komitelere açılıp açılmadığına dair büyük bir karmaşa vardır. Eğer öyle ise gençlik, kadın ve ... alan komitelerinden yanıt alınması için neden hiçbir girişimde bulunulmamaktadır? Eğer değilse neden ... alan komitesi bu metni görmüştür? Diğer yandan ... alanından bir yoldaşa çekilme ile ilgili -kararın böyle çıkacağından son derece emin- açıklamanın yayın alanı tarafından yapılması gerektiğini söylemiştir, oysa metinde böyle bir ifade yoktur. Keza aynı ... MK üyesi, metnin sadece üye, aday üye ve pasif üyelere açıldığını söylemiştir. Oysa metinde tüm parti örgütlerine denilmiştir. Son olarak; ... MK üyelerinin ve partinin onlara verdiği yetkilerin tanınmadığına yönelik iftiraya dair birkaç şey söylenmeli. Biz konferansta seçilen MK üye ve yedeklerinin hala resmi olarak yetkili olduğunu savunuyoruz. Bugün karşımıza ... MK üyeleri olarak çıkanlara “siz MK üyesi değilsiniz, sizi tanımıyoruz” denildiği büyük bir yalandır. Biz ... MK üyeleri imzasıyla MK iradesi sağlanmadan tüm partiye MK adına müdahale edilmesine karşı çıkıyoruz. Tam da parti iradesinin tecelli edebilmesi için parti bütünlüğü ve birliğinin sağlanması için MK’da yaşanan azalmanın en kısa sürede sırasıyla yedeklerden başlayarak tamamlanması gerektiğini savunuyoruz. ... MK üyelerinin kendi alanlarına yönelik müdahalelerine değil bu alanlar üzerinden diğer alanları ve yönetici komiteleri atlayarak tüm partiyi yönetmeye çalışmasına karşı çıkıyoruz. Zira bu parti bütünlüğünün ve iradesinin parçalanmasına hizmet ediyor. ... alanlarından 3 delege Haziran 2016 Partizan/137 B) Yazısı konulmayan ... No’lu yoldaş “İRADESİNİ KAYBETMEYEN AMA BİR ARAYA GELEMEYEN PMK’NIN”(!?) “PMK ÜYELERİ” İMZALI ÇAĞRISINA YANIT (Açıklama: Mart 2016, PMK üyeleri imzalı, TÜM AKTİF VE PASİF PARTİ ÜYELERİNE VE PARTİ ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI: ÖRGÜTSEL DARBECİLİKTEN SİYASİ DARBECİLİĞE EVRİLEN GÜZERGAHA TAVIR ALALIM! Başlıklı metne ilişkin görüşümdür. Metnin elime geçiş tarihi 28 Nisan’dır) “Bu tür durumlarda sorunun kaynağı olan yer, sorunun giderilmesiyle mükelleftir. Bu sorumluluklar yerine getirilmelidir.” (Bakınız: Mart 2016, PMK üyeleri imzalı, TÜM AKTİF VE PASİF PARTİ ÜYELERİNE VE PARTİ ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI: ÖRGÜTSEL DARBECİLİKTEN SİYASİ DARBECİLİĞE EVRİLEN GÜZERGAHA TAVIR ALALIM! Başlıklı yazıdan, bold bn.) [Hala Anlamayan “İradesini kaybetmeyen ama bir araya gelemeyen PMK’nın” (!?) “PMK üyeleri” için kısa bir hatırlatma: Not 1: Parti iradesi adına 8. PMK tarafından partiye iletilen ve kamuoyuna açıklanan bütün kararların 8. Konferansta belirlenen PMK üye sayısının salt çoğunluğunu temsil etmesi gerekir. (Bakınız: “Karar yeter sayısı, toplantıya katılanların değil, organ üyelerinin salt çoğunluğuna göre belirlenir”, “b- Merkez Komitesi” başlığı, TKP/ML Tüzüğü, bold bn.) Bunun anlamı PMK adına alınacak kararların, kamuoyuna yapılacak açıklamaların ve örgütsel düzenlemelerin ancak ve ancak halihazırda aktif olan (bir üyenin PMK üyeliği tartışmasını bir kenara bırakırsak) “oybirliği”yle yapılması gerektiğidir. Salt çoğunluğa yani oybirliğine dayanmayan her pratik açıkça tüzük ihlalidir. Parti iradesine karşı darbeciliktir! Neredeyse bir yıldır 8. PMK’nın pratikte iradesini yitirdiğine, 8. PMK adına partiye iletilen kararların ve kamuoyuna yapılan açıklamaların, 8. Konferansta belirlenen PMK sayısının salt çoğunluğuna dayanmadığına ve dolayısıyla suç işlendiğine dair eleştirilerimiz “....PMK üyeleri” taraPartizan/138 fından “irade sorunu yoktur”, “karar alabilir” denilerek yanıtlanmıştır. Böylelikle alınan kararların salt çoğunluk yani geriye kalan aktif PMK üyelerinin (bir üyenin PMK üyeliği tartışması hariç) oybirliğiyle olması gerektiği ZORUNLULUĞU yok sayılmıştır. Bir yıldır suç işlenmiştir/işlenmeye devam etmektedir ve bu 8. PMK’nın iradesinin var olduğu, bu haliyle karar alabileceği ileriye sürülerek yapılmıştır/yapılmaktadır. Bu durumda bahsi edilen ve soruşturma konusu yapılmaya çalışılan sorunun muhatabı (öyle ya madem ki PMK’nın iradesi var ve son derece açık olan tüzük hükmü çiğnenerek salt çoğunluk gözetilmeden PMK kararlar alabilir!!!) 8. PMK’dır. “İradesini kaybetmeyen ama bir araya gelemeyen PMK’nın” (!?) ...MK üyesinin “meşru olmayan darbeci bir girişim”iyle (öyle ya kendilerinin tüzük hükmünü çiğneyen ve 8. Konferansın belirlediği PMK sayısının salt çoğunluğunu yok sayan ve böylelikle partiyi yönetmeyi sürdüren, yönetici organ atayan vb. vb. pratikleri “meşru darbe”dir!!! ) karşı karşıya olduğunu iddia eden malum PMK üyelerine duyurulur!!! Bu durumda partiye “İradesini kaybetmeyen ama bir araya gelemeyen PMK’nın” (!?) “PMK üyeleri”nin çağrısında yazdıkları; “Bu tür durumlarda sorunun kaynağı olan yer, sorunun giderilmesiyle mükelleftir. Bu sorumluluklar yerine getirilmelidir” diye yanıt olmaktan başka bir şey düşmemektedir. Not 2: Kendi açımdan bu yaşananların ya da “İradesini kaybetmeyen ama bir araya gelemeyen PMK’nın” (!?) “PMK üyeleri” imzasıyla talep ettikleri sorunun cevabı bir yıl önce verilmiştir: “Parti önderliği kendi içinde yaşadığı sorunlar ve ÖZELLİKLE İRADE KONUSUNDA DÜŞTÜĞÜ KONUMU gözardı etmemelidir. Tüzüksel olarak, yedeklerinde katılımıyla bir sorun olmadığı varsayılsa bile, yaşanan süreç, (önderliğin öteden beridir adeta bir koalisyon tarzında ele alınmasının da etkisiyle) bu önderliğin kendi içinde derin bir güven bunalımı yaşaması ve EN TEMEL MESELELERDE BİLE ORTAKLAŞAMAYAN BİR ÖNDERLİK GERÇEKLİĞİni ortaya çıkarmıştır. Bu durum gözardı edilmemelidir. Bu nedenle halihazırdaki parti önderliğinin tek görevinin (bazı önemli Partizan/139 politik gelişmelere müdahale dışında) yarım kalan sürecin başarıyla örgütlenmesi olması gerekir. Bunun dışındaki adımlar, partinin içinde bulunduğu durumdan hiçbir şey anlamamak, biriken tepkileri ve eleştirileri yok sayarak “önderlikçilik” oynamaya devam etmektir. Bu tavrın sürecimize yarar değil zarar getireceği bilinmelidir.” (... Alanında Bulunan MK ve MK yedek üyeleri toplantısı, Haziran 2015, Karar 5’e ... nolu tarafından düşülen itirazdan, bold bn.) “Bugün kendisine önderlik misyonu biçenler açısından yapılması gereken tek görev, anın getirdiği kimi özel müdahaleler dışında (kampanya, olağanüstü politik gelişmeler vb.) partinin yarım kalan sürecini sonuçlandırmaktır. Bunun dışında örgüte müdahale etmenin, önderlik etmeye çalışmanın HUKUKİ ZEMİNİ YOKTUR. Var deniliyorsa BUNDA KİŞESEL OLARAK BENİM ONAYIM BULUNMAMAKTADIR. Kaldı ki bunca yaşanan şeyden sonra KAĞIT ÜZERİNDE VAROLAN İRADE MESELESİ TARTIŞMAYA AÇIKTIR. Dolayısıyla gerçekten parti kaygısı güdenler bu zeminde durmalı, önderliklerinin PARTİ İRADESİ AÇISINDAN TARTIŞMALI OLDUĞUnu kabul etmelidir. (... Alanında Bulunan MK ve MK yedek üyeleri toplantısı, Haziran 2015, 27 nolu yş’ın Toplantı Raporuna Ek yazısından) Not 3: “İradesini kaybetmeyen ama bir araya gelemeyen PMK’nın” (!?) “PMK üyeleri” imzasını kullanan “meşru darbeci”lerinin(!) partiye çağrısında üstü kapalı da olsa şahsımın partimizin programatik görüşlerinin tahrif ettiğime dair “inci”lerine yönelik önerim ise Parti Birliği‘nin Ağustos 2014, Sayı: 34‘de yayınlanan “Demokratik Halk Devrimi Program Taslağı”nı incelemeleridir.] 29 Nisan 2016 ... nolu Partizan/140 C) Yazısı konulmayan Güney’den 2 Parti üyesi -1- (...) XXX yoldaşın konu ile ilgili mektubundaki bölüm aşağıdadır:

 

HBDH’la ilgili imza meselesine gelince...

Medya savunma alanlarından PKK’den biz dahil bütün devrimci örgütlere “eylem birliği-cephe” önerisi geldi. Sürecin böylesi bir örgütlenmeye ihtiyacı olduğu açıktır. Dolayısıyla biz de bu sürecin ve doğru anlayışın bir öznesi olduk. Hemen bütün devrimci kesimler tarafından olumlu yanıt geldi. Hemen herkes bu oluşumu alkışladı. Pratiksel adımlar atılması bekleniyor. Memnun olmayan hoşnutsuz olan kimdir? Darbeci iki üyedir. 

Neden rahatsızlar? 

İmza meselesinden? 

Neden?

 Benim imza atma hakkım yokmuş! Birincisi nesnel gerçekliği göz önünde bulundurma durumları yok. İki yıldır örgütsel bir bağ yok bizimle. Nesnel durum budur. Bu durumdan ... ve ... kendi paylarını sorumluluklarını görmek yerine her zaman ve her sorunda olduğu gibi ayrıntı olan, önemli olmayan, tali olan, çözülebilir olanı çok önemli ve çok yaşamsal ve de çok ilkesel bir durum haline getirip, tartıştırıp asıl önemli ve yaşamsal olan konuları gözden kaçırmak, tartıştırmamak, kendi görev ve sorumluluklarını, kendi paylarını görmezlikten gelmek için bu taktiği izliyorlar. (Nisan 2016) ***

2- DARBECİ PMK’YA YANITIMDIR!

 Parti içinde kendini yıllardır çeşitli anlayışlar üzerinden ustaca ve çok sinsi bir şekilde gizleyerek var etmeye, etki gücünü artırmaya çalışan küçük burjuva ideolojisi partimiz TKP/ML’nin ideolojik-politik-savaş hattını bozmaya, düzen içine çekmeye çalışıyor. Söylemde “yemin billah Kaypakkayacı”, ifade düzeyinde en keskin “yarı-sömürge, yarı-feodal” savunucusu ancak pratik hatta ise “Yeni Şafakçı” olanlar parti yönetimini gasp ve işgal ederek, partiyi daha derin kaos ve krize, bunalımlı bir döneme sokmaya çalışıyorlar.

 (...) Meşru ve gerçek olmayan darbeci yönetim derhal görevini bırakmalı ve partiye özeleştiri vermelidir. (...) İki yıla yakındır Orta-Doğu’da, Rojava’da örgütlü faaliyet yürütüyoruz. Bizleri ilişkisiz bırakarak kendi kaderimizle başbaşa bırakanların kimler olduğu açık ortadadır. (...) Muazzam olanaklara rağmen bu alanda ortaya çıkan savaş değerlerini demokratik halk devriminin çıkarları doğrultusunda kullanmamak suçtur. (...) ROJAVA’da faaliyet yürüten Parti Üyesi ORHAN KOBANE * 20 Nisan 2016 *** D) Yok sayılan ve görüşleri çarpıtılan ...

Hapishanesi’nden 2 Üye + 2 Aday Üye ... 2 Pasif Üye’nin HBDH konusunda ... tarafından çıkartılan “özete” yanıtı HBDH konusunda, meselenin mantığına bakıyoruz elbette. Hukuksuzluğun mahkum edilmesi gerekir. Olayın özü Kürt hareketiyle birlikte hareket etmek gerektiğidir. İçeriği cephe olarak bizim anlayışımıza göre formüle edilip devam edilmesi gerekir, birlikten çıkılmamalıdır. Birincisi; geçmişte böyle çok sorun yaşadık ve gerçekten çok “adam” harcadık.

Onun için o kadar emeğe yazık ettik. İnsanlar hata yapar; hatasını gösterelim ama kapıyı göstermeyelim! Bir iş, hatalı başladı diye bırakılmaz! Israrla bu iki konuyu önemsediğimizi belirtmeliyiz. Yani hatalar yaklaşımda, düzeltme esas olup, kişi hedef alınmamalı, kişiselleştirilmemeli, bir kişi hata yapınca ona “gıcığı” olan herkesin bu fırsatı değerlendirmek istemesi çocukçadır. 

Bunu asla kabul etmiyoruz. İkincisi de yapılan iş bazı noktalarda hatalı diye terk edilmemeli. Bu konuda biz böyle düşünüyoruz. Aksi durumun sekterlik olacağını belirtelim. Partizan/142

 * Nubar Ozanyan: 14 Ağustos 2017 tarihinde Rojava’da şehit düştü.

Halkların Birleşik Devrim Hareketi tartışmalarından kesitler... Sayfa 117-Partizan/Ekim-2018

https://partizan-online.net/wp-content/uploads/2018/10/pzn_92_arsiv.pdf


Blog Arşivi

Çamurdan ayaklı ahmaklar kaldırdıkları kayanın altında kalacaklar

Çamurdan ayaklı ahmaklar kaldırdıkları kayanın altında kalacaklar
Devrimci ve İlerici Kamuoyuna, Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ender haleflerinden, Türkiye’de, devrimci komünist/proleter enternasyonalist çizginin temsilcisi, Maoist ekolün kurucusu, önder İbrahim Kaypakkaya karşı yine iğrenç, alçakça, çamurdan bir saldırıyla karşı karşıyayız. Bizler böylesi iğrenç, alçakça çamurdan saldırıları geçmişten de biliyoruz. İbrahim Kaypakkaya’yı “seni bizat kendi ellerimle geberteceğim” diyen Yaşar Değerli’nin, “sanık İbrahim Kaypakkaya, intihar etmiştir” diye başlayan bu saldırısı sırasıyla, Nasyonal Sosyalist Doğu Perinçek’in 70’lerden buyana dillendirdiği “intihar” yalanıyla, ardından Orhan Kotan’ın, “Rızgari” adına yayınlanan Diyarbakır Hapisanesi Raporu’ndaki “o işkenceye kimse dayanamaz, İbrahim’in direnişi şehir efsanesidir” çamurlarıyla devam edilmiştir. Bugünkü saldırının failleri ise bizat önder Kaypakkaya’nın kurduğu ekolün yıllar içerisinde epey, bir hayli dejenere olmuş, paslanmış, küflenmiş halinin sonuçları olan tek tek safralardır. Bu safralar kendilerinin muhatap alınmasını, attıkları çamurun gündem olmasını ve tartışılmasını istiyorlar. Görünürde ilk kuşaktan olup, Koordinasyon Komitesi üyelerini ama özellikle de Muzaffer Oruçoğlu’nu hedef alıyor muş gibi yapan bu iğrenç, alçakca çamur faaliyetin ESAS amacı ve HEDEFİ aslında, İbrahim Kaypakkaya’nın fikirleriyle hesaplaşmaktan kaçıp, onun geride kalan kemiklerini (“otopsi isterük” naralarıyla) taciz ve teşhir ettikten sonra çamura batırmaktır. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, Kaypakkaya yoldaşın koptuğu Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi’nin önde gelen kalan kadrolarının 1972 senesi içerisinde (sırasıyla Hasan Yalçın, Gün Zileli, Oral Çalışlar, Ferit İlsever, Nuri Çolakoğlu, Halil Berktay ve Doğu Perinçek’in) yakalandıklarını ve bunların polis ve savcılık ifadelerinde İbrahim Kaypakkaya hakkında gayet kapsamlı ve derinlikli bilgi verdiklerini çok iyi biliriz. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, 3 Kasım 1972’de Ankara’daki Marmara Köşkü'nde yapılan Devlet Brifingi'nde “Diyarbakırda yakalanan gençlerin örgüt evlinde Kemalizm ve Milli Mesele Üzerine adlı bölücü yazıların çıktığına” dikkat çekildiğini gayet iyi hatırlarız. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, önderimiz İbrahim Kaypakkaya’nın 28 Şubat 1973’de zincirle bağlı bulunduğu yatağından kaleme aldığı, adeta vasiyeti sayılacak mektupta, “saflarımızda çözülenleri ve moral bozanları derhal atın” dediğini nasıl unuturuz? Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, buna mukabil başta Muzaffer Oruçoğlu olmak üzere Koordinasyon Komitesi mensuplarının direnmediklerini ve çözüldüklerini de iyi hatırlarız. Ve önder Kaypakkaya’yı en son gören tanıklardan olan yoldaş Hasan Zengin’in, çapraz hücrede kalan İbrahim Kaypakkaya’nın yanına Yaşar Değerli ve Güneydoğu Anadolu Sıkı Yöneim Komutanı Şükrü Olcay’ında bulunduğu kalabalık, sivil giyimli bir heyetin geldiğini ve bu heyet ile Kaypakkaya arasında geçen konuşmanın muhtevasını da gayet iyi biliriz: Zira o “konuşmada” DEVLET, İbrahim Kaypakkaya’ya adeta “bu yazdıklarını savunuyor musun, hala arkasında mısın” diye sormuştur. İbrahim’de “evet, savunuyorum ve arkasındayım” demiştir. Ve onun için ister işkenceyle, ister kurşunla olsun Kaypakkaya, “arkadaşlarının 21 Nisan 1973’den itibaren çözülmeleri sonucunda”, “devletin aslında öldürmeyecekken dikkatini çekmiş masum bir öğrenci olduğu için” DEĞİL, ta başından beri DEVLETİN sahip olduğu İSTİHBARATIN sonucu İNFAZ edilmiştir. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, 1. Ana Dava Dosyası’na konan ve müptezellerin bize unutturmaya çalıştıkları, MİT raporundaki şu saptamayı da hiçbir zaman akıldan çıkartmayız: “Türkiye’de komünist mücadelede şimdiki haliyle en tehlikeli olan Kaypakkaya’nın fikirleridir. Onun yazılarında sunduğu görüşler ve öngördüğü mücadele metotları için hiç çekinmeden ihtilalci komünizmin Türkiye’ye uygulanması diyebiliriz.” Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, ABD emperyalistleri tarafından “Soğuk Savaş” yıllarında yayınlanan The Communist Year Book’un 1973 baskısında önder İbrahim Kaypakkaya başta olmak üzere, Ali Haydar Yıldız, Meral Yakar ve Ahmet Muharrem Çiçek’in ölüm haberlerinin H. Karpat tarafından adeta zafer edasıyla duyrulduğunu biliriz. İşte tüm bu nedenlerden ötürü bugün bu iğrenç, alçakça çamur saldırının ana hedefi kati surette Muzaffer Oruçoğlu DEĞİLDİR. Bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının ANA HEDEFİ önder İbrahim Kaypakkaya’nın ser verip sır vermediği, devrimci komünist, proleter enternasyonalist siyasi ve ideolojik hattır. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıyı başlatıp yürüten safralar, İbocu hattan ta 70’lerin ikinci yarısında kopup, evvela Enver Hoca’cılığı tercih eden, sonra devrimciliği bitirip, şimdilerde Dersimcilik yaparak statü sahibi olmaya çalışan, Büyük Proleter Kültür Devrimi’ne “katliam” diyecek kadar antikomünistleşenlerdir. Ve ne ilginçtir ki, bu safralar geçmişteki anlatımlarında (mesela Kırmızı Gül Buz İçinde belgeseli için verdikleri yaklaşık 3 saatlik mülakatte) tek kelime bugünkü iddialarından bahsetmemişlerdir. Keza o günlerde karşılaştıkları Arslan Kılıç’la da gayet mülayim mülayim sohbet etmişlerdir. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıyı başlatıp, yürüten safraların bazıları ise kişisel öç alma derdinde olanlardır. Bunlar yıllarca İbocu=Dersimci denklemiyle eğitilmiş ama gerçekte İbrahim Kaypakkaya’nın ve onun dayandığı bütün bir komünist bilimle değil, Dersim’in yüzyıllarca sahip olduğu feodal kültürle yoğurulmuş müptezellerdir. Bu safralar, Kürt Milli Hareketi ile aileleri arasında yaşanan kanlı antagonizmaya, sırtlarını dayadıkları, Dersimli gördükleri, İboculukla alakası olmayan pragmatist hareketin ikircikli politikasına karşı gelip, kendilerini Türk şovenizminin Dersim temsilcisi eski CHP’li vekillerin kollarına atanlardır. Bu müptezellerin, vaktiyle Doğu Perinçek’in, Arslan Kılıç’a talimat verip, Arslan Kılıç’ında, “Ordu Göreve” pankartıyla bilinen, Nasyonal Sosyalist Gökçe Fırat’ın, “Türk Solu” dergisinde kalem oynatan Turhan Feyizoğlu’na siparişle yazdırdığı, İbo kitabının basımına nasıl cevaz verdikleri bilinir (bu kitap, hiç utanma ve arlanma duyulmaksızın bütün “İbo anma gecelerinde” de maslarda sergilenir). İbo kitabının dayandığı iki iddia vardır: 1. İbrahim Kaypakkaya, TİİKP’den “bir kadın meselesinden ötürü ayrılmıştır”. 2. İbrahim Kaypakkaya, “jiletle intihar etmiştir”. İşin ilginç yanı şudur ki bu çamur kitabın “Önsözü”, gayet övücü sözlerle Muzaffer Oruçoğlu tarafından yazılmıştır. Ve bugün Oruçoğlu konusunda çok hassasiyet sahibi imiş gibi gözüküp, bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının başını çekenler tarafından da o dönemde basımına ve dağıtımına onay verilmiştir. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıyı başlatan bir diğer safra ise, yazdığı 9 sayfalık çamur yazının altına imzasını koyamayacak kadar alçak ve korkaktır. Bu müptezelin davet edilmediği, 2017’de Darmstadt’da buluşan İbocu geleneğin farklı nesillerinin toplantısında, birden ortaya çıktığı ve “Arslan Kılıç, İbrahim’den teorik olarak ileriydi. Ben Arslan ağabey ile konuştum. İbrahim işkence falan görmedi, intihar etti” der demez, nasıl linç edilmekten son anda kurtulduğu ve topuklarını yağlayıp, nasıl sırra kadem bastığı da bilinir. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıda kullanan TKP/ML 1. Ana Dava Dosyası’nın biz İbocular açısından zerre kadar özgül ve orijinal tek bir yanı yoktur. O dosyanın yegane özelliği, o dönemki kadroların alttan alta önder İbrahim Kaypakkaya’nın 5 Temel Belgesi’ne nasıl ŞÜPHE duymaya başladıklarının göstergesidir. (Zaten onun içindir ki, ortak bir savunma yapılamamaıştır) Bu ŞÜPHE’nin daha sonra 1978’de yapılan 1. Konferans’da verilen “Özeleştiri” ile TEORİLEŞTİRİLDİĞİ ve bugünlere dek uzayıp geldiğni de zaten hepimiz görmekteyiz. Öte yandan bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının manidar boyutları da vardır ve ne ilginçdir ki, bir zamanlar Sosyal Emperyalistlerin Türkiye temsilcisi İsmail Bilen ve Haydar Kutlu TKP’sinin kurduğu TÜSTAV arşivinin envanterinde, TKP/ML 1. Ana Dava Dosyası gözükmekle birlikte, çevrim içi bu dosyanın tek bir sayfası dahi dijital olarak TÜSTAV sitesinde BULUNMAZKEN, iğrenç, alçakça, çamur saldırının sorumlusu, bahsi geçen müptezellerine kim veya kimler tarafından SERVİS edildiği ve hatta Türkiye’den Ethem Sancak’ın ortağı olduğu Türk-Rus ortak arama motoru YANDEX’e kim veya kimler tarafından da yüklendiğidir. Dünyanın olası bir 3. Emperyalist savaşla burun buruna geldiği, Türkiye’de islamcı-faşist bir rejimin 20 yıldır kendisini adım adım tahkim ettiği bir ortamda, önder İbrahim Kaypakkaya’ya yapılan bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının insanlığa ve devrime zerre kadar faydasının olmadığı son derece aşikardır. Yeni, genç nesiller bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıdan ne öğrenecektir? Çamurdan ayaklı bu ahmaklar, İbrahim Kaypakkaya’ya karşı bir kaya kaldırdılar. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Tarihsel olarak şimdiden o kayanın altında kalmışlardır. İnanmayan Hasan Yalçın’a, Gün Zileli’ye, Oral Çalışlar’a, Ferit İlsever’e, Nuri Çolakoğlu’na, Halil Berktay’a, Doğu Perinçek’e, Yaşar Değerli’ye, Orhan Kotan’a, Turhan Feyizoğlu’na baksın. Tüm bu adlar bugün hangi siyasi ideolojilk hela deliğine yuvarlandılarsa bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının başını çeken safralar da o deliğe yuvarlanacaklardır...

MKP 3. Kongre Tanıtım Videosu.Tek Bölüm

MKP 3. Kongre Tanıtım Videosu.Tek Bölüm
Bu video, mkp 3. Kongresinin, emperyalist dünya sistemine ilişkin fikirlerini, Türkiye Kuzey Kürdistan'ın sosyo ekonomik yapı tahliline ilişkin yaklaşımını ve devrimin niteliğine (demokratik devrimin görevlerini üstlenen, sosyalist devrime) ilişkin anlayışını, devrimin yolu olan sosyalist halk savaşını ve demokratik halk devrimi, sosyalizm ve komünizm projesini (gelecek toplum projesinde devlet anlayışını), ulus ve azınlıklar, ezilen inançlar, kadın ve lgbtt'ler, ve gezi ayaklanmasına ilişkin fikirlerini, birlik ve eylembirliği anlayışını, ittifaklar politikasını, yerel yönetimler anlayışını, işçi partisi değerlendirmesini ve komünist enternasyonale ilişkin güncel görevler yaklaşımını içermektedir.

TKP/ML İçindeki İki çizgi Mücadelesinin Bazı Belgeleri_1

https://www.muzafferorucoglu.com/?lng=tr

https://www.muzafferorucoglu.com/?lng=tr
Ve Durgun Akardı Don Gençliğimde hayalimin sınırlarını aşmama yol açan, beni en çok etkileyen roman. Don kazaklarının yaşamı, iç savaş, toprak kokusu, aşk, yaratım ve yıkım. Şolohov iç dünyamdaki yerini hep korudu. 24 Mayıs 1936’da Şolohov, Stalin’in daçasına gidiyor. Sohbetten sonra Stalin Solohov’a bir şişe kanyak hediye ediyor. Solohov evine geldikten bir müddet sonra kanyağı içmek istiyor ama karısı, hatıradır diye engel oluyor. Solohov, defalarca kanyağı içme eğilimi gösterdiğinde, karşısına hep karısı dikiliyor. Aradan üç yıl geçiyor, Solohov ünlü eseri, dört ciltlik ‘Ve Durgun Akardı Don’u, on üç yıllık bir çabanın sonunda bitirip karısından kanyağı isteyince arzusuna erişiyor ve 21 aralıkta, Stalin’in doğum gününe denk getirerek içiyor. Tabi biz bu durumu, Şolohov’un Stalin’e yazdığı mektuptan öğreniyoruz. Durgun Don’dan bir alıntıyla bitirelim: “Bizleri, insanoğlunu birbirimize karşı çıkardılar; kurt sürülerinden beter. Ne yana baksan nefret. Bazen kendi kendime, acaba bir insanı ısırsam kudurur mu, diye sorduğum oluyor.” (1. Cilt) ---------

TABURE - Muzaffer Oruçoğlu

TABURE - Muzaffer Oruçoğlu
İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Gümüşsuyu Amfisi, 1970’in eylülünde Dev-Genç’in parkeli, sarkık bıyıklı militanlarıyla tıklım tıklım dolmuştu. Sahnedeki masada, toplantıyı yöneten üç kişi vardı. Ortada, Filistin’e gidip geldikten sonra tutuklanan ve bir müddet yattıktan sonra serbest bırakılan İstanbul Dev-Genç Bölge Yürütme Komitesi başkanı Cihan Alptekin oturuyordu. Amfiye, elde olan hazır güçlerle, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı, Latin Amerikalı devrimcilerin yaptığı gibi bir an önce silahlı harekete geçme eğilimi hakimdi. İbo kent fokosu olarak gördüğü bu eğilimin, gençliği kendi kitlesinden koparacağı ve emekçi sınıflarla bütünleştirmeyeceği kanısındaydı. Daha önceki Dev-Genç forumlarında, bireysel terör, kendiliğindencilik, ekonomizm üzerine Dev -Genç kadrolarıyla tartışmış, onları İstanbul’un işçi bölgeleri ile toprak sorununun yakıcı olduğu yerlere yönlendirme çabası içine girmiş, direnişi ve silahlı mücadeleyi oralarda örgütlemeye çağırmış olduğu için herkes İbo’nun toplantıya gelme amacını ve neler söyleyeceğini üç aşağı beş yukarı tahmin ediyordu. Hatta tahminin de ötesine geçiyor, İbo’nun üniversitedeki sağlam kavgacı unsurları araklayıp, kendi çalıştığı fabrikalar semtine, Alibeyköy’e ve Trakya’ya götüreceğini, üniversiteleri savunmasız durumda bırakmakla kalmayacağını, götürdüklerini de oralarda pasifize edeceğini söylüyordu. İbo biraz da Doğu Perinçek’in daha önce, gençliğin üniversite sınırları içindeki mücadelesini çelik çomak oyununa benzeterek küçümsemesinin cezasını çekiyordu. Dev- Genç kadroları PDA içindeki görüş ayrılıklarını bilmediği için İbo’nun Perinçek gibi düşündüğü sanısına kapılıyorlardı. Kızgınlıkları biraz da bundandı. İbo, ben, Garbis, Kabil Kocatürk, birkaç kişi daha, grup halinde toplantıyı izliyoruz. Konu, Cihan Alptekin, Necmi Demir, Ömer Erim Süerkan, Gökalp Eren, Namık Kemal Boya ve Mustafa Zülkadiroğlu’ndan oluşan Dev-Genç Bölge Yürütme Kurulu içindeki anlaşmazlıklar. Konu açılıyor, tartışmalar başluyor, Zülkadiroğlu saymanlıktan istifa ediyor. Tartışmaların kızıştığı bir anda, söz alanlardan birisi, gençliğin emekçi sınıflara açılması gerektiğinden, aksi taktirde iç didişmelerin artacağından söz ediyor. Bir diğeri, militan gençliğin, kitle çalışması kisvesi altında, kavga alanlarından çekilerek pasifize edilmek istendiğinden dem vuruyor. Bunun üzerine kolunu kaldırıp söz istiyor İbo. Görmezlikten geliyor Cihan Alptekin, bir başkasına söz veriyor. İbo’nun konuşması durumunda ortamın elektirikleneceğini iyi biliyor. Konuşmacı sözünü bitirdikten sonra İbo kolunu kaldırıyor. Yine görmezlikten gelip bir başkasına söz veriyor Cihan. Arkamızda oturan militanlar, tatsız yorumlarla laf dokunduruyorlar bize. İbo duyacak diye endişeleniyorum. Kafasını bana doğru çevirerek, “Örgüt içi demokrasi dar bir çete tarafından resmen yok ediliyor,” diye mırıldanıyor. “Biraz bekle,” diyorum. Bekliyor. Birkaç kişi daha konuştuktan sonra el kaldırıyor. Ben de kaldırıyorum. Toplantının selameti için hiçbirimize söz hakkı vermiyor Cihan. İbo bu kez olduğu yerden: “Deminden beridir el kaldırıp söz istiyorum, söz vermiyorsun,” diyor. “Söz almadan konuşma,” diye uyarıyor Cihan. “Siz iktidar mücadelesini kendi içinizde kendiniz gibi düşünmeyenleri susturarak mı vereceksiniz? Düşünceler çatışmazsa doğrular nasıl çıkacak ortaya?” Cihan’ın, “Söz almadan konuşuyor, usulsüzlük yapıyorsun, otur yerine!” uyarısını arkadan gelen tehditvari uyarılar izliyor: “Otur yerine be, ne konuşacaksın!” “Seni gençliğin militan mücadelesi içinde göremiyoruz İbrahim, otur yerine, senin ne diyeceğini biliyoruz biz.” İbo bu kez geri dönerek, “Ben de sizleri işçi semtlerinde, grev çadırlarında göremiyorum,” diye çıkışınca, “Otur yerine,” sesleri çoğaldı. Amfideki tüm kafalar İbo’ya yöneldi. İbo yönünü tekrar sahneye doğru çevirip konuşmasını sürdürünce, ülkedeki siyasi atmosfer ile Bölge Yürütme Kurulu’nun içindeki çekişmelerin gerdiği sinirler, habis bir uğultu halini aldı. Arkamızda bulunan militanlardan Bombacı Zihni (Zihni Çetin), “Otur ulan otur, diyorum sana!” diye bağırarak, oturduğu tabureyi kaldırıp İbo’nun kafasına vurdu. Dehşet içinde kaldım. Kabil Kocatürk Zihni’ye ve arkadaşlarına doğru hörelenince kolundan çektim. Grubun içinde, Nahit Tören, Taner Kutlay, Zeki Erginbay, Mustafa Zülkadiroğlu gibi Dev-Genç’in mücadele içinde pişmiş ünlü militanları vardı. Nahit gibi birkaçının belinde de tabanca vardı. Zihni elindeki tabureyi yere koydu, durgunlaştı. Mücadeleci ve sinirli bir insandı. Harp okulundayken, öğretmeni Talat Aydemir’in örgütlediği 1963 darbesine katılmış, tutuklanıp üç yıl hapis yatmış, çıktıktan sonra 68 eylemlerine katılmış, Filistine gidip gelmiş fedakar bir insandı. İbo’nun kafası kırılmış, kırıktan boşanan kan, alnından yüzüne, boynuna ve göğsüne yayılmıştı. Dik durmaya çalışıyordu ama benzi solmuştu. Bir koluna Ragıp Zarakol diğerine de hatırlayamadığım birisi girmişti. İstanbul Teknik Üniversitesi Gümüşsuyu binası, Dev-Genç’in en önemli üssü olduğu için polis binadaki olayları anında haber alıyordu. Az sonra polis ekibi geliyor, İbo’yu alıp götürüyor. Nereye götürdüklerini bilemiyoruz. Karanlık çöktüğünde geliyor İbo. “Beni alıp Karakola götürdüler,” diye anlatıyor. “Kafama bant çektikten sonra sorguya aldılar. Komünistler arasında post kavgasının olduğunu, birilerinin vurduğunu ileri sürdüler. Kabul etmedim, merdivenden düştüğümü söyledim, tutanağa öyle geçti.”

(HBDH)--Halkların Birleşik Devrim Hareketi tartışmalarından kesitler... 2015’ten itibaren adım adım

(HBDH)--Halkların Birleşik Devrim Hareketi tartışmalarından kesitler...  2015’ten itibaren adım adım
Kriz ve kaosun patlak verdiği noktadan itibaren süreci kısaca özetlersek:-----Nisan 2015’te partimize yönelik ... alanında gerçekleştirilen operasyon sonrası yapılan ve partimize “Haziran Toplantısı” olarak sunulan belge, bu üyelerin krizi patlatma noktası olmuş, bu şekilde gerçek niyetlerini, ideolojik ve politik duruşlarını ortaya sermişlerdir.

Sınıf Teorisi - Partizan

Sınıf Teorisi - Partizan
Katledilişinin 50. Yılında Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya Yol Göstermeye Devam Ediyor! ''Türkiye'nin Geleceği Çelikten Yoğruluyor, Belki Biz Olmayacağız Ama, Bu Çelik Aldığı Suyu Unutmayacak'' İbrahim Kaypakkaya

UMUDA HAYKIRIŞ – 25 YAŞINDA!--Tarih: 11.10.2025 Giriş: 18:30 Yer: Stadthalle Ransbach-Baumbach, Rh

UMUDA HAYKIRIŞ – 25 YAŞINDA!--Tarih: 11.10.2025  Giriş: 18:30  Yer: Stadthalle Ransbach-Baumbach, Rh
Bu özel gecemizde, ezgilerimizin gücünde buluşmak, ve bir mücadeleyi daha yükseltmek için sizleri aramızda görmek istiyoruz. Tarih: 11.10.2025 Giriş: 18:30 Yer: Stadthalle Ransbach-Baumbach, Rheinstraße 103, 56235 Ransbach-Baumbach Birlikte söyledik, birlikte mücadele ettik, şimdi de birlikte kutlayacağız! Gelin, umudun sesini hep birlikte daha gür haykıralım! UMUDA HAYKIRIŞ

1970' lerde Türkiye Solu--Vehbi Ersan

1970' lerde Türkiye Solu--Vehbi Ersan
TIKLA ve İNDİR

Mahir Çayan Bütün Yazılar

Mahir Çayan Bütün Yazılar
TIKLA_Pdf_indir

M. Ali ESER ve Kitabının Devrimci Demokrasi tarafından Kritiği_1_2_3-4

M. Ali ESER ve Kitabının Devrimci Demokrasi tarafından Kritiği_1_2_3-4
Tıkla

Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu TKP-ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENİNİST, TİKB, DKP

Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu TKP-ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENİNİST, TİKB, DKP
Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu TKP-ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENİNİST, TİKB, DKP, Devrimci Karargah, MLKP ve Proleter Devrimciler Koordinasyonu'ndan oluşan 10 örgüt, yaptıkları bir açıklamayla "ortak mücadele örgütü" olarak ifade ettikleri Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni ilan etti.

Burjuva Medya

Burjuva Medya
Tıkla

İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU GÜNCELLENİYOR….. TKP-ML Merkezi Yayın Organı olan İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU sayı

İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU GÜNCELLENİYOR…..     TKP-ML Merkezi Yayın Organı olan İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU sayı
Tıkla

Iki Lider iki Örnek-Polis Ifadeleri

Iki Lider iki Örnek-Polis Ifadeleri
Tikla ve Oku

Umuda Haykırış - Tutsak Partizan

Umuda Haykırış - Tutsak Partizan
TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA

Umuda Haykırış - Kovo ( Yetiş Yalnız 2010 Hozat )

Umuda Haykırış - Kovo ( Yetiş Yalnız 2010 Hozat )
Mehemt Demirdağ için yapılan zazaca besteyi Yetiş Yalnız 2010 yılında katıldığımız Dersim Festivalinde seslendiriyor.

Dersim Dağlarında - PDF- H_Gündogan

Dersim Dağlarında - PDF- H_Gündogan
Gerilla savaşının başlatılması kararı ancak 1981 Şubatında gerçekleştirilen ve ‘Bolşevik Partizan’ grubunun kopuştuğu II. Konferansta alınabilmiştir. II. Konferans’tan bu kararın çıkmasını sağlayan kadrosal gücümüzün, Parti genel sekreteri Süleyman Cihan başta olmak üzere, önemli bir çoğunluğu, maalesef çok kısa denilebilecek bir süre içinde ya katledildi ya da tutsak edilerek saf dışı bırakıldı. Dolayısıyla da Parti, alınan bu kararın hayata uygulanmasında önderlik düzeyinde, kadrosal kabiliyetini esasen yitirmiş oldu. Öneminden ötürü ‘tarih’yazıcılarının bunu kayda geçmesi gerekiyor. Elbette Parti, yedek üyeler ve Parti iradesine danışarak yaptığı atamalarla ‘MK’ organının varlığını sürdürmesini sağlayabildi. Ancak bu ‘MK’, artık farklı bileşimli bir MK idi! Parti literatürümüze “2.MK” olarak geçen bu önderlik, önce ‘3 fahri üyemizden Aslan Kılıç’ın revizyonuyla pusula yitimine uğratıldı (O Aslan Kılıç ki kısa bir süre sonra da dümeni tam kırıp, Doğu Perinçek abisinin kollarında yoluna devam edecekti). Ardından Süleyman Yeşil ve Muzaffer Oruçoğlu’nun malum ve tipik sağ oportünist güzergâhıyla yeşillendirildi...

Sivas Mahkemesinden Umut Yok! Umut Halkın adeletinde ! 2TEMMUZ1993

Sivas Mahkemesinden Umut Yok! Umut Halkın adeletinde ! 2TEMMUZ1993
https://www.youtube.com/watch?v=tbaQngBSHdA

Kurtuluş Cephesi_PDF_Kütüphabe

Kurtuluş Cephesi_PDF_Kütüphabe
TIKLA

Şan olsun 50 küsür yıllık tarihte umuda harç olanlara

Şan olsun 50 küsür yıllık tarihte umuda harç olanlara
Tıkla

Halkların Birleşik Devrimci Hareketi

Halkların Birleşik Devrimci Hareketi
HBDH__________TIKLA__________HBDH

Dağların savaşçı ve sanatçısı Yetiş Yalnız

Dağların savaşçı ve sanatçısı Yetiş Yalnız
Dersim’in Aliboğazı’nda, 24 Kasım 2016’da 11 yoldaşıyla birlikte şehit düşen TİKKO gerillası Yetiş Yalnız (Ahmet), Grup Umuda Haykırış’a emek verenlerden biriydi. Yetiş, Fransa’nın Metz şehrinde doğdu. Genç yaşta devrimci mücadele ile tanışan ve Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) ve Yeni Demokratik Gençlik (YDG) çalışmalarına katılan Yetiş’in en sevdiği kendini ifade etme yöntemi ise sanattı. Müzik yapıyordu ve bu yeteneğini de mücadelenin hizmetine sundu. Partizan Müzik Topluluğu, Grup Umuda Haykırış, Grup İsyana Özlem ve Grup Şiar’ın gelişimine ciddi katkıları oldu. Yetiş, devrimci mücadeleyi baskılara rağmen sürdürme kararlılığındaydı. Avrupa’nın birçok ülkesinde yaptığı çalışmalar, onu Fransız polisinin hedefine dönüştürdü. 2006 yılında Paris’te kaldığı eve yapılan operasyonda tutuklandı ve 8 ay hapsedildi.

Türkiye Üzerine : Şark Meselesi

Türkiye Üzerine : Şark Meselesi
Amerika'da yayınlanan New York Tribune, iki yüz bini aşan tirajıyla, o yıllarda, belki de dünyanın en büyük gazetesiydi. «Türkiye Üzerine» Marx'ın bu gazeteye, «Şark Meselesi» ile ilgili olarak yazdığı makaleleri kapsamaktadır. «Türkiye Üzerine», geçen yüzyılda büyük devletler arasında kurulan politik ilişkilere «Şark Meselesi» açısından ışık tuttuğu gibi, Marx'ın Osmanlı İmparatorluğunun politik durumu ve toplumsal (sosyal) yapısı hakkındaki fikirlerini de dile getirir; bu bakımdan bizi özellikle ilgilendirmektedir. Bu yazılardan bir kısmının tamamen Marx' a ait olmadığı açıklamalar da belirtilmiştir. Biz, karışıklık olmasın diye, geleneğe uyarak, «Marx'ın» dedik. (Bkz. Kitabın sonunda yer alan)

Umuda Haykırış: Kuşaklar arasında müzikle elçilik-Serda Demir

Umuda Haykırış: Kuşaklar arasında müzikle elçilik-Serda Demir
Yetiş Yalnız’ı sormak istiyorum. 2016’da Dersim’de şehit düşen Yetiş Yalnız’ın da grubunuza çok emeği geçti. Onu ve grubunuza olan etkisini anlatabilir misin? Yetiş ile aynı dönem gençlik faaliyeti yürütüyorduk. 90’lı yılların politik atmosferi içinde kendine politik kimlik kazandırdı ve sanatsal çalışmalarla bütünleştirdi. Onun Fransa’da kendi müzik grubu vardı ama bizimle de konserlere çıkıyordu. Birlikte gençlik festivalleri de örgütledik ve sayısız sahnelerimiz oldu. Halkların Uluslararası Mücadele Birliğinin (ILPS) daveti üzerine Hindistan’da da birlikte konser verdik ve enternasyonal faaliyetler ekseninde sayamayacağım daha nice dinletiler oldu. Partizan Müzik Topluluğu içinde de ortak ürettik ve söyledik. 2010 yılında Dersim Festivalinde bizimle birlikte sahne aldı. En son o zaman görüştük ve orada vedalaştık.

Kobanê Film

Kobanê Film
TIKLA ve İZLE

İşçi Köylü Kurtuluşu

İşçi Köylü Kurtuluşu
TIKLA