Türkiye Devriminin Niteliği ve Yolu Üzerine – ((- 2025- Partizan-son
sayı-101-))
Partizan / 84
Bir devrimin başarısı için o ülkenin sosyal ve iktisadi
yapısının doğru bir temelde ele alınması zorunludur. Bu konuda yapılacak yanlış
veya yetersiz değerlendirmeler, devrimin niteliği, hedefleri, mücadele
biçimleri ve görevleri gibi birçok konuda gerçeklerle uyumlu olmayan sonuçlara
varmayı kaçınılmaz hale getirir.
Türkiye devriminin niteliğini belirlemek için SBKP ve ÇKP
devrim süreçlerine bakmak önemlidir. Burada amacımız dogmatik-şabloncu
yaklaşımlara düşmemek için var olan nesnel koşulların doğru bir analizini
yapmaktır.
"25 Ekim'in (7 Kasım) dördüncü yıldönümü yaklaşıyor. Bu
büyük gün geride kaldıkça Rusya'da proleter devrimin önemi daha çok ortaya
çıkıyor ve biz de bir bütün olarak çalışmalarımızın pratik anlamını daha iyi
kavrıyoruz.
Bu önem ve tecrübeler kısaca ve doğal olarak çok eksik ve
kaba bir biçimde şöyle özetlenebilir:
Rusya'da devrimin ilk ve kaçınılmaz görevi ortaçağ
kalıntılarını bertaraf etmek, bunları son kırıntısına kadar temizlemek,
Rusya'yı bu barbarlıktan, utanctan, kültürün ve ilerlemenin önüne dikilen bu en
büyük frenleyici engelden kurtarmak şeklindeki burjuva demokratik bir görevdi.
Ve bu temizliği 125 yıl önceki Büyük Fransız Devrimi'nin yaptığından çok daha
büyük bir kararlılıkla, hızla, cesaretle, başarıyla ve halk yığınları
üzerindeki etkisi açısından çok daha geniş ve köklü bir şekilde yaptığımız için
haklı bir gurur duyabiliriz.
Partizan
/ 85
Gerek anarşistler, gerekse de küçük burjuva demokratlar
(yani bu enternasyonal sosyal tipin Rus temsilcileri olan Menşevikler ve
Sosyalist-Devrimciler) olsun, burjuva-demokratik devrimin sosyalist (proleter) devrimle olan ilişkisi
üzerine inanılmayacak kadar çok saçma sapan şey söylediler ve söylemekteler.
Geride bıraktığımız dört yıl, bu konuda Marksizmi doğru kavradığımızı, geçmiş
devrimlerin tecrübelerini bütünüyle doğru değerlendirdiğimizi göstermiştir. Biz, hiç kimsenin yapmadığı bir
şeyi yaptık; burjuva-demokratik devrimi sonuna kadar götürdük.
Biz, bilinçli, kendimizden emin, şaşmadan ileriye doğru,
sosyalist devrime doğru yürüyoruz. Biz, sosyalist devrimin burjuva-demokratik
devrimden Çin Seddi ile ayrılmadığı bilinciyle, (sonuçta) ne kadar
ilerleyebileceğimiz, bu muazzam görevlerin ne kadarını başarabileceğimiz ve
başarılarımızın ne kadarını sürekli hale getirebileceğimiz konusunda yalnızca
mücadelenin belirleyici olacağı bilinciyle hareket ediyoruz. Bunu zaman
gösterecektir. Ama daha şimdiden -çöle dönüştürülmüş, harap edilmiş, geri bir
ülkede- toplumun sosyalist dönüşümü alanında ne denli müthiş başarıların elde
edildiğini görüyoruz.
Devrimimizin burjuva-demokratik içeriği hakkındaki
düşüncelerimizi sonuna kadar götürelim. Marksistler için bunun ne anlama
geldiği net olmalıdır. Açıklamak için örnekler verelim.
Devrimin burjuva-demokratik
içeriği, ülkenin
toplumsal ilişkilerini (yapısını, kurumlarını) ortaçağdan, serflikten,
feodalizmden temizlemek demektir.
1917'de Rusya'da serfliğin başlıca belirtileri, kalıntıları,
yaşayan unsurları nelerdi? Monarşi, ortaçağ kalıntıları, büyük toprak sahipliği
ve toprağın tasarruf hakkı, kadının durumu, din ve ulusların ezilmesi.
"Dini ya da kadının hak yoksunluğunu, Rus olmayan
ulusların eşitsizliğini ve ezilişini ele alalım. Bunlar bütünüyle burjuva demokratik devrimin
sorunlarıdır.
Aşağılık küçük burjuva
demokratlar sekiz ay boyunca da konuştular lafladılar.
Oysa bugün dünyanın en ileri ülkeleri
arasında dahil bu türden burjuva demokratik doğrularda tamamen çözülmüş olan
tek bir ülke dahi yoktur. Bizde bunlar Ekim Devrimi sayesinde ve tamamen
çözülmeye bağlanmıştır. Biz yine karşı gericiliğe savaş açtık ve hala da
savaşıyoruz."
Partizan
/ 86
Rus olmayan bütün uluslara kendi öz cumhuriyetlerini ya da
otonom bölgelerini tanıdık. Bizde, Rusya’da artık kadın haklarının ya da
kadın-erkek eşitliğinin tam olmayışı gibi bir alçaklık, adilik, rezillik;
dünyanın istisnasız bütün ülkelerinde çıkarcı burjuvazi ve odun kafalı, korkak,
küçük burjuvazi tarafından sürekli tazelenen bu serfliğin ve ortaçağın rezil
kalıntısı kalmamıştır.
Bütün bunlar burjuva-demokratik devrimin içeriğine girer.
Bundan yüz elli, iki yüz elli yıl önce, bu devrimin (eğer bir genel devrim
tipinin kendine özgü ulusal şeklinden söz edilecekse) ilerici önderleri
halklara insanlığı ortaçağın ayrıcalıklarından, kadın-erkek eşitsizliğinden, ya
da bu ayrıcalıkları devletten tanıdığı imtiyazlardan (ya da tamamen “din
fikri”nden ve “dindar inanç”tan), ulusal eşitsizliklerden kurtaracakları sözünü
verdiler. Ama onlar sadece söz verdiler, sözlerinde durmadılar. Sözlerinde
duramazlardı, çünkü “kutsal özel mülkiyet” için duydukları “saygı” buna engel
oluyordu. Bizim proleter devrimimizde kahrolası ortaçağa ve “kutsal özel
mülkiyet”e karşı duyulan bir “saygı” sözkonusu değildir.
Fakat burjuva-demokratik devrimin kazanımlarını Rusya
halklarına geri dönülemez bir tarzda mal etmek için daha da ileriye gitmeliydik
ve gittik de. Bu yolda ilerlerken burjuva demokratik devrimin sorunlarını kendi
temeline ve gerçek proleter-devrimci sorunlarımıza, sosyalist eylemlerimizin
bir “yan ürünü” olarak çözdük. Her zaman söylediğimiz ve eylemlerimizle
kanıtladığımız gibi burjuva-demokratik reformlar, devrimci sınıf mücadelesinin
yani sosyalist devrimin yan ürünüdür.
Bu arada, Kautsky, Hilferding, Martov, Chernov, Hillquitt,
Longuet, Mac Donald, Turati ve “iki buçukuncu” Marksizmin diğer kahramanlarının
burjuva demokratik devrim ile proleter-sosyalist devrim arasında böyle bir
karşılıklı ilişki olduğunu bir türlü anlamak istemediklerini de belirtelim.
Birincisi ikincisinin içine girer. İkincisi geçerken birincisinin sorunlarını
da çözer. İkincisi birincisinin eserini kökleştirir. Mücadele ve sadece
mücadele ikincinin birinciyi ne derece aşıp aşamayacağını belirler.
İşte Sovyet düzeni böyle bir devrimin bir diğerinin içine de yeşerişinin en açık kanıtlarından, görüntülerinden biridir. Sovyet düzeni işçi ve köylüler için demokratizmin en üst ölçeğidir.
Ve aynı zamanda da burjuva demokratizminden bir kopuş, dünya tarihinde yen i bir tip demokrasinin, yani..
Partizan / 87
...proleter
demokratizmin diğer bir deyimle proletarya diktatörlüğünün de doğuşudur.”
(Lenin,
“Ekim Devrimi Üzerine”, 14 Ekim 1921, Werke Bd. 33, s. 31-39, Ekimler Dergisi,
s. 2, Şubat 94)
Açıkça görüldüğü gibi “Rusya’da devrimin ilk ve kaçınılmaz
görevi, ortaçağ kalıntılarını bertaraf etmek, bunları son kırıntısına kadar
temizlemek, Rusya’yı bu barbarlıktan, bu utançtan, kültürün ve ilerlememizin
önüne dikilen bu en büyük frenleyici engelden kurtarmak şeklindeki burjuva
demokratik bir görevdi.” Yine devrimin burjuva demokratik içeriği de şöyle
tarif edilmektedir: “Devrimimizin burjuva demokratik içeriği ülkenin toplumsal
ilişkilerini (yapısını, kurumlarını) ortaçağdan, serflikten, feodalizmden
temizlemek demektir.
1917’de Rusya’da serfliğin başlıca belirtileri, kalıntıları,
yaşayan unsurları nelerdi? Monarşi, ortaçağ kalıntıları, büyük toprak sahipliği
ve toprağın tasarruf hakkı, kadının durumu, din ve ulusların ezilmesi.” Son
paragrafta da “Dini, ya da kadının hak yoksunluğunu, Rus olmayan ulusların
eşitsizliğini ve ezilişini ele alalım. Bunlar bütünüyle burjuva demokratik
devrimin sorunlarıdır” deniliyor.
Çin Devrim deneyimi ise Çin’deki köylülük nüfus, ulusal
sorun ve azınlık milliyetler sorunu başta olmak üzere birçok konuda ülke
gerçeğimizle benzerlikler taşımaktadır. Çin açısından bakıldığında savaş
ağaları arasında çatışmaların yaşandığı ve köylülüğün nüfusun yüzde seksenini
teşkil ettiği bir ülkede Demokratik Halk Devrimi’nin özünün toprak devrimi
olması oldukça anlaşılırdır. Proletarya partisinin kuruluş aşamasında
ülkemizdeki tablo, aşağıda aktardığımız gibi Çin Devrimi’yle önemli
benzerlikler taşımaktaydı.
“Çin, yarı-sömürge ve yarı-feodal bir ülkedir. Siyasi,
ekonomik ve kültürel bakımlardan eşit olmayan şekilde gelişmiş bir ülkedir.
Muazzam genişlikteki topraklarında yarı-feodal ekonominin ağır bastığı bir
ülkedir. Bundan şu sonuç çıkar: Çin devrimi, karakter bakımından bugünkü
dönemde, burjuva demokratik bir nitelik taşımaktadır. Başlıca hedeflerini
emperyalizm ve feodalizm temel itici güçlerini ise proletarya, köylülük ve
şehir küçük burjuvazisi teşkil eder.”
(Yeni Demokratik Devrim, Mao
Zedung, Eylem Yayınları, s. 21)
Aynı eserde Çin Devrimi’nin görevleri çerçevesinde şu
gerçeklere dikkat çekilmektedir: “...çünkü, feodal toprak ağası sınıfı, Çin’de
emperyalist
Partizan-88
egemenliğin ana
sosyal temelidir. Ve köylülük, Çin devriminin ana gücüdür. Bu nedenle iki temel
görev, Milli Devrim ve Demokratik Devrim, aynı zamanda hem ayrı hem
birleşiktir.”
(age,
s. 45-46)
Devamla “Çin Devrimi, dünya devriminin bir parçasıdır”
enternasyonalist bakış açısından hareketle şu vurgular yapılmaktadır: “Açıkça,
bugünkü Çin toplumunun sömürge, yarı-sömürge ve yarı-feodal özelliğinden
dolayı, Çin Devriminin iki aşamaya bölünmesi gerekmektedir. ilk adım sömürge,
yarı-sömürge ve yarı-feodal yapıya sahip toplumu, bağımsız ve demokratik bir
topluma dönüştürmektir. ikincisi ise devrimi ilerletmek ve sosyalist bir toplum
kurmaktır. Şu anda Çin Devrimi ilk adımı atmaktadır.” (age, s. 62)
Demokratik Devrim ile Sosyalist Devrim süreçleri ve
ilişkileri de şöyle formüle
edilmektedir:
“...Demokratik Devrim, Sosyalist Devrim için zorunlu
hazırlık ve sosyalist devrim, demokratik devrimin kaçınılmaz bir sonucudur. Bütün
komünistlerin uğrunda var güçleriyle çalıştıkları nihai hedef sosyalist ve
komünist bir toplum getirmektir...”
(age,
s. 58)
Sonuç olarak gerek Rus devrimi ve gerek Çin devrimi süreci
günümüz Türkiye devrimi açısından değerlendirildiğinde benzerlikler ve
farklılıklar taşımaktadır. Günümüzde Türkiye toplumu ne dönemin Rusya’sı ne de
Çin’idir.
Yarı-sömürge ve
iktisadi yapıda kapitalizmin hakim olduğu Türkiye devriminin niteliği;
Demokratik Halk
Devrimi olmakla birlikte özü toprak devrimi değildir.
Proletarya
önderliğinde gerçekleşecek olan Demokratik Halk Devrimi, ülkemizin
demokratikleşmesini-siyasal özgürlüğünü hedefleyecektir. Bu anlamıyla
anti-emperyalisttir. Başta ulusal sorun olmak üzere kadın sorununu, baskı
altında olan dinler ve inançlar sorununu, azınlık milliyetler sorununu vb.
demokratik hak ve özgürlüklerle ilgili tüm sorunları çözmeyi hedeflemektedir.
Ve giderek sosyalizmin inşa sürecinde derinleşerek ilerleyecektir.
Çağımız,
Emperyalizm ve Proleter Devrimler Çağıdır
Çağımız, emperyalizm ve proleter devrimler çağıdır. Bu
çağda, burjuvazi ilerici rolünü yitirmiştir. Dolayısıyla yukarıdaki
deneyimlerde de görüldüğü gibi tüm demokratik görevler ancak proletarya
önderliğinde yürütülecek Demokratik Halk Devrimi’yle gerçekleştirilebilir.
Bu durumda şu sorulara yanıt aramamız gerekir:
Bugün Türkiye ve
Türkiye Kürdistanı coğrafyasında yukarıdaki deneyimlerde ifade edilen ve geniş
yığınların istemleri haline gelen demokratik talepler var mıdır?
Bu soruya "evet"
yanıtını vermeliyiz. Başta emperyalizmden kurtuluş ve Kürt ulusal
sorunu olmak üzere, kadın sorunu, din ve vicdan özgürlüğü sorunu vb. Demokratik
Halk Devrimi'yle çözüme kavuşacak birçok görev karşımızda durmaktadır. Bu bir.
İkincisi, Türkiye'de
iktisadi yapıda tam da Rusya'da olduğu gibi hakim olan üretim ilişkisi,
kapitalist üretim ilişkileridir. Ancak ekonomik, kültürel, din-inançsal
bakımından bir önceki toplumun feodal kalıntıları da önemli oranda varlığını
korumaya devam etmektedir.
Ezilen ulus ve azınlık milliyetlerin, kadın hareketinin demokratik hak ve
özgürlükler mücadelesi sürmekte; din ve vicdan özgürlüğü talepleri gündemdeki
yerini korumaktadır. Kısacası, ülkenin emperyalizmden kur-tuluşu ve toplumun
demokratikleştirilmesi işçilerin, köylülerin, emekçile-rin, bir bütün ezilen
halkın öncelikli sorunudur.
Yarı-sömürge Kapitalist
Ülkelerde, Demokratik Halk Devrimi Mümkün müdür?
Türkiye'nin
iktisadi olarak kapitalist bir ülke olması, Demokratik Halk Devrimi'ni geçersiz
kılmaz.
Çünkü;
1- Türkiye,
yarı-sömürge bir ülkedir. Dolayısıyla anti-emperyalist mü-cadele, devrimin ana
görevlerinden biridir.
2-
Türkiye'de burjuva anlamda bir demokratik devrim gerçekleşme-miştir. Kapitalist
üretim ilişkilerinin hakimiyeti, Demokratik Halk Devri-mi'nin görevlerini
daraltmıştır ama bu devrimin gerekliliğini ortadan kal-dırmamıştır.
Şu görevler karşımızda
durmaktadır:
a-
Emperyalizmden kurtuluş.
b- Kürt ulusal sorununun çözümü ve tüm azınlık milliyetlerin hakları-nın
güvence altına alınması.
c- Ataerkinin varlığından dolayı yaşamın her alanında başgösteren ka-din-erkek
eşitsizliğinin giderilmesi ve öz itibariyle cinsiyetçi bakış açısına son
verilmesi..
Partizan-90
d- Ülkenin demokratik bir niteliğe kavuşturularak
sosyalizmin inşası için gereken ön koşulların yaratılması.
e- Din ve vicdan özgürlüğünün sağlanması.
f- Tüm demokratik hakların güvence altına alınması.
g- Fikir ve örgütlenme özgürlüğü sağlanarak toplumun demokratikleştirilmesi.
Bu
talepler dikkate alınmadan
"her şey
sosyalist devrimle çözülür" gibi yaklaşımlar, subjektif istemlerimizi geniş
yığınlara dayatmaktan başka bir anlam ifade etmez.
Elbette burada sözünü
ettiğimiz, geniş yığınların demokratik ve meşru talepleridir. Komünistler,
geniş yığınların demokratik istemlerini gözardı edemezler. Bilakis, yığınlar
ancak bu somut talepler üzerinde birleşik bir kuvvet haline getirilebilir.
Burada önemli olan tüm bu demokratik taleplerin proleter bir bakış açısıyla ele
alınması ve siyasal iktidar perspektifinden çıkılmamasıdır.
Devrimci savaşımız, tüm demokratik talepleri program ve
taktiklerinde barındırmak zorundadır. Devrim mücadelemizin asgari programı olan
Demokratik Halk Devrimi mücadelesi ise bu anlamda somut talepleri içermesi
bakımından daha özel bir yere sahiptir. Demokratik Devrimin toprak reformu
yanında, emperyalizme karşı bağımsızlık, ezilen ulusların kendi kaderini tayin
hakkı ve ulusların tam hak eşitliği konusunda, yine kadınların hak eşitliği
konusunda büyük görevlerle yükümlü olması onun doğası gereğidir.
Tüm bu sorunların demokratik devrim mücadelesinde her dönem
kaplayacakları yer ve önem, rastgele değil tam da ülkenin hakim çelişki ve
gündemleriyle belirlenecektir.
Gelinen aşamada Türkiye ve Türkiye Kürdistanı'nda köylülük,
toplam nüfusun çok az bir kısmını oluşturmaktadır. Nüfusun ezici bir çoğunluğu
şehirlerde (ve özellikle büyük şehirlerde) yaşamaktadır.
2022 yılı verilerine göre şehirlerde yaşayan toplam nüfus 79
milyon 613 bin, 279 (% 93.35) belde ve köylerde yaşayan toplam nüfusun ise 5
milyon 666 bin 274'dir (% 6.65). Dolayısıyla nüfus olarak sürekli zayıflayan
bir güçten söz etmekteyiz.
Bu gücün zayıflaması, onun sınıf savaşımı içindeki yerinin
yeniden sorgulanmasını gerekli kılmaktadır. Buradan artık toprak ve tarım
eksenli sorunların olmadığı sonucu çıkarılmamalıdır. Zira yaşanan tüm
değişimler...
Partizan / 91
...le birlikte bu sorunlar da Demokratik Halk Devrimi
kapsamında çözülmesi gereken görevlerdir.
Çelişmeler
ve Baş Çelişki Sorunu
Genel olarak çelişmeler ve baş çelişki sorununun doğru
tespiti, materyalist diyalektik bir yaklaşımla mümkün olabilir. Doğada,
toplumlardaki yaşanan tüm gelişmelerin, değişimin temelinde iç çelişmelerin
varlığı yatmaktadır. Bu demektir ki; çelişkiler iradi müdahalelerle
yaratılamaz. Çünkü onlar, objektif olgulardır. Yani bize rağmen vardır. Bizim
görevimiz, bilimsel bir yöntemle onları keşfetmek ve süreçte var olan tüm
çelişmelerin çözümünü de etkileyecek olan “ana çelişki”yi belirlemektir.
Bu konuda uluslararası komünist hareketin tarihi tecrübeleri
bakımından en net belirlenmeyi Mao Zedung önderliğindeki Çin Komünist Partisi
yapmıştır. Çin’in iktisadi ve siyasi yapısını yarı-sömürge yarı-feodal olarak
değerlendiren ÇKP, Demokratik Halk Devrimi sürecinde feodalizm ile geniş halk
yığınları arasındaki çelişkiyi “baş çelişki” olarak belirlemiştir.
Bu MLM yaklaşımı dün olduğu gibi bugün de her MLM parti
kendi ülkesinin somut koşullarına uyarlamalıdır. Bu anlayışın şekillenmesine
yol açan nesnel zemini doğru bir tarzda kavrayabilmek için Başkan Mao’nun bu
konuya dair analizini incelemekte fayda vardır. Burada asıl önemli olan,
izlenmesi gereken bilimsel yöntemdir.
Mao bu konuda şu bilimsel
yöntemi ifade eder:
“Karmaşık bir şeyin gelişme sürecinde birçok çelişme
vardır. Bunlardan birinin varlığı ve gelişmesi öteki çelişmelerin varlığını ve
gelişmesini belirler ya da etkiler. İşte bu, zorunlu olarak baş çelişkidir.
Örneğin,
kapitalist toplumda birbiriyle çelişen iki güç, yani
proletarya ve burjuvazi baş çelişmeyi oluşturur. Feodal sınıfın kalıntıları ile
burjuvazi arasındaki çelişme, köy küçük burjuvazisi ile burjuvazi arasındaki
çelişme, proletarya ile köy küçük burjuvazisi arasındaki çelişme, tekelci
olmayan kapitalistler ile tekelci kapitalistler arasındaki çelişme, burjuva
demokrasisi ile burjuva faşizmi arasındaki çelişme, kapitalist ülkelerin kendi aralarındaki
çelişmeler ve emperyalizm ile sömürgeler arasındaki çelişme gibi öteki
çelişmeler hep bu baş çelişme tarafından belirlenir ya da etkilenir.
” (Mao
Seçme Eserler, cilt 1, s. 437)
Devamla şunları söylemektedir:
“Ama ne olursa olsun, bir sürecin gelişmesindeki her aşamada
önder rolü oynayan sadece tek bir baş çelişmenin bulunduğu kesindir. Bu
nedenle, eğer bir süreçte birkaç çelişme varsa, bunlardan bir tanesi önder ve
belirleyici rolü oynayan baş çelişme olacak, öbürleriyse ikincil ve bağımlı bir
durumda bulunacaktır. Dolayısıyla, içinde iki ya da daha fazla çelişme bulunan
karmaşık bir süreci incelerken bütün çabamızı, o sürecin baş çelişmesini
bulmaya yöneltmemiz gerekir. Bu baş çelişme bir kere kavrandığında bütün
sorunlar kolayca çözülebilir.”
(age, s. 439)
Özetlersek;
a)
Devrimimizin izleyeceği yol Demokratik Halk Devrimi’dir. Ülkemizde
iktisadi olarak komprador kapitalizmin hakim olmasına rağmen hala feodal
kalıntılar varlığını sürdürmektedir. Bu feodal kalıntılarla birlikte başta
yarı-sömürge yapı ya da emperyalizme bağımlılık sorunu, Kürt ulusal sorunu,
kadın sorunu olmak üzere Demokratik Halk Devrimi’yle çözülmesi gereken bir dizi
demokratik görev vardır. Proletarya önderliğinde emekçilerin, ezilen ulus ve
azınlık milliyetlerin, kadınların, LGBTi+’ların birliği ancak bu demokratik
talepleri içeren bir devrim perspektifiyle sağlanabilir.
b)
Bugün var olan başlıca çelişmeler arasında birden fazla çelişmenin daha
görünür hale geldiği bir gerçektir. Bugün temel çelişki, emperyalizm, komprador
kapitalizm, feodal kalıntılar ile geniş halk yığınları arasındaki çelişkidir. Demokratik
Halk Devrimi sürecinde ise baş çelişki, komprador kapitalizm, feodal kalıntılar
ile geniş halk yığınları arasındaki çelişkidir.
Türkiye
Devriminin Yolu’na Dair
Ülkemizde, yüz yılı aşkın bir süredir yarı-sömürge koşulları
devam etmektedir. Bu süreçte feodalizm, devrimci bir temelde tasfiye edilmemiş
de, Türkiye gelinen aşamada ücretli emeğin artı-değer sömürüsü temelinde gasp
edildiği kapitalist bir ülkedir. Feodal üretim ilişkileri önemli ölçüde çözülse
de, tamamen tasfiye edilmemiştir. Feodal kalıntıların kökten tasfiye edileceği,
tamamen tasfiye edilemediği bir demokratik devrim aşamasına, yani Demokratik
Halk Devrimi ile gerçekleştirilecektir.
Dolayısıyla
ülkede kapitalizmin egemen olsa da, burjuva demokratik devrimin, görevleri
tamamen ortadan kalkmış değildir. Yani emperyalizm...
Partizan
/ 93
…den
kurtuluş, feodal kalıntıların tamamen tasfiyesi, faşizmden kurtuluş,
ülkenin demokratikleştirilmesi, Kürt ulusu ve ulusal azınlıklar ve kadın
sorununun çözülmesi vb. gündemdedir.
Bu nedenlerle ülkemizdeki devrimin ikili bir görevi vardır.
Bunlar, iç içe geçmiştir. Demokratik Devrim ve bir sonraki aşama olarak
Sosyalist Devrim. Demokratik Halk Devrimi, işçi sınıfının önderliğinde, yoksul
köylülük ve emekçi sınıflara dayanan Demokratik Halk
iktidarının-Diktatörlüğünün kurulacağıdır. Ve ardından işçi sınıfının, emekçi
kır ve şehir kitlelerine dayanan proleterya diktatörlüğüne geçilmesi yolunu
izleyecektir.
Devrimin önüne engel olan emperyalizmle olan tüm bağlar ve
ayrıntıları, uzantıları ve onların sosyal dayanakları olan geri ve gerici
üretim biçimi ve ilişkileri temizlenmeden, dayandıkları sınıflar ve onların
siyasal rejiminden (faşist diktatörlüğünden) kurtulmadan, ne ülkenin
demokratikleştirilmesi ve ulusal sorunun çözülmesi ne toplumun
demokratikleştirilmesi ne de bunları yapılandıracak olan ilişkilerin özgürce
gelişmesi sağlanabilir. Bunlar yapılmadan da sosyalizme geçilemez. Sosyalizmin
maddi temelleri geliştirilemeden sosyalizmin inşasında başarılı olunamaz.
Önümüzdeki devrimin niteliğinden hareketle, doğal olarak
devrimin yolu da kendine özgü gelişecektir. Devrim kuşkusuz ancak şiddetle,
silah zoruyla gerçekleştirilebilir. Devrimci sınıf hareketlerinin tarihine
bakıldığında bunun iki yolu olduğu açıktır. Biri, kapitalizmin pek fazla
gelişmediği sömürge ve yarı-sömürge ülkelerde kırsal alanları temel alan, uzun
süreli bir silahlı mücadele, halk savaşı yoluyla iktidarın ele geçirilmesi;
diğeri, kapitalizmin egemen olduğu (orta, ileri veya emperyalist) ülkelerde
şehirleri, sanayi merkezlerini temel alarak işçi sınıfının içinde çalışmayı
esas alarak, sınıfın ve emekçi kitlelerin desteğini alarak silahlı ayaklanmayla
siyasi iktidarı ele geçirme yoludur.
Sonuçta her iki
yol da devrimci şiddeti ve silahlı rın gücünü gerektirmektedir.
Sınıf düşmanları, iktidarlarını silah gücüyle sürdürüyor ve
ayakta tutuyor. Bu durumda proletarya ve emekçiler de ancak silah gücüyle
iktidarı ele geçirebilirler. Kuşkusuz farklı ülkelerde, farklı tarihsel
süreçler ve bunların yarattığı özgünlükler olabilir ve biçim bakımından bu
özgünlükler olacaktır.
Genel kurallar
elbette bir şablona dönüştürülemez. Özgünlüklerinden güç yeller ve tarihi
koşullarda ona özgün biçim ve taktikler de olacaktır. Ve komünistler buna göre
hareket etmek durumundadır.
Partizan / 94
Günümüz yarı-sömürge,
komprador kapitalist ülkeleri gerilla savaşı-na gözlerini kapamamalı ve onu
silahlı ayaklanma çizgileriyle uyumlu hale getirerek yararlanmalıdır. Bugünün
silahlı ayaklanmalarının Rusya'da gerçekleştiği kadar nispeten kısa süreli bir
çarpışmadan sonra zafere imza atacağı da düşünülmemelidir.
Sınıf mücadelesi, bu ülkelerdeki ayaklanmaya dayalı devrimin
yenilgisi durumunda, kırlara çekilerek ve kırlardaki gerilla savaşından devrim
için yararlanma ya da devrimi kırlarda soluklandırarak yeniden kente dönme gibi
bir çizgiyi de dayatabilir. Ve hatta öyle durumlar olabilir ki, sınıf
mücadelesini kıra taşımak bile olanaklı ya da zorunlu hale gelebilir. Rusya'da
eğer yaşamın devrimci pratik eylemi, bunu Rus komünistlerine dayatmadıysa, bu,
Rusya'nın o tarihsel evredeki koşullarının devrimin lehinde olmasındandı.
Aynı şey, İç Savaş açısından da böyleydi. Rus devrimcileri,
devrimin şehirdeki güçlü olan ayağından aldıkları güçle harekete geçip kırdaki
nispeten zayıf olan devrim ayağına yaslanmayı stratejilerinin temeli haline
getirmediler. Yani gerillaya stratejik bir rol biçmek yerine, onu destekleyici
taktik rolde ele aldılar.
Günümüz dünyasında yarı-feodal, yarı-sömürge ve yarı-sömürge
kapitalist ülkelerde durum Ekim ve Çin Devrimi koşullarından farklıdır. Bu
nedenle tek bir mücadele biçiminden değil, içiçe geçen mücadele biçimlerinden
bahsetmek gerekir. Kuşkusuz yarı-feodal, yarı-sömürge ülkelerde devrimin yolu
kırları esas alan Halk Savaşı stratejisidir. Kapitalist ülkelerde devrimin
yolu şehirleri merkez alan Silahlı Halk Ayaklanması'dır. İki strateji birbirini
dıştalamaz. Kırlara dayanan mücadele şehirleri önemsemelidir. Şehirlere
dayalı mücadele kırları dikkate almalıdır. Günümüz dünyasında mücadele ve
çelişkiler o denli karmaşık ve iç içe geçmiş durumdadır ki, devrim süreci
içinde hem ayaklanma ve hem de kırlara dayalı gerilla stratejisinin
uygulanabilirliği söz konusu olabilir.
O halde, devrimin
şiddet yoluyla, silahların gücüyle gerçekleştirilebileceğini asla aklından
çıkarmamak gerekir.’’ Çok uluslu ülkemizde, kapitalist üretim ilişkileri
ağırlık taşımaktadır, kapitalizm egemen durumdadır, doğal olarak şehirlerdeki
faaliyetler ağırlık taşıyor ’’ düşüncesinden hareketle silahlı mücadele
reddedilemez...
Burjuvazi, 20.
yüzyılın başındaki burjuvazi değildir; devrimlerle sarsılarak bilendi, yenildi
ve yeniden ayağa doğruldu; hatalarının sonuçlar----
Partizan
/ 95
----dan öğrendi ve tecrübe biriktirdi. Bu, onu devrimler karşısında daha da
sert, amansız ve birleşmiş güçleriyle çarpışmaya itmektedir. Ve özellikle bu
koşullarda gerilla savaşı, ayaklanmanın bir taktiği olmayı gerektirmektedir. Bu
hem kent ve hem de kır gerilla savaşı için de böyledir. Bu ülkelerde kentle
kırın eşgüdümüne giden savaş yolu, geleceğin özgün taktiği olmayı
gerektirmektedir.
Ama her halükarda geleceğin devrimi, buralarda basamaklarını
tıpkı ve bütünüyle Rus devrim deneyindeki gibi tırmanmayacak, mutlaka gelişmede
ve sınıf mücadelesinde özgün ve yeni olanı kendi teorisine katacaktır. Nasıl
ki, uzun süreli ve dağınık halk gerilla savaşı, temel çizgileriyle aynı
olmasına karşın, teoriye, gelişmenin vardığı boyutu hesaba katarak yeni
taktikleri katmayı gerektiriyorsa, devrime uzanmak isteyen her yarı-sömürge
kapitalist ülke devrimi, bu lehte etmenleri devrim teorisine katarak başarılı
olacaktır.
