30 Ekim 2025 Perşembe

Ahmet Zeki Okçuoğlu_ALINTI

Kemal Burkay'ın Kaleminden Bulgar İstihbarat Teşkilatı ile İlişkileri

Kemal Burkay, Roja Nu tarafından yayınlanan Anılar ve Belgeler adlı kitabının 1. cildinde, 12 Mart 1974 askeri darbesinden sonra Türkiye’den Avrupa’ya kaçış sürecini anlatırken, 

Komünist Partisi ismi altında Bulgaristan istihbarat teşkilatı ile ilişkileri hakkında dikkat çekici detaylar veriyor.

Bulgaristan'a Sığınma: Burkay, 12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra Türkiye’den trenden atlayarak Suriye'ye oradan da Beyrut'a gittikten sonra, başvurduğu Bulgar Büyük Elçiliği'nin kendisine ve iki arkadaşına sahte pasaport verdiğini şu satırlarla yazıyor:

"Bulgaristan büyükelçiliğine gittik. Elçilikten yetkililer elçilik yakınındaki bir otelde yer ayırdılar. Orada işlemlerimiz tamamlanıncaya kadar Bulgar adlarına uyarlanmış adlarla kaldık. Sözde politik nedenlerle Türkiye'den kaçmış bulgarlardık. (...) Bulgar yetkililer bizim için geçiş belgeleri (lesse pas) hazırladılar ve bilet işini ayarladılar." (Burkay: 2001, 363)

 Burkay’ın 'Bulgar adları' ile gizlenmesi, Bulgar yetkililerin o ve iki arkadaşı için sahte pasaport düzenlemeleri, onlar için otel bulup ücretini ödemeleri, bu sürecin sıradan bir sığınma işlemi olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

 Sofya Günleri

 Burkay, Bulgaristan’a girişinin ardından yaşadıklarını şu sözlerle anlatır:

“Sofya Havalimanında bizi Bulgar yoldaşlar karşıladılar ve Sofya’nın Gornabana’ya götürüp bizi turistik bir otele yerleştirdiler. Burası Vitoşa Dağı'nın eteğinde, içmeleriyle meşhur bir yerdi. (...) Biz bir an önce Batı Avrupa'ya geçmek ve orada Türk ve Kürt göçmenlerin, politik mültecilerin Cunta'ya karşı yürüttükleri çalışmalara katılmak istiyorduk.

 Bulgar dostlardan istediğimiz de Batı'ya geçiş için bize pasaport sağlamalarıydı. Onlarsa bunun zaman alacağını söylediler ve biyografimizi çocukluktan başlayarak ayrıntılı biçimde yazmamızı istediler. Yazıp verdik. Bir süre sonra bize kent merkezine daha yakın bir semtte dayalı döşeli bir daire buldular. Dediklerine göre dairenin sahibi görevle başka bir ülkedeymiş ve biz bir süre orada kalabilirmişiz.

Havalar soğumuştu, üzerimizde yazlıklar vardı. Bizi kent merkezindeki süpermarkete götürüp kışlık giyecekler almamızı istediler. Ben iç çamaşırının yanı sıra bir kazak ve palto aldım. Diğerleri de ihtiyaçları olan bazı giyim eşyaları aldılar. Doktor kontrolünden geçirildik. Ayaklarımdaki mantar hastalığı için ilaç verdiler. Ayrıca dişlerimizi yaptırdık. Bu arada Sofya'nın görülmesi gereken yerlerini gezdirdiler.” (Burkay, 2001, s. 365)

 

Burkay'ın başından itibaren anlattığı şeyler (Bulgaristan da dahil) dünyanın hiçbir ülkesinde uygulanan bir prosedür değil. 'Bulgar dostlar' diye andığı kişiler, gerçekte Bulgar Devlet Güvenlik Teşkilatı’na


(DS – Durzhavna Sigurnost) mensup görevlilerdi.

 

Mülteciye sahte pasaport çıkarılması, kalacak yer, giyim, sağlık hizmeti temin edilmesi; buna karşılık ayrıntılı biyografi yazdırılması, istihbarat teşkilatlarının bilinen klasik faaliyetlerindendir.

 

Avrupa’ya Gönderiliş: Münih Günleri

Kendi anlatımı ile Burkay, Bulgaristan’daki 'misafirliği' müddetinde, zihin dünyasında köklü bir dönüşüm yaşıyor. Yıllarca Kürt milliyetçiliğine karşı amansız bir mücadele yürüten Burkay, direksiyon kırarak; onun dili ile konuşmaya başlıyor:

 “Ben artık kendimi TİP’e yakın hissetmiyordum.

 Son aylarda yaşadıklarımızla birlikte ayrı örgütlenmeye ilişkin eğilimim güçlenmişti. Kürt ulusal hareketinin Marksist-Leninist nitelikte öncü bir örgüte gereksinimi olduğu kanısındaydım ve bunun teorik temellerini oluşturmak gerektiğini düşünüyordum. Bu nedenle zaman geçirmeden Avrupa’ya geçmeliydim.

 Bulgar yoldaşlar bize ‘Burada kalın, parti akademisinde ya da üniversitede okuyun’ dediler. Ben, bunun zaman kaybı olacağını söyledim. Bunun üzerine aramızdan iki kişinin Almanya'ya gidip durumu yerinde görmesi önerildi. Benle Nurettin için değişik isimlerle Türk pasaportu yapıldı, gidiş-dönüş uçak bileti ayarlandı.

 Bir ay kalıp dönecektik.” (Burkay, 2001, s. 370)

 Bu sözlerden Bulgaristan istihbarat teşkilatı ile Burkay arasında organik ilişkisinin oluştuğu anlaşılıyor.

Nitekim görevle arkadaşı Nurettin ile birlikte Münih’e gidiyor. Münih, o dönemde Avrupa’daki en güçlü Kürt organizasyonu olan Hevra’nın merkezidir.

 

Burkay Hevra'nın yöneticileri ile ilişki kuruyor ve onlara, bir süredir yayını durdurulmuş olan yayın organları Ronahî dergisinin yeniden yayınlanmasını öneriyor ve ikna ediyor. Dergi önce Türkçe, ardından Kürtçe yayımlanmaya başlıyor.

 

Yaptığı çalışmalar hakkında ilgililere rapor vermek üzere Sofya'ya dönen Burkay oradaki temasları hakkında şunları söylüyor.

 

“Almanya gezimizin izlenimlerini anlattık. Bulgar yoldaşlar ne yapmak istediğimizi sordular. Ben bir an önce dönüp Almanya’da çalışmak istediğimi söyledim."(Burkay, 2001, s. 373)

Burkay bu defa, Ronahî’nin yayınlandığı yer olan Konstanz’a geliyor. Daha önce Ronahî’nin bürosu olan binanın çatı katındaki bir odada kendisine tahsis ediliyor. Orada Ronahî’nin sayılarını hazırlamak için yoğun bir çalışmaya giriyorlar. Ayrıca yayınlanmak üzer kitaplar hazırlıyor. (Burkay, 2001, s. 373

 Finansman İlişkisi

 Burkay Aılar ve Belgeler kitabında, Bulgarlarla finansman ilişkisini şu satırlarla anlatır:

“1973 başından 1974 yazına kadar, yaklaşık bir buçuk yıl Almanya’da kaldım. Bu süre içinde iltica isteminde bulunmadım. Ayrıca fazla masrafım da yoktu. Bulgar dostların bana verdikleri 2000 Mark harçlık bu sürede bana yetti. Eşime ve çocuklarıma gelirken bir yıl yetecek kadar para bırakmıştım. Geldikten sonra Bulgar dostların bana verdikleri harçlıktan bir kısmını onlara gönderdim.”(Burkay, 2001, s. 376)

 O dönemde Bulgaristan, Sovyet bloku adına Türkiye'de yürütülen Sovyet taraftarı ideolojik ve siyasi faaliyetlere maddi destek sağlayan, hatta casusluk faaliyetlerini organize etmesi ile biliniyordu.

 Sofya’ya Dönüş: Sorgulama

 Burkay, Federal Almanya’da iltica talebinde bulunmuyor, yine kendi beyanına göre, belirli peryodlarla, Bulgaristan'nı kendisi için tanzim ettiği Türkiye pasaportu ile Sofya'ya gidip, dönüyor.

O dönem Türkiye pasaportları için vize şartı olmadığı için, herhangi bir problemle karşılaşmadan, rahatlıkla Bulgaristan'a gidip dönüyor. Ancak Sofya'da inmesi için vize alması mecburiyeti vardı. Aksi takdirde trenden inmesine izin verilmiyordu. Bunun için Almanya'daki Bulgar Elçiliğinden vize alması veya gelip istasyondan alması için ilişki içinde olduğu Bulgar istihbarat görevlisini haberdar etmesi gerekiyordu. İlk defa gidişinde acemiliğinden, vize almadığı gibi geleceğinden İvanov'u da haberdar etmemişti.

 Bilet Türkiye için alındığı için, Sofya'da trenden inmek istediğinde görevli izin vermiyor. Bir sonraki durak Kapıkule idi, orada yakalanması kaçınılmazdı. Burkay görevliye ilişki içinde olduğu İvanov'un telefon numarasını görevliye verirse de işe yaramaz. Trenin kapıları kilitli olduğu için, inmesi için tek yol vardı: bir yolunu bulup trenin penceresinden atlamak. Nitekim bunu başarıyor.

 Ne de olsa trenden atlama konusunda tecrübeli idi. Bu onun ikinci defa Trenden atlama vakası idi. İlkinde Suriye'ye geçmek için Nusaybin'de trenden atlamıştı. Trenden atladıktan sonra, Bulgar devletinin onun için tahsis ettiği eve gidiyor ve telefonla İvanof'a geldiğini bildiriyor. (Burkay, 2001, s. 384)

 Burkay’ın Sofya'ya dönüşü ilişkilerinde yeni bir gerilimle başlıyor. Burkay hadiseyi şöyle anlatıyor:

 "Birkaç gün sonra Merkez Komitesinden bir yetkili ve iyi Türkçe bilen bir çevirmen, İvanof’la birlikte kaldığımız eve geldiler. Görüşmede MK üyesi sert bir şekilde ‘Sen Kürt milliyetçiliği yapıyorsun, bu sosyalist ideallerle bağdaşmaz’ dedi. (…) Ben de Türkiye Şartlarında Kürt Halkının Kurtuluş Mücadelesi adlı kitabımı çıkarıp gösterdim: ‘Burada sosyalist görüşlerle bağdaşmayan ne var, bana gösterin!’ dedim. (...) böyle bir tepkiyi beklemiyorlardı ve sanırım böye tepkilere alışık da değildiler. Daha sonra bana kişisel bir isteğim olup olmadığını sordular. Kişisel bir isteğimin olmadığını, ama eğer yardımcı olacaklarsa Hevra'ya yardımcı olmalarını söyledim. Onlarsa bu konuda bir şey söylemediler. Bir kaç gün sonra değişik bir isimle bana bir yeni pasaport verdiler ve yeniden Almanya'ya döndüm.” (Burkay, 2001, s. 383-384)

 Bu diyalog, Burkay’ın faaliyetlerinin Bulgar Komünist Partisi’nin merkez organları tarafından doğrudan takip edildiğini gösteriyor. Bu dialogda enteresan olan Bulgar yöneticinin kendisini 'Kürt milliyetçiliği' ile suçlaması karşısında Burkay'ın bu suçlamaya aşırı bir tepki göstermesi ve masumiyetini ispatlamak için, gelmeden önce kaleme aldığı ve beraberide getirdiği, yukarıda sözünü ettiği kitabı kendisine vermesi.

 

 Kürt milliyetçiliğ denince akla, Kürdistan devletinin kurulması fikri gelir. Kürt milliyetçiliğine karşı olmak, Kürtlerin devlet kurma hakkına karşı olmak, bir bakıma onlarla ilgili mevcut statükonun değiştirilmemesi manasına gelmektedir.

 Anlaşılan o ki, Burkay Bulgar görevlileri ikna etmiş olmalı, kendisine yeni bir pasaport verilmiş ve tekrar Almanya'da görevinin başına dönmesine izin verilmiştir.

 Türkiye’ye Dönüş: İlişki Devam ediyor

 1974’te çıkarılan Ecevit Affı’ndan sonra Burkay, yurt dışına çıkışında izlediği güzergahı tersinden izleyerek, Bulgaristan'ın verdiği pasaportla Sofya üzerinden Beyrut’a, oradan Suriye’ye, ardından da sınırı gizlice geçerek Türkiye’ye dönüyor. Dönüş o kadar sorunsuz olur ki, sanki hiç yurt dışına çıkmamış gibi.

Bu rahat geçiş, Bulgar bağlantısının yalnızca kaçış dönemine mahsus bir ilişki olmadığını, dönüş sürecinde de bu kanalın kullanıldığı anlaşılıyor.

 

Burkay'ın başta gelen dönüş nedeni Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisini kurmak. Parti Kurulduktan sonra, onun legal yayın organı Özgürlük Yolu dergisi çıkarıldıktan sonra Bulgar istihbaratı ile ilişki yeniden devreye girdiğini görüyoruz.

 Özgürlük Yolu'nun Ankara’daki Sanlı Han’daki bürosunda Bulgaristan Büyükelçiliği Kültür Ateşesi (aynı zamanda istihbarat görevlisi) 1976'da Burkay'ı ziyaret ediyor. (Burkay: 2009, 57)

 Bu,Burkay’ın Bulgar bağlantısının kişisel temas seviyesinde devam ettiğini gösterir.

 Bulgaristan’ın Kültür Ataşeleri genellikle DS’nin Dış Operasyonlar Dairesi'ne bağlı görevli oluyordu. Kültür ateşeleri, bilgi aktarımı, Doğu Bloku adına Türkiye’deki sol çevreleri kontrol ve yönlendirme ve casusluk faaliyetlerini yürütüyordu

 Burkay'ın sözünü ettiği Kültür ateşesi aynı yıl, yeni kurduğumuz Kava Yayınevini de ziyaret etti. Bu satırların yazarı da o esnada yayınevinde bulunuyordu. Onunla tanışıklığım bununla sınırlı kalmadı:

 1981'de, İstanbul Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde görülen ona bağlı kurulan bir casusluk şebekesi davasında, savunma avukatı olarak yer aldım.

 

Burkay'ın onunla ilgili yazdıklarını, Kava yayınevinde onunla tanışmamı ve casusluk davasını bir sonraki yazımda kaleme alacağım.

 

30 Ekim 2025 #Ahmet Zeki Okçuoğlu

 

 

Blog Arşivi

Çamurdan ayaklı ahmaklar kaldırdıkları kayanın altında kalacaklar

Çamurdan ayaklı ahmaklar kaldırdıkları kayanın altında kalacaklar
Devrimci ve İlerici Kamuoyuna, Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ender haleflerinden, Türkiye’de, devrimci komünist/proleter enternasyonalist çizginin temsilcisi, Maoist ekolün kurucusu, önder İbrahim Kaypakkaya karşı yine iğrenç, alçakça, çamurdan bir saldırıyla karşı karşıyayız. Bizler böylesi iğrenç, alçakça çamurdan saldırıları geçmişten de biliyoruz. İbrahim Kaypakkaya’yı “seni bizat kendi ellerimle geberteceğim” diyen Yaşar Değerli’nin, “sanık İbrahim Kaypakkaya, intihar etmiştir” diye başlayan bu saldırısı sırasıyla, Nasyonal Sosyalist Doğu Perinçek’in 70’lerden buyana dillendirdiği “intihar” yalanıyla, ardından Orhan Kotan’ın, “Rızgari” adına yayınlanan Diyarbakır Hapisanesi Raporu’ndaki “o işkenceye kimse dayanamaz, İbrahim’in direnişi şehir efsanesidir” çamurlarıyla devam edilmiştir. Bugünkü saldırının failleri ise bizat önder Kaypakkaya’nın kurduğu ekolün yıllar içerisinde epey, bir hayli dejenere olmuş, paslanmış, küflenmiş halinin sonuçları olan tek tek safralardır. Bu safralar kendilerinin muhatap alınmasını, attıkları çamurun gündem olmasını ve tartışılmasını istiyorlar. Görünürde ilk kuşaktan olup, Koordinasyon Komitesi üyelerini ama özellikle de Muzaffer Oruçoğlu’nu hedef alıyor muş gibi yapan bu iğrenç, alçakca çamur faaliyetin ESAS amacı ve HEDEFİ aslında, İbrahim Kaypakkaya’nın fikirleriyle hesaplaşmaktan kaçıp, onun geride kalan kemiklerini (“otopsi isterük” naralarıyla) taciz ve teşhir ettikten sonra çamura batırmaktır. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, Kaypakkaya yoldaşın koptuğu Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi’nin önde gelen kalan kadrolarının 1972 senesi içerisinde (sırasıyla Hasan Yalçın, Gün Zileli, Oral Çalışlar, Ferit İlsever, Nuri Çolakoğlu, Halil Berktay ve Doğu Perinçek’in) yakalandıklarını ve bunların polis ve savcılık ifadelerinde İbrahim Kaypakkaya hakkında gayet kapsamlı ve derinlikli bilgi verdiklerini çok iyi biliriz. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, 3 Kasım 1972’de Ankara’daki Marmara Köşkü'nde yapılan Devlet Brifingi'nde “Diyarbakırda yakalanan gençlerin örgüt evlinde Kemalizm ve Milli Mesele Üzerine adlı bölücü yazıların çıktığına” dikkat çekildiğini gayet iyi hatırlarız. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, önderimiz İbrahim Kaypakkaya’nın 28 Şubat 1973’de zincirle bağlı bulunduğu yatağından kaleme aldığı, adeta vasiyeti sayılacak mektupta, “saflarımızda çözülenleri ve moral bozanları derhal atın” dediğini nasıl unuturuz? Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, buna mukabil başta Muzaffer Oruçoğlu olmak üzere Koordinasyon Komitesi mensuplarının direnmediklerini ve çözüldüklerini de iyi hatırlarız. Ve önder Kaypakkaya’yı en son gören tanıklardan olan yoldaş Hasan Zengin’in, çapraz hücrede kalan İbrahim Kaypakkaya’nın yanına Yaşar Değerli ve Güneydoğu Anadolu Sıkı Yöneim Komutanı Şükrü Olcay’ında bulunduğu kalabalık, sivil giyimli bir heyetin geldiğini ve bu heyet ile Kaypakkaya arasında geçen konuşmanın muhtevasını da gayet iyi biliriz: Zira o “konuşmada” DEVLET, İbrahim Kaypakkaya’ya adeta “bu yazdıklarını savunuyor musun, hala arkasında mısın” diye sormuştur. İbrahim’de “evet, savunuyorum ve arkasındayım” demiştir. Ve onun için ister işkenceyle, ister kurşunla olsun Kaypakkaya, “arkadaşlarının 21 Nisan 1973’den itibaren çözülmeleri sonucunda”, “devletin aslında öldürmeyecekken dikkatini çekmiş masum bir öğrenci olduğu için” DEĞİL, ta başından beri DEVLETİN sahip olduğu İSTİHBARATIN sonucu İNFAZ edilmiştir. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, 1. Ana Dava Dosyası’na konan ve müptezellerin bize unutturmaya çalıştıkları, MİT raporundaki şu saptamayı da hiçbir zaman akıldan çıkartmayız: “Türkiye’de komünist mücadelede şimdiki haliyle en tehlikeli olan Kaypakkaya’nın fikirleridir. Onun yazılarında sunduğu görüşler ve öngördüğü mücadele metotları için hiç çekinmeden ihtilalci komünizmin Türkiye’ye uygulanması diyebiliriz.” Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, ABD emperyalistleri tarafından “Soğuk Savaş” yıllarında yayınlanan The Communist Year Book’un 1973 baskısında önder İbrahim Kaypakkaya başta olmak üzere, Ali Haydar Yıldız, Meral Yakar ve Ahmet Muharrem Çiçek’in ölüm haberlerinin H. Karpat tarafından adeta zafer edasıyla duyrulduğunu biliriz. İşte tüm bu nedenlerden ötürü bugün bu iğrenç, alçakça çamur saldırının ana hedefi kati surette Muzaffer Oruçoğlu DEĞİLDİR. Bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının ANA HEDEFİ önder İbrahim Kaypakkaya’nın ser verip sır vermediği, devrimci komünist, proleter enternasyonalist siyasi ve ideolojik hattır. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıyı başlatıp yürüten safralar, İbocu hattan ta 70’lerin ikinci yarısında kopup, evvela Enver Hoca’cılığı tercih eden, sonra devrimciliği bitirip, şimdilerde Dersimcilik yaparak statü sahibi olmaya çalışan, Büyük Proleter Kültür Devrimi’ne “katliam” diyecek kadar antikomünistleşenlerdir. Ve ne ilginçtir ki, bu safralar geçmişteki anlatımlarında (mesela Kırmızı Gül Buz İçinde belgeseli için verdikleri yaklaşık 3 saatlik mülakatte) tek kelime bugünkü iddialarından bahsetmemişlerdir. Keza o günlerde karşılaştıkları Arslan Kılıç’la da gayet mülayim mülayim sohbet etmişlerdir. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıyı başlatıp, yürüten safraların bazıları ise kişisel öç alma derdinde olanlardır. Bunlar yıllarca İbocu=Dersimci denklemiyle eğitilmiş ama gerçekte İbrahim Kaypakkaya’nın ve onun dayandığı bütün bir komünist bilimle değil, Dersim’in yüzyıllarca sahip olduğu feodal kültürle yoğurulmuş müptezellerdir. Bu safralar, Kürt Milli Hareketi ile aileleri arasında yaşanan kanlı antagonizmaya, sırtlarını dayadıkları, Dersimli gördükleri, İboculukla alakası olmayan pragmatist hareketin ikircikli politikasına karşı gelip, kendilerini Türk şovenizminin Dersim temsilcisi eski CHP’li vekillerin kollarına atanlardır. Bu müptezellerin, vaktiyle Doğu Perinçek’in, Arslan Kılıç’a talimat verip, Arslan Kılıç’ında, “Ordu Göreve” pankartıyla bilinen, Nasyonal Sosyalist Gökçe Fırat’ın, “Türk Solu” dergisinde kalem oynatan Turhan Feyizoğlu’na siparişle yazdırdığı, İbo kitabının basımına nasıl cevaz verdikleri bilinir (bu kitap, hiç utanma ve arlanma duyulmaksızın bütün “İbo anma gecelerinde” de maslarda sergilenir). İbo kitabının dayandığı iki iddia vardır: 1. İbrahim Kaypakkaya, TİİKP’den “bir kadın meselesinden ötürü ayrılmıştır”. 2. İbrahim Kaypakkaya, “jiletle intihar etmiştir”. İşin ilginç yanı şudur ki bu çamur kitabın “Önsözü”, gayet övücü sözlerle Muzaffer Oruçoğlu tarafından yazılmıştır. Ve bugün Oruçoğlu konusunda çok hassasiyet sahibi imiş gibi gözüküp, bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının başını çekenler tarafından da o dönemde basımına ve dağıtımına onay verilmiştir. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıyı başlatan bir diğer safra ise, yazdığı 9 sayfalık çamur yazının altına imzasını koyamayacak kadar alçak ve korkaktır. Bu müptezelin davet edilmediği, 2017’de Darmstadt’da buluşan İbocu geleneğin farklı nesillerinin toplantısında, birden ortaya çıktığı ve “Arslan Kılıç, İbrahim’den teorik olarak ileriydi. Ben Arslan ağabey ile konuştum. İbrahim işkence falan görmedi, intihar etti” der demez, nasıl linç edilmekten son anda kurtulduğu ve topuklarını yağlayıp, nasıl sırra kadem bastığı da bilinir. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıda kullanan TKP/ML 1. Ana Dava Dosyası’nın biz İbocular açısından zerre kadar özgül ve orijinal tek bir yanı yoktur. O dosyanın yegane özelliği, o dönemki kadroların alttan alta önder İbrahim Kaypakkaya’nın 5 Temel Belgesi’ne nasıl ŞÜPHE duymaya başladıklarının göstergesidir. (Zaten onun içindir ki, ortak bir savunma yapılamamaıştır) Bu ŞÜPHE’nin daha sonra 1978’de yapılan 1. Konferans’da verilen “Özeleştiri” ile TEORİLEŞTİRİLDİĞİ ve bugünlere dek uzayıp geldiğni de zaten hepimiz görmekteyiz. Öte yandan bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının manidar boyutları da vardır ve ne ilginçdir ki, bir zamanlar Sosyal Emperyalistlerin Türkiye temsilcisi İsmail Bilen ve Haydar Kutlu TKP’sinin kurduğu TÜSTAV arşivinin envanterinde, TKP/ML 1. Ana Dava Dosyası gözükmekle birlikte, çevrim içi bu dosyanın tek bir sayfası dahi dijital olarak TÜSTAV sitesinde BULUNMAZKEN, iğrenç, alçakça, çamur saldırının sorumlusu, bahsi geçen müptezellerine kim veya kimler tarafından SERVİS edildiği ve hatta Türkiye’den Ethem Sancak’ın ortağı olduğu Türk-Rus ortak arama motoru YANDEX’e kim veya kimler tarafından da yüklendiğidir. Dünyanın olası bir 3. Emperyalist savaşla burun buruna geldiği, Türkiye’de islamcı-faşist bir rejimin 20 yıldır kendisini adım adım tahkim ettiği bir ortamda, önder İbrahim Kaypakkaya’ya yapılan bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının insanlığa ve devrime zerre kadar faydasının olmadığı son derece aşikardır. Yeni, genç nesiller bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıdan ne öğrenecektir? Çamurdan ayaklı bu ahmaklar, İbrahim Kaypakkaya’ya karşı bir kaya kaldırdılar. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Tarihsel olarak şimdiden o kayanın altında kalmışlardır. İnanmayan Hasan Yalçın’a, Gün Zileli’ye, Oral Çalışlar’a, Ferit İlsever’e, Nuri Çolakoğlu’na, Halil Berktay’a, Doğu Perinçek’e, Yaşar Değerli’ye, Orhan Kotan’a, Turhan Feyizoğlu’na baksın. Tüm bu adlar bugün hangi siyasi ideolojilk hela deliğine yuvarlandılarsa bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının başını çeken safralar da o deliğe yuvarlanacaklardır...

MKP 3. Kongre Tanıtım Videosu.Tek Bölüm

MKP 3. Kongre Tanıtım Videosu.Tek Bölüm
Bu video, mkp 3. Kongresinin, emperyalist dünya sistemine ilişkin fikirlerini, Türkiye Kuzey Kürdistan'ın sosyo ekonomik yapı tahliline ilişkin yaklaşımını ve devrimin niteliğine (demokratik devrimin görevlerini üstlenen, sosyalist devrime) ilişkin anlayışını, devrimin yolu olan sosyalist halk savaşını ve demokratik halk devrimi, sosyalizm ve komünizm projesini (gelecek toplum projesinde devlet anlayışını), ulus ve azınlıklar, ezilen inançlar, kadın ve lgbtt'ler, ve gezi ayaklanmasına ilişkin fikirlerini, birlik ve eylembirliği anlayışını, ittifaklar politikasını, yerel yönetimler anlayışını, işçi partisi değerlendirmesini ve komünist enternasyonale ilişkin güncel görevler yaklaşımını içermektedir.

TKP/ML İçindeki İki çizgi Mücadelesinin Bazı Belgeleri_1

https://www.muzafferorucoglu.com/?lng=tr

https://www.muzafferorucoglu.com/?lng=tr
Ve Durgun Akardı Don Gençliğimde hayalimin sınırlarını aşmama yol açan, beni en çok etkileyen roman. Don kazaklarının yaşamı, iç savaş, toprak kokusu, aşk, yaratım ve yıkım. Şolohov iç dünyamdaki yerini hep korudu. 24 Mayıs 1936’da Şolohov, Stalin’in daçasına gidiyor. Sohbetten sonra Stalin Solohov’a bir şişe kanyak hediye ediyor. Solohov evine geldikten bir müddet sonra kanyağı içmek istiyor ama karısı, hatıradır diye engel oluyor. Solohov, defalarca kanyağı içme eğilimi gösterdiğinde, karşısına hep karısı dikiliyor. Aradan üç yıl geçiyor, Solohov ünlü eseri, dört ciltlik ‘Ve Durgun Akardı Don’u, on üç yıllık bir çabanın sonunda bitirip karısından kanyağı isteyince arzusuna erişiyor ve 21 aralıkta, Stalin’in doğum gününe denk getirerek içiyor. Tabi biz bu durumu, Şolohov’un Stalin’e yazdığı mektuptan öğreniyoruz. Durgun Don’dan bir alıntıyla bitirelim: “Bizleri, insanoğlunu birbirimize karşı çıkardılar; kurt sürülerinden beter. Ne yana baksan nefret. Bazen kendi kendime, acaba bir insanı ısırsam kudurur mu, diye sorduğum oluyor.” (1. Cilt) ---------

TABURE - Muzaffer Oruçoğlu

TABURE - Muzaffer Oruçoğlu
İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Gümüşsuyu Amfisi, 1970’in eylülünde Dev-Genç’in parkeli, sarkık bıyıklı militanlarıyla tıklım tıklım dolmuştu. Sahnedeki masada, toplantıyı yöneten üç kişi vardı. Ortada, Filistin’e gidip geldikten sonra tutuklanan ve bir müddet yattıktan sonra serbest bırakılan İstanbul Dev-Genç Bölge Yürütme Komitesi başkanı Cihan Alptekin oturuyordu. Amfiye, elde olan hazır güçlerle, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı, Latin Amerikalı devrimcilerin yaptığı gibi bir an önce silahlı harekete geçme eğilimi hakimdi. İbo kent fokosu olarak gördüğü bu eğilimin, gençliği kendi kitlesinden koparacağı ve emekçi sınıflarla bütünleştirmeyeceği kanısındaydı. Daha önceki Dev-Genç forumlarında, bireysel terör, kendiliğindencilik, ekonomizm üzerine Dev -Genç kadrolarıyla tartışmış, onları İstanbul’un işçi bölgeleri ile toprak sorununun yakıcı olduğu yerlere yönlendirme çabası içine girmiş, direnişi ve silahlı mücadeleyi oralarda örgütlemeye çağırmış olduğu için herkes İbo’nun toplantıya gelme amacını ve neler söyleyeceğini üç aşağı beş yukarı tahmin ediyordu. Hatta tahminin de ötesine geçiyor, İbo’nun üniversitedeki sağlam kavgacı unsurları araklayıp, kendi çalıştığı fabrikalar semtine, Alibeyköy’e ve Trakya’ya götüreceğini, üniversiteleri savunmasız durumda bırakmakla kalmayacağını, götürdüklerini de oralarda pasifize edeceğini söylüyordu. İbo biraz da Doğu Perinçek’in daha önce, gençliğin üniversite sınırları içindeki mücadelesini çelik çomak oyununa benzeterek küçümsemesinin cezasını çekiyordu. Dev- Genç kadroları PDA içindeki görüş ayrılıklarını bilmediği için İbo’nun Perinçek gibi düşündüğü sanısına kapılıyorlardı. Kızgınlıkları biraz da bundandı. İbo, ben, Garbis, Kabil Kocatürk, birkaç kişi daha, grup halinde toplantıyı izliyoruz. Konu, Cihan Alptekin, Necmi Demir, Ömer Erim Süerkan, Gökalp Eren, Namık Kemal Boya ve Mustafa Zülkadiroğlu’ndan oluşan Dev-Genç Bölge Yürütme Kurulu içindeki anlaşmazlıklar. Konu açılıyor, tartışmalar başluyor, Zülkadiroğlu saymanlıktan istifa ediyor. Tartışmaların kızıştığı bir anda, söz alanlardan birisi, gençliğin emekçi sınıflara açılması gerektiğinden, aksi taktirde iç didişmelerin artacağından söz ediyor. Bir diğeri, militan gençliğin, kitle çalışması kisvesi altında, kavga alanlarından çekilerek pasifize edilmek istendiğinden dem vuruyor. Bunun üzerine kolunu kaldırıp söz istiyor İbo. Görmezlikten geliyor Cihan Alptekin, bir başkasına söz veriyor. İbo’nun konuşması durumunda ortamın elektirikleneceğini iyi biliyor. Konuşmacı sözünü bitirdikten sonra İbo kolunu kaldırıyor. Yine görmezlikten gelip bir başkasına söz veriyor Cihan. Arkamızda oturan militanlar, tatsız yorumlarla laf dokunduruyorlar bize. İbo duyacak diye endişeleniyorum. Kafasını bana doğru çevirerek, “Örgüt içi demokrasi dar bir çete tarafından resmen yok ediliyor,” diye mırıldanıyor. “Biraz bekle,” diyorum. Bekliyor. Birkaç kişi daha konuştuktan sonra el kaldırıyor. Ben de kaldırıyorum. Toplantının selameti için hiçbirimize söz hakkı vermiyor Cihan. İbo bu kez olduğu yerden: “Deminden beridir el kaldırıp söz istiyorum, söz vermiyorsun,” diyor. “Söz almadan konuşma,” diye uyarıyor Cihan. “Siz iktidar mücadelesini kendi içinizde kendiniz gibi düşünmeyenleri susturarak mı vereceksiniz? Düşünceler çatışmazsa doğrular nasıl çıkacak ortaya?” Cihan’ın, “Söz almadan konuşuyor, usulsüzlük yapıyorsun, otur yerine!” uyarısını arkadan gelen tehditvari uyarılar izliyor: “Otur yerine be, ne konuşacaksın!” “Seni gençliğin militan mücadelesi içinde göremiyoruz İbrahim, otur yerine, senin ne diyeceğini biliyoruz biz.” İbo bu kez geri dönerek, “Ben de sizleri işçi semtlerinde, grev çadırlarında göremiyorum,” diye çıkışınca, “Otur yerine,” sesleri çoğaldı. Amfideki tüm kafalar İbo’ya yöneldi. İbo yönünü tekrar sahneye doğru çevirip konuşmasını sürdürünce, ülkedeki siyasi atmosfer ile Bölge Yürütme Kurulu’nun içindeki çekişmelerin gerdiği sinirler, habis bir uğultu halini aldı. Arkamızda bulunan militanlardan Bombacı Zihni (Zihni Çetin), “Otur ulan otur, diyorum sana!” diye bağırarak, oturduğu tabureyi kaldırıp İbo’nun kafasına vurdu. Dehşet içinde kaldım. Kabil Kocatürk Zihni’ye ve arkadaşlarına doğru hörelenince kolundan çektim. Grubun içinde, Nahit Tören, Taner Kutlay, Zeki Erginbay, Mustafa Zülkadiroğlu gibi Dev-Genç’in mücadele içinde pişmiş ünlü militanları vardı. Nahit gibi birkaçının belinde de tabanca vardı. Zihni elindeki tabureyi yere koydu, durgunlaştı. Mücadeleci ve sinirli bir insandı. Harp okulundayken, öğretmeni Talat Aydemir’in örgütlediği 1963 darbesine katılmış, tutuklanıp üç yıl hapis yatmış, çıktıktan sonra 68 eylemlerine katılmış, Filistine gidip gelmiş fedakar bir insandı. İbo’nun kafası kırılmış, kırıktan boşanan kan, alnından yüzüne, boynuna ve göğsüne yayılmıştı. Dik durmaya çalışıyordu ama benzi solmuştu. Bir koluna Ragıp Zarakol diğerine de hatırlayamadığım birisi girmişti. İstanbul Teknik Üniversitesi Gümüşsuyu binası, Dev-Genç’in en önemli üssü olduğu için polis binadaki olayları anında haber alıyordu. Az sonra polis ekibi geliyor, İbo’yu alıp götürüyor. Nereye götürdüklerini bilemiyoruz. Karanlık çöktüğünde geliyor İbo. “Beni alıp Karakola götürdüler,” diye anlatıyor. “Kafama bant çektikten sonra sorguya aldılar. Komünistler arasında post kavgasının olduğunu, birilerinin vurduğunu ileri sürdüler. Kabul etmedim, merdivenden düştüğümü söyledim, tutanağa öyle geçti.”

(HBDH)--Halkların Birleşik Devrim Hareketi tartışmalarından kesitler... 2015’ten itibaren adım adım

(HBDH)--Halkların Birleşik Devrim Hareketi tartışmalarından kesitler...  2015’ten itibaren adım adım
Kriz ve kaosun patlak verdiği noktadan itibaren süreci kısaca özetlersek:-----Nisan 2015’te partimize yönelik ... alanında gerçekleştirilen operasyon sonrası yapılan ve partimize “Haziran Toplantısı” olarak sunulan belge, bu üyelerin krizi patlatma noktası olmuş, bu şekilde gerçek niyetlerini, ideolojik ve politik duruşlarını ortaya sermişlerdir.

Sınıf Teorisi - Partizan

Sınıf Teorisi - Partizan
Katledilişinin 50. Yılında Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya Yol Göstermeye Devam Ediyor! ''Türkiye'nin Geleceği Çelikten Yoğruluyor, Belki Biz Olmayacağız Ama, Bu Çelik Aldığı Suyu Unutmayacak'' İbrahim Kaypakkaya

UMUDA HAYKIRIŞ – 25 YAŞINDA!--Tarih: 11.10.2025 Giriş: 18:30 Yer: Stadthalle Ransbach-Baumbach, Rh

UMUDA HAYKIRIŞ – 25 YAŞINDA!--Tarih: 11.10.2025  Giriş: 18:30  Yer: Stadthalle Ransbach-Baumbach, Rh
Bu özel gecemizde, ezgilerimizin gücünde buluşmak, ve bir mücadeleyi daha yükseltmek için sizleri aramızda görmek istiyoruz. Tarih: 11.10.2025 Giriş: 18:30 Yer: Stadthalle Ransbach-Baumbach, Rheinstraße 103, 56235 Ransbach-Baumbach Birlikte söyledik, birlikte mücadele ettik, şimdi de birlikte kutlayacağız! Gelin, umudun sesini hep birlikte daha gür haykıralım! UMUDA HAYKIRIŞ

1970' lerde Türkiye Solu--Vehbi Ersan

1970' lerde Türkiye Solu--Vehbi Ersan
TIKLA ve İNDİR

Mahir Çayan Bütün Yazılar

Mahir Çayan Bütün Yazılar
TIKLA_Pdf_indir

M. Ali ESER ve Kitabının Devrimci Demokrasi tarafından Kritiği_1_2_3-4

M. Ali ESER ve Kitabının Devrimci Demokrasi tarafından Kritiği_1_2_3-4
Tıkla

Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu TKP-ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENİNİST, TİKB, DKP

Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu TKP-ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENİNİST, TİKB, DKP
Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu TKP-ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENİNİST, TİKB, DKP, Devrimci Karargah, MLKP ve Proleter Devrimciler Koordinasyonu'ndan oluşan 10 örgüt, yaptıkları bir açıklamayla "ortak mücadele örgütü" olarak ifade ettikleri Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni ilan etti.

Burjuva Medya

Burjuva Medya
Tıkla

İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU GÜNCELLENİYOR….. TKP-ML Merkezi Yayın Organı olan İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU sayı

İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU GÜNCELLENİYOR…..     TKP-ML Merkezi Yayın Organı olan İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU sayı
Tıkla

Iki Lider iki Örnek-Polis Ifadeleri

Iki Lider iki Örnek-Polis Ifadeleri
Tikla ve Oku

Umuda Haykırış - Tutsak Partizan

Umuda Haykırış - Tutsak Partizan
TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA

Umuda Haykırış - Kovo ( Yetiş Yalnız 2010 Hozat )

Umuda Haykırış - Kovo ( Yetiş Yalnız 2010 Hozat )
Mehemt Demirdağ için yapılan zazaca besteyi Yetiş Yalnız 2010 yılında katıldığımız Dersim Festivalinde seslendiriyor.

Dersim Dağlarında - PDF- H_Gündogan

Dersim Dağlarında - PDF- H_Gündogan
Gerilla savaşının başlatılması kararı ancak 1981 Şubatında gerçekleştirilen ve ‘Bolşevik Partizan’ grubunun kopuştuğu II. Konferansta alınabilmiştir. II. Konferans’tan bu kararın çıkmasını sağlayan kadrosal gücümüzün, Parti genel sekreteri Süleyman Cihan başta olmak üzere, önemli bir çoğunluğu, maalesef çok kısa denilebilecek bir süre içinde ya katledildi ya da tutsak edilerek saf dışı bırakıldı. Dolayısıyla da Parti, alınan bu kararın hayata uygulanmasında önderlik düzeyinde, kadrosal kabiliyetini esasen yitirmiş oldu. Öneminden ötürü ‘tarih’yazıcılarının bunu kayda geçmesi gerekiyor. Elbette Parti, yedek üyeler ve Parti iradesine danışarak yaptığı atamalarla ‘MK’ organının varlığını sürdürmesini sağlayabildi. Ancak bu ‘MK’, artık farklı bileşimli bir MK idi! Parti literatürümüze “2.MK” olarak geçen bu önderlik, önce ‘3 fahri üyemizden Aslan Kılıç’ın revizyonuyla pusula yitimine uğratıldı (O Aslan Kılıç ki kısa bir süre sonra da dümeni tam kırıp, Doğu Perinçek abisinin kollarında yoluna devam edecekti). Ardından Süleyman Yeşil ve Muzaffer Oruçoğlu’nun malum ve tipik sağ oportünist güzergâhıyla yeşillendirildi...

Sivas Mahkemesinden Umut Yok! Umut Halkın adeletinde ! 2TEMMUZ1993

Sivas Mahkemesinden Umut Yok! Umut Halkın adeletinde ! 2TEMMUZ1993
https://www.youtube.com/watch?v=tbaQngBSHdA

Kurtuluş Cephesi_PDF_Kütüphabe

Kurtuluş Cephesi_PDF_Kütüphabe
TIKLA

Şan olsun 50 küsür yıllık tarihte umuda harç olanlara

Şan olsun 50 küsür yıllık tarihte umuda harç olanlara
Tıkla

Halkların Birleşik Devrimci Hareketi

Halkların Birleşik Devrimci Hareketi
HBDH__________TIKLA__________HBDH

Dağların savaşçı ve sanatçısı Yetiş Yalnız

Dağların savaşçı ve sanatçısı Yetiş Yalnız
Dersim’in Aliboğazı’nda, 24 Kasım 2016’da 11 yoldaşıyla birlikte şehit düşen TİKKO gerillası Yetiş Yalnız (Ahmet), Grup Umuda Haykırış’a emek verenlerden biriydi. Yetiş, Fransa’nın Metz şehrinde doğdu. Genç yaşta devrimci mücadele ile tanışan ve Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) ve Yeni Demokratik Gençlik (YDG) çalışmalarına katılan Yetiş’in en sevdiği kendini ifade etme yöntemi ise sanattı. Müzik yapıyordu ve bu yeteneğini de mücadelenin hizmetine sundu. Partizan Müzik Topluluğu, Grup Umuda Haykırış, Grup İsyana Özlem ve Grup Şiar’ın gelişimine ciddi katkıları oldu. Yetiş, devrimci mücadeleyi baskılara rağmen sürdürme kararlılığındaydı. Avrupa’nın birçok ülkesinde yaptığı çalışmalar, onu Fransız polisinin hedefine dönüştürdü. 2006 yılında Paris’te kaldığı eve yapılan operasyonda tutuklandı ve 8 ay hapsedildi.

Türkiye Üzerine : Şark Meselesi

Türkiye Üzerine : Şark Meselesi
Amerika'da yayınlanan New York Tribune, iki yüz bini aşan tirajıyla, o yıllarda, belki de dünyanın en büyük gazetesiydi. «Türkiye Üzerine» Marx'ın bu gazeteye, «Şark Meselesi» ile ilgili olarak yazdığı makaleleri kapsamaktadır. «Türkiye Üzerine», geçen yüzyılda büyük devletler arasında kurulan politik ilişkilere «Şark Meselesi» açısından ışık tuttuğu gibi, Marx'ın Osmanlı İmparatorluğunun politik durumu ve toplumsal (sosyal) yapısı hakkındaki fikirlerini de dile getirir; bu bakımdan bizi özellikle ilgilendirmektedir. Bu yazılardan bir kısmının tamamen Marx' a ait olmadığı açıklamalar da belirtilmiştir. Biz, karışıklık olmasın diye, geleneğe uyarak, «Marx'ın» dedik. (Bkz. Kitabın sonunda yer alan)

Umuda Haykırış: Kuşaklar arasında müzikle elçilik-Serda Demir

Umuda Haykırış: Kuşaklar arasında müzikle elçilik-Serda Demir
Yetiş Yalnız’ı sormak istiyorum. 2016’da Dersim’de şehit düşen Yetiş Yalnız’ın da grubunuza çok emeği geçti. Onu ve grubunuza olan etkisini anlatabilir misin? Yetiş ile aynı dönem gençlik faaliyeti yürütüyorduk. 90’lı yılların politik atmosferi içinde kendine politik kimlik kazandırdı ve sanatsal çalışmalarla bütünleştirdi. Onun Fransa’da kendi müzik grubu vardı ama bizimle de konserlere çıkıyordu. Birlikte gençlik festivalleri de örgütledik ve sayısız sahnelerimiz oldu. Halkların Uluslararası Mücadele Birliğinin (ILPS) daveti üzerine Hindistan’da da birlikte konser verdik ve enternasyonal faaliyetler ekseninde sayamayacağım daha nice dinletiler oldu. Partizan Müzik Topluluğu içinde de ortak ürettik ve söyledik. 2010 yılında Dersim Festivalinde bizimle birlikte sahne aldı. En son o zaman görüştük ve orada vedalaştık.

Kobanê Film

Kobanê Film
TIKLA ve İZLE

İşçi Köylü Kurtuluşu

İşçi Köylü Kurtuluşu
TIKLA