Kemal Burkay'ın Kaleminden Bulgar İstihbarat Teşkilatı ile İlişkileri
Kemal Burkay, Roja Nu tarafından yayınlanan Anılar ve Belgeler adlı kitabının 1. cildinde, 12 Mart 1974 askeri darbesinden sonra Türkiye’den Avrupa’ya kaçış sürecini anlatırken,
Komünist Partisi ismi altında
Bulgaristan istihbarat teşkilatı ile ilişkileri hakkında dikkat çekici detaylar
veriyor.
Bulgaristan'a Sığınma: Burkay, 12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra Türkiye’den trenden atlayarak Suriye'ye oradan da Beyrut'a gittikten sonra, başvurduğu Bulgar Büyük Elçiliği'nin kendisine ve iki arkadaşına sahte pasaport verdiğini şu satırlarla yazıyor:
"Bulgaristan büyükelçiliğine gittik. Elçilikten
yetkililer elçilik yakınındaki bir otelde yer ayırdılar. Orada işlemlerimiz
tamamlanıncaya kadar Bulgar adlarına uyarlanmış adlarla kaldık. Sözde politik
nedenlerle Türkiye'den kaçmış bulgarlardık. (...) Bulgar yetkililer bizim için
geçiş belgeleri (lesse pas) hazırladılar ve bilet işini ayarladılar."
(Burkay: 2001, 363)
Burkay’ın 'Bulgar adları' ile gizlenmesi, Bulgar yetkililerin o ve iki arkadaşı için sahte pasaport düzenlemeleri, onlar için otel bulup ücretini ödemeleri, bu sürecin sıradan bir sığınma işlemi olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Sofya Günleri
Burkay, Bulgaristan’a girişinin ardından yaşadıklarını şu sözlerle anlatır:
“Sofya Havalimanında bizi Bulgar yoldaşlar
karşıladılar ve Sofya’nın Gornabana’ya götürüp bizi turistik bir otele
yerleştirdiler. Burası Vitoşa Dağı'nın eteğinde, içmeleriyle meşhur bir yerdi.
(...) Biz bir an önce Batı Avrupa'ya geçmek ve orada Türk ve Kürt göçmenlerin,
politik mültecilerin Cunta'ya karşı yürüttükleri çalışmalara katılmak
istiyorduk.
Bulgar dostlardan istediğimiz de Batı'ya geçiş için bize pasaport sağlamalarıydı. Onlarsa bunun zaman alacağını söylediler ve biyografimizi çocukluktan başlayarak ayrıntılı biçimde yazmamızı istediler. Yazıp verdik. Bir süre sonra bize kent merkezine daha yakın bir semtte dayalı döşeli bir daire buldular. Dediklerine göre dairenin sahibi görevle başka bir ülkedeymiş ve biz bir süre orada kalabilirmişiz.
Havalar soğumuştu, üzerimizde yazlıklar vardı. Bizi
kent merkezindeki süpermarkete götürüp kışlık giyecekler almamızı istediler.
Ben iç çamaşırının yanı sıra bir kazak ve palto aldım. Diğerleri de ihtiyaçları
olan bazı giyim eşyaları aldılar. Doktor kontrolünden geçirildik. Ayaklarımdaki
mantar hastalığı için ilaç verdiler. Ayrıca dişlerimizi yaptırdık. Bu arada
Sofya'nın görülmesi gereken yerlerini gezdirdiler.” (Burkay, 2001, s. 365)
Burkay'ın başından itibaren anlattığı şeyler
(Bulgaristan da dahil) dünyanın hiçbir ülkesinde uygulanan bir prosedür değil.
'Bulgar dostlar' diye andığı kişiler, gerçekte Bulgar Devlet Güvenlik
Teşkilatı’na
(DS – Durzhavna Sigurnost) mensup
görevlilerdi.
Mülteciye
sahte pasaport çıkarılması, kalacak yer, giyim, sağlık hizmeti temin edilmesi;
buna karşılık ayrıntılı biyografi yazdırılması, istihbarat teşkilatlarının
bilinen klasik faaliyetlerindendir.
Avrupa’ya
Gönderiliş: Münih Günleri
Kendi anlatımı ile Burkay, Bulgaristan’daki
'misafirliği' müddetinde, zihin dünyasında köklü bir dönüşüm yaşıyor. Yıllarca
Kürt milliyetçiliğine karşı amansız bir mücadele yürüten Burkay, direksiyon
kırarak; onun dili ile konuşmaya başlıyor:
“Ben artık kendimi TİP’e yakın hissetmiyordum.
Son aylarda yaşadıklarımızla birlikte ayrı örgütlenmeye ilişkin eğilimim güçlenmişti. Kürt ulusal hareketinin Marksist-Leninist nitelikte öncü bir örgüte gereksinimi olduğu kanısındaydım ve bunun teorik temellerini oluşturmak gerektiğini düşünüyordum. Bu nedenle zaman geçirmeden Avrupa’ya geçmeliydim.
Bulgar yoldaşlar bize ‘Burada kalın, parti akademisinde ya da üniversitede okuyun’ dediler. Ben, bunun zaman kaybı olacağını söyledim. Bunun üzerine aramızdan iki kişinin Almanya'ya gidip durumu yerinde görmesi önerildi. Benle Nurettin için değişik isimlerle Türk pasaportu yapıldı, gidiş-dönüş uçak bileti ayarlandı.
Bir ay kalıp dönecektik.” (Burkay, 2001, s. 370)
Bu sözlerden Bulgaristan istihbarat teşkilatı ile Burkay arasında organik ilişkisinin oluştuğu anlaşılıyor.
Nitekim görevle arkadaşı Nurettin ile birlikte Münih’e
gidiyor. Münih, o dönemde Avrupa’daki en güçlü Kürt organizasyonu olan Hevra’nın merkezidir.
Burkay Hevra'nın yöneticileri ile ilişki kuruyor ve
onlara, bir süredir yayını durdurulmuş olan yayın organları Ronahî dergisinin
yeniden yayınlanmasını öneriyor ve ikna ediyor. Dergi önce Türkçe, ardından
Kürtçe yayımlanmaya başlıyor.
Yaptığı çalışmalar hakkında ilgililere rapor vermek
üzere Sofya'ya dönen Burkay oradaki temasları hakkında şunları söylüyor.
“Almanya gezimizin izlenimlerini anlattık. Bulgar yoldaşlar
ne yapmak istediğimizi sordular. Ben bir an önce dönüp Almanya’da çalışmak
istediğimi söyledim."(Burkay, 2001, s. 373)
Burkay bu defa, Ronahî’nin yayınlandığı yer olan
Konstanz’a geliyor. Daha önce Ronahî’nin bürosu olan binanın çatı katındaki bir
odada kendisine tahsis ediliyor. Orada Ronahî’nin sayılarını hazırlamak için
yoğun bir çalışmaya giriyorlar. Ayrıca yayınlanmak üzer kitaplar hazırlıyor.
(Burkay, 2001, s. 373
Finansman İlişkisi
Burkay Aılar ve Belgeler kitabında, Bulgarlarla finansman ilişkisini şu satırlarla anlatır:
“1973 başından 1974 yazına kadar, yaklaşık bir buçuk
yıl Almanya’da kaldım. Bu süre içinde iltica isteminde bulunmadım. Ayrıca fazla
masrafım da yoktu. Bulgar
dostların bana verdikleri 2000 Mark harçlık bu sürede bana yetti. Eşime
ve çocuklarıma gelirken bir yıl yetecek kadar para bırakmıştım. Geldikten sonra
Bulgar dostların bana verdikleri harçlıktan bir kısmını onlara gönderdim.”�(Burkay, 2001, s. 376)
O dönemde Bulgaristan, Sovyet bloku adına Türkiye'de yürütülen Sovyet taraftarı ideolojik ve siyasi faaliyetlere maddi destek sağlayan, hatta casusluk faaliyetlerini organize etmesi ile biliniyordu.
Sofya’ya Dönüş: Sorgulama
Burkay, Federal Almanya’da iltica talebinde bulunmuyor, yine kendi beyanına göre, belirli peryodlarla, Bulgaristan'nı kendisi için tanzim ettiği Türkiye pasaportu ile Sofya'ya gidip, dönüyor.
O dönem Türkiye pasaportları için vize şartı olmadığı
için, herhangi bir problemle karşılaşmadan, rahatlıkla Bulgaristan'a gidip
dönüyor. Ancak Sofya'da inmesi için vize alması mecburiyeti vardı. Aksi
takdirde trenden inmesine izin verilmiyordu. Bunun için Almanya'daki Bulgar
Elçiliğinden vize alması veya gelip istasyondan alması için ilişki içinde
olduğu Bulgar istihbarat görevlisini haberdar etmesi gerekiyordu. İlk defa
gidişinde acemiliğinden, vize almadığı gibi geleceğinden İvanov'u da haberdar
etmemişti.
Bilet Türkiye için alındığı için, Sofya'da trenden inmek istediğinde görevli izin vermiyor. Bir sonraki durak Kapıkule idi, orada yakalanması kaçınılmazdı. Burkay görevliye ilişki içinde olduğu İvanov'un telefon numarasını görevliye verirse de işe yaramaz. Trenin kapıları kilitli olduğu için, inmesi için tek yol vardı: bir yolunu bulup trenin penceresinden atlamak. Nitekim bunu başarıyor.
Ne de olsa trenden atlama konusunda tecrübeli idi. Bu onun ikinci defa Trenden atlama vakası idi. İlkinde Suriye'ye geçmek için Nusaybin'de trenden atlamıştı. Trenden atladıktan sonra, Bulgar devletinin onun için tahsis ettiği eve gidiyor ve telefonla İvanof'a geldiğini bildiriyor. (Burkay, 2001, s. 384)
Burkay’ın Sofya'ya dönüşü ilişkilerinde yeni bir gerilimle başlıyor. Burkay hadiseyi şöyle anlatıyor:
"Birkaç gün sonra Merkez Komitesinden bir yetkili ve iyi Türkçe bilen bir çevirmen, İvanof’la birlikte kaldığımız eve geldiler. Görüşmede MK üyesi sert bir şekilde ‘Sen Kürt milliyetçiliği yapıyorsun, bu sosyalist ideallerle bağdaşmaz’ dedi. (…) Ben de Türkiye Şartlarında Kürt Halkının Kurtuluş Mücadelesi adlı kitabımı çıkarıp gösterdim: ‘Burada sosyalist görüşlerle bağdaşmayan ne var, bana gösterin!’ dedim. (...) böyle bir tepkiyi beklemiyorlardı ve sanırım böye tepkilere alışık da değildiler. Daha sonra bana kişisel bir isteğim olup olmadığını sordular. Kişisel bir isteğimin olmadığını, ama eğer yardımcı olacaklarsa Hevra'ya yardımcı olmalarını söyledim. Onlarsa bu konuda bir şey söylemediler. Bir kaç gün sonra değişik bir isimle bana bir yeni pasaport verdiler ve yeniden Almanya'ya döndüm.” (Burkay, 2001, s. 383-384)
Bu diyalog, Burkay’ın faaliyetlerinin Bulgar Komünist Partisi’nin merkez organları tarafından doğrudan takip edildiğini gösteriyor. Bu dialogda enteresan olan Bulgar yöneticinin kendisini 'Kürt milliyetçiliği' ile suçlaması karşısında Burkay'ın bu suçlamaya aşırı bir tepki göstermesi ve masumiyetini ispatlamak için, gelmeden önce kaleme aldığı ve beraberide getirdiği, yukarıda sözünü ettiği kitabı kendisine vermesi.
Kürt milliyetçiliğ denince akla, Kürdistan devletinin kurulması fikri gelir. Kürt milliyetçiliğine karşı olmak, Kürtlerin devlet kurma hakkına karşı olmak, bir bakıma onlarla ilgili mevcut statükonun değiştirilmemesi manasına gelmektedir.
Anlaşılan o ki, Burkay Bulgar görevlileri ikna etmiş olmalı, kendisine yeni bir pasaport verilmiş ve tekrar Almanya'da görevinin başına dönmesine izin verilmiştir.
Türkiye’ye Dönüş: İlişki Devam ediyor
1974’te çıkarılan Ecevit Affı’ndan sonra Burkay, yurt dışına çıkışında izlediği güzergahı tersinden izleyerek, Bulgaristan'ın verdiği pasaportla Sofya üzerinden Beyrut’a, oradan Suriye’ye, ardından da sınırı gizlice geçerek Türkiye’ye dönüyor. Dönüş o kadar sorunsuz olur ki, sanki hiç yurt dışına çıkmamış gibi.
Bu rahat
geçiş, Bulgar bağlantısının yalnızca kaçış dönemine mahsus bir ilişki
olmadığını, dönüş sürecinde de bu kanalın kullanıldığı anlaşılıyor.
Burkay'ın başta gelen dönüş
nedeni Türkiye
Kürdistan Sosyalist Partisini kurmak. Parti Kurulduktan sonra, onun legal yayın
organı Özgürlük Yolu dergisi
çıkarıldıktan sonra Bulgar
istihbaratı ile ilişki yeniden devreye girdiğini görüyoruz.
Özgürlük Yolu'nun Ankara’daki Sanlı Han’daki bürosunda Bulgaristan Büyükelçiliği Kültür Ateşesi (aynı zamanda istihbarat görevlisi) 1976'da Burkay'ı ziyaret ediyor. (Burkay: 2009, 57)
Bu,Burkay’ın Bulgar bağlantısının kişisel temas seviyesinde devam ettiğini gösterir.
Bulgaristan’ın Kültür Ataşeleri genellikle DS’nin Dış Operasyonlar Dairesi'ne bağlı görevli oluyordu. Kültür ateşeleri, bilgi aktarımı, Doğu Bloku adına Türkiye’deki sol çevreleri kontrol ve yönlendirme ve casusluk faaliyetlerini yürütüyordu
Burkay'ın sözünü ettiği Kültür ateşesi aynı yıl, yeni kurduğumuz Kava Yayınevini de ziyaret etti. Bu satırların yazarı da o esnada yayınevinde bulunuyordu. Onunla tanışıklığım bununla sınırlı kalmadı:
1981'de, İstanbul Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde görülen ona bağlı kurulan bir casusluk şebekesi davasında, savunma avukatı olarak yer aldım.
Burkay'ın onunla ilgili
yazdıklarını, Kava yayınevinde onunla tanışmamı ve casusluk davasını bir
sonraki yazımda kaleme alacağım.
30 Ekim 2025 #Ahmet Zeki Okçuoğlu
