13 Ekim 2025 Pazartesi

ŞUBAT’TAN EKİM’E; BOLŞEVİK DEVRİMİNE GİDEN YOL

“Doğada ve tarihte mucize yoktur, fakat her devrim, tarihin her ani dönemeci gibi öyle zengin bir içeriğe sahiptir, mücadele biçimlerini o kadar beklenmedik biçimde ortaya çıkarır ki, birçok şey darkafalı beyinlerde mucize olarak görünmek zorundadır.”

(Lenin)

 1917 yılının başlangıcı, Rusya açısından hiç iç açıcı değildi. Savaşın yol açtığı yoksunluklar, hızlı artan fiyatlar, sıklıkla yaşanan grevler, yiyecek isyanları 1916’dan devralınmıştı. 9 Ocak günü yani Kanlı Pazar’ın yıldönümünde 150 binden fazla işçi greve gitmişti.

 1905’ten beri greve gitmeyen bazı fabrikaların şimdi greve katıldıkları gözleniyordu. “Aynı derecede önemli olan başka bir şey ise, devrimci sloganlar atıp kızıl bayraklar taşıyan kalabalıklar geçerken askerlerin şapkalarını çıkarıp selam vermeleri ve tezahüratta bulunmalarıydı.”

(Rabinowitch, A: 2012, 26)

Duma’nın açılış günü olan 14 Şubat’ta da altmış fabrikada işçiler siyasi greve gitti. Yüzlerce üniversite öğrencisi Nevski Caddesi’nde yürüyüşe geçti. 22 Şubat’ta, Putilov fabrikasında süresiz lokavt ilan edildi. 30 bin işçi bu lokavttan etkilendi.

23 Şubat Kadınlar Günü’nde,

uzun ekmek kuyruklarında bekleyen ev kadınlarının başlattığı “huzursuzluk”, monarşinin kaldırılması ve savaşın sonlanmasını isteyen sokak gösterilerine dönüştü. Hiçbir devrimci parti tarafından planlanmayan, örgütlenmeyen ayaklanma böyle başlamıştı.

Daha devrimden çok kısa bir süre önce 9 Ocak 1917’de Zürih’te İsviçre İşçi Gençliği’ne verilen “1905 Devrimi üzerine Konferans”ta Lenin; “Şimdi bir dizi ülkede proletaryanın iktidarı eline alacağı sosyalist devrimin patlayacağı anın yaklaştığı zamandır, ama bu anı saptamak oldukça zor” demiş ve sözlerine

“Biz yaşlıların bu zamanı yaşayıp yaşamayacağını bilmiyorum” şeklinde devam etmişti.

1905-1907 aralığında yaşanan bütün şiddetli sınıf mücadelelerine, saldırılara dayanan monarşi, şimdi 8 gün içinde çökmüştü. Bu durum o dönem birçoklarının yorumladığı gibi bir “mucize” miydi?

Başlangıcı hiçbir devrimci örgüt tarafından örgütlenmeyen, Lenin’in daha iki hafta öncesinde bile

“bu zamanı yaşayıp yaşamayacağını” kestiremediği bu çöküş yine Lenin’in cevabıyla elbette ki “mucize” değildi! “Doğada ve tarihte mucize yoktur, fakat her devrim, tarihin her ani dönemeci gibi öyle zengin bir içeriğe sahiptir, mücadele biçimlerini o kadar beklenmedik biçimde ortaya çıkarır ki, birçok şey darkafalı beyinlerde mucize olarak görünmek zorundadır.” (Lenin, 1995, 18)

 Devrimin bu “mucize” görünümünden çıkabilmesi için “dünya çapında tarihsel öneme sahip bir dizi koşulun içiçe geçmesi” gerekliydi. Lenin, devrimi öğrenir öğrenmez; “Uzaktan Mektuplar” olarak bilinen yazışmalarının “Birinci Mektup” olanında bu koşulları ayrıntılı olarak inceler. Elbette ki, bu incelemenin amacı Rusya proletaryasının yaşanan bu burjuva devriminden yararlanarak, sosyalizme doğru ilerleyebilmesine yardımcı olmaktır.

II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın etkisi tüm Avrupa’da yokluk, açlık ve halkın huzursuzluğu, karmaşa olarak yansıyordu. Kapitalizmin daha gelişkin olması da eklenince, beklenen öncelikle başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinde devrimin yaşanmasıydı.

Fakat öyle olmadı.

Çünkü Rusya’da en başta 1905-1907’nin canlı devrimci geleneğinin etkisi çok fazlaydı. “İlk devrim (1905), toprağı derinden eşeledi, yüzyılların önyargılarını kökünden kazıdı ve milyonlarca işçiyle düzinelerce milyon köylüyü politik yaşama ve politik mücadeleye uyandırdı, Rus toplumunun tüm sınıflarını (ve tüm önemli partilerini) birbirlerine –ve tüm dünyaya- gerçek karakterleriyle, çıkarlarının, güçlerinin, eylem yöntemlerinin, yakın ve uzak hedeflerinin gerçek karşılıklı ilişkisi içinde gösterdi.” (Lenin, 1995; 18)

 İlk devrim ve sonrasında yaşanan karşı devrim dönemi (1907-1914) Romanov hanedanının bütün “çürümüşlüğünü”, “alçaklığını”, “canavarlığını” açığa çıkardı. 1917 Şubat Devrimi’ne gelindiğinde tüm “aktörler” ne yapacaklarını, yerlerini çevrelerini en ufak ayrıntıya kadar biliyorlardı ve bunun gereklerini yerine getirmiş oldular. Sınıfların birbirini bu tanıması, Çarlığın bu ölçüde teşhiri dünya tarihinin olağanüstü gelişiminin ani dönemeçlerinden olan emperyalist dünya savaşıyla birleşmesi Romanovların “kan ve pisliğe bulanmış arabası(nı) bir vuruşta” devirebildi. (age, 19)

Emperyalist savaşın “iç savaşa” dönüştürülmesi şiarı Bolşevikler tarafından savaşın ön işaretlerinden görüldüğü ilk günden itibaren savunuluyordu. 24-25 Kasım 1912’de Basel Olağanüstü Sosyalist Kongresi Balkan Savaşı nedeniyle toplanmıştı. Bu toplantıda sosyalist partilere, savaşın patlak vermesine karşı mücadele vermeleri, eğer patlak verirse de “çabucak sona ermesini savunma ve var gücüyle savaşın yol açtığı ekonomik ve politik krizden, halkı uyandırmak için yararlanmak ve dolayısıyla kapitalist sınıf egemenliğinin ortadan kaldırılmasını hızlandırmak için çaba harcama”

 (age, Notlar 2) yükümlülüğü getiriyordu.

 Basel Kongresi’nde alınan bu karar Plehanov, bazı Menşevikler ve Alman sosyal demokratları tarafından “fantazma” olarak yorumlanmıştı. Britanya, Fransa, Almanya ve Avusturya’da sosyal demokrat partiler, uluslararası sosyalizm ilkesinden vazgeçtiler. Hükümetlere girip, savaş dönemi kabinelerinde yer aldılar veya meclislerde “anavatan savunması” adı altında savaş kredilerine onay verdiler. Bütün bu gelişmeler, yaşanan ekonomik krizin savaş koşullarında patlamasına rağmen Almanya, İngiltere ve Fransa’da “açlık” olarak yansırken, devrim “1905’in canlı gelenekleri” sayesinde Çarlık Rusya’sında patlak vermişti.

Bu krizin patlak vermesini hızlandıran bir neden de Rusya ve müttefiklerinin savaşta yenilmesiydi. Rusya’da devrimin patlak vermesinin nedenleri sadece bunlar değildi. Lenin, İngiliz ve Fransız ajanlarının “Oktobrist-Kadet” sermayesiyle bağlantıları aracılığıyla, Nicola Romanov’u devirmeye uğraştıklarını belirtmiştir. Bir taraftan Ruslar İstanbul’u, Fransız kapitalistleri Suriye’ye, İngiliz kapitalistleri Mezopotamya’yı işçi ve köylülerin “boğazlanmaları” üzerinden işgal etmek için Romanovları devirmek isterken bir taraftan proletarya ve halk kitleleri “ekmek için, barış için, gerçek özgürlük için” (agy, 22) harekete geçmişlerdi.

 Devrimci işçi ve askerler, Kadetlerin-Oktobristlerin “mücadelesinin”, tarihin özgül bir anında onların yardımına gelmesinin ne cazibesine kapıldılar ne de bundan rahatsız oldular. Ortaya çıkan fırsatı sonuna kadar kullanarak, Çarlığı devirdiler. Çarlığın yerine kurulan “yeni hükümet” özellikle 1905 Devrimi’nden sonraki yıllarda, savaş sanayisine dayanarak da gelişen, politik olarak yerel öz yönetim organlarından Ulusal Duma’ya kadar örgütlenen, kapitalist toprak sahipleri ve burjuva sınıfının temsilcileriydi.

1917 yılına gelindiğinde bu “yeni sınıf” pek çok kritik noktayı ele geçirmiş olduğu için zaten iktidardaydı! Çarlığı devirmek ve burjuvaziye yolu açmak için küçük bir darbe yetmişti. Fakat Şubat Devrimi ile ortaya çıkan sadece, İngiltere ve Fransa firmalarının katipliğini yapan bu yeni hükümet değildi. 1905 Devrimi sırasında da ortaya çıkan ama o zaman sadece “yerel organlar” olarak kalan şimdiyse tüm Rusya’yı kapsayan bir örgüt haline gelen “İşçi veAsker Temsilcileri Sovyeti” de Şubat Devrimi’nde tekrar ortaya çıkmıştır. Bu Sovyet, barış, ekmek, özgürlük isteyen halkın temsilcisi olarak ortaya çıkmıştır.

Partizan/7

Şubat Devrimi’nde, her ne kadar devrilmiş olsa da, Çarlık Monarşisi de yok olmamıştır. İşte bu üç gücün mücadelesi “devrimin birinci aşamasından ikincisine geçişi oluşturan durumu karakterize etmektedir.” (agy, 23-24)

Yaşananın bir burjuva devrimi olduğu konusunda Menşevikler ve tasfiyeciler de Bolşevikler gibi düşünüyordu. Mesele, bu aşamadan sonra yani “burjuva devrim”e karşı nasıl bir tutum alınacağı konusunda ortaya çıkıyordu.

Tasfiyeciler,

“Devrimimiz bir burjuva devrimidir, bu yüzden işçiler burjuvaziyi desteklemelidir” diyordu. Menşevikler ve tasfiyeciler tıpkı 1905 Devrim sürecinde olduğu gibi fikir yürütmüşlerdi.

Feodalizmden sonra kapitalizmin gelmesi gerekiyordu ve bu tarihsel olarak burjuvazinin görevidir. Dolayısıyla; devrimcilerin yapması gereken tek şey bu tarihsel sürece uygun olarak burjuvaziye destek vermektir.

Bolşevikler ise bu tutumu reddediyorlardı.

Daha 1905 Devrimi döneminde Bolşevikler düzenledikleri 3. Kongre ile tutumlarını belirlemişlerdi.

3. Kongre’nin konusu, alınan karar “yalnızca ve yalnızca Geçici Devrimci Hükümet’ten söz etmektedir, yani örneğin ‘iktidarın ele geçirilmesi’vs. vb. gibi bir sorunu hiç içermemektedir.” (Lenin, 1994; 52)

Alınan kararda RSDİP’in Geçici Devrimci Hükümete katılması “caiz” olarak görülüyordu. Katılıp katılınmayacağı; “güçler dengesine” “önceden kestirilemeyecek faktörlere” bağlıydı. Katılımın amacı da “tüm karşı-devrimci girişimlerle amansızca mücadele etmek ve işçi sınıfının bağımsız çıkarlarını korumak”tı. (agy) Bolşevikler, bu geçici dönemi “proletarya ve köylülüğün devrimci-demokratik diktatörlüğü, hiç kuşkusuz, sosyalistlerin süreksiz, geçici bir görevdir, fakat demokratik devrim döneminde bu görevin sadece görmezden gelinmesi bile doğrudan gericiliktir.” (age, s. 97)

1917 yılına gelindiğinde ortaya çıkan hükümet çok açık olarak bir “savaş hükümeti” idi! “... halktan korkan toprak sahiplerinin ve kapitalistlerinin bir hükümetidir.” Bu hükümet, “Oktobristlerin ve Kadetlerin, Guçkovların ve Milyukovların”dı.

 Bu hükümet “bunu içtenlikle istese bile ne barış ne ekmek ne de özgürlük” (Lenin, 1995, 24) verebilirdi.

Proletaryanın “mevcut devrimde”

iki müttefiki vardır.

“Birincisi, Rusya’da nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan düzinelerce milyon yarı proleter ve kısmen küçük burjuva unsurlar kitlesi...

ikincisi, bütün savaşan ülkelerin ve bir bütün olarak tüm ülkelerin proletaryasıdır.” (age, 25-26)

Şimdi Bolşeviklerin ortaya çıkan özgürlük durumundan da faydalanarak, “İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetlerinde” çalışmalı, oradaki kitleyi “aydınlatmalı” ve “örgütlemelidir”.

Ayrıca Köylü Temsilcileri Sovyetleri, Kır İşçileri Sovyetleri oluşturulmalıdır. Bolşevikler halkı aydınlatarak “kendi güçlerine,  kendi örgütüne, kendi birlikteliğine, kendi silahlanmasına güvenmeyi öğretmelidir.” (age, 24)

 Proletarya müttefiklerine dayanarak mevcut “geçiş döneminin” özelliklerinden faydalanarak ve “önce demokratik cumhuriyeti kazanıp köylülerin toprak beyleri üzerinde tam zaferini sağlayacak ve sonra savaşın eziyet çektirdiği halklara yalnızca onun barış, ekmek ve özgürlük vereceği sosyalizme doğru ilerleyecektir.” (age, 26)

Sovyetler, iktidarı burjuvaziye terk ediyor!

Bu beklenmedik devrim, pek çok Bolşevik kadronun ya sürgünde ya da hapiste olduğu bir zamana denk gelmişti. Lenin ve Zinovyev, İsviçre’nin Zürih kentinde; Buharin New York’ta; Stalin Sverdlov ve Kamanev ise Sibirya’da idiler. Kısa bir süre sonra Bolşevik Parti’ye katılacak olan Troçki de New York’taydı. Petrograd’da Şliyapnikov, Molotov ve Zalutski’den oluşan MK Rusya Bürosu vardı. 1905-1907 devrim yenilgisinin akabinde başlayan karşı devrim yıllarında Lenin, RSDİP’i güçlendirmeye ve işçi sınıfının devrimci militanlığını korumaya çalışmıştır.

Elbette ki partinin güçlenmesi ve militanlığının korunması, partinin savunduğu/uyguladığı politikalarla yakından ilgiliydi. Çarlığı zayıflatacağı için Rusya’nın savaşta Almanya’ya yenilmesinin savunulmasından “iç savaşı” yükseltme şiarına kadar RSDİP, sınıf mücadelesinde diğer tüm sosyal demokrat partilerden farklı yerde duruyordu. Çarlığa karşı durmayan mücadeleleri hep Çarlığın hışmını çekiyor ve bu da sürgünler, hapislerşeklinde karşılık buluyordu. Fakat bu yaşananların hepsi toplamda Bolşevik Partinin çelikleşmesi, örgütlülüğünü güçlendirmesi anlamına geliyordu. Bu durum, her ne kadar devrim ilk yaşandığında Petrograd’da olamadılarsa da; Ekim Devrimi’nin zafere ulaşmasında belirleyici olacaktır.

 Petrograd’da bulunan kadrolar ilk anda oluşan yeni duruma nasıl bir tepki vereceklerini kestirememiş, politik önderlikte yetersiz kalmışlardı. Yapılan sokak gösterilerinin içinde hep yer almışlardı ama net bir amaçlarının ve programlarının olmaması yetersizliklerinin esas sebebiydi. Bolşevik örgütü mevcut durumla ilgili olarak ilk bildirisini 27 Şubat’ta yayımlayabildi. Bildiride “işçi sınıfının ve devrimci ordunun işinin, yeni rejime, yeni cumhuriyet rejimine götürecek bir devrimci hükümet kurulması” olduğu belirtiliyor, “doğrudan eşit ve gizli genel oy hakkı temelinde bir kurucu meclis toplanması gerektiği söyleniyordu.”

(Liebman M, 1990; 142) Bildiri, Lenin’in 1905 Devrimi’ndeki formülasyonlarından hareket etmişti.

Ne Lenin’in öne çıkardığı ve Şubat Devrimi’nin önemli bir özgünlüğü olan SovPartizan/9 yetlerden bahsediyorlardı ne de geçici hükümetin emperyalizmle bağlantısı ve savaş hükümeti olmasından... Bildirilerinde yeni hükümete bir destekleri yoktu ama karşı çıktıklarını da ifadelendirmemişlerdi. Dönüm noktalarında söylenenler kadar söylenmeyenler de önem taşır! Menşevikler ve Sosyal Devrimciler ise hükümeti kurma işini burjuvaziye bırakmışlardı. 7 Mart’ta Menşevik bir gazetede şunlar yazılıyordu: “Geçici Hükümet üyeleri, proletarya ve ordu, devrimi sağlamlaştırıp Rusya’ya demokrasi getirmek üzere emirlerinizi bekliyor.” (age, 145)

Devrim sırasında içinde Sosyalist Devrimciler, Menşevikler ve Bolşeviklerin de olduğu Petrograd İşçi Temsilcileri Sovyet’i kuruldu. Petrograd Sovyet’i Yürütme Komitesi 39 kişiden oluşuyordu ve Bolşeviklerin 11 temsilcisi vardı. Sovyet Yürütme Komitesi’nde geçici hükümetle kurulacak ilişkilerin nasıl olacağı konusunda Bolşevik temsilcilerinin, diğerlerine dair itirazı olmamıştır. Sovyetler, Menşevik ve Sosyalist Devrimcilerin etkisiyle, hükümet olmak için özel bir çaba sarf etmemiştir. Nitekim Lenin daha sonra bu durumu, “devlet iktidarının burjuvaziye ve onun Geçici Hükümeti’ne gönüllü olarak terk edilmesi” (Carr E.H., 1989; 75) şeklinde niteleyecekti. Petrograd Sovyeti’nden sonra, Moskova’da, diğer büyük kentlerde ve bazı kırsal bölgelerde Sovyetler kuruldu. Bolşevik Pravda gazetesi yeniden çıkarılmaya başlandı. İlk yedi sayı Molotov ve Kalinin tarafından çıkarıldı. Sürgünden dönen Stalin, Kamanev ve Muranov hemen Pravda’nın yazı kuruluna katılıp, gazetenin yönetimini aldılar. Kamanev, yazdığı yazılarda işçi sınıfının örgütlenmesinden, ekonomik durumunu iyileştirmesinden, kazanımlarını korumasından bahsediyordu. (Walter G, 2015; 336) Bolşevik partinin silahlanmış devrimci bir mücadele aracına dönüşmesinden ise bahsetmiyordu.

Stalin’in 14 Mart tarihli köşe yazısında; işçi, köylü ve askerler Sovyetlere katılmaya çağrılıyordu ama yine Geçici Hükümet’e ve savaşa dair bir şey demiyordu. Stalin bu süreçte Bolşevik Partinin ve kendisinin tutumuna dair, yıllar sonra Partinin, Sovyetler ile Geçici Hükümet arasındaki yakın ilişkiden dolayı ne Geçici Hükümet’i devirmeye girişebildiğini, ne de onu destekleyebildiğini, çünkü emperyalist bir hükümet olduğunu belirttikten sonra şu belirlemeleri yapıyordu: “Parti, barış sorununda Sovyetlerin Geçici Hükümet üzerinde bir baskı politikası uygulamasını çoğunlukla kabul etti, fakat proletarya ve köylülüğün diktatörlüğüne ilişkin eski slogandan yeni slogana, iktidar Sovyetlere sloganına geçilmesi için hemen bir karar almadı. Bu yarım yamalak politika, Sovyetlere somut barış sorunlarında Geçici Hükümet’in emperyalist özünü meydana çıPartizan/10 karmasını ve böylece, ortadaki sorunları bu özden arındırabilmesine fırsat vermeyi amaçlayan bir politikaydı. Fakat son derece yanlış bir tutumdu bu. Çünkü pasifist hayaller besliyor, savunmacılığın ekmeğine yağ sürüyor ve kitlelerin devrimci ayaklanmasını gizliyordu. Bu yanlış tutumu diğer partili yoldaşlarla birlikte ben de benimsedim ve bundan ancak Nisan ortalarında Lenin’in tezlerini kabul edince kurtuldum.” (Carr E. H. 1989; 81) Lenin’le Pravda’nın yayınında belirleyici olan kadrolar arasındaki bu farklılık elbette ki çeşitli pürüzlere(!) yol açmıştı. Lenin, İsviçre’de Şubat Devrimi’ni öğrenir öğrenmez 1917 yılında Bolşevik taktiğin ana ilkeleri sayılabilecek “17 Mart 1917, Tezler Taslağı”nı yazmıştı. Hemen sonra da “Uzaktan Mektuplar”ı yazdı. Gazetenin 21 ve 22 Mart tarihli sayılarında Kamanev bu mektuplardan sadece birincisini yayımlar, üstelik Lenin’in Menşeviklerle uzlaşmaya karşı çıktığı pasajları metinden çıkartarak... (Liebman M, 1990; 149) Sonrasında diğer mektupların ellerine geçmediği için yayımlanmadığı söylense de Krupskaya anılarında bu mektupların kesin olarak, “yazı kurulu dosyalarında bulunduğunu” iddia edecekti (Walter M, 1990; 149) Pravda yöneticileri Lenin’in yazılarını yayımlamayı uygun bulmamışlardı. Yaşanan bu sorun, aslında Lenin’in Ekim Devrimi’nin zaferine kadar Parti içerisinde yaşayacaklarına dair önemli bir işaretti. Lenin, 3 Nisan akşamında Petrograd garına ulaştığında yaptığı ilk işlerden biri önce Şliyapnikov’u sonra da Kamenev’i oluşan Parti çizgisi ve Pravda’da çıkan yazılar dolayısıyla “azarlamak” olur. Yaşayan Marksizm: Nisan Tezleri Lenin, devrimi öğrenir öğrenmez bir an önce Rusya’ya dönmenin yollarını aramaya başlar. Fakatsavaş nedeniyle dönmek o kadar kolay değildir. Üstelik İngiltere ve Fransa Lenin ve diğer Bolşeviklerin Rusya’ya dönmesini istemiyorlardı. Bolşevikler, İsviçreli enternasyonalist sosyalist Platten’in aracılığıyla Alman hükümetiyle pazarlık yaparlar. “Yolcular, geçiş izni verilen göçmenlere karşı, Rusya’da enterne edilmiş uygun sayıda Avusturyalı ve Macar’ın serbest bırakılması için uğraş verme yükümlülüğünü üstleniyorlardı.” (Krupskaya N, 1995; 51) Bu anlaşma temelinde içlerinde Lenin’in de bulunduğu 32 Bolşevik, 3 Nisan’da Petrograd’a ulaşır. İstasyonda kalabalık bir grup onları beklemektedir. Lenin’i bekleyenler arasında Petrograd Sovyeti’nin Menşevik başkanı Çekidze de vardır. Çekidze “devrimimizi” savunmak için “bütün demokrasi saflarının sıklaştığını” görmek umudunu dile getirir hemen! Lenin, dışarıda bekleyen kalabalığa seslenmek için onu karşılayan gruptan uzaklaşır. Coşkulu kısa söylevini şöyle tamamlar: Partizan/11 Partizan/12 “Bugün değilse yarın; tüm Avrupa emperyalizminin çökmesi her an beklenebilir. Sizler tarafından gerçekleştirilen Rus devrimi, bu süreci başlattı ve yeni bir durum başlangıcı oldu.

 Yaşasın dünya sosyalist devrimi!” (Carr E.H. 1989; 82) Lenin, ertesi gün önce İşçi veAsker Temsilcileri Sovyetleri Tüm Rusya Konferansı Bolşevik üyelerinin toplantısında ve yine aynı gün Bolşeviklerle Menşeviklerin bir oturumunda ilk defa “Nisan Mektupları”nın içeriğinden (toplam 5 tane) öz itibariyle farklı değildi. Ama onlar yayımlanmadığı için fikirlerini dar bir çevre dışında kimse bilmiyordu. Lenin konuşmaya başladığında Sovyet yöneticilerinden biri, “bu bir saçmalık! Bir deli saçmalığı!” diye bağırarak konuşmayı birkaç kez kesecek, “bu tür saçma sapan sözleri alkışlamak utanmazlıktır! Utanılacak bir durumdasınız! Kendinize Marksist deme yüzsüzlüğünü gösteriyorsunuz” sözleriyle müdahale edecekti. (Walter G, 2015; 347) MK Bürosunun 6 Nisan tarihli toplantısında Kamanev’in Lenin’in tezlerinin onaylanması halinde Partinin “propagandacılar grubuna” dönüşeceği savını Stalin de destekler. MK Bürosunun bu toplantısında Tezlere dair oylama yapıldığı konusunda bir bilgi yok fakat aynı günlerde Petersburg Komitesi dahil, birçok yerel komitede yapılan oylamalarda Lenin’in tezleri reddedilir. Gerçekleşen bu durum, Lenin’in önderlik ve ikna gücüyle çok kısa bir süre içerisinde tersine döner. 14-22 Nisan tarihleri arasında yapılan I. Petrograd Şehir Konferansı’nda yapılan oylamada 37 kabul ve 3 ret oyuyla Lenin’in Geçici Hükümet’in kınanması ve tüm iktidarın Sovyetlere verilmesi yönündeki önergesi kabul edildi. Elbette ki bu durum tartışmaların sona erdiği anlamına gelmiyordu. Kamanev, alınan bu kararın Geçici Hükümet’in hemen devrilmesi şeklinde anlaşılacağını iddia ederek itiraz etti. Kamanev gibi birçok Bolşevik için burjuvazinin başta olduğu bir devrim zorunluluktu. 7 Mart tarihli Pravda gazetesinde Kamanev bunu, “içimizde sermaye egemenliğinin yıkılışıyla ilgili bir sorun yok kuşkusuz, sadece otokrasinin ve feodalizmin egemenliğinin yıkılışı sorunu var” (Liebman M, 1990; 155) şeklinde ifadelendirmişti. Lenin’in Rusya’ya geldiği andan itibaren söyledikleri kendi yoldaşları da dahil herkesi şok etmişti. 

Lenin gelene kadar Geçici Hükümet’in tarihsel olarak zorunluluğundan şüphe duyan kimse yoktu. Menşevikler, tarihsel gereklilik yerine geldiği için memnundu. Bolşevikler ise her ne kadar bu hükümetin sınıfsal niteliğinden memnun olmasalar ve 1905 kararlarına dayanarak proletarya ve köylülüğün devrimci diktatörlüğünü savunmuşlarsa da, Geçici Hükümet’i kına- Partizan/13 mayı veya yıkmayı, Sovyetleri bir iktidar organı olarak öne çıkarmayı hiçbir şekilde ileri sürmemişler, tamamen pasifist/savunmacı bir çizgi izlemişlerdi. Her şey çok hızlı gelişiyordu. 20 Nisan’da toplanacak olan RSDİP’in Tüm Rusya Konferansı için Lenin’den tezlerini açıklayan bir materyal hazırlaması ve bunların tartışılması kararı alınır. Bunun üzerine Lenin “Taktik Üzerine Mektuplar’ başlığı altında yaygın olarak “Nisan Tezleri” olarak bilinen önermelerinin açıklamalarını kaleme alır. Aynı günlerde “Devrimimizde Proletaryanın Görevleri” başlığı ile de “Proletarya Partisinin bir program” taslağını Nisan Tezlerini geliştirerek yazmıştı. Yazımızın bu bölümünde, bu yazılardan yararlanarak Nisan Tezleri’nin anlamına daha yakından bakacağız. Lenin’in açıklamalarına “dogma”lara karşı mücadeleyle başlaması hiç şaşırtıcı değildi. Lenin karşısında 1905 devrimindeki kongre kararlarına dayanarak oluşan bir muhalefet bulmuştu. “Eski tarza göre” konuşan “eski Bolşevikler”e göre, “burjuvazinin egemenliğinin ardından, proletarya ve köylülüğün egemenliği, onların diktatörlüğü gelebilir ve gelmelidir.” (Lenin, 1995; 47) 

Bu yaklaşım, “canlı yaşamı”, “gerçekliğin eksiksiz olgularını” hesaba katmıyordu. Bütün teoriler gibi yalnızca geneli, temel olanı gösteriyordu. “Yaşamın tüm karmaşıklığını yalnızca yaklaşık olarak kapsayabilen dünün teorilerine” sarılmak, “yaşayan Marksizm’i ölü harflere feda” etmekten başka bir şey değildi! Gerçek yaşam Şubat Devrimi’yle birlikte bambaşka bir sonucu ortaya çıkarmıştır. “İkili iktidar” durumu ortaya çıkmıştır. “-Yanyana, birlikte, aynı andahem burjuvazinin egemenliği (Lvov ve Guçkov hükümeti), hem de iktidarı gönüllü olarak burjuvaziye bırakan, gönüllü olarak onun uzantısı haline gelen proletarya ve köylülüğün devrimci-demokratik diktatörlüğü varlığını sürdürüyor.” (age, 48) Bu iki hükümetin varlığı bir “olgu”dur. Özgürce seçilmiş asker ve köylü temsilcileri, “ikinci”, “tali hükümetlerini” geliştirmekte ve genişletmektedirler. Ve yine özgürce iktidarı burjuvaziye bırakmış durumdalar. Lenin’e karşı geliştirilen itirazlardan biri de Rusya’nın bir küçük burjuva ülkesi olduğu ve köylülüğün mevcut durumda burjuvaziyi desteklediği için proletaryanın yalnız azınlıkta kaldığıdır. Böyle bir durumda iktidarı istemek, en büyük hatalardan biri olacaktır deniliyordu. Gerçekten de “olasılıklar” çoktu! Fakat bir gerçeklik varken “olgulara sırt çevirip ‘olasılıklar’dan söz etmek düpedüz gülünç”lüktü. Bunları savunmak proletaryanın, Bolşevik Partinin görevini unutmasından başka bir şey değildir. Küçük burjuvazi ve elbette ki köylüler her zaman burjuvazi ve proletarya arasında yalpalayan bir sınıftır. Kendi başlarına egemenlik kuramazlar. Proletarya- nın onlara önderlik etmesi, yanına çekmesi gereklidir. Lenin tekrar yalnız kalma tehlikesi ve maceracılık eleştirilerine şu cevabı verir: “Eğer; ‘Çar’a hayır, gelsin işçi hükümeti’deseydim, bu tehlikenin tehdidi altında olurdum. Fakat ben bunu söylemedim, ben başka bir şey söyledim. Ben, Rusya’da (burjuva hükümet bir yana bırakılırsa) İşçi, Kır İşçisi, Asker ve Köylü Temsilcileri Sovyetleri dışında başka bir hükümetin olamayacağını söyledim. Rusya’da iktidarın şimdi, Guçkov ve Lvov’dan ancak bu Sovyetler’e geçebileceğini söyledim. 

Bunlarda tam da köylülük ağırlıktadır, askerler ağırlıktadır, ... küçük burjuvazi ağırlıktadır.” (age, 50) Mevcut durumda mesele, “İşçi, Kır İşçisi, Köylü ve Asker Temsilcileri Sovyetleri içinde nüfuz uğruna mücadele” vermektedir! Bunu yapmak “propagandistler grubuna” dönüşmek değildir! Bu yorum partinin karşısına “bir grup propagandist”i koymaktır. Bununla birlikte “devrimci anavatan savunması” sarhoşluğundan kitlelerin etkilendiği kesindir. Birçok Avrupa ülkesinde de sosyal demokratlar bununla mücadele etmek yerine “kitlelerin yanında kalmak” gerekçesiyle şovenizme düşmüşlerdir. Bunu aşmanın yolu Sovyetler içerisinde yapılacak çalışmalardır. - Yeni burjuva hükümet, en ufak bir şekilde bile proletaryanın güvenini hak etmemektedir. “Proletaryanın yeni hükümete vereceği her türlü destek gayri-caizdir.” (age, 58) Önceki sayfalarda 1905 döneminde yapılan 3. Kongrede, hükümete katılımın “caiz” görüldüğü ama katılımın “güçler dengesine” ve “önceden kestirilemeyecek faktörlere” bağlı olduğunun belirtildiğini söylemiştik. Aslında “eski Bolşevikler”in gözardı ettiği “somut koşullar”dı! Bu da salt formüllerin yeterli olacağını düşünmektir. Geçici hükümet, kuruluşundan hemen sonra, Romanovlarla Rusya’da monarşinin restorasyonu üzerine konuşmaya başlamış, yönetici konumlara eski rejimin yandaşlarını getirmiş, Kurucu Meclis’in toplanma tarihini bile belirlememiştir. Yeni hükümet, çiftlik beyi toprak mülkiyetine, Çarlığın bu maddi temeline dokunmuyor, tekelci finans örgütlerini, büyük bankaları, kartelleri vs. denetlemek için hiçbir adım atmıyor, tayin edici tüm bakanlıkları monarşistler ve çiftlik beyi büyük toprak sahiplerinin temsilcileriyle dolduruyordu. Bütün bunlardan dolayı yani bu geçici hükümetin “sınıf karakterinden” dolayı, proletaryanın bu yeni hükümete vereceği her türlü destek gayri-caizdir! - “Dış politikada yeni hükümet, emperyalist savaşın sürdürülmesinin bir hükümetidir.” (age, 59) Savaşı sonlandırmak yönlü hiçbir adım atmamış, gizli anlaşmaları ve hatta açık yağma anlaşmalarını bile yayımlamamıştır. Çarlığın anlaşmalarını da teyit etmiştir.

 Bu nedenlerle, dış politikada yeni hükümet “en  ufak bir güveni hak etmemektedir.” Bununla birlikte bu hükümetten savaşları sonlandırmasını, ilhaklardan vazgeçmesini vb. istemek “halkı kandırmak, gerçekleştirilemeyecek umutlar uyandırmak, onun bilincinin aydınlanmasını ertelemek demektir.” - Devrimin en önemli özelliği, devrimin zaferinden hemen sonra ortaya çıkan ikili iktidardır. - Devrimin son derece önemli bir diğer özelliği, PetrogradAsker ve İşçi Temsilcileri Sovyeti’nin, “devlet erkini gönüllü olarak burjuvaziye ve onun Geçici Hükümeti’ne devretmesi; onunla onu destekleme, (Geçici Hükümet’in toplantı tarihini şimdiye dek hala bildirmediği) Kurucu Meclis’in toplanmasını denetleyen bir gözlemci, bir kontrolör rolüyle yetinme konusunda anlaşarak üstünlüğü gönüllü olarak ona bırakmasıdır.” (age, 60-61) Böyle bir “iç içe geçme” elbette ki uzun dönem varlığını sürdüremez. “Bir devlet erki içinde iki devlet erki var olamaz.” Nitekim Geçici Hükümet Sovyetleri zayıflatma, kenara itme vb. çalışmalarına başlamıştır. “Burjuvazinin mutlak egemenliğini kurmaya” çalışmaktadır. “İkili iktidar, mutat burjuva-demokratik devrimi aşmış, amacı henüz proletarya ve köylülüğün ‘saf’ diktatörlüğüne kadar varmamış olan devrimin gelişiminde yalnızca bir geçiş anıdır.” (age, 61) Bu istikrarsız geçiş durumu, her gerçek devrimde olduğu gibi on milyonların politikaya akın etmesine yol açmaktadır. Bu küçük burjuva dalga, proletaryayı yalnız sayı olarak değil, ideolojik olarak da “ezdi”, “kendisiyle birlikte sürükledi”. Küçük burjuvazi, toplumsal üretim içindeki konumu nedeniyle, yaşamında-düşünce tarzında burjuvaziyi izler. Geçici Hükümet’le Sovyetler arasındaki “zımni anlaşmanın”, burjuvaziye karşı gösterilen “körü körüne güvenin” sınıf temeli budur! Rusya’da proletarya sayısal olarak azdır, sınıf bilinci ve örgütlenmesi yetersizdir! - Bütün bu belirlemeler “verili anın taktiğinin”, “eleştirel çalışma” olduğunu gösterir. Sosyal Devrimcilerin ve sosyal-demokratların küçük burjuva hatalarının açıklanması gereklidir. Bu çalışma sadece görünüşte “propagandist” çalışmadır. “Gerçeklikte ise, en yüksek dereceden pratik devrimci çalışmadır. Kitleler, zorlamayla değil, şiddetle değil; ‘pohpohlama ve boş vaatlerle aptallaştırılarak’ burjuvaziye karşı körü körüne bir güven duymaktadırlar. Proleterler halka, burjuvaziye güvenmemeyi öğretmek zorundadır.” (age, 64)

 Kitleler arasında “Parti çalışmasının özel koşullarına” uyum sağlama yeteneği gösterilmelidir. - Küçük burjuva dalganın en önemli fenomeni “devrimci anavatan savunmasıdır.” Bu savunuya en ufak bir taviz bile verilemez. Burjuvazi tarafından zoPartizan/15 runlu bir kendini savunma olarak geniş kitlelere dayatılan bu “fenomen” konusunda, kitleleri “titiz, ısrarlı ve sabırlı bir şekilde hataları hakkında aydınlatmak” gereklidir. “Sermaye ile emperyalist savaş arasındaki ayrılmaz bağıntı onlara kavratılmalıdır, savaşın bir şiddet barışıyla değil, gerçekten demokratik bir barışla sona ermesinin, sermaye devrilmeden imkansız olduğu onlara kavratılmalıdır.” (age, 35) Rus devrimi, ortaya çıkardığı İşçi Temsilcileri Sovyeti ile, Rus proletaryasını sermayenin “cephesini yarmanın” olanağını yaratmıştır. - İşçi, Asker, Köylü ve diğer Temsilciler Sovyetleri, yeni bir devlet tipini temsil etmektedirler. Burjuva devletinin en mükemmel, gelişmiş tipi “parlamenter demokratik cumhuriyettir”. Burada iktidar parlamentoya aittir, daimi ordusu, polisi vardır. Ayrıcalıklı, halkın üzerinde duran bir bürokrasiye sahiptir. Daha 1905-1907 döneminde Rusya’da “artık gerçek anlamda bir devlet” olmayan, İşçi, Asker, Köylü ve diğer Temsilciler Sovyetleri Cumhuriyeti ortaya çıkmıştır. Bu “gerçek anlamda bir devlet” olmayan yeni devlet tipinde, eskinin tüm baskı aygıtı, ordusu, polisi, bürokrasisi parçalanacak, ortadan kaldırılacaktır. Kitleler, tüm devletin “tepeden tırnağa” demokratik inşasına dolaysızca katılacaktır. Polisin yerine halk milisi geçirilecektir. Daimi ordunun yerine genel halk silahlanması geçirilecektir. Kadınlar bu “yeni tipte devletin” her yerinde olacaktır. “Yalnızca genelde politik yaşama değil, aynı zamanda herkes tarafından yapılacak bu sürekli kamu hizmetine de [milis hizmeti –PN] kadınların bağımsız katılımını sağlamadan, bırakın sosyalizmi, tam ve kalıcı bir demokrasi bile imkansızdır.” (age, 70-71) - Tarım programında ağırlık Kır İşçileri Temsilcileri Sovyetleri’ne verilmelidir. Tüm toprak ve araziler ulusallaştırılmalıdır, yani merkezi devlet iktidarının mülkiyetine geçmelidir. - Proletarya partisinin önündeki dolaysız görev, sosyalizmin yürürlüğe konması değildir. Fakat “pratikte tamamen olgunlaşmış” devrimci önlemler derhal uygulanmalıdır. “... toprak ve arazinin, kapitalistlerin tüm banka ve sendikalarının ulusallaştırılması ya da en azından bunların İşçi Temsilcileri Sovyetleri vs. tarafından derhal denetlenmesi, mutlaka savunulmalı ve olanaklar ölçüsünde devrimci yoldan gerçekleştirilmelidir.” (age, 74) - Tezlerde son olarak, derhal bir Parti Kongresi’nin toplanması, parti programının ve isminin değiştirilmesi, partinin görevleri olarak yer alıyordu. Ayrıca, sosyal şovenlere ve Merkez’e karşı (şovenlerle enternasyonalistler arasında yalpalayan Kautsky, Çaydze gibi kişilerce temsil edilen akım) Enternasyonalin yenilenmesi bir amaç olarak belirtilmişti. İkili iktidarın ilk krizi ve Nisan Tezlerinin kabulü Bolşevik parti, 24 Nisan 1917’de toplanacak olan RSDİP Tüm Rusya Konferansı’na hazırlanırken, Geçici Hükümet’in gerçek yüzünü teşhir eden bir kriz yaşanır. Petrograd Sovyeti, 15 Mart’ta barış üzerine tüm halklara bir manifesto yayımlar. Bu manifestoda “dünya halklarına ilhaksız ve tazminatsız barış ilkesi temelinde anlaşmaya varılması yolunda” (Rabinowitch A, 2012; 41) umutlar belirtiliyordu.

 Fakat Geçici Hükümet, Çarlığın yıkılmış olmasına bambaşka anlamlar yüklüyordu. Çarlığın yıkımının, savaş kabiliyetini artırdığını, sürdürülen savaşın eskisinden farklı olduğunu, kendini savunma üzerinden geliştiğini savunuyordu. 23 Mart günü, Dışişleri Bakanı Milyukov bir basın toplantısında bu düşüncelere uygun olarak fikirlerini açıklar. Buna göre Rusya, Avusturya-Macaristan imparatorluğu içindeki Ukrayna topraklarını Rusya’yla birleştirmek ve Konstantinopolos’u [İstanbul] ve boğazlar üzerindeki hakimiyetini kurmak için savaşmaktadır. Bu ifadeler Petrograd Sovyeti’nin öfkesini çeker, tepki göstermelerine yol açar. Sovyet’in tepkisini daha fazla çekmek istemeyen Geçici Hükümet, 27 Mart günü, Sovyetlerin duruşuna uygun bir açıklama yapar. Ortalık yatışmış gibidir. 18 Nisan günü Milyukov, müttefiklere yaptıkları anlaşmalara sadık olduklarını bildiren bir nota gönderir. Bu durum 19 Nisan’da ortaya çıkınca kitleler aldatıldıkları için Petrograd’da sokak gösterilerine başlarlar. 20 Nisan’da binlerce asker ve peşleri sıra yürüyen kitle “Kahrolsun Milyukov”, “Kahrolsun ilhak politikaları” sloganlarıyla yürüyordu. Gösterilere 25-30 bin kişi katılmıştı. Aynı günün akşamı İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyeti’nin Menşevik ve Sosyal Devrimci liderleri, askerlerin kışlalarına çekilmesini sağladılar ve Geçici Hükümet’le görüşmelere başladılar. Görüşmeler sürerken bu sefer bir taraftan işçi grupları bir taraftan da işçi gruplarına karşı burjuvazi kent merkezine doğru bir yürüyüş yapmaya başladı. Ertesi gün işçiler kent merkezine akmaya devam ediyordu. Bu sefer ellerinde Bolşeviklerin şiarları olan “Tüm iktidar İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetlerine”, “Yaşasın III. Enternasyonal” sloganlarının dışında “Kahrolsun Geçici Hükümet”, “Geçici Hükümet Yıkılsın” yazılı dövizler taşıyorlardı. Kadetler tarafından düzenlenen burjuvazinin gösterisinde ise “Geçici Hükümet’e güven”, “Kahrolsun Lenin” yazılı dövizler vardı. Yaşanan bu olaylar, gösteriler ikili iktidarın ilk krizidir. İkili iktidardan çıkılmadıkça benzeri krizler yaşanmaya devam edecektir. Bu krizden çıkış için, Partizan/17 Rus halkına üç yol önerilmektedir. Birincisi, her şeyin olduğu gibi kalması, Geçici Hükümet’e güven duyulmasıdır. İkincisi, Bakanlık koltuklarının paylaşılıp, koalisyona gidilmesi, Menşeviklerin, Sosyal Devrimcilerin hükümete girmesidir. Üçüncüsü ise “Sovyetlerin tüm politikasının değiştirilmesi, kapitalistlere güven yok ve tüm iktidarın İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetleri’ne geçmesi. Kişilerin değişmesi, bizi hiçbir yere götürmez, politikayı değiştirmek gerekir. İktidara başka bir sınıf gelmelidir.” (Lenin, 1995; 143) Bolşeviklerin üçüncü yolun yaşama geçmesi için; “başkentin ve banliyölerin her bölgesine, her fabrikasına, her caddesine” gitmeleri, işçilerin örgütlenmesi için tüm güçlerini harekete geçirmeleri gereklidir. Bu nedenle işçilerin, gösteriler sırasında haykırılan “Kahrolsun Geçici Hükümet” sloganıyla somutlaşan maceracı girişimlere izin vermemesi gereklidir! 22 Nisan tarihinde toplanan MK’nın kararını kaleme alan Lenin, bu konulara dair partinin anlayışını ve şiarlarını şu şekilde ortaya koyar: “ ‘Kahrolsun Geçici Hükümet’şiarı, şu an, sağlam (yani bilinçli ve örgütlü) bir halk çoğunluğu devrimci proletarya safında olmadan, ya boş bir safsata, ya da nesnel olarak maceracı girişimlere dönüşeceği için doğru değildir. 

Biz ancak, İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetleri politikamızı kabul ettikleri ve iktidarı almak istedikleri zaman, iktidarın proleterler ve yarı-proleterlerin eline geçmesinden yana olacağız. Partimizin örgütlenmesinin proleter güçlerin birleşmesinin yetersizliği kriz günlerinde görülmüştür. Bu anın şiarları şunlardır: 1) savaşın sona erdirilmesi için proleter çizginin ve proleter yolun netleştirilmesi; 2) küçük-burjuva politikası olan kapitalistlerin hükümetine güven ve bu hükümetle ittifak çizgisinin eleştirilmesi; 3) her alayda, her fabrikada özellikle en geri kitleler olan hizmetçiler, vasıfsız işçiler vs. içinde gruplar halinde propaganda ve ajitasyon, zira burjuvazi kriz günlerinde özellikle bu kesimlere dayanma çabası güdüyordu; 4) proletaryanın örgütlenmesi, örgütlenmesi ve yine örgütlenmesi: her fabrikada, her semtte, her sitede.” (age, notlar 38; s. 571-572) Lenin, parti örgütlerinin yetersizliği ve “sağlam bir halk çoğunluğu”nun olmayışı nedeniyle gelişebilecek herhangi bir ayaklanmanın önünü almaya çalışıyordu. Bolşevik parti içerisinde bir taraftan Kamanev’in başını çektiğisağ bir akım mevcutken, diğer taraftan Lenin’in uyardığı maceracı eğilimler ortaya çıkmıştı. Nisan olaylarının sonunda Milyukov hükümetten uzaklaştırıldı. Petrograd Sovyeti Yürütme Komitesi, “iç düzenin sağlanması ve savunma çabalarını destekleme amacıyla sosyalistlerin hükümete katılma yasağını kaldırınca” (Rabinowitch A. 2012; 42) altı “sosyalist” ve dokuz kapitalistten oluşan Geçici Koalisyon Hükümeti kurulmuş oldu. Partizan/18 Bolşeviklerin Nisan Konferansı, bu olayların sıcaklığı sürerken 24 Nisan’da toplanır. Yaşanan olaylar, Lenin’in Nisan Tezleri’ni pratikte doğrulamış oldu. Bu da Konferans sırasında Lenin’in tezlerinin –Zimmerwald Birliği’ne karşı tavır konusundaki karar haricinde- tamamının kabul edilmesine önemli bir etkide bulunur. Zimmerwald Birliği’ne karşı tavır konusunda, Lenin sadece bilgilenmek için kalınabileceğini savunurken Zinovyev’in raporunda böyle bir ifade yer almıyordu. Konferans, Kamanev’in öncesinde de dile getirdiği, tezlere itirazlara Lenin yine yanıt verir. Kamanev, burjuva demokratik devrimin tamamlanması için proletaryanın, küçük burjuva güçlerle blokunu savunmaktadır. Lenin’in Geçici Hükümet ve müttefiklerini teşhir etme ve çoğunluğun kazanılmasıyla birlikte bu hükümeti yıkma rotasına itiraz ediyor, “Geçici Hükümetin denetlenmesi” formülünü ileri sürüyordu. Gelen bir diğer itirazın sahibi ise Rikov’du! Rikov da Rusya’nın küçük burjuva ülkesi olması dolayısıyla kitlelerin sosyalizme ilgi duymayacağını, devrimin batıdan gelmesi gerektiğini söylüyordu. Lenin Rikov’a şu yanıtı verir: “Rikov yoldaş, sosyalizmin gelişmiş sanayiye sahip başka ülkelerden gelmesi gerektiğini söylüyor. Bu doğru değil. Kimin başlayacağını söylemek olanaksızdır. Bu Marksizm değil, Marksizm’in parodisidir.” (Lenin, 1995, notlar 28; 559) Kamenev, Rikov ve benzer düşüncedekiler Kautsky ve Plehanov’cuların “Marksizm’ini” yaşama geçirmeye çalışıyorlardı. Buna göre halklar açlık, yoksulluk içerisinde debelenseler bile, sıralarını beklemeleri gerekirdi. Önce bilimsel olarak ileri olan devrimini yapmalıydı! Lenin’in “Marksizm’in parodisi” dediği şey, tam olarak politik devrimcilik yapmaktan uzaklaşmak, yaşamın çelişkilerine kapalı olmak ve teorinin griliğinde kaybolmaktan başka bir şey değildi. Kamenev, Rikov vb. bir burjuva devriminde “burjuvaziden daha ileriye gitmemek gerektiğini” (Lenin, 1996; 200) düşünüyorlar. Proletaryanın, burjuvaziyle anlaşması gerektiğini savunmuş oluyorlardı. 

Lenin’in Ekim Devrimi’nden bir yıl sonra 1918 Ekim-Kasım aylarında yazdığı “Proleter Devrim ve Dönek Kautsky” çalışması, bu konuları bir daha tartışmaktadır. Bolşeviklerin Nisan Tezleriyle birlikte “tarihsel sürecin zorunlu bir aşaması olan burjuva devrimi” atladıkları iddiası tüm reformistleri, oportünistleri birleştiren bir iddia olmuştur. Politikada, “devrimci bir taktiğin nesnel ön koşulları sorununu teorik olarak koyabilmek” bu taktiği yürütebilmenin, savrulmamanın, salt teorinin griliğinde kaybolmamanın önkoşulu olarak geçerliliğini korumaktadır. Lenin, bahsi geçen çalışmasında, burjuva-demokratik devrimle sosyalist devrimin arasına “yapay bir Çin Seddi çekmeye, ikisini birbirinden proletaryanın hazırlık derecesi ve yoksul köylülükle birleşme derecesinden başka bir şeyle ayırmaya çalışmak, MarkPartizan/19 sizm’in en büyük tahrifidir, onu yüzeyselleştirmektir, onun yerine liberalizmi geçirmektir” (age, 204) der! Kautsky’nin bu teorisi, ortaçağa kıyasla burjuvazinin daha ileri olduğu, dolayısıyla burjuvaziyle anlaşmanın bilimsel bir dayanak taşıdığı fikrinden beslenir. Kautsky ve onun gibi düşünenler, burjuva devrimde Bolşeviklerin proletaryayla köylülüğün ittifakını devrimin küçük burjuva köylülüğe bırakılması anlamına geldiğini savunup, buna itiraz ederken; kendi politikalarının burjuvaziyle anlaşma temeline dayanmasını “tarihsel materyalizm” olarak savunuyorlar. Yani Marksizm’in parodisi... Rusya’da açlık, yoksulluk had safhaya gelmiş, savaş bütün ülkeyi bitkin hale düşürmüş, tarumar etmişken acıları dindirmek sosyalizme doğru adımlar atmak dışında “imkansızdır”. Konferans’ta Kamenev ve Rikov’un bu eksende itirazları yaşanmışken Stalin, Zinovyev, Molotov, Sverdlov Lenin’e destek vermişlerdir. Devrimin kaderini belirleyecek olan MK’ya Lenin’e destek verenlerin yanında partinin sağ kanadı olarak nitelendirilebilecek Kamenev, Nogin, Milyutin ve Federov da seçilmişti. Nisan Konferansı’ndaki tüm kararlar, sosyalist devrime bir hazırlık niteliğindeydi. Fakat anın görevi Sovyetler içerisinde örgütlenmeye yoğunlaşmaktır. Sovyetler, “yeni tipte devleti” temsil etmektedir ve iktidarı onlar alacaklardır. Konferans’ta parti programının revizyonu için çalışmalar hızlı bir şekilde başlatılır. Lenin’in emperyalizm çözümlemeleri programın ilkesel bölümünün sonuna eklenir. İlerleyen günlerde Lenin tarafından hazırlanan programda, dünya kapitalizminin olağanüstü yüksek gelişme aşaması, tekelci kapitalizmle işçi sınıf üzerindeki baskıyla, emperyalist savaşların ürettiği “dehşet, sefalet, yıkım, vahşileşme” ile bulunan dönemi “proleter sosyalist devrim çağı yapar”. Ve “bu çağ başlamıştır.” (Lenin, 1995; 116) denir. Program, Nisan Tezlerini olduğu gibi yansıtmaktadır. Bolşevik Partinin önünde Sosyal Devrimciler ve Menşeviklerin yükselttiği ve Geçici Hükümet’e güven anlamına gelen Kurucu Meclis’in toplanması, iktidarın Kurucu Meclis’e devredilmesi görevi değil; “gerek genelde ekonomik gelişmeyi ve halkın haklarını, gerekse de özelde sosyalizme mümkün en acısız geçiş olanağını en iyi garantileyen bir devlet düzeni için mücadele etme doğrudan görevi yükseliyor.” (age, 118) “Yeni tipte devlet”te, parlamenter temsili organların yerine aynı anda hem yasama hem de yürütme görevini yürüten “Halk (çeşitli sınıf ve mesleklerin ya da çeşitli yörelerin) Temsilcileri Sovyetleri” konacaktır. Parti, polis ve daimi ordu Partizan/20 tamamen ortadan kaldırılacak ve yerine halkın genel silahlanması, genel milisi konacaktır.

 Bütün görevli kişiler seçilecek ve her zaman seçmenlerinin çoğunluğunun isteğiyle görevden alınabileceklerdir. Tüm görevli kişilerin ücreti, kalifiye bir işçinin ortalama ücretini geçemeyecektir vs... Konferansta alınan bir diğer karar da, gerçekten enternasyonalizm zemininde duran ve “sosyalizme küçük burjuva ihanet politikasından” kopan gruplarla “yakınlaşma ve birleşme”ydi. Bu karar doğrultusunda kendisine “Mejrayonzi” diyen (örgütün resmi adı: Bölgeler Arası Birleşik Sosyal Demokratlar Örgütü) ve kendini ”fraksiyonlar dışı” olarak tanımlayan içinde Troçki’nin de bulunduğu örgütle birleşmeydi. Çalışmalar kısa bir süre içinde başlatıldı ve Troçki partiye katıldı. Mejrayonzi’nin Bolşevik Partiyle kayıtsız birliği 26 Temmuz’da başlayan VI. Kongre’de gerçekleşir. Devrimci durumun yükselişiyle bağlantılı olarak, diğer tüm parti ve gruplar içerisinde de kopuşlar, hareketlilikler fazlasıyla mevcuttur. Kendilerini “Enternasyonalist Menşevikler” olarak adlandıran bazı Menşevikler ve Martov yandaşları, Menşeviklerin sol kanadını oluşturarak yönetici merkezleri olan Organizasyon Komitesi’ne (OK) karşı muhalefete giriştiler. Bu kesim esas itibariyle “devrimci anavatan savunmasına” karşı ret tavrı almıştı. Geçici Hükümet’e katılmayı veya desteklemeyi doğru bulmuyorlardı. Temmuz günlerinden sonra bu grubun bir kesimi Bolşevik Partiye katılmıştır. Küçük burjuva partilere güven yıkılıyor! 5 Mayıs’ta içinde Menşevik, Sosyal Devrimci ve Halkçı-Sosyalistlerin de olduğu Koalisyon Hükümeti kurulur. Petrograd Sovyetinde, Bolşevikler bu koalisyona itiraz ederler. Lenin “Sermayeyle işbirliği mi yoksa sermayeye karşı sınıf mücadelesi mi?” başlıklı yazısında bu kesimlerin koalisyon hükümetinde yer almasını “ ‘Biz –kapitalistlerle birlikte- ülkeyi krizden çıkarmaya, yıkımdan ve savaştan kurtarmaya katkıda bulunacağız’ –küçük- burjuvazinin liderlerinin, Çernov ve Tseretililerin Bakanlar Kurulu’na girmesinin gerçek anlamı budur!” (Lenin, 1995; 145-146) şeklinde yorumlar. Oysa kriz, sermayeyle sıkıca “düğümlenmiştir”. Ancak sermayeye karşı, devrimci önlemler alınarak aşılabilir. Sermayeyle işbirliği yaparak değil. 

Gerçekten de koalisyon hükümetinin küçük burjuva sosyalist politikacıları ekonomik krize dair her gün birçok plan açıklarken, bunların hiçbiri yaşama geçemiyordu. Menşeviklerle sosyal devrimciler bu planları “uygulamakla uğraşacakları yerde” bürokrasiyi daha fazla yerleştiriyorlar, sürekli komisyonlar atayıp, işverenlerle ortak görüşmeler yapıyorlardı. Bu sırada ekonomik kriz gittikçe derinleşiyordu. Kurulan bu koalisyon hükümet ve küçük burjuva sosyalistlerin ne Partizan/21 ekonomik kriz ne savaş konusunda hiçbir adım atmamaları onların teşhirini artırıyordu. 3 Haziran’da başlayan ve üç hafta süren İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetleri 1. Tüm Rusya Kongresi’ne 1090 delege katılır. Bolşeviklerin sayısı 105 iken, Menşevik ve Sosyal Devrimcilerin yaklaşık 520 oyu vardır. Kongrede Menşevikler ve Sosyal Devrimciler, Bolşeviklere karşı blok şeklinde hareket ettiler. Çünkü Bolşevikler, son zamanlarda yoğunlaştırdıkları çalışmalarıyla Petrograd işçilerinin ve garnizonlarının önemli bir bölümünü saflarına kazanmışlardı ve Bolşevik Parti 10 Haziran’da Petrograd’da büyük bir gösteri düzenleyecekti. Petrograd garnizonunun kazanılması, dengeler üzerinde etkide bulunacak önemli bir faktördü. 1905 Devrimi’nde Çarın yanında durmaları, monarşinin korunmasını sağlamıştı. 1917 Şubat Devrimi’nde garnizon birliklerinin birer birer isyancıların safına geçmesi, Çar II. Nikola’nın yıkılışında önemli bir etken olmuştur. Şubat Devrimi sırasında Petrograd ve çevresinde 215 ila 300 bin civarında askerin konuşlanmış olduğu tahmin edilmektedir. Garnizonda da ülkenin siyası yapısına uygun olarak ikili iktidar ortaya çıkmıştı. Geçici Hükümet’ten gelen emir ancak Sovyetler’in emirleriyle çatışmıyorsa yaşama geçebiliyordu. Özellikle Nisan Tezleri’nden sonra, diğer tüm parti ve siyasi çevrelerden çok daha fazla bir şekilde Bolşevikler, garnizonlar içinde örgütlenme çalışması yaparlar. Sadece Bolşevikler, parti komiteleri oluştururlar ve bunun aracılığıyla askerleri Sovyetler’de temsil etmeye başlarlar. Bolşeviklerin oluşturduğu askeri örgüt, “Pravda Kulübü” adıyla, “partisiz” askerler için bir kulüp kurar. Yine askeri örgütün, askerler için çıkardığı “Soldatskaya Pravda” (Asker Gerçeği) kısa süre içerisinde hem garnizonda hem de cephede 50 bin adet dağıtılmaya başlanır. (Rabinowitch A, 2012, 46-49) Bu ölçüde önem taşıyan garnizonda güçlenmiş olmalarının da etkisiyle, 10 Haziran günü Bolşeviklerin yapacağı gösteri kongrede yasaklanır. 

Bunun üzerine gösteriyi organize eden Petrograd proletaryası ve garnizonu, bizzat Kongrenin 18 Haziran gününe organize ettiği gösteriye katılma kararı alırlar. Kongre boyunca Bolşevikler sıkı bir fraksiyon olarak, Lenin’in yönetiminde hareket ederler. Lenin, yaptığı konuşmalarda Menşevikler ve Sosyal Devrimcileri reformist demokrasinin temsilcileri olarak ilan eder. “Onlar Sovyetleri, devrimci mücadelenin ve devrimci iktidarın organları olmaktan çıkarıp, burjuvaziyi destekleme organlarına dönüştürmüşlerdi.” (Lenin, 1995, Notlar 45; 578) Kongrede Menşevik Dan, “Bolşeviklere karşı bir yasa” çıkartılmasını talep eder. Bu talep, Martov’un liderliğindeki enternasyonalist Menşeviklerin itirazıyla Partizan/22 reddedilir. Menşevik ve Sosyal Devrimciler, özellikle hükümet olduktan sonra Bolşeviklere yönelik saldırılarını artırmışlardı. Sürekli vaatte bulundukları “ekmek, toprak, barış, üretim ve bölüşüm üzerinde denetim”in sağlanması yönünde hiçbir adım atmadıkları gibi önceki Geçici Hükümet’in cesaret edemediği şekilde Bolşevik saflara geçen işçi ve asker kitlelerine karşı saldırılar örgütlediler. Bolşevik komitelerin veya semt örgütlerinin el koyduğu binaların çeşitli gerekçelerle boşaltılması istendi. Bolşevik ajitatörler tutuklandı. Bütün bunlar yürüttükleri örgütlenme çalışmasının da etkisiyle Bolşeviklerin sunduğu programın ve “Tüm iktidar Sovyetlere” sloganının yaygın bir şekilde sahiplenilmeye başlanmasına yol açar. Küçük burjuva partilerine güven yıkılmaya başlanmıştır. Kongre, 18 Haziran’daki gösteride Bolşeviklere karşı güç gösterisi yapmayı planlamıştır. Fakat işler umdukları gibi gitmedi. Gösteriye yaklaşık 400 bin işçi ve asker katıldı. Bayrakların ve dövizlerin % 90’ında Bolşevik şiarlar yazıyordu. “Kahrolsun 10 kapitalist bakan” ve “Tüm iktidar Sovyetlere” en fazla rastlanılanlardı. Garnizon birlikleri için önem taşıyan “Asker Hakları Bildirgesi’nin demokratik olmayan kısımları kaldırılsın” ve “Kahrolsun savaş politikaları” sloganları da yaygın olarak taşınıyordu. Plehanov’cu bir gazetede hafta boyunca gösteride “Güçlü demokratik hükümet” ve “Geçici Hükümet’i destekleyin” sloganlarıyla yürünmesi önerilmişti. Ama bu tutum karşılık bulmamıştı. Geçici Hükümet’e güven hızlı bir şekilde kaybolmuştu. 

Bir kısmı aynı günde bir kısmı 25 Haziran’da Moskova da dahil pek çok kentte Petrograd’daki gibi gösteriler oldu. “Proletarya burjuvaziye ve onların yardakçılarına, küçük burjuva partilerine karşı savaşa başlamıştı.” (age, 587) 18 Haziran’da olan önemli bir gelişme de, koalisyon hükümetinin Batı ve Güney Batı Cephelerinde hücuma geçmesiydi. “Hücumun ortaya çıkmasındaki itici güç olan Savaş Bakanı, Kerenski ve Kurmay Heyeti bu hücumu, cephedeki ve garnizondaki düzensiz ve moralsiz birliklerin savaş kabiliyetlerinin artırılması, ülkenin uluslararası düzeyde düşen itibarının geri kazanılması ve Rusya toplumunun Geçici Hükümet ile bölünen öznelerinin tekrar birleşmesi yönünde bir araç olarak görüyordu. Büyük bir risk taşısa da bu hücum, Kadetlerin yanı sıra hem Menşevikler hem de Sosyalist Devrimciler tarafından desteklenen bir stratejiydi. Askeri açıdan amaç, Almanları Batı Cephesindeki birliklerinin yerlerini değiştirmeye zorlayarak yeni ve büyük Amerikan birlikleri gelene kadar var olan yenişememe durumunu devam ettirmekti.” (Rabinowitch A, 2012; 94) Hücumda ilk anda Avusturya’ya karşı üstünlük sağlanır gibi görünse de kısa Partizan/23 sürede yenilgiye uğranıldı. Bu hücuma karşı en etkili ve tutarlı muhalefeti Pravda ve Soldatskaya Pravda sayesinde Bolşevikler yaptı. Rus birlikleri aldıkları yenilgi sonucunda sadece işgal ettikleri toprakları bırakmak zorunda kalmamışlar, önemli ölçüde de geri çekilmişlerdi. “Zaman, bizim yanımızdadır!” Şubat’tan Ekim’e giden yolda bir dönüm noktası olan Temmuz olaylarının başlangıcının 2 Temmuz’da Kadetlerin Geçici Hükümet’ten ayrılmalarıyla tetiklendiğini söyleyebiliriz. Kadetlerin, hükümetten ayrılma nedeni görünüşte küçük burjuva sosyalist bakanlarla Ukrayna’nın özerkliği konusunda yaşadıkları anlaşmazlıktı. Fakat esas neden cephedeki yenilginin faturasını Menşevikler ve Sosyal Devrimcilere ödetmek istemesiydi. Kitlelerin, bir süre sonra yüzlerini yine kendilerine döndüreceğini hesaplıyorlardı. Petrograd’daki işçi ve askerler Kadetlerin hükümetten ayrılmasını, Sovyetler’in iktidarı almalarını zorlamak için önemli bir neden olarak görürler. 3 Temmuz’da patlak veren gösterinin amacı da budur! O sırada il konferansı düzenleyen Bolşeviklere giden makineli tüfek alayı delegeleri, “hareketin erken olduğu” gerekçesiyle umdukları desteği alamadılar. Aynı akşam başka iki alay, “Tüm iktidar Sovyetler’e” şiarını taşıyarak Bolşeviklerden destek istemek için tekrar gelir. Kitlelerin ruh halini dikkate alan Bolşevikler, barışçıl bir gösteri şiarını ortaya atarlar. Petrograd Sovyeti işçi seksiyonu da benzer bir karar alır. 

Gösteri 4 Temmuz’da yapılır. Temmuz olaylarında Bolşeviklerin rolü ve amaçları konusunda tartışmalar hep var olmuştur. Olaylarda belirleyici bir rol oynayan Birinci Makineli Tüfek Alayı’nda Anarşist Komünistler ve Bolşeviklerin hakim olması bu düşüncenin nedenidir. Komünist Parti resmi belgelerinde olayların kendiliğinden başladığı ve Bolşeviklerin ancak 3 Temmuz akşamı harekete “barışçıl ve örgütlü” bir karakter verme ihtiyacı duydukları için müdahil oldukları belirtilir. Bolşevikler aslında Geçici Hükümet’in aldığı askeri önlemleri görünce “kitleyi yalnız bırakmama” anlayışında olaylara müdahil olmuşlardır. Yıllar sonra 1920 yılında Kalinin Temmuz günleri anısına yazdığı bir makalede, MK henüz bölgedeki komünistlerin kendi başlarına ayaklanmada aktif bir görev üstlendiklerini belirtir. (Rabinowitch A, 2012; 126) RSDİPAskeri Örgütü, 3 Temmuz akşamı yazdığı bir telgrafta durumu şöyle özetlemiştir: “Askeri Örgüt, Peter ve Paul Kalesi garnizonuna bugünkü eylemin kendiliğinden geliştiğini, partimizin çağrısıyla yapılmadığını belirtir. Kitlelerin zapt edilmesinin imkansızlığı görüldükten sonra ve karşı devrimin sokağa çıkan asPartizan/24 kerleri yok etmesini engellemek amacıyla tüm asker yoldaşlarımıza sokaklardaki devrimci askerleri desteklemelerini önerdik.” (age, 139) Bolşevikler gerçekten de bir ayaklanma için henüz erken olduğunu düşünüyorlardı ve durumun buna evrilmemesi için “barışçıl gösteri”yi örgütlemeye çalışmışlardı. Çok değilsadece 10 gün önce (20 Haziran’da) Lenin, aradaki kitlenin “solculuğuna” ve yaratacağı “soğuk duş” etkisini bilmesine rağmen Tüm-Rusya Askeri Konferansında şunları söyler: “Provokasyona gelmemek için özellikle dikkatli ve özenli olmalıyız. Tek bir yanlış hareket bugüne kadarki tüm çabalarımızı mahvedebilir... Şu an iktidarı ele geçirme gücümüz olsa da iktidarı ele geçirdikten sonra elimizde tutabileceğimizi düşünmek çocukluk olur. Devrimci bir hükümetin olası tek biçiminin İşçi, Asker ve Köylü Vekilleri Sovyeti olabileceğini birçok kez söyledik. Fraksiyonumuzun Sovyet içindeki ağırlığı nedir? Her iki başkent Sovyetinde, ki diğerlerinden bahsetmiyorum bile, önemsiz bir azınlıktan başka bir şey değiliz. Bu gerçeklik bize neyi gösteriyor? Bu gerçeği göz ardı edemeyiz. Bu bize, kitlelerin büyük bir çoğunluğunun tereddütte olsa da Menşevikler ve Sosyalist Devrimcilere inandıklarını gösteriyor. Durum ortada ve bu durum partimizin hareketini belirliyor... ... Hayır, gerçekten iktidarı ele geçirmek için (Blankist yöntemlerle değil) proletarya partisi, Sovyet içerisinde sabırla, amacından şaşmadan, her gün kitlelere küçük burjuva yanılsamalarının bir hata olduğunu anlatarak savaşmalıdır. Karşı devrimciler bu çalışmayı yok etmek istiyorlar. Her yolla bizleri zamanından önce bir ayaklanma, bağımsız bir eylem yapmamız için kışkırtmaya çalışıyorlar ama biz bu oyuna gelmeyeceğiz. Zaman bizim yanımızdadır.” (Rabinowitch A, 2012, 104) Lenin’in, mevcut durumda önceden vurguladığı “örgütlenin, örgütlenen, örgütlenin” çizgisinde olduğu ve o süreç için barışçıl bir mücadele tarzı benimsediği açıktır. Temmuz olaylarında “bölgedeki komünistler” çeşitli nedenlerle müdahil olmuşlarsa da, Partinin merkezinin böyle bir tutumu yoktur. Temmuz olaylarının ilk günlerinde Lenin, Finlandiya’da bir köyün kır evindeydi. Petrograd’da Bolşevik MK’sı 3 Temmuz gecesi toplanıp “silahlı ancak barışçıl” bir gösteri kararı alsa da, 4 Temmuz sabahının erken saatlerinde Lenin’e bir haberci gönderilir. Sabah saat 6.00’da Lenin’in yanına varan haberci, “Bu nihai hareketin başlangıcı mı?” diye sorduğunda Lenin “bunun çok zamansız olacağı” yanıtını verir. Lenin saat 6.45’te yoldadır ve yol boyunca hiç konuşmadan ayaklanmanın merkezine gider. Partizan/25 Aynı günün sabahı Petrograd’a gelen sadece Lenin değildi. 


Gösteri için Kronstad’tan 10 bin denizci ve işçi, bulabildikleri her askeri veya sivil tekneyle Petrograd’a büyük bir coşku içinde ulaşmışlardı. Petrograd Sovyeti Yürütme Komitesinden gönderilen temsilci, onları geri dönmeleri için ikna etmeye boş yere uğraşır. Neden Petrograd’a geldikleri sorulunca Kronstadlılar, “burjuvazi burada haddini aşmıştı, bu yüzden düzeni sağlamaya çağrıldık” cevabını veriyorlardı. (Rabinowitch A, 2012, 151) İçinde Kronstad denizcilerinin bulunduğu kalabalık Geçici Hükümetin Kşesinskaya Malikânesinin önüne giderler. Lenin, kalabalığa konuşmayı uzun bir süre reddeder. En son ısrarlara dayanamayıp, kulakları sağır eden tezahüratlar arasında balkona çıkar. Yaptığı konuşma denizcilerin beklediği gibi değildir. Birkaç selamlamayı tamamladıktan sonra “Tüm İktidar Sovyetler’e” sloganının eninde sonunda kazanacağını söyler. Denizcilerden kendilerini dizginlemelerini, kararlı olmalarını ve ihtiyatı elden bırakmamalarını isteyerek konuşmasını bitirir. (age, 153) Lenin’in ardından konuşan Sverdlov, gösteri boyunca kullanılan şiarları tekrarlayarak, sonraki talimatların beklenmesini ister. Denizciler gösterilere halen katılmamış olan fabrika ve alayları harekete geçirmek için oradan ayrılırlar. Öğleden sonra sayısı yüz binleri bulan göstericiler Sovyet Merkez Yürütme Komitesi’nin merkezi olan Kışlık Saray’a doğru, silahlı ama herhangi bir şiddete başvurmadan yürümeye başlarlar. “Burjuvazinin caddesi” olarak geçen Nevski Bulvarı’na geldiklerinde göstericilerin üzerine üst kat pencerelerden ve çatılardan kurşun yağar. Göstericiler de hemen ateşe ateşle karşılık verirler. Bu sırada Kerenski, cephedeki birliklerin acilen başkente sevk edilmesi ile uğraşmaktadır. Bu talebi kabul edilse de halen gelmekte olan gönülsüz olan olaylar vardır. Olaylarda tarafsız kalacağını ilan eden garnizon birimleri, Nisan ayında geri dönüş için Almanya ile yapılan anlaşmadan hareketle Lenin’in Alman ajanı olduğu şeklindeki iddialarla ikna edilmeye çalışılır. Yaşanan ayaklanmanın, Almanya’nın isteğiyle Bolşeviklerce kışkırtıldığı söylenir. Zaten cephede Almanlara karşı savaşan ve yenilgi alan pek çok garnizon bu yalan propagandadan etkilenerek, Petrograd’a gitmeyi kabul eder. 4 Temmuz günü, Sovyet Yürütme Komitelerinin ortak toplantısı işçi ve askerlerin “tüm iktidar Sovyetlere” talebini görüşmek için yapılır. Fakat bu talep reddedilir. 


Geçici Hükümetin yine koalisyon şeklinde sürmesi kararı alınır. Kararın açıklanmasından sonra askerlerin önemli bir kısmı kışlalarına geri çekilirler. Saatler sonra Taurida Sarayı Meydanı’nda isyancıların yerini Sovyetler ile dayanışma halinde olduğunu iddia eden askeri birlikler almıştı. Ağır bir yenilgi Partizan/26 alınmıştı ve bunun faturasının Bolşeviklere kesileceği kesindi. Lenin ve yoldaşları hemen saklanma hazırlıklarına başlarlar. Kerenski’nin cepheden çağırdığı karşı devrimci birlikler kısa sürede kenti işgal ederler. Tutuklamalara, ev aramalarına başlarlar. Başta Lenin olmak üzere, birçok Bolşevik için tutuklama kararı çıkarılır. Kamenev, Troçki, Lunaçarski, Karitonov, Kausto, Bogdatiev ve Rahiya tutuklanır. Bolşevikler, “silahlı ayaklanma” ve “isyan”la suçlanırlar. Kısa bir süre içinde isyana katılan birliklerin silahsızlandırılıp “suçlulardan” temizlenmesi kararı alınır. Cephede, ölüm cezası yeniden uygulanmaya başlanır. Pravda redaksiyonu tahrip edilir. Kadetlerin istifasından sonra “Devrimin Kurtuluşu Hükümeti” adıyla Kerenski’nin başbakanlığında bir hükümet kurulur. Hükümette, Menşevikler, Sosyal Devrimciler ve Halkçı Sosyalistler vardı. Kadetler, bu hükümeti tanımayacaklarını söylerler. Yapılan pazarlıklar sonucunda kurulan hükümetin Sovyetler’den tamamen bağımsız olması kararı alınır. Bunun üzerine Kadetler hükümete girer. Burjuvazi, iktidarını sağlamlaştırmak, ikili iktidarı yok etmek anlamında çok önemli bir adım atmıştır bu hükümetle. Olaylar biter bitmez Lenin, Temmuz olayları ve sonuçları üzerine yazılar yazar. Lenin, Temmuz olayları ile birlikte artık devrimin barışçıl yoldan gelişemeyeceği bir döneme geçildiğini ve “Tüm İktidar Sovyetlere” şiarının geçersizleştiğini vurgular. Rusya’daki politik durum Şubat Devrimi’nden 4 Temmuz’a kadarki dönemden temelde farklılaşmıştır. Temmuz’a kadar olan dönemde ikili Sovyetler gönüllü bir şekilde iktidarı paylaşmışlardı. “Sovyetler, özgür, yani dışarıdan hiçbir zora tabi olmayan ve silahlı işçi ve asker kitlesinin delegasyonlarını temsil ediyordu. Silahlar halkın elinde, halk üzerinde dışarıdan zor yok –meselenin özü buydu.” (Lenin, 1995, 176-177) Sovyetlerin, halkın üzerinde dışarıdan zor olmaması, barışçıl yolu açan bir durumdu. Dolayısıyla, bu temel üzerinden yükselen “Tüm iktidar Sovyetlere” şiarı o dönemde doğruydu. İktidar Sovyetlere geçmiş olsaydı sürekli yalpalar durumda olan küçük burjuvazi, kapitalistlere olan güvenini pratikte aşacaktı! İktidar Sovyetlere geçseydi sınıf ilişkilerini değiştiremezdi ama köylülüğün burjuvaziden kopması, işçilere yakınlaşıp birleşebilmesi için önemli bir adım atılmış olacaktı. “Bu, halk için en kolay ve en avantajlı olurdu. Bu yol en sancısız yol olurdu ve bu yüzden olanca enerjiyle bunun için mücadele etmek gerekirdi.” (age, 178) 20-21 Nisan, 18 Haziran ve en son 3-4 Temmuz... Bütün bunlar aynı sınıfsal tabloyu vermektedir. Kitlelerin hoşnutsuzluğu, sabırsızlığı ve öfkesi artPartizan/27 maktadır. Küçük burjuva kitlelerin üzerinde etki uğruna proletarya ve burjuvazi arasındaki mücadele şiddetlenmektedir. Sosyal Devrimcilerle Menşevikler burjuvaziyle koalisyona girerek, hiçbir devrimci önlemi yaşama sokmamışlar ve cephedeki saldırıları tekrar başlatmışlardır. En sonunda iktidarı ordunun karşı devrimci üst yönetimine teslim etmişlerdir. İşte tüm bunlarla birlikte iktidarın tamamen karşı devrimin eline geçmesiyle artık barışçıl bir yol olarak iktidarın Sovyetlere devri olasılığının önü kapanmış durumdadır. Kadetlerle anlaşmaları bu küçük burjuva partileri “karşı devrimci cellatların fiili katılımcıları ve yardakçıları haline” getirmiştir. Mevcut durumda “Tüm iktidar Sovyetlere” şiarı artık sadece halkı aldatmak olurdu.Artık iktidarı ele geçirebilmek için Sovyetlerin sadece bunu istemesi yetmemektedir –ki Sovyetler Temmuz olaylarında nihai olarak Sosyal Devrimciler ve Menşeviklerin oylarıyla iktidarı istemedi. Bu şiarı halen savunmak yanlıştır çünkü “Sovyetler’de, cellatlara yardakçılık yaparak pisliğe bulanmamış partiler halen varmış, sanki olmuş olanlar olmamış kılınabilirmiş kuruntusunu” (age, 178) halka aşılamak olurdu. Lenin, son cümlesi için hemen bir açıklama getirir. Buradaki kaygısının “darkafalı bir ahlak” anlayışı olmadığını, eğer davaya yarayacaksa proletaryanın “yalnızca kararsız küçük burjuvaziyi değil, büyük burjuvaziyi de” destekleyebileceğini vurgular. Şimdiki mesele artık, iktidarın bu sahiplerinin halk kitleleri tarafından yenilmeden ele geçirilemeyecek olmasıdır. “Devrimin temel sorunu iktidar sorunudur!” Şubat ve Temmuz arasında gerçek iktidarın Geçici Hükümetin mi Sovyetlerin mi elinde olduğu bilinmiyordu. Ama şimdi “iktidar Cavaignac’ların bir askeri kliğinin (Kerenski’nin, belli generallerin, subayların vs.) elindedir, başta Kadet partisi olmak üzere sınıf olarak burjuvazi tarafından, tüm Kara Yüzler basını, ‘Novoye Vremya’, ‘Jivoye Slova’ vs. aracılığıyla etkinlik gösteren tüm monarşistler tarafından desteklenmektedir.” (age, 181) Bu iktidar devrilmek zorundadır. Halk içindeki ajitasyon artık buna uygun olarak değiştirilmeliydi. “Askeri kliğin iktidarının devrilmedikçe, Sosyal Devrimcilerin ve Menşeviklerin partileri teşhir edilmedikçe ve halkın güveni ellerinden alınmadıkça, köylüler için toprak sahibi olmanın tamamen umarsız olduğu kavratılacak şekilde değiştirilmeliydi. Mücadelenin yeni safhasında, “yeni devrimde” Sovyetler tekrar ortaya çıkabilirdi.


 Ama bu artık şimdiki Sovyetler olmayacaktı. Eğer “yeni Sovyetler” ortaya çıkarsa, bunlar burjuvaziyle anlaşma değil, “onlara karşı devrimci mücadele Partizan/28 organları” olacaklardı. Şimdiki Sovyetler, Sosyal Devrimciler ve Menşevikler egemen olduğu için karşı devrim karşısında güçsüz ve çaresiz kalmıştır. Lenin bu sözleri 9 Temmuz’da Zinovyev’le birlikte kaçtığı Finlandiya körfezinde bulunan sayfiye yeri Razliv’de yazıyordu. İlk başta Bolşevik olan bir işçinin mülkü içinde yer alan çiftlik ambarının tavan arasındaki samanlığına yerleşirler. Fakat bu “sığınağın” meraklı köylüler tarafından fark edilme olasılığı yüksek olduğundan bir süre sonra hemen komşu göl kıyısındaki terk edilmiş bir saman kulübeye geçerler. Bir gün çok yakından gelen tüfek sesleri üzerine çalılıkların arasında gizlenirler. Zinovyev’in yıllar sonraki anlatımına göre burada Lenin fısıldayarak “Şimdi geriye kalan tek şey düzgün ölmek” der. Tüfek seslerinin oradan geçen avcılara ait olduğu sonradan anlaşılır.Anlatılara göre Lenin, burada en çok gazetelerin eline günlük geçmesi ile ilgiliydi. Hemen hepsini okuyor, notlar alıyor ve Bolşevik basına düzenli olarak yazı yazıyordu. Bu dönemde aynı zamanda “Devlet ve İhtilal” kitabı üzerine çalıştı. (Rabinowitch A, 2008, 62) Lenin, Razliv’de 9 Ağustos’a kadar kalır. Kornilov, Petrograd üzerine yürüyor! 23 Temmuz-3 Ağustos 1917 tarihleri arasında Lenin firarda ve diğer kadroların çoğu tutsak iken Petrograd’da Bolşevik Partinin 6. Kongresi düzenlenir. Kongreye Sverdlov başkanlık yapmıştır. Bu kongrede Lenin’in Temmuz ayaklanması sonrası değerlendirmelerini yaptığı (yazımızın önceki bölümündeki değerlendirmeler) “Şiarlar Üzerine” ve “Anayasal Hayaller” başlıklı siyasi raporları okunur, 6. Kongre bu raporlar doğrultusunda “Tüm iktidar Sovyetlere” sloganının “ ‘devrimin barışçıl yoldan gelişmesini ve iktidarın, burjuvazinin elinden işçi ve köylülere, kan dökülmeksizin devrini öngören bir slogan’ olduğunu ve şimdi karşı devrimci burjuvazi tamamen tasfiye edilmedikçe hiçbir şeyin yeterli olamayacağını ilan etti.” (Carr E. H. 1989, 94) 1917 Ağustos’un bir diğer önemli olayı, Kerenski’nin 12-15 Ağustos tarihleri arasında Moskova’da “Devlet Konferansı” toplama kararıydı.


 Konferans Geçici Hükümet ve Sovyetler Merkez Yürütme Komitesi tarafından düzenlenir. Konferansın amacı, Temmuz olaylarıyla birlikte, hükümetin sarsılan durumunu sağlamlaştırmak idi. Konferansa, öncelikle burjuva örgütlerinin, generallerin, subaylarının temsilcilerinin yanı sıra, anavatan savunması zemininde duran küçük burjuva yapılar, kişiler vs. de çağrılmıştı. Sovyetler adına sadece Menşevik ve Sosyal Devrimcilerden oluşan bir delegasyon çağrılmış, Bolşevikler yok sayılmıştı. Bolşevik Parti Merkez Komitesi bu durum üzerine, kendi fraksiyonunu saPartizan/29 dece bir protesto açıklaması yapmak için örgütleme ve başkanlık divanı seçimlerinden sonra konferansı terk etme kararı aldı. Bolşevik MK’sı yayımladığı bildiride, “Devlet Konferansı’nı, karşı devrimin ‘kendi parlamentosunu, kendi merkezini’ yaratma, Menşeviklerle Sosyal Devrimcilerin desteklediği ‘işçilere karşı, karşı devrimin komplo örgütü’ olarak tanımlıyor ve ileri işçileri ‘büyük toprak sahipleri ve kapitalistlerinin kârlarının” ... bu “kurtarıcıları”nın karşı devrimci komplolarına karşı kitle gösterileri düzenlemeye çağırıyordu.” (Lenin, 1995, notlar 62, 537) Konferansta Bolşevikler aldıkları kararlara uygun olarak MK’nın açıklamasına paralel şekilde bir deklarasyon okudular. Kerenski ise yaptığı açıklamada “ana görevinin savaşı sürdürmek, ordu içinde ve ülkede düzeni kurmak ve sağlam bir hükümet erki örgütlemek” (agy) olduğunu belirtti. Menşevikler ve Sosyal Devrimciler ise bilinen uzlaşmacı açıklamalarını yenilediler. Konferans alenen, karşı devrimci burjuvaziyle Menşevik ve Sosyal Devrimcilerin, Bolşeviklere karşı blokuna dönüşmüştü. Göz önünde bu blok görünse de perde gerisinde karşı devrimci burjuvazi, Kerenski ve şürekâsını da iktidardan gönderecek bir darbe peşindeydi. Bu darbenin baş aktörü olan General Kornilov, konferansta yaptığı konuşmada cephede alınan idam cezası gibi önlemlerin cephe gerisinde de uygulanmasını istemişti. Don Kazakları adına konuşan General Kornilov’un destekçilerinden General Kaledin ise isteklerini daha net tariflemişti: Sovyetler ve Orda Komiteleri kaldırılmalıdır! Asker Hakları Bildirgesi yürürlükten kaldırılmalıdır! (age, 598) Konferans bu minvalde sona ererken Bolşeviklerin protesto amaçlı ilan ettiği genel greve, 400 bin Moskovalı proleter katıldı. Grev bütün Rusya’da ve elbette konferansta da yankılandı. Ayrıca aynı günlerde Petrograd Dumasında yapılan seçimlerde Bolşeviklerin Mayıs ayına göre oylarını % 14 artırmaları dikkat çekti. Bu gelişmeler, karşı devrimci generallerin daha ihtiyatlı yaklaşmasına yol açar ve darbe yaklaşık 10 gün ertelenir. 25Ağustos günü, Kornilov birlikleri Petrograd üzerine yürümeye başlar. Eski Başbakan Prens Lvov, Kornilov adına Kerenski’ye gider ve tüm iktidarın Kornilov’a teslim edilmesini ister. Kerenski, Lvov’u tutuklatınca, Kadet Bakanlar istifa ederler. Kerenski ertesi gün, “ahaliyi” mücadeleye çağırır! Kornilov’un Petrograd üzerine yürüdüğü haberinin gelmesiyle Sovyetler Merkez Yürütme Kurulu bünyesinde kurulan Karşı Devrimle Mücadele Komitesi, Bolşeviklerin “Askeri Örgüt Bürosu”nun yönetimi altında Petrograd’ı korumak için silahlı işçi mücaPartizan/30 dele gruplarını örgütler. İşçi milisleri örgütlenir. Kızıl Muhafızların mevcut hücreleri yasallaştırılır. Kornilov, vatan haini ilan edilir. 30 Ağustos’ta darbe esasta Bolşeviklerin mücadelesiyle bastırılır. Kornilov ve bazı generaller Geçici Hükümet tarafından tutuklanır. Fakat bu tutuklamaların göstermelik olduğu generalleriyle birlikte kısa bir süre sonra hapisten kaçmasından görülür.

 Lenin, Kornilov Petrograd’a yürümeye başladığında Finlandiya’nın başkenti Helsinki’deydi. Gelişmelere dair ayrıntılı bilgi sahibi olması zaman alıyordu. Olaylardan ilk olarak 28Ağustos’ta haberdar oldu. 30Ağustos sabahı olduğunda partisinin tavrını tam olarak öğrenememişti. Fakat yaşanan olayların baş döndürücü hızı dolayısıyla hemen RSDİP Merkez Komitesi’ne hitaben bir mektup kaleme alır. Kornilov ayaklanmasını, “inanılmaz derecede sert bir dönemeç” olarak değerlendirir. Her sert dönemeçte olduğu gibi taktiklerin, ilkesizliğe düşmeden değiştirilmesi gerektiğini belirtir. Kornilov ayaklanması ve ayaklanmayı bastırmak için Menşevik ve Sosyal Devrimcilerle çalışmış olma bazı Bolşevik kadrolarda “ilkesiz” önerilerin çıkmasına yol açar. Bazı Bolşevikler anavatan savunması bakış açısını gündeme getirirken, bazıları Sosyal Devrimcilerle blok kurmayı veya Geçici Hükümeti desteklemeyi önermişlerdir. Lenin, çok kesin ve net bir şekilde bunlara karşı çıkar, “ilkesiz” olarak yorumlar. Geçici Hükümet’in desteklenmesine itiraz eder. Kornilov’a karşı güçlü bir şekilde mücadele edilmeliydi ama Kerenski desteklenmemeliydi. Olması gereken Kerenski’ye karşı mücadelenin “biçimini” değiştirmekten ibarettir: “Ona karşı düşmanlığımızı bir nebze olsun, azaltmadan, ona karşı söylediklerimizin tek sözcüğünü bile geri almadan, onu yıkma görevinden vazgeçmeden şunu söylüyoruz: Yaşanılan anı hesaba katmak gerekir. Kerenski’yi derhal devirmek istemiyoruz. Ona karşı mücadele görevine başka biçimde yaklaşmak istiyoruz; halkı (Kornilov’a karşı savaşan halkı), Kerenski’nin zaafları, yalpalamaları konusunda aydınlatacağız. Bunu önceden de yapıyorduk. Fakat şimdi bu esas mesele haline geldi: değişiklik bundan ibarettir.” (Lenin, 1995, 214) Kerenski bazı kısmi talepleri yerine getirmek için zorlanmalı ve bunlar için ajitasyon güçlendirilmelidir: Kadet temsilcisi Milyukov’un tutuklanması, Petrogradlı işçilerin silahlandırılması, Kronstadt, Öiborg, Helsingfers gibi birliklerin Petrograd’a çağrılması, Çarlık döneminin kalıntısı Duma’nın dağıtılması, büyük toprak sahibi Rodzyenko’nun tutuklanarak çiftlik beylerinin arazilerinin köylülere devredilmesinin yasallaşması, ekmek ve fabrikalar üzerinde işçi denetiminin uygulanması... Bu talepler ekseninde özellikle işçi, asker ve köylüler içerisinde ajitasyon güçlendirilmelidir. “Kornilov’a karşı aktif, en aktif, gerçekten devrimci bir savaş talep edecek şekilde” Kerenski’ye dolaylı yönelinmelidir. Partizan/31 Lenin, olayların gelişiminin her an kendilerini iktidara taşıyabileceğini ve böyle olması durumunda iktidarı bırakmayacaklarını vurgular. Bunun basın yoluyla değil, ayrı bir mektupla tüm parti üyelerine bildirilmesini ister. Bu nedenle “ülke savunması, devrimci demokrasinin birleşik cephesi, Geçici Hükümetin desteklenmesi” vb. lafların zamanı değildir! “Şimdi eylem zamanıdır.” (agy) Kornilov’a karşı savaş, tam da Kerenski’nin korktuğu gibi “kitleleri savaşa çekerek” devrimci tarzda yürütülmelidir. Lenin’in yazdığı bu mektup tarih itibariyle Kornilov ayaklanması sona erdikten sonra Partisinin eline geçmiştir. Sonrasında gelen gazetelerden hareketle, Kornilov ayaklanması ve Kerenski’ye karşı tutum konusunda “görüş birliğinde” oldukları ortaya çıkar. Bolşevik Partinin, bu tutarlı ve kararlı politikası fabrika Sovyetlerinde, sendika örgütlerinde, orduda etkilerini artırmalarına yol açar. Bunun karşılığı çok kısa bir süre içinde 8 ve 19 Eylül tarihlerinde Petrograd ve Moskova Sovyetlerinde çoğunluğu sağlayıp yönetimi ele geçirmelerinde görülür. “Gecikmiş düşünceler” Kitlelerin Kornilov’a karşı gösterdikleri direniş ve ayaklanmanın bastırılması, Sosyal Devrimciler ve Menşeviklerin karşı devrimci burjuvazi ile belirsiz de olsa bir sınır çekmelerine yol açmıştı. Lenin, ortaya çıkan bu durumu, sosyalizme geçiş için son barışçıl olanak olarak görür. “1 Eylül Cuma” günü yazdığı fakat yazı işlerine zamanında ulaştıramadığı için sadece iki gün sonra geçersizleşmiş olan “Uzlaşmalar Üzerine” isimli makalesi politika yapış tarzı, ittifak anlayışı vb. açısından üzerinde durulmasını gerektirmektedir. Lenin, koşulların savaşan bir partiye “sız sık kaçınılmaz olarak uzlaşmalar” yapmayı dayatacağını belirtir. Fakat bir devrimci parti için mesele “uzlaşma yok” açıklaması yapmak değil, “tüm uzlaşmalara rağmen ilkelerimize, sınıfımıza, devrimci görevlerimize, devrimi hazırlama ve halk kitlelerini devrimde zafer kazanmaya eğitme davamıza sadık kalmaktır.” (Lenin, 1995, 216) Şimdi yine politik iktidarı ele geçirmek için “gönüllü bir uzlaşma” gerekiyordu. Bu uzlaşma da çok değil Temmuz olaylarından hemen sonra geri alınan şiarların tekrar ileri sürülmeye başlanmasıdır. Şimdi olması gereken “Tüm iktidar Sovyetlere” talebinin tekrar yükseltilmesi, Sosyal Devrimci ve Menşeviklerden oluşan ve sadece Sovyetlere karşı sorumlu olan bir hükümet kurulmasıdır. Bunun karşısında Bolşeviklerin tek talebi “özgür ajitasyon yapma ve gerçekten tam demokratik koşullarda Sovyetlerde etkinlik kazanma” ile ve Kurucu Meclis’in ertelenmeden, hatta daha erkenden toplantıya çağrılmasıdır. Bolşevikler, hükümete Partizan/32 katılım talebinde bulunmayacaklardır çünkü bu proletarya ve yoksul köylülüğün diktatörlüğünün koşulları gerçekten gerçekleştirilmeden imkansızdır. Ancak sıralanan bu koşullar, Sovyetler içerisinde parti mücadelesinin “barışçıl biçimde aşılmasını” getirecektir. Lenin’e göre bunu gerçekleştirmek için yüzde bir şans bile olsa yine de denenmeliydi. Fakat bu yazı daha gönderilemeden sadece iki gün içinde geçersizleşmişti. Küçük burjuva sosyalistlerinin, karşı devrimci burjuvazi karşısında yalpalaması kısa sürmüştü. 31 Ağustos tarihinde Petrograd Sovyeti’nin, Sovyetlere sorumlu olan bir hükümet hakkındaki kararı, Bolşevik politikaya uygun olarak oy çokluğuyla kabul etmesi, benzer kararların İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetleri Merkez Komitesi ile Köylü Temsilcileri Sovyetleri Merkez Yürütme Komitesinde alınması Kerenski’yi korkutmuştu. Bolşeviklerin Sovyetlerde etkisinin artması, Lenin için uzlaşma önerisine bir etken olurken, Kerenski’de tam tersi bir durum ortaya çıkmıştı. Lenin’in yüzde bir şans için attığı adım Kerenski’nin 1 Eylül gecesinde burjuvazinin Kadet Partisi dışındaki temsilcileriyle hükümeti alelacele kurmasıyla boşta kalmış oldu. Fakat Lenin, bu makalesinin yine de “Gecikmiş Düşünceler” başlığıyla yayımlanmasını ister. “Bolşevikler iktidarı ele geçirmelidir!” “Uzlaşma” adımlarının Kerenski’nin karşı devrimci burjuvaziye doğru attığı adımlar nedeniyle boşta kaldığı anlaşılır anlaşılmaz Lenin hemen partisinin yeni taktiklerini belirler. 12-14 Eylül tarihini taşıyan, RSDİP Merkez Komitesi, Petrograd ve Moskova komitelerine yazılan mektubun başlığı bu taktiği anlatmaktadır: “Bolşevikler iktidarı ele geçirmelidir.” Mektup, Lenin’in bu hedefini dayandırdığı ve sonuna kadar hep savunduğu belirlemesiyle başlamıştır: “Bolşevikler şimdi, iki başkentte İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetlerinde çoğunluğu elde ettikten sonra, devlet iktidarını kendi ellerine alabilirler ve almalıdırlar. Alabilirler, çünkü iki başkent halkının devrimci unsurlarının aktif çoğunluğu, kitleleri beraberinde götürmeye, düşmanın direnişini aşmaya, onu bizzat yenmeye, iktidarı ele geçirmeye ve korumaya yeter. 


Çünkü derhal demokratik bir barış önerir, toprağı derhal köylülere verir, Kerenski tarafından kuşa çevrilen ve yok edilen demokratik kurumları ve özgürlükleri yeniden kurarlarsa Bolşevikler hiç kimsenin yıkamayacağı bir hükümet kuracaklardır.” (age, 223) Eylül’ün başlarında Kerenski “Demokratik Konferans” toplama kararı alır. Lenin, Demokratik Konferansın halkın çoğunluğunu değil, “sadece uzlaşmacı Partizan/33 küçük burjuva üst katmanları” temsil ettiğini belirtir. Lenin, Demokratik Konferans’tan bir şey beklememek ve partiye “Petrograd ve Moskova’da silahlı ayaklanma, iktidarı ele geçirme, hükümeti devirme görevini” gündeme almasını söylemektedir. Fakat Demokratik Konferans’ı, parti içerisinde Lenin’in önceki makalesi “Uzlaşma Üzerine”de olduğu gibi “barışçıl biçimde geçiş”i sağlayabilecek bir olanak olarak görenler de vardı. Oysa, Kerenski’nin bu konferansı Bolşeviklerin gün geçtikçe artan güçlenmesine karşı düzenlemek istediği, davetli temsilcilerin oranıyla bile ortaya çıkıyordu. Konferansa 1.198 delege çağrılmıştı. Bunlardan sadece 134’ü Bolşevik’ti. Demokratik Konferanstan bir gün önce (13 Eylül’de) toplanan Bolşevik MK’sının hazırladığı sunum “konferanstan devrimci bir hükümetin çıkabileceği ve çıkması gerektiğine” (Rabinowitch A, 2008, 199) dayanıyordu. Sunumu; Troçki, Kamanev, Stalin, Milyutin ve Rikov hazırlamıştı. Sunumda dikkat çekici bir konu da Lenin Bolşeviklerin bir Sovyet hükümetinde yer almayacağını belirtmesine rağmen, buna açık kapı bırakmasıydı. 15 Eylül günü Lenin’in 12-14 Eylül arasında yazdığı “Bolşevikler iktidarı ele geçirmelidir” ve “Marksizm ve Ayaklanma” başlıklı iki mektubu geldiğinde Bolşevik liderler tamamen farklı bir tutumla karşılaşmış oldular. Buharin mektupları öğrendikleri an için birkaç yıl sonra “Hepimiz donakalmıştık” diyecektir. Lenin, “Marksizm ve Ayaklanma” mektubunu ilkinin aksine sadece Merkez Komite’ye hitaben yazmıştır. Lenin, bu mektubunda Temmuz günlerine göre farklılaşan koşulları ve Marksizm’i Blanquizm’den ayıran üç koşulu ele alır. Lenin de Marks gibi, ayaklanmayı bir sanat olarak ele alıyordu. Ayaklanmanın sanat olarak tariflenmesine Blanquizm olarak saldıranların “öfke uyandırıcı (bir) tahrif” (Lenin, 1995; 226) yaptıklarını söylüyordu. Marksizm’in Blanquizm’den üç koşulla ayrıldığını belirtir. Birincisi; ayaklanmanın bir komploya, bir partiye değil, en ileri sınıfa dayanmasıdır. İkincisi; ayaklanmanın halkın devrimci bir atılımına dayanmasıdır. Üçüncüsü ise; ayaklanmanın, “gelişmekte olan devrimin tarihinde, halkın öncüsünün aktivitesinin en yüksek, düşman saflarda ve devrimin zayıf, yarım gönüllü, kararsız dostlarının saflarında yalpalamaların en fazla olduğu bir dönüm noktasına” dayanmasıdır. (age, 227) Bu koşullar mevcut olduğunda “ayaklanmayı bir sanat olarak ele almayı reddetmek” Marksizm’e ve devrime ihanettir. 3-4 Temmuz olaylarında bu koşullar yoktu. Şimdi devrimin öncü sınıfı olaPartizan/34 rak Petrograd ve Moskova’daki işçilerin ve askerlerin çoğu Bolşeviklerle birliktedir. Halkın devrimci atılımı, taşrada ve birçok yerde iktidarın Sovyetler tarafından alınmasıyla yaşanmaktadır: Düşmanların ve küçük burjuvazinin yalpalamaları artmıştır. Emperyalistler, savaş veya barış arasında yalpalarken, küçük burjuvazi, Kadetlerle koalisyondan vazgeçmiştir. 3-4 Temmuz olaylarına göre farklı olan bir durumda, o dönem işçi ve askerlerin Kerenski ve müttefiklerine karşı henüz bu kadar öfke duymadıklarından Petrograd’a hakim olmak için “dövüşmeye ve ölmeye” hazır olmamaları ve Kornilov’dan önce ordunun Petrograd üzerine yürüyeceğinin kesin olmasıydı. Şu anda başarılı bir ayaklanma için tüm nesnel koşullar uygundur. Bunun için tüm Bolşevikler, derhal fabrikalara ve kışlalara gönderilerek ayaklanmaya başlama anını doğru seçebilecek duruma gelinmelidir. Lenin yapılması gerekenleri sıralar: “Fakat ayaklanmayı Marksistçe, yani bir sanat olarak ele almak için, aynı zamanda, bir dakika bile yitirmeden, isyancı birliklerin karargahını örgütlemeli, güçleri mevzilendirmeli, en sadık alayları, en güvenilir birlikleri en önemli noktalara yerleştirmeli, Aleksander Tiyatrosu’nu kuşatmalı, Peter-Pal Kalesini işgal etmeli, Genelkurmayı ve Hükümeti tutuklamalı, Junkerlere ve Vahşi Tümene karşı, düşmanı kent merkezlerine bırakmaktansa ölmeye hazır olan birlikleri göndermeliyiz; silahlı işçileri seferber etmeli, onları son, amansız nihai savaşa çağırmalıyız; telgraf ve telefona derhal el koymalı, bizim ayaklanma karargahını merkezi Telefon Dairesine yerleştirmeli, bu karargahla bütün fabrikaların, bütün olayların, silahlı mücadelenin bütün önemli noktalarının telefon bağlantılarını kurmalıyız vs.” (age, 231) Lenin’in, iktidarı ayaklanmayla alma üzerine olan bu mektupları 15 Eylül günü Merkez Komitesi toplantısında gündeme alınır. Lenin, ilk mektubunu MK’nın yanısıra Petrograd ve Moskova komitelerine yazmıştır. Stalin, buna uygun olarak mektubun dağıtılmasını önerir. Fakat bu öneri MK tarafından reddedilir. Bunun dışında Kamanev, Lenin’in mektuplarında yaptığı tüm önerilere itiraz eder. MK, yalnızca her mektuptan bir kopya saklamaya ve hareketin sokağa taşmasını engellemek için önlemler almaya karar verir. MK, Lenin’in mektuplarının işçilere ulaşmasından korkmuştur. 


Mektupların değerlendirilmesinden sonra da, Demokratik Konferansın oturumlarına katılmaya devam ederler. Buna ek olarak 16 Eylül tarihli Raboçi Put;son iki mektubundan önceki daha ılımlı görüşlerini içeren bir makalesini Lenin’in ismiyle yayımlamış ve ondaki düşünce değişikliğinin yansımasının önüne geçmeye çalışmıştı. Bu sırada Demokratik Konferans’ta, burjuva partilerle koalisyon kurulabiPartizan/35 leceği kararı kabul edildi. Bu koalisyona Kadetlerin katılamayacağı belirtildiyse de Kerenski, konferanstan hemen sonra Moskovalı sanayicilerin ve Kadet partisinin önde gelenlerinden oluşan bir hükümet kurar. Kerenski bunların hükümete parti adına değil kişi olarak katıldıklarını söylüyordu. Konferansta ayrıca “Cumhuriyet Geçici Konseyi” (Ön Parlamento) oluşturuldu. Bu organa varlıklı burjuvazinin temsilcileri katıldı. Bu organ, Kurucu Meclis toplanıncaya kadar “uzlaşmaya hazır bir temsil organı” olacaktı. (Lenin, 1995, notlar 71, 606) Lenin, MK’nın aldığı tutumu görünce, güvenlik gerekçesiyle ona yasaklanmış olmasına rağmen Petrograd’a dönmeye karar verir. 17 Eylül civarında (tam tarih bilinmiyor) Viborg’a gelir. Burada Krupskaya ve Sverdlov’a dönme kararını bildirir. Lenin, Viborg’tan Geçici Hükümetin daha gecikmeksizin devrilmesi için yazılar yazıyor, yapılması gerekenleri sıralıyordu. Fakat gönderdiği yazılar açık bir sansüre uğruyordu. Yayın Kurulu bazen bazı yerlerini çıkartarak yayımlıyordu veya hiç yayımlamıyordu. Raboçi Put’ta yayımlanmak üzere yazdığı “Sahte Kahramanlar ve Bolşeviklerin Yanlışları” makalesi Demokratik Devlet Konferansında kalınmış olmasını sert bir dille eleştirdikten sonra Bolşeviklerin hatalarına değiniyordu. Bu yazının ikinci bölümü yayımlanmayıp sadece Demokratik Konferansla ilgili yerleri yayımlanmıştı. 29 Eylül tarihli “Kriz Olgunlaşmıştır” makalesinde ayrıntılı bir şekilde artık ayaklanmanın neden zorunlu olduğunu bir kez daha altı ayrı bölümde anlatmıştır. Hem Rusya’dan hem de dünya devriminin koşullarından Eylül ayı içerisinde “muazzam ani değişiklikler” olduğunu belirler. Almanya deniz üssü Wilhelmshaven’de Eylül 1917’de dört zırhlı kruvazörün denizcilerinin ayaklanması, “Alman askeri zindan rejimine” rağmen, gizlenmesi mümkün olmayan bir hareketin göstergesiydi. Almanya’dan Fransa’ya, İngiltere ve İtalya’ya, özgürlükleri ve yasallıklarıyla övünen ülkelerin hapishaneleri enternasyonalistlerle, savaş karşıtlarıyla dolmuştu. İllegal yazınlar çıkmaya, sokak gösterileri yaygınlaşmaya başlamıştı. “Önümüzde bir proleter dünya devrimi var!” (Lenin, 1995, 233) Bu dünya devrimine karşı şu an diğer ülkelere göre en “fazla özgürlükten yararlanan bir legal partiye, iki düzine kadar gazeteye sahip olan, Başkentlerdeki Sovyetlere ve halkın çoğunluğunun desteğine sahip olan Bolşeviklerin üzerine çok fazla görev düşmektedir. Rusya’da yedi aylık “demokratik cumhuriyet”e rağmen bir köylü ayaklanması yaşanmaktadır. Sosyal Devrimciler ve Menşevikler; sermayeyi ve toprak sahiplerini koruyan Geçici Hükümet’te yer aldılar ve bir demokratik devrimin gerektirdiği hiçbir şey yapmadılar. Eğer şimdi bir köylü ayaklanması varsa, bu Partizan/36 devrimin çöktüğü “son derece ağır bir krizden geçtiğini ve karşı devrimci güçlerin şimdi emellerine ulaşmak için her şeyi göze aldıklarını ispatlar.” (age, 235) Ordu içerisinde de huzursuzluk had safhadadır. Finlandiya Birlikleri ve Baltık Donanması hükümete tamamen sırt çevirmiş, Moskova’daki 17 bin askerden 14 bini Bolşeviklerden yana oy kullanmıştır. Bolşevikler, Moskova’da Duma seçimlerinde toplam oyların % 47’sini (82 bin) aldılar. Kadetlerin oy sayısı 62 bindir (% 30). Sosyal Devrimciler ve Menşeviklerin oy oranı ise % 70’ten % 18’e kadar düşmüştür. Böyle bir zamanda Bolşeviklerin anayasal hayallere kapılmaları Kurucu Meclisin toplantıya çağrılacağına inanmaları, Sovyetler kongresini beklemeleri proletarya davasına ve enternasyonalizme “ihanet” olurdu. “Kriz olgunlaşmıştır” diyordu Lenin. Eğer Bolşevik parti üzerine düşenleri yerine getirmezse “Rus devriminin geleceği tehlikededir. Bolşevik Partinin şerefi tehlikededir. Sosyalizm için uluslararası işçi devriminin tüm geleceği tehlikededir.” (age, 238) Lenin, durumun aciliyetini, yakıcılığını en ağır, en keskin ifadelerle belirtmeye çalışıyordu.


 Çünkü mektupların yayımlanıp dağıtılmamasının yanında MK içerisindeki farklı fikirler de ortadaydı. Mesela ayaklanma konusunda Troçki, ayaklanmanın Sovyet kongresiyle birleştirilmesini savunuyordu. Oysa Lenin, kongrenin toplanıp toplanmayacağı bile belirsizken, karşı devrim ordu birliklerini dahi Petrograd’a çağırırken bekleyecek hiçbir zamanın olmadığını belirtiyordu. Ki kongre yapılacak olsa bile buna iktidarı ele geçirmiş olarak gitmek, devrimin çıkarları açısından çok daha iyiydi! Kamanev ve Zinovyev ise, ayaklanmaya tamamen karşıydılar. Onlar Kurucu Meclis yoluyla parlamenter gelişim yollarını tercih ediyorlardı. Bolşevik MK içerisindeki bu yalpalamalar Lenin’in “hainlik”, “devrimi mahvetmek” olarak değerlendirdiği, ayaklanmaya hazırlık yapılmamasını getiriyordu. Bütün bunlara dayanarak Lenin 29 Eylül tarihli mektubunda çok bilinen istifasını şu sözlerle sunar: “MK’nın Demokratik Konferans başladığından bu yana benim bu yöndeki tüm düşüncelerime bir yanıt bile vermediğini, merkez organın makalelerimden Bolşeviklerin, örneğin Ön Parlamento’ya katılma yönündeki utanç verici karar Sovyet başkanlık divanının bir sandalyesinin Menşeviklere bırakılması vb. gibi son derece açık hatalarına işaret ettiğim yerleri çıkardığını görünce, bunda MK’nın bu sorunu tartışmak bile istemediğine, dilimi tutup uzaklaşmam gerektiğine ilişkin ‘yumuşak’ bir ikaz görmek zorundayım. Merkez Komitesi’nden istifamı talep etmek zorundayım, ki şimdi yaptığım budur, alt Parti örgütlerinde ve Parti Kongresi’nde ajitasyon özgürlüğümü saklı tutarım. Partizan/37 Çünkü Sovyetler Kongresi’ni ‘bekleyip’ anı kaçırırsak devrimi mahvedeceğimize ta derinden inanıyorum.” (age, 240) Lenin’in istifasında belirttiği gibi Demokratik Konferansta kurulan Ön Parlamento’ya katılım da Bolşevik MK’sında tartışmalara yol açmıştı. 21 Eylül’de Bolşevikler Stalin ve Troçki’nin boykot önerisine rağmen Kamanev ve Rikov’un katılım düşüncesine oy verdiler. 5 Ekim’de Bolşevik MK’sı konuyu tekrar tartıştı. Bu süreçte Lenin “Bir Yazarın Günlüğünden – Partimizin Hataları” başlıklı yazısını göndermişti. Lenin burada partisinin çeşitli dönemlerde aldığı boykot tavırlarını tekrar değerlendirip sözü Ön Parlamentoya getirir. Yeni bir devrim gelişip, savaş boyutlanırken, parlamento dışı propaganda, ajitasyon ve örgütlenme araçları korkunç çapta mevcutken “parlamento kürsüsü”nün önemi son derece azdır. “Aynı zamanda Ön Parlamento’nun biricik amacı [...] kitleleri yanıltmak, işçi ve köylüleri dolandırmak, onları yaklaşmakta olan yeni devrimden uzaklaştırmak, burjuvaziyle eski, daha önce denenmiş, darmadağın olmuş‘koalisyon’a... yeni bir giysi biçme yoluyla ezilen sınıfları aldatma” (Lenin, 1995; 245-246) amacını taşımaktadır. 5 Ekim’deki toplantıda bu sefer sadece Kamanev’in muhalif oyuyla, Ön Parlamentoya sadece ilk gün gidilip, deklarasyon okunduktan sonra terk edilmesi kararı alındı. Lenin’in istifasının MK’da değerlendirildiğine dair bir bilgi bulunmuyor. İstifa meselesi Lenin’in ayaklanma hazırlıklarının başlatılması ve Ön Parlamento’dan çekilme önerilerinin kabul edilmesiyle aşılır. Bu kararların alınması üzerine Kamanev MK’dan istifa eder. Lenin’in mektupları alt parti komitelerine gitmeye başlamıştı. Moskova Bölge Bürosu, Lenin’in iktidarı ele geçirmek için gerekli hazırlıkları yapma önerisini doğru buldu. Petersburg Komitesi de benzer bir tavrı benimsedi. Hatta Petersburg Yürütme Kurulu, MK’ya hiçbir haber vermeden Lenin’in tavsiyelerini uygulamak için çalışmalara başladı. Yürütme Kurulu, üç üyesini “partinin askeri gücünü değerlendirmek ve genelde bölge komitelerini hükümete karşı eyleme hazırlamakla görevlendirdi.” (Rabnowitch A, 2008, 223) MK, Petersburg’un bu kararlarını öğrendikten sonra 7 Ekim’de toplanır. Troçki, Sverdlov ve Bubnov’un MK’ya bağlı olarak “karşı devrime karşı mücadele için bilgi toplamak üzere” büro kurulmasına karar verdiler. 7 Ekim’de aynı zamanda Ön Parlamento’nun açılış töreni vardı. Oturumun kapanmasına yakın Troçki acil bir duyuru için söz istedi. Bolşevikler adına yaptığı kısa konuşma şöyle sonlanır: “Devrim ve halk tehlikede! Hükümet bu tehdidi artırıyor... Biz halka dönüyoruz! Bütün iktidar Sovyetlere! Tüm toprak halka! Yaşasın acil, adil, demokratik barış! Yaşasın Kurucu Meclis!” (age, 224) Partizan/38 Bolşevikler bu konuşmadan sonra törenden topluca ayrılırlar. Ertesi günkü gazetelerde Bolşeviklerin ayaklanma hazırlığı içinde olduğuna dair haberler çıkmaya başlar. “Bolşevikler devlet iktidarını koruyabilecekler mi?” Lenin, partisini hem iktidarın ele alınmasına hem de sonrasında iktidarın korunabilmesine dair hazırlamaya yönelmişti. Yazdığı makalelerle ayaklanmaya dair görevleri sıralarken, proleter devrim programını da ortaya çıkarıyordu. “Bolşevikler Devlet İktidarını Koruyabilecekler mi?” makalesi Maksim Gorki’nin çıkardığı, gün geçtikçe Menşevizm’e “batan”, Bolşevikler içindeki sağcı yönelimi destekleyen “Novaya Jizn”deki makalelere yanıt olarak yazılmıştır. Temel tartışma konusu Kadet-Kornilovculardan, Novaya Jizn’e “yarı Bolşevikler”e kadar, Bolşeviklerin iktidarı asla tek başlarına almak istemeyecekleri ama olur da alırlarsa onu çok kısa bir süre içerisinde kaybedeceklerine dairdi. 


Lenin daha 3 Haziran’da Tüm Rusya Sovyetler Kongresinde Tseretelli ile arasında geçen konuşmayı hatırlatır. [O gün Tseretelli, kendinden çok emin bir ses tonuyla “şu anda Rusya’da iktidarı bize devredin, gidin, yerinizi bırakın biz alalım diyebilecek politik bir parti yoktur” der. O anda, salondan Lenin’in kararlı sesi yükselir: “Bu parti vardır.” (Walter G, 2015, 377)] Aslında Lenin’in yazdığı bu makale, bir küçük burjuva ülkesinde politik devrimciliğin ne demek olduğunu da teorik olarak göstermektedir. Eskiden tanıdığı devrimci bir mühendisin Temmuz günlerinde işçilerin “düzensizliği” karşısında duyduğu dehşet ve öfkeyi yorumlarken şöyle diyor Lenin: “Tarih bizi, tıpkı bir Alman ekspresinin istasyona girişi gibi barışçıl, sakin, pürüzsüz ve sağlıklı biçimde devrime götürmüş olsaydı [bu mühendis –PZ] toplumsal devrimi benimsemeye hazır olurdu. Terbiyeli kondüktör vagon kapılarını açar ve seslenir: ‘Toplumsal Devrim durağı. Herkes insin.’O zaman neden kapitalist bayların hizmetinde bir mühendis olmak konumundan, işçi örgütlerinin hizmetinde bir mühendis konumuna geçmesindi?” (Lenin, 1995, 289) En barışçıl dönemlerde bile bir grevin dahi yaratabileceği karmaşa düşünüldüğünde devrimden sakinlik beklemek, sırası gelen her sınıfın iktidarı pürüzsüz şekilde alacağını sanmak, bunun için toplam oyların yarısından bir fazlasını almayı beklemek, önceki toplumsal devrim aşamalarının geçmiş olmasını şart koymak, devrimi başka ülkelere bağlamak; devrimi imkansız hale getirmektir. İşte tam da bu anlayışlar dolayısıyla Lenin’in “bu parti vardır” çıkışı o zaman küçük burjuva sosyalistleri tarafından gülünerek karşılandı! Oysa Lenin için politik devrimciliğin anlamı çok netti: Politik bir partinin görevi iktidarı ele geçirPartizan/39 mektir. Eğer iktidarı ele geçirme olanağı ortaya çıktığı halde bunu yapmıyorsa, bu parti var olmayı hak etmiyordu! Lenin, Novaya Jizn’in Bolşeviklere karşı sıraladıklarını 6 başlık altında toplayıp cevaplandırıyor. En çok da proletaryanın “teknik olarak devlet aygıtını ele geçirecek durumda olmayacaktır” argümanının üzerinde duruyor. Çünkü bu argüman hem genel olarak çok getirilen, alışılmış ve “en geçerli” olan argümandır hem de gerçekten de “proletaryanın karşı karşıya kalacağı en ciddi ve en zor görevlere işaret” (age, 271) etmektedir. Fakat elbette ki bu görevlerin zor ve ciddi olması araçların dikkatli ve somut incelemesini gerektirir. Proletarya; Paris Komünü’ndeki deneyimlerine de dayanarak mevcut devlet aygıtını parçalamak ve yerine yenisini koymak zorunda olduğunu öğrenmiştir. Proletarya, “eski devlet aygıtında, ezen, kemikleşmiş iflah olmaz –burjuva her şeyi” parçalamalı ve bunun yerine “kendi yeni aygıtını” koymalıdır! Bu aygıt Rusya’da “İşçi, Asker ve Köylü Temsilcileri Sovyetleridir”. Peki Sovyetler nedir, işlevleri, rolü vs. nelerdir? “Sovyetler, birincisi, işçi ve köylülere silahlı iktidarı veren –ki bu iktidar eski daimi ordunun erki gibi halktan kopuk değil, bilakis halkla sımsıkı bağlıdır- yeni devlet aygıtıdır; askeri açıdan bu iktidar, eski iktidarla karşılaştırılamayacak kadar güçlüdür, devrimci açıdan yeri doldurulamazdır. İkincisi, bu aygıt, kitlelerle, halkın çoğunluğuyla, eski devlet aygıtında düşünülmesi bile mümkün olmayan sıkı, kopmaz, kolayca denetlenebilen ve yenilenebilen bir bağ kurar. Üçüncüsü, bu aygıt, bürokratik formaliteler olmadan, kadrolarının halkın iradesiyle seçilebilmesi ve görevden alınabilmesi sayesinde eski aygıtlardan çok daha demokratiktir. Dördüncüsü, çeşitli mesleklerle sağlam bir bağ yaratır, böylece bürokratizm olmadan, son derece derin anlamı olan en çeşitli reformların uygulanmasını kolaylaştırır. 


Beşincisi, öncünün, yani ezilen sınıfların, işçi ve köylünün sınıf bilinçli, en enerjik, en ileri kesiminin örgütlenme biçimini yaratır ve böylece ezilen sınıfların öncüsünün, şimdiye kadar politik hayatın tamamen dışında, tarihin dışında kalmış bu sınıfların dev kitlesini ayağa kaldırması, eğitmesini, öğretmesini ve ona öncülük etmesini sağlayacak bir aygıt ortaya çıkarır. Altıncısı, parlamentarizmin yararlarını, dolaysız, doğrudan demokrasinin yararlarıyla birleştirme, yani seçilmiş halk temsilcilerinin şahsında yasama işleviyle, yasaları uygulayıcı işlevi birleştirme olanağı verir. Burjuva parlamentarizmine kıyasla bu, demokrasinin gelişiminde dünya çapında tarihi öneme sahip ileri bir adımdır.” (age, 274) Sovyetlerin bu düzen içerisinde yapabilecekleri bir şey yoktur. Gerçekten işlevli olabilmeleri, yetenek ve becerilerini geliştirebilmeleri ancak tüm devlet iktidarının ele geçirilmesiyle mümkündür. Partizan/40 Rusya’da Sovyetlerin ortaya çıkması, proletaryanın ‘yeni aygıtını’ göstermiş olduğundan devrimin gerçekleşebilirliğini artırmıştır. “Yeni devlet olmayan devlet” için önemli bir konu da işçi denetimidir. Tıpkı Sovyetler gibi, işçi denetimi de bu düzende yaşayamaz, gerçekleşemez! İşçi denetiminin “en tam ve en titiz muhasebe ve denetimin, genel-ulusal çerçevede üretim ve ürünlerinin paylaşımında” sağlanabilmesi ancak proletarya diktatörlüğünde anlamlıdır. İşçi denetimi veya Novaya Jinz’cilerin öne sürdüğü “devlet denetimi” iktidar ele geçirilmedikçe sadece “burjuva-reformist bir safsata” işlevini görür. Bütün bu sayılanların yapılmasını savunmak ama zamanı geldiğinde ayaklanmadan bahsetmemek, proletarya diktatörlüğünden bahsetmemek; Lenin’in çeşitli zamanlarda “ihanet” olarak tanımladığı budur. Devrimci bir partinin varlığı, bu partinin devrimci sınıfların öncüsü içinde ve ülkede çoğunluğa sahip olmasının yanı sıra bir ayaklanma için şunlar gereklidir: “1) tüm ulus çapında devrimin yükselmesi; 2) eski hükümetin, örneğin ‘koalisyon’ hükümetinin moral ve politik açıdan tam iflası; 3) tüm ara katmanların, yani daha dün hükümeti tamamen desteklemesine rağmen onu artık pek desteklemeyen insanların kampında büyük yalpalamaları.” (age, 303) 3 Temmuz sonrasında –yazımızın içinde vurguladığımız- Başkent Sovyetlerinde ve taşralarda çoğunluğu ele geçmesi, köylü ayaklanmaları ve hükümetin yalpalamaları, istikrarsızlığın uluslararası durum gibi tüm koşullar ayaklanma için uygun hale gelmiştir. Kitleler, Bolşevikleri “kendi öz öncüleri”, Menşevikler ve Sosyal Devrimciler ise hain olarak görmeye başlamışlardır. Proletarya partisi 3-4 Temmuz’da birkaç yüz üyesini “yitirmiştir”. Ama tam da bu zor günlerde “kitleler proletarya partisinin sadakatini ve Sosyal Devrimcilerle Menşeviklerin ihanetini görmüş ve kavramışlardır.” (age, 304) 10 Ekim Toplantısı Temmuz olaylarından sonra Lenin’in peşpeşe katıldığı tarihi iki MK toplantısından birincisi 10 Ekim’de yapılmıştı. Toplantı sol Menşevik Sukhanov’un dairesinde yapılmıştı. Sukhanov’un eşi Galina Flakserman 1905’ten beri Bolşevik’ti ve 1917’de İzvestiya’nın yazı işleri kadrosuna girmişti. Menşevik olan kocasının o gece toplantıdan haberi olmaması için eve gelmemesini sağlamıştı. MK’nın 21 üyesinden 12’si orada bulunuyordu. Stalin, Zinovyev, Kamanev, Troçki, Sverdlov, Uritski, Cerjinski, Kollantai, Bubnov, Sokolnikov ve Lomov katılmıştı toplantıya. Oturuma Sverdlov başkanlık etmişti. Kayıtlara göre Lenin öncelikle ayaklanma sorununa kayıtsız kaldıkları için eleştirilerini yöneltti.Ayaklanmanın neden artık bekletilmeden gerçekleşmesi gerektiğine dair fikirlerini yineledi. Temmuz olaylarıyla karşılaştırmasını yaptı. Kayıtlara göre toplantıya katılanların hepsi konuya dair fikirlerini söz alarak anlatıyorlar. Ayaklanma hazırlıklarına muhalefet sadece Kamanev ve Zinovyev’den gelir. İkisi, Rus işçi sınıfının kendi başına devrimi tamamlayamayacağını, küçük burjuvazinin şu anda burjuvaziye daha yakın olduğunu, Rusya’daki proleter devrimin başarısının Avrupa’daki ayaklanmaların başarısına bağlı olduğunu, devrimin yaklaştığını ama kesinlikle şu anın zamanı olmadığını, böyle bir mücadeleden Partinin yenilerek çıkacağını, şiddet içermeyen bir yolla Kurucu Meclis’te çalışarak barışçıl yolla iktidarı alabileceklerini savundular. Kamanev ve Zinovyev’e kimseden destek çıkmaz ve 10 oyla Lenin’in önerileri kabul edilir. Kararın kabul edilmesi, Şubat ayından bugüne Lenin’in Nisan Tezlerinden sonra Bolşevik Parti’nin yaşadığı değişimi göstermektedir. Elbette ki burada Lenin’in önderlik tarzının, yoldaşlarını ikna edebilme gücünün önemi çok fazladır. Bolşevik Partinin, o tarihte sağcı çizgiyi takip etmeyip, ayaklanma yolunu seçmesinin tamamen Lenin’le ilgili olduğu o dönemin belgelerinden, yazılarından çıkmaktadır. 


Toplantının kapanışında Lenin, bir defterden koparılmış kağıda alelacele 25 Ekim’e götüren tarihi kararı yazar: “MK, gerek Rus Devrimi’nin uluslararası durumunun (tüm Avrupa’da yaklaşmakta olan sosyalist dünya devriminin bir uç ifadesi olarak Alman donanmasında patlak veren ayaklanma ve hedefi Rusya’daki devrimi boğmak olan emperyalist dünyanın tehditleri), gerekse de askeri durumun (Rus burjuvazisi ve Kerenski ile ortaklarının Petrograd’ı Almanlara teslim etme kesin kararı) ve proletarya partisinin Sovyetlerde çoğunluğu ele geçirmesinin –bütün bunlarla bağıntı içinde köylü ayaklanmasının, halkın güveninin Partimize yönelmesinin (Moskova seçimleri) ve nihayet ikinci bir Kornilov serüveninin açıktan açığa hazırlanmasının (birliklerin Petrograd’dan çekilmesi, Kazak birliklerinin Petrograd civarında toplanması, Minsk’in Kazaklarca kuşatılması)- silahlı ayaklanmayı gündeme soktuğunu tespit eder. MK silahlı ayaklanmanın kaçınılmaz ve tamamen olgunlaşmış olduğunu tespit eder ve bütün Parti örgütlerini buna uygun davranmaya ve bütün pratik sorunları bu açıdan ele almaya ve karara bağlamaya çağırır. (Kuzey Bölgesi Sovyetler Kongresi, Petrograd’dan birliklerin çekilmesi, Moskovalıların ve Minsklilerin tavrı vs.)”(Lenin, 1995; 311) Bu toplantıdan sonra ayaklanma hazırlık konusu somut olarak ele alınmaya başlandı. Partizan/42 Dikkatler ilk anda 11-13 Ekim arasında Petrograd’da toplanan Kuzey Bölgesi Sovyetleri Kongresi’ne çevrilmişti. 20 Ekim’de yapılacağı açıklanan Tüm Rusya Sovyetler Kongresi’nin hemen öncesinde olması önemini artırıyordu. Buraya katılan 94 delegenin 51’i Bolşevik’ti. Lenin, MK’ya istifasını sunduğu 29 Eylül tarihli mektuptan sonra alt Parti örgütleriyle ayrıca iletişime geçmişti. Bu kapsamda da, Kuzey Bölgesi Bölge Sovyetleri Kongresi’ne katılan Bolşeviklere ayrı bir mektup yazmış, düşüncelerini ayrıntılı anlatmış ve kongrelerinden sadece “karar” beklemediğini iletmiştir. Lenin mektubunu “zaman kaybetmek ölüm demektir” sözleriyle bitirmişti. Kongrede Sosyal Devrimciler ve Menşeviklerle de yoğun tartışmalar yaşanır. Bu tartışmaları daha hararetlendiren bir haber hapishanelerden gelir. Crosses Hapishanesindeki siyasi mahkumlar açlık grevine başlamışlardır. Lenin’in Kongre’nin Bolşevik üyelerine gönderdiği yazıyı ve 10 Ekim toplantı kararını bilen delegeler “Açlık grevini durdurun ve gücünüzü toplayın, çünkü kurtuluş saatiniz çok yakın” çağrısını kongreden geçirirler. (Rabinowitch A, 2008; 234) Bu kararlı ve inançlı çağrıya rağmen Lenin’in istediği “karar” olarak bile gerçekleşmedi. 13 Ekim günü sonlanan kongrede Bolşevik ve Sol Sosyalist Devrimciler Sovyet hükümetinin kuruluşu sorununun Tüm Rusya Sovyetler Kongresi’ne bırakılması ortak kararını alırlar. Ayrıca Kongrenin burjuvazi ve uzlaşmacılar tarafından boşa çıkarılmasına karşı mücadele çağrısı yaparlar. Kuzey Bölgeleri Kongresinin beklendiği gibi ayaklanmayı tetiklememesinin nedenleri nelerdi? Yazar A. Rabinowitch’e göre bunun baş nedenlerinden biri Bolşeviklerin, Şubat’tan sonra devrimin barışçıl gelişimine yoğunlaşmış olmalarıydı. Fabrikalarda, kışlalarda teknik hazırlıklara pek çaba harcanmamıştı. Kornilov’un darbe girişimisırasında oluşturulan İşçi Kızıl Muhafız birlikleri dağıtılmıştı ve toparlanmaları için çalışmalar başlatılmamıştı. Önemli bir konu da, ayaklanma durumunda Petrograd’ın diğer bölgelerle ilişkisinin kesilmemesi için henüz demiryolu işçilerinin işbirliği için çalışma yapılmamış olmasıydı. (age, 234) Bununla birlikte Lenin’in de üzerinde durduğu, Bolşevik Parti kadrolarının bir kısmının, kitlelerin böyle bir ayaklanmaya destek vermeyeceğine olan inançlarının harekete geçmede önemli bir engel olduğudur. “10 Ekim’de kent çapında düzenlenen Bolşevik konferansında, 1 Ekim’de yapılan Petrograd taşrasından (yani, çevredeki kasabalardan) gelen parti temsilcileri konferansında ve Askeri Örgüt Bürosu üyeleriyle Petrograd garnizon birliklerinden gelen temsilciler arasında Ekim’in ikinci haftasında yapılan” her üç toplantıda da Sovyetler Kongresi’nin beklenmesi fikri baskın çıkmıştı. (age, 235) Oysa Lenin, bu koşullarda yapılıp yapılmayacağı dahi belli olmayan ve sadece zaman kaybetme olarak dePartizan/43 ğerlendirdiği Sovyetler Kongresini beklemeyi “ihanet” olarak görüyordu. Lenin, kongreden önce Bolşeviklerin iktidarı alması gerektiğini savunuyordu. “Zaman kaybetmek ölüm demekti” çünkü uygun olan koşullar her an tersine dönebilirdi.


 Fakat, Parti sürekli zaman kaybediyordu. O günlerde karşı devrimci gazetelerin de konusu Bolşeviklerin ayaklanmaya kalkışıp kalkışmayacakları idi. Sağcı gazeteler hükümeti önlem almaya çağırıyor, halkı kışkırtıyorlardı: “3-5 Temmuz’daki çirkin ve kanlı olaylar yalnızca bir provaydı... Şimdi Bolşevikler esas oyunu sahneye koymaya hazırlanıyorlar. Her yerde fabrika ve kışlalarda, Bolşevikler işçi ve askerleri ilk işarette, ellerinde silahlarla hükümeti devirmek ve burjuvaziyi katletmek amacıyla Petrograd sokaklarına çıkmaya çağırıyorlar...” (age, 238) Bu tarzda haber ve yorumlar sıklıkla çıkıyordu. Bakanlar Kurulu ise, ilk hamleyi Bolşeviklerin yapmasını bekliyordu. 13 Ekim tarihli Bakanlar Kurulu toplantısından çıkan bir bakan “Bolşevikler eyleme geçecek olursa, bir cerrahi müdahale yapılarak hastalık kökten temizlenecektir” (age, 239) açıklamasını yapmaktaydı. “Açlık, kıtlık beklemiyor!” 16 Ekim günü, Bolşevik MK’sı önde gelen Parti örgütleriyle bir oturum gerçekleştirir. “Oturumun amacı işçi ve asker kitleler arasında egemen olan havayı anlamak ve Petrograd ve Moskova fonksiyonerlerinin ayaklanma üzerine olan görüşlerini açığa kavuşturmaktı.” (Lenin, 1995, notlar 96, 622) Toplantıya Lenin de katılmıştır. Lenin, 10 Ekim’den bugüne gelen raporlarda öne çıkan itirazlara değinir. Ve 10 Ekim kararını tekrar savunur. Kamanev ve Zinovyev de, ayaklanmanın örgütlenememesinden güç alarak Lenin’e itirazlarını sürdürürler. Toplantıya katılan 19 kişi, 10 Ekim tarihli MK kararını onaylar! 4 kişi çekimser kalır, Kamanev ve Zinovyev de karşı çıkarlar. Lenin, 16-17 Ekim’de yazdığı “Yoldaşlara mektup” başlıklı yazıda Kamanev ve Zinovyev’in itirazlarını ayrıntılı şekilde değerlendirir. (Bu yazı 19-20-21 Ekim tarihlerinde Raboçi Put’ta yayımlanır) Lenin yazının amacını şöyle açıklar: “Fakat gerçek ortada ve devrimci bir parti böylesine ciddi birsorunda [ayaklanma sorununda –PZ] yalpalamalara tahammül edemeyeceği için, ilkelerini yitiren bu iki yoldaş yine de belli bir karışıklık yaratabileceği için, onların argümanlarını tahlil etmek, yalpalamalarını açığa çıkarmak ve ne kadar alçakça olduklarını göstermek acilen gerekli.” (Lenin, 1995; 314) Partinin homojen bir şekilde, yekvücut olarak hedefe yönelmesinin bu denli önemli olduğu bir zamanda itirazların adım adım çürütülmesi önemliydi. Lenin’in bu itirazlara yönelik cevapları bir Komünist Parti’nin iktidarı almakla kurPartizan/44 duğu ilişkiyi, kıstaslarını vs.de verdiği için önemlidir. Bunların bir kısmını incelemek iyi olacaktır. - “... Halk içinde çoğunluğa sahip değiliz, bu önkoşul olmadan, ayaklanmanın hiç şansı yoktur...” Lenin bu sözlere hem gerçeği yansıtmadıkları için hem de devrimin koşulları için bir ülkede “tamı tamamına oyların yarısından bir fazlasının” güvencesini, “tarih, hiçbir zaman, tek bir devrimde bile” sunamadığı ve sunamayacağı için itiraz etmiştir. Bunun güvencesini istemek “ukalalıktır”, “dinleyenlerle alay etmektir.” (age, 314) Bununla birlikte özellikle Temmuz günlerinden sonra, birçok kent merkezinde, Duma ve Sovyet seçimlerinde Bolşeviklerin oy oranı hızlı bir şekilde artmıştır. Rusya’da “anın en önemli gerçeği köylü ayaklanmalarının” artışı ve taleplerinin de Bolşeviklerin programının gerçekle uyuşmasıdır. Karşı devrimci saldırının arttığı, proletaryanın Bolşevik Parti önderliğini daha çok kabul ettiği dönemde köylülerin eylem sayısı belirgin olarak artmıştır. [Notlar 99’da yer alan bilgiye göre; Temmuz ayına 1112 köylü eylemi düşerken, Temmuz-Ekim arasına 3369 köylü eylemi düşmektedir. 1917 yılında çayır ve otlaklara köylüler tarafından el konulan 616 olaydan 491’i, mülklerin imha edildiği 350 olaydan 292’si, mülklere el konduğu 930 olayda 687’si Temmuz-Ekim 1917 arasına düşmektedir.] Köylü hareketinin bu şiddetlenmesine paralel, Geçici Hükümet’te köylülüğe karşı misilleme de bulunmuş, artan oranda silah zoruna başvurmuştur. Bütün bunlar Bolşeviklerin, toprağın köylülere devredilmesinin zorunluluğu savunusunun pratik tarafından kanıtlanmasıdır. Köylüler, kapitalistlere, çiftlik sahiplerine karşı Bolşevik tarzda yaklaşmaktadır. - “İktidarı ele geçirebilecek durumda değiliz, ve burjuvazi de Kurucu Meclis’i akamete uğratacak kadar güçlü değil...” Bu sözler, kendi gücüne duyulan güvensizliği, karamsarlığı ve burjuvaziden duyulan korkuyu ifadelendiriyor. Bolşevikler, sürecin başından itibaren Sovyetlerin güç olduğunu ve iktidarı ele geçirebileceklerini belirtmişken Kornilov darbesinde oynadıkları rolle de gerçekten güç olduklarını göstermişken, bu tutum “Tüm iktidar Sovyetlere” şiarından vazgeçmektir. Eğer bu hükümet yıkılmazsa “burjuvazi sadece Kurucu Meclisi akamete uğratacak güce sahip olmakla kalmaz, aynı zamanda bu sonuca dolaylı olarak, Petrograd’ı Almanlara teslim ederek, cepheyi açarak lokavtları çoğaltarak ve tahıl sevkiyatını sabote ederek de ulaşabilir.” (age, 317) - “Rodzianko [büyük toprak sahibi, Oktobrist, IV. Devlet Duması Başkanı – Partizan/45 PN] istemesine rağmen burjuvazi Petrograd’ı Almanlara teslim edemez, çünkü savaşan burjuvazi değil, bizim kahraman denizcilerimizdir...” Bu argüman da, proletaryanın devrimci güçlerine ve yeteneklerine karşı bir karamsarlığı ifade ederken, burjuvaziye karşı iyimserdir! Başta Kerenski olmak üzere Kornilovcular, Petrograd’ı teslim etmek isterlerse bunu başkomutanlığın ihanetiyle, emperyalistlerle yaptıkları anlaşmalarla ve orduyu tam bir umutsuzluk ve çaresizliğe iterek yapabilirler. Bu argüman, burjuvazinin devrimi boğmasına izin vermektir! Burjuvaziye, körü körüne güvenmektir! “Ya Rodzianko ve ortakları Petrograd’ı teslim edesiye ve devrimi boğasıya elini bağrına koyup beklemek, Kurucu Meclis’e duyulan ‘inancı’ yinelemek –ya da ayaklanma! Orta yol yoktur.” (age, 320) - “... Her geçen gün güçleniyoruz, güçlü bir muhalefet olarak Kurucu Meclis’e girebiliriz, neden her şeyi tehlikeye sokalım...” “Kurucu Meclis’in toplantıya çağrılacağını ‘okuyan’ve güven içinde bu son derece yasal ve sadakatli anayasal yolla tatmin olan bir darkafalının argümanı.” (age, 320) Kamanev’in tüm itirazları aslında “beklemeye” dayanıyordu. Bu bekleme de burjuvazinin atacağı adımlara yönelik, anayasal hayallerden besleme kadar bu gelişen devrimin burjuvaziye ait olduğu için, proletaryanın ve öncüsünün sıranın kendisine gelmesi gerektiği anlayışından besleniyordu. Fakat Lenin’in dediği gibi, açlık, kıtlık beklemiyor! Orduda ihanete uğrayan askerler beklemiyor. Kurucu Meclis’in açlığa, kıtlığa uzayan savaşa bir çözüm olacağını sanmak yaşananlardan ders çıkarmamaktır. “... Açlar bekleyin, Kerenski Kurucu Meclisi toplantıya çağırmaya söz verdi.” (age, 322) Bu Marksist taktik değildir. - “Aslında uluslararası durumda vakit geçirmeksizin eyleme geçmemizi gerektirecek hiçbir şey yok, tam tersine eğer kendimizi kurşunlatırsak, Batı Avrupa’da sosyalist devrim davasına zarar vermiş olacağız...” İşçilerin uluslararası sosyalist devrime olan sempatisinin reformistçe kullanılmasının örneklerinden biridir bu anlayış. Alman devrimcileri, en zor koşullar altında bile bir ayaklanma başlatmışken “dünyada en iyi durumda olan” Bolşeviklerin, Alman devrimcilerinin ayaklanmayla desteklenmemesi isteniyor. “En akıllısı eyleme geçmemek, çünkü eğer kurşunlanırsak, dünya bizim şahsımızda böylesine muhteşem, böylesine akıllı, böylesine ideal enternasyonalistleri yitirecek!” (age, 322) Bu durumda en iyisi ayaklanan Almanlarla dayanışmayı belirten bir karar Partizan/46 almaktır! “Her yerde böylesine bilge bir politika muzaffer olursa, tüm dünyada uluslararası enternasyonalizm nasıl da hızlı gelişecektir!...” (agy) - “Fakat ‘herkes’ bize karşı! Tecrit olmuş durumdayız. Gerek Merkez Yürütme Komitesi, gerek Menşevik enternasyonalistler ve ‘Novaya Jizn’ciler, gerekse de Sosyal Devrimciler bize karşı çağrılar çıkardılar ve çıkaracaklar!...” “Kiminle birlik olmalı? Sorun budur! Bolşevikler, devrimin başından itibaren Kamanev’in sıraladığı küçük burjuva sosyalistleri, yalpaladıkları için eleştirmiş ve kitlelerin güvenini kazanmıştır. Şimdi, birçok yerde, Sovyetler Bolşeviklerin eline geçmişken Kamanev; yalpalayanların safına geçilmesini, onlarla birlik olunmasını öneriyor. 


Bu süreçte, Menşeviklerin, Sosyal Devrimcilerin % 40’ı solcuların kampına geçmişken, köylü ayaklanmaları yaşanırken; “yalpalayanların” safına geçilmesi isteniyor. Bolşevikler, “her politik dönemeçte alçakça sızlanan, yalpalayan,... istikrarsız liderlerle mi, yoksa bizzat sol yönelimli kitlelerle mi?” (agy, 324) birlik olacak? Sorun budur! - “... Petrograd’ın iki-üç günlük ekmeği var. Ayaklananlara ekmek verebilecek miyiz?” “Açlığı hazırlayan, devrimi açlıkla boğmayı kuranlar tam da Rodzyanko ve ortaklarıdır, tam da burjuvazidir. Açlıktan kurtulmanın, kırda köylülerin çiftlik sahiplerine karşı ayaklanmasından ve kentlerde işçilerin kapitalistlere karşı zaferinden başka bir kurtuluş yolu yoktur ve olamaz.” (age, 325) - “... Tüm raporlara göre kitlelerde onları sokağa iten ruh hali yok. Karamsarlığı haklı çıkaran belirtiler içinde, pogrom ve Kara Yüzler basınının olağanüstü genişlemesi de var...” “Çöküşün arifesindeki bir kapitalist toplum”da ezilen kitlelerin umutsuzluğu ve bu umutsuzluğun “her türlü zehirin sürümünü” (Kara Yüzler, pogromlar gibi örgütlü, saldırgan ve gerici unsurlar) artıracağı açıktır. Bu bir gerçekliktir ve bununla mücadelenin yolu, öncünün de yalpalaması, kararsız kalması, çekinmesi değildir. “Eğer burjuvazi insanın gözünü yıldırmışsa, bütün meselelerin, bütün olayların sarı bir renge bürünmesi doğaldır.” (age, 327) Böyle bir durumda, sınıf mücadelesi, ülke içinde ve dışındaki olayların gelişimi politik olarak değerlendirilmekten ziyade “aydın-izlenimci” tahliller devreye girer. Öznel izlenimler yapılır. Kitlelerin ruh hallerinden bahsedilirken, Partinin, özellikle de “şiddetli devrimci anlardaki ruh halinin”, Parti çizgisini, kararlılığını etkilediği unutulur. SoPartizan/47 rumlu liderlerin yalpalamalarını, kitleye taşıdıklarını unutmak “işlerine gelir”. Kitleler, herkes gibi son, tayin edici çarpışma sorununda merkezlerinin kararsızlığının farkındadır. Kitleler, artık değiştirici gücü olmayan salt protesto amacıyla, kısmi çatışmalar için sokağa çıkmak istemiyor. Çünkü havada “büyük savaşın kokusu var!” Nisan, Haziran, Temmuz’da kitleler sokağa çıkmıştı. O zaman daha sınıf bilinçli işçiler arasında da son, tayin edici savaş sorunu gündemde değildi. Kitleler, gösterilerle Kerenski’yi etkileme derdindeydi. Şimdi bu aşama bitmiştir. “Ayaklanma için buna değil, sınıf bilinçli unsurların, sonuna kadar savaşma yönünde bilinçli, sağlam ve bükülmez kararlılığına ihtiyaç vardır.” (age, 329) - “... Öte yandan, Marksist bir parti, ayaklanma sorununu askeri bir komplo sorununa indirgeyemez...” Lenin, daha önceden Marksist ayaklanmayla Blanquizm arasında sıraladığı farkları tekrarlar! (Yazımızın önceki sayfalarında yer alıyor.) Lenin, Kamanev ve Zinovyev’in belli başı itirazlarına cevap verdiği “Yoldaşlara Mektubu” henüz yayın için göndermeden (17 Ekim), Novaya Jizn’de “iki saygın Bolşevik’in” bildirgesinden bahsedildiğini okur. Bunun üzerine Lenin, bu yazısının hemen bastırılmasını ister. 18 Ekim günü ise Kamanev ve Zinovyev’in –Novaya Jizn’de tam metin şeklinde açıklamaları çıkar. Lenin, “partisiz gazete Novaya Jizn’de” ayaklanmaya yönelik itirazların yayımlanmasını “grev kırıcılığı”na benzeterek güçlü bir tepki gösterir. Eylül ayının başlarından itibaren Parti’nin “ayaklanma” meselesini tartıştığını, bu dönem boyunca Kamenev ve Zinovyev’in herhangi mektup veya bildirisini kimsenin duymadığını ama şimdi tam da Sovyetler Kongresi’nin öngününde, çoğunluğa ve MK’ya karşı yapılan bu açıklamayı “ağır bir ihanet” olarak değerlendirir. Her ikisini artık yoldaş olarak görmediğini hem MK’dan hem de Parti’den ihraçları için mücadele vereceğini açıklar. Çünkü bir ayaklanma, Parti’de savaşçıların safına taşınacak yalpalama ve karışıklıklarla yerine getirilemezdir! Lenin’in Kamanev ve Zinovyev’e dair talepleri 20 Ekim’deki MK toplantısında değerlendirilir. MK uzun tartışmalardan sonra, onların Parti’den ihraç etmeme kararı alır. Bununla birlikte, Kamanev’in MK’dan istifasını kabul etme ve her ikisinin “MK kararlarına ve MK tarafından saptanmış faaliyet çizgisine karşı” açıklama yapmamakla yükümlendirir. Bolşevikler iktidara el koyuyor 16 Ekim tarihli MK toplantısında atılan adımlardan biri de Sverdlov, Stalin, Partizan/48 Bubnov, Yaritski ve Cerjinski’den oluşan “Askeri Devrimci Merkez”in seçilmesiydi. Bu Merkez, aynı zamanda Sovyet Devrimci Komitesi’nin bir parçası sayıldı. Böylece kısa bir süre önce oluşturulan ve içinde üç Bolşevik ve iki sol Sosyal Devrimcinin olduğu Askeri Devrimci Komite (ADK), ayaklanmanın önemli bir merkezi olmuş oldu. Lenin’in iktidarın hemen alınması gerektiğini vurgularken savunduğu argümanlardan biri de, Kerenski’nin, Petrograd’ı Almanlara teslim edeceği idi. Ekim’in ilk haftasında Almanlar, Riga Körfezi girişinde küçük ama stratejik öneme sahip adaları almışlardı. Ekim’in ikinci haftasında ise Kerenski hükümeti Petrograd Garnizonu’nun tamamını cepheye gönderme kararı aldığını bildirdi. Kerenski için bu adım kendisine muhalif devrimci güçlerden “anavatan savunması” adı altında kurtulmaktı aynı zamanda.


 Fakat bu karar, alındığı zaman itibariyle ajitasyon ve örgütlenme açısından Bolşeviklerin “işine yaramıştır”. Bu karar ile halk arasında da Kerenski’nin devrimi boğmak için Petrograd’ı Almanlara teslim edeceği korkusu arttı. Garnizon birliklerinin bu karara tepkisi ise, Geçici Hükümet’e artık güven duymadıklarını ilan etmek oldu. Tüm iktidarın Sovyetlere teslim edilmesini istediler. Temmuz ayaklanması arasında Bolşeviklerin peşinden gitmekte isteksiz olan garnizonlar şimdi Sovyet’e destek taahhüdü veriyorlardı. Kerenski’nin bu kararından sonra, hükümet taraflısı olarak bilinen ve hükümetin en çok güvendiği Kazak Kuvvetleri ve Temmuz olayları sırasında Petrograd’a gönderilen birlikler de ya tarafsız kaldılar ya da Sovyetlerden yana tutum belirlediler. Lenin’in ısrarıyla 20 ile 23 Ekim tarihleri arasında bir tarihte Askeri Örgütün başkanları Podyovski, Nevski veAntonov’la biraraya gelir.Aralarındaki tartışmalarda Lenin ısrarla 25 Ekim’e ertelenmiş olan Sovyet Kongresi’nden önce hükümeti devirmek gerektiğini söyler. Askeri Örgüt liderlerinin özellikle ADK içinde çalışmalarını yoğunlaştırmalarını ister. ADK, 16 Ekim’de Petrograd Sovyeti tarafından resmen onaylanmıştır. Onaylanmadan sonra ADK 18 Ekim’deki Garnizon Konferansına delege gönderir. 21 Ekim’de yoğun tartışmalardan sonra sonuçlanan konferansta; “Yaklaşan Tüm Rusya Kongresi’ni ‘iktidarı almaya ve halka barış, toprak ve ekmek sağlamaya’ çağırdı ve bu taleplerin yerine getirilmesi için tüm kaynaklarını garnizonun emrine vermeyi taahhüt etti.” (Rabinowitch A, 2008; 264) Bu destekle daha da güçlenen ADK hemen harekete geçer. Yaptığı ilk iş kendi komiserlerini tüm garnizon birliklerinin, silah ve cephane depolarının başındaki hükümeti destekleyen kişilerin yerine göndermek olur. Partizan/49 21 Ekim gecesi ise ADK’dan bir heyet, Genel Kurmay karargahına gider ve bundan sonra kendi emirlerini tanımasını isterler. Fakat karargah bunu reddeder. Bunun üzerine Petrograd Sovyeti Başkanı Troçki tarafından aşağıdaki bildiri hazırlanarak artık Karargah’ın devrimci güçlerce tanınmadığı bildirilir: “... Karargah karış devrimci güçlerin doğrudan silahı olmaktadır... Devrimci düzenin karşı devrimci saldırılardan korunmasının temeli ADK’nın yönettiği devrimci askerlerde yatmaktadır. ADK tarafından imzalanmadan garnizona gönderilen hiçbir emir geçerli sayılmayacaktır... Devrim tehlikededir! Yaşasın Devrimci Garnizon!” (age, 264) ADK’nın Petrograd garnizonu üzerinde otoritesini kurduğu 21-22 Ekim’den sonra Karargah, Sovyet yetkilileri ile “barışçı” yollardan ADK’nın veto hakkını çözmeye çalıştıysa da başarılı olamadı. 23 Ekim’de ADK’nın hükümetinkiler yerine kendi komiserlerini ataması işlemi hemen hemen tamamlanmıştı. Bu sırada Kerenski de boş durmuyordu. 22-23 Ekim günü ve gecesi danışmanlarıyla görüşmeye devam etti. Kuzey cephesindeki ordu karargahından başkente bir piyade tugayı, bir süvari alayı ve bir topçu bataryasının ivedi olarak sevk edilmesi için hazırlanmasını istedi. Fakat karargahtan gelen yanıt hiç iç açıcı değildi. Gelen yanıtta, müfrezelerin ne için kullanılacağı öğrenilmeden hazırlık yapılması reddediliyordu. Ayrıca Sovyet’e 22 Ekim bildirisini geri çekmesi, aksi halde yasa ve düzenin sağlanması için gerekenlerin yapılacağına dair sert bir ültimatom çekilir. 23 Ekim’de ADK, stratejik öneme sahip Peter Paul Kalesi ve yanındaki merkezi silah ve cephane deposu olan Kronwerk Cephaneliği askerler içinde yapılan oylamanın lehlerine sonuçlanmasıyla ele geçirilmiş oldu. Peter Paul Kalesi’nin büyük topu Kışlık Saray’a baktığı için hem psikolojik hem de stratejik açıdan önemliydi. Kronwerk cephaneliği ile de başkentteki tüm büyük silah depoları ADK’nın eline geçmiş oldu. Bütün bu gelişmelere rağmen Geçici Hükümet’i tutuklamaya yönelik bir adım atılmamıştı.Aslında gözler halen Lenin’in aksine 25 Ekim’e ertelenen Sovyet Kongresi’ndeydi. Sanki tüm bu askeri faaliyet Sovyet Kongresi’nin “özgür ve aksatılmaksızın gerçekleşmesi için” yapılıyor gibidir. 


Oysa Lenin 13-14 Eylül’de yazdığı “Marksizm ve Ayaklanma” yazısında, Genelkurmay ve hükümetin tutuklanmasını da ilk yapılacaklar arasında saymıştı. ADK’nın, birçok askeri yerin komiserlerini değiştirmiş olması Kışlık Saray’ı da hareketlendirmişti. Kerenski, Bakanlar Kurulu’nda ADK üyeleri hakkında resmi ceza işlemleri başlatma kararı aldı. Temmuz ayaklanmasında tutuklanan ama kefaletle serbest bırakılan Bolşevikler için tutuklama kararı çıkarıldı. Roboçi Partizan/50 Put ve Soldat kapatılacaktı. Son olarak Askeri Bölge Karargahına kendilerine bağlı müfrezelerle hazır olmaları talimatı verildi. 24 Ekim sabahı, Raboçi Put gazetesini yayımlayan Trud Basımevi basıldı ve kapatıldı. Raboçi Put’un o gün basılmış birkaç bin nüshasına el konuldu. Kerenski’nin bu hamleleri üzerine Smolni’de toplanmış olan ADK üyeleri “Bir Numaralı Emir” başlığıyla Kerenski’nin hamlelerini anlatarak, Petrograd bölgesindeki askeri birlik ve tesislerdeki alay komite ve komiserlerine alaylarını hazırlama ve ADK’nın talimatlarını beklemeleri görevini verdi. ADK’nın bazı üyeleri silahlı ayaklanmanın hemen başlaması gerektiğini söyledilerse de Troçki’nin başını çektiği çoğunluk “sağlam ama daha kısıtlı” (Rabinowitch A, 2008; 273) bir karşılık vermekte diretti. Kerenski’nin yayınevlerini kapattırmasına karşı, kapatılan Trud basımevi açtırılarak güvenliği sağlandı! Aynı gün MK toplanarak; basından demiryolu, posta ve gıdaya çeşitli konularda güvenliğin sağlanması için görev dağılımı yapıldı. 24 Ekim akşamı erken saatlerde denizci ve gemilerin gelmesi için telgraf çekilir. Bu gelişmeler yaşanırken Lenin başkentin varoşlarında Fafanova’nın evinden olanları takip etmeye çalışıyordu. Lenin’in tüm kaygısı ayaklanmanın ertesi gün yapılacağı açıklanan Sovyetler Kongresi’nden önce yapılmasıydı. Fakat Fafanova’nın Smolni ve Lenin arasında mekik dokurken getirdiği haberler, zamanlama konusunda ADK’nın aynı ölçüde hassas olmadığını ortaya koyuyordu. Lenin 24 Ekim sabahı, küçük burjuva sosyalist grupların hükümeti daha radikal bir reform programı için zorladığını ve Bolşeviklerle de bu yönlü görüşmeleri yaptıklarını öğrenince “MK üyelerine mektup” yazar. Mektubun bazı kısımları şöyledir: “Yoldaşlar! Bu satırları 24 Ekim akşamı yazıyorum. Durum son derece kritik. Şu anda bir gecikmenin ölüm anlamına geldiği gün gibi ortadadır... ... Her ne pahasına olursa olsun, bu akşam, bu gece hükümet tutuklanmalıdır... Artık beklenemez!! Her şey kaybedilebilir!!... ... 25 Ekim’de yapılacak sonucu belirsiz oylamayı beklemek bir felaket ya da saçma bir şekilcilik olur. Bu tür sorunları oylama ile değil, kuvvet kullanarak çözmek, devrimin kritik anlarında en iyi temsilcilerini bekletmemek, onları yönlendirmek halkın hakkı ve görevidir... Bütün devrimlerin tarihi bunu kanıtlamıştır. Devrimin kurtuluşunun kendilerine bağlı olduğunu bilerek bu fırsatı kaçırmaları devrimciler için çok büyük bir suç olacaktır. Hükümet sallanıyor. Her ne pahasına olursa olsun işini bitirmek gerekiyor. Gecikme ölümdür.” (Walter G, 2015; 427) Partizan/51 Lenin akşam 18.00 civarında bu mektubu Fafanova ile gönderir. Kısa bir süre sonra MK tarafından tehlikeli olduğu için yasaklanmış olmasına rağmen daha fazla dayanamayarak mutfak masası üzerine “Benim gitmemi istemediğin yere gidiyorum” yazılı bir not bırakarak peruğunu takıp dışarı çıkar. Rahiya eşliğinde Smolni’ye gider. Lenin’in Smolni’ye gelip ayaklanmanın dolaysız yönetimini ele almasıyla olaylar hızlanır. Kışlık Saray’ın yolu üzerine kontrol noktaları kurulur. Nikolaevski İstasyonu işgal edilir, Petrograd elektrik istasyonu denetim altına alınır. Devlet Bankası işgal edilir. Kilit noktalar hızlı bir şekilde ADK’nın eline geçmeye başlar. Bunların çoğunda herhangi bir direniş, çatışma vs. yaşanmamıştır. Kışlık Saray’da bulunan ana kuvvetler, askeri okul öğrencileri ve Kadın Taburu askerleri (hepsinin toplamının üç bin civarı olduğu belirtiliyor) ADK’nın birçok yeri ele geçirmesinin haberleriyle huzursuz olsalar da, cepheden birliklerin yardıma geleceği vaadiyle tutuluyorlardı. Bu askerlerin hiçbiri dışarı çıkmamış, sarayda kalmışlardı. Kerenski ise sabah 11 civarındaAmerikan elçiliğinden ödünç alınan veAmerikan bayrağı taşıyan bir araçla Genelkurmay kapısından çıkmıştır! Kerenski’nin amacı, cepheye gidip müfrezelerin buraya gelmesini sağlamaktı. Kışlık Saray’da bulunan bakanlar, hemen teslim olmadılar. Birkaç saat içerisinde Kışlık Saray’daki müfrezelerin bir kısmıADK’nın komutasına geçer. Saray’a birkaç top atışı yapıldıysa da önemli bir çatışma olmadan 24 Ekim’i 25 Ekim’e bağlayan gece (25 Ekim/7 Kasım) sabaha doğru Kışlık Saray ele geçirilir. Lenin, sabah saatlerinde Petrograd İşçi veAsker SovyetiADK adına “Rusya Yurttaşlarına” seslendiği bildiriyi yayımlar. Bildiride devlet iktidarınınADK’nın eline geçtiğini belirtir. 


Derhal demokratik bir barış önerileceği, feodal toprak mülkiyetinin kaldırılacağı, üretim üzerinde işçi denetiminin sağlanacağı söylenir. “Yaşasın askerlerin, işçilerin ve köylülerin devrimi!” olarak sonlanır. (Lenin, 1995, notlar 130; 649) Öğleden sonra 14.35 civarında ise Petrograd Sovyeti Genel Kurulu toplantısı başlatılır. Başlatılan bu olağanüstü oturumda salon tıklım tıklım doludur. Kısa bir süre sonra Lenin salonda görülür. Onu görür görmez, dinleyiciler ayağa kalkarak “Çok yaşa yoldaş Lenin” sloganları arasında coşkuyla alkışlarlar. O sırada Kurula hitap eden Troçki hemen kürsüyü Lenin’e bırakır: “Yoldaşlar! Bolşeviklerin, sürekli olarak zorunluluğunu dile getirdikleri işçi ve köylü devrimi gerçekleşmiştir. Bu işçi ve köylü devriminin önemi nedir? Her şeyden önce, bu devrim, hiçbir burjuvanın katılmadığı bir iktidar organı olan bir Sovyet hükümetine sahip olacağımız için önem taşımaktadır. Ezilen kitleler hükümeti kendileri oluşturacaklar... Bu, Rusya tarihinde yeni bir dönemin başlanPartizan/52 gıcıdır. Şimdi, üçüncü Rus Devrimi en sonunda sosyalizmin zaferine yol açmalıdır. Acil görevlerimizden biri, savaşın bir an önce bitirilmesidir. Köylülüğün güvenini toprak beylerinin mülklerini ortadan kaldıran bir kararnameyle kazanacağız. Köylüler tek kurtuluşlarının işçilerle yapacakları güç birliğinde yattığını anlayacaklardır. Üretim üzerinde gerçek işçi denetimini kuracağız. Daha yeni gerçekleşen devrimin kanıtladığı gibi,şimdi uyum içinde birlikte çalışmayı öğrenmiş bulunuyorsunuz. Her şeyin üstesinden gelecek ve proletaryaya dünya devriminin yolunu açacak kitle örgütlenmesinin gözüne şimdi sahibiz. Şimdi kendimizi Rusya’da proleter sosyalist devletin inşasına adamalıyız. Yaşasın dünya sosyalist devrimi” (Rabinowitch A, 2008; 300) II. Sovyetler Kongresinin açılışı ancak gece 22.40’ta yapılır. Menşevik Dan, kongreyi açar.Ama Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmeye yönelik hamlelerini protesto için konuşma yapmaz. Petrograd’da kongre için toplanan 670 delegeden 300’ü Bolşevik’tir. 169’u sol Sosyal Devrimci olmak üzere 193 Sosyalist Devrimci, 68 Menşevik ve 14 Menşevik-Enternasyonalist vardır. Kongreye gelenlerin dağılımı Lenin’in yoldaşlarını ikna için belirttiği Sovyetlerde Bolşeviklerin çoğunluk olduğu belirlemesine uygundu. Başkanlık Divanı seçimlerini Bolşevikler, sol Sosyalist Devrimcilerle birlikte kazanırlar. Başkanlık Divanı seçimlerinden sonra Menşevikler ve sağ Sosyal Devrimciler “Bolşeviklerin, Sovyetlerde temsil edilen diğer fraksiyon ve partilerden gizlice gerçekleştirdikleri askeri darbeye ve iktidara el koymalarına” (Lenin, 1995, Notlar 130; 650) karşı bir protesto açıklaması yaparak ve peşi sıra salonu terk etmelerine dair “Uzlaşmacıların çekilmesi, işçi-köylü devrimini karşı devrimci unsurlardan temizlediği için Sovyetleri zaafa uğratmayacak, tersine güçlendirecektir.” (agy) açıklaması yapılır. II. Kongre, başında Lenin’in bulunduğu Halk Komiserleri Konseyi’nin (yeni Sovyet hükümetinin) adil, demokratik barış için, toprak sorununun çözümü ve işçi denetimi için hazırladığı 3 kararnameyi 26-31 Ekim Şubat devriminden sonra kurulan burjuva hükümetlerin aylarca adım dahi atmadıkları bu 3 konuya dair beş gün içerisnde kararnamelerle müdahale edilmiş olur. Artık tek ülkede devrimin kazanılmasısorunundan, tek ülkede devrimin inşasına geçilmişti. Fakat bu inşa iki buçuk yıl sürecek iç savaşın getirdiği büyük bir acı, yokluk, ölüm kalım mücadelesi içinde başlayacaktı. Sonuç yerine; Rusya’da Ekim Devrimi, dönemindeki bütün “Marksistlerin” şablonlarını kırarak, “hiç beklenmeyen” yerde ve zamanda gerçekleşmiştir! Lenin’in Şubat Partizan/53 devrimi için dediği gibi; bu elbette bir “mucize” değildi. Hem Rusya’da hem de Avrupa’da/dünyada gerçekleşen pek çok koşulun iç içe geçmesiyle gelen bir devrimdi. Yazı boyunca bunların en önemlilerini vermeye çalıştık. Göze çarpan en önemli “koşullardan” birinin Bolşevik Parti ve Parti’nin başındaki Lenin’in varlığı olduğu kuşkusuzdur. Lenin’in önderlik yeteneği, Marksizm’i kavrayışı, Partisini eğitmesi ve hazırlaması, politik devrimciliği Ekim Devrimi’nin gerçekleşmesinde kilit rol oynamıştır.


 Sadece 1917 Şubat Devriminden sonrasına baktığımızda birincisi, Nisan Tezleri, ikincisi ayaklanmanın vakti ve seyri konusundaki can alıcı müdahaleleri bu belirttiğimiz kilit rolü açıklıkla/tartışmasız vermektedir. Rusya devrimi önlerine sadece Batı Avrupa’da kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin gelişimini koyanlar için hep anlaşılmaz oldu, tarihi bir hata veya en basitiyle bir “sapma” olarak görüldü! Çünkü Rusya’da sosyalizmi kuracak ölçüde gelişmiş bir ekonomik temel ve uygarlık düzeyi yoktur. Lenin Menşevik Zuhanov’a cevap olarak yazdığı makalede haklı olarak şunu sorar: “Fakat devrimci bir durumla, ilk emperyalist savaşta meydana gelmiş bir durumla karşı karşıya kalan bir halk, sadece içinde bulunduğu durumun çaresiz olduğu izlenimiyle, ona uygarlık yönünde ilerlemenin pek alışılmış olmayan koşullarını yaratma şansı sunan bir savaşa atılamaz mı?” (Lenin, 1995; 527) Bu soruya o dönemde de şimdi de en reformist, en şabloncu tarzda cevap verenler bulunmaktadır. Onlar burjuva düşünce dünyasının dışına çıkamadığı, sınırlarını aşamadıkları için bu “uygarlık dışı” halkların, ulusların, cinslerin ve mezheplerin mücadelelerini hiçbir zaman anlayamamışlardır! Onların burjuva düşünüşüyle oluşturduğu “bilimsel şablonlar”da ifadelendirilen koşullar oluncaya kadar; kitleler açlık çekmeye, köylüler çiftlik beylerinin topraklarını sürmeye, işçiler fabrikalarda burjuvalar tarafından sömürülmeye, kadınlar erkekler tarafından ezilip-ikinci cins olarak görülmeye, ezilen mezhepler yok sayılmaya devam etmelidir! Yazının içinde de, özellikle Kamanev’le tartışmalarında vurguladığımız “Bekleyelim, belki burjuvazi adımlar atar” tarzındaki anlayışın karşısına Lenin; “açlık, kıtlık beklemez!” anlayışını koyuyor. Evet, Rusya’da bir sosyalist devrim gerçekleşmiştir. Bu devrim, “Avrupa devletlerinden yaşananlardan farklı bir geçiş olanağı”nı göstermiştir. Fakat bu, “dünya tarihinin genel gelişme çizgisini” değiştiren değil, “bu gelişmenin belli aşamalarının biçim ya da sırasının özgüllükler” (Lenin, 1995; 526) gösterebildiğini ve göstereceğini kanıtlamaktadır. Ekim Devriminde amaç, “yeni”, “gerçek anlamda devlet olmayan devlet”le sosyalizmi inşa ederek, sınıfsız, sömürüsüz ve dolayısıyla tamamen devletsiz Partizan/54 bir topluma ulaşmaktı. Devrime kadar onların dışında önce iç savaşta sonra II. Emperyalist Paylaşıma Savaşında çok büyük bedeller ödeyerek ezilenlerin bu tarihsel kazanımı korunmaya ve hedefe doğru taşınmaya çalışıldı. Fakat ideolojik, politik, ekonomik, askeri pek çok nedenin içiçe girişiyle, pek çok koşulun bir araya gelişiyle bu kazanım korunamadı. 1956’daki 20. Kongre revizyonizmin kongresi oldu. Çöküş ise yıllar sonra geldi! Rusya devriminin değerlendirilip, ilerletilmesi, kazanım haline getirilmesi Çin Devrimi ve Büyük Proleter Kültür Devriminin kazanımlarıyla birlikte ele alındığında mümkündür. Çin Devrimi ve BPKD’yi atlayan her anlayış, halkların mücadelesini ve beraberinde sosyalizmin inşası ve iktidar meselelerini anlamaktan uzak kalacaktır.

SSCB’nin çöküşüyle birlikte, kapitalist emperyalistler zafer çığlıkları attılar. Ama bu sevinçleri, o günden bu yana dünyanın dört bir yanında devam eden devrimci mücadeleler ile kursaklarında kalmıştır. Ezilenler; açlığa, yoksulluğa, ayrımcılığa, baskıya karşı mücadele etmeye devam ediyorlar. Bunun; sosyalizm hedefiyle Marksizm’in yol göstericiliğinde olup olmaması komünistlerle ilgili bir meseledir! Fakat şu var ki, komünistler kendileri dışında bile gelişmiş olsa ezilen ulusların, halkların, cinsiyetlerin, mezheplerin mücadelelerini sahiplenmekle yükümlüdür. Bunun dışında kalmak, mücadelenin dışında kalmaktır. Marksistliğin dışına düşmektir. Bu yanıyla bölgemizde olan Rojava’da gelişen mücadele elde edilen kazanımlar ve devam eden inşa süreci, ezilenlerin devrimlerinin bir halkası olarak ele alınmalı ve buna göre ilişkilenilmelidir. Ekim Devriminin öğrettiği gerçekler ve olasılıklar arasındaki ilişkinin doğru kurulamasının gereklerinden biri de budur. Ekim Devrimi, 10xx. yılında yol göstermeye devam ediyor...

Açıklamalar:

1) KADETLER: Anayasal-Demokratik Parti. KD kısaltmasıyla kısaca Kadetler olarak bilinir. Rusya’da liberal monarşist burjuvazinin önde gelen partisidir. Sovyet Devriminden sonra, iktidarın “uzlaşmaz düşmanları” olarak çıkıp, silahlı eylemlere katıldılar.

 2) KARA YÜZLER: Ekim 1905’te büyük burjuvalar, çiftlik sahipleri, bürokrasi ve küçük burjuvazi tarafından örgütlenmiş Rus Halk Birliği’nin küçük burjuva unsurlardan, özellikle bakkallar, sokak ve pazar satıcıları ve aynı zamanda lümpen proletarya arasından oluşturulmuş, birçok pogromun faili olan, koyu gerici unsurlar.

3) ESKİ TAKVİM: Bu yazı boyunca karışıklık olmaması için eski Rus (JüPartizan/55 lien) takvimi kullanılmıştır. Bu takvim, Rusya’da ilk olarak Sovyet hükümeti tarafından Şubat 1918’de yürürlüğe konan (şu anda da Türkiye dahil pek çok ülkede geçerli olan) Gregoryen takvimine göre 13 gün geridir. Buna göre eski takvimde 25 Ekim olan devrim, yeni takvimde 7 Kasım’dır.

4) KANLI PAZAR: 1905-1907 Rus Devriminin başlangıcı olan 9 Ocak 1905 olayları. “Kanlı Pazar” olarak adlandırılan gün, yüz binlerce işçi, polis ajanı Zubatov tarafından örgütlenin ve Papaz Gapon’un önderlik ettiği bir yürüyüş düzenleyerek Kışlık Saray’ın önüne gelir. Kışlık Saray’da hazır bulundurulan askeri birliklerin ateş açması sonucu yaklaşık 3 bin kişi öldürülür.

5) SMOLNİ ENSTİTÜSÜ: 25 Eylül 1917’de Bolşeviklerin eline geçen Petrograd İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyeti’nin merkezi.

6) OKTOBRİSTLER: “17 Ekim Birliği” yandaşları. Bu birlik Ekim 1905’ten sonra doğdu. Burjuvalaşmış toprak sahiplerinin belli kesimlerinin çıkarlarını savunuyordu.

 Kaynaklar:

1-(Carr E. H. 1989) : Sovyet Rusya Tarihi (1917-1923) BOLŞEVİK Devrimi, C: 1, Metis Yayınları

2-(Krupskaya N., 1995) : İşte Lenin, İnter Yayınları

3-(Lenin, 1994) : Seçme Eserler, C: 3, İnter Yayınları

4-(Lenin, 1995) : Seçme Eserler, C: 6, İnter Yayınları

5-(Lenin, 1996) : Seçme Eserler, C: 7, İnter Yayınları

6-(Liebman M, 1990) : Lenin Döneminde Leninizm, Muhalefet Yılları, C: 1, Belge Yayınları

7-(Rabinowitch A., 2008) : Bolşevikler İktidara Geliyor, Yordam Kitap

8-(Rabinowitch A., 2012) : Devrime Doğru, Yordam Kitap

9-(Walter G., 2015) : Lenin, Nisan Yayımcılık





 

Blog Arşivi

Çamurdan ayaklı ahmaklar kaldırdıkları kayanın altında kalacaklar

Çamurdan ayaklı ahmaklar kaldırdıkları kayanın altında kalacaklar
Devrimci ve İlerici Kamuoyuna, Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ender haleflerinden, Türkiye’de, devrimci komünist/proleter enternasyonalist çizginin temsilcisi, Maoist ekolün kurucusu, önder İbrahim Kaypakkaya karşı yine iğrenç, alçakça, çamurdan bir saldırıyla karşı karşıyayız. Bizler böylesi iğrenç, alçakça çamurdan saldırıları geçmişten de biliyoruz. İbrahim Kaypakkaya’yı “seni bizat kendi ellerimle geberteceğim” diyen Yaşar Değerli’nin, “sanık İbrahim Kaypakkaya, intihar etmiştir” diye başlayan bu saldırısı sırasıyla, Nasyonal Sosyalist Doğu Perinçek’in 70’lerden buyana dillendirdiği “intihar” yalanıyla, ardından Orhan Kotan’ın, “Rızgari” adına yayınlanan Diyarbakır Hapisanesi Raporu’ndaki “o işkenceye kimse dayanamaz, İbrahim’in direnişi şehir efsanesidir” çamurlarıyla devam edilmiştir. Bugünkü saldırının failleri ise bizat önder Kaypakkaya’nın kurduğu ekolün yıllar içerisinde epey, bir hayli dejenere olmuş, paslanmış, küflenmiş halinin sonuçları olan tek tek safralardır. Bu safralar kendilerinin muhatap alınmasını, attıkları çamurun gündem olmasını ve tartışılmasını istiyorlar. Görünürde ilk kuşaktan olup, Koordinasyon Komitesi üyelerini ama özellikle de Muzaffer Oruçoğlu’nu hedef alıyor muş gibi yapan bu iğrenç, alçakca çamur faaliyetin ESAS amacı ve HEDEFİ aslında, İbrahim Kaypakkaya’nın fikirleriyle hesaplaşmaktan kaçıp, onun geride kalan kemiklerini (“otopsi isterük” naralarıyla) taciz ve teşhir ettikten sonra çamura batırmaktır. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, Kaypakkaya yoldaşın koptuğu Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi’nin önde gelen kalan kadrolarının 1972 senesi içerisinde (sırasıyla Hasan Yalçın, Gün Zileli, Oral Çalışlar, Ferit İlsever, Nuri Çolakoğlu, Halil Berktay ve Doğu Perinçek’in) yakalandıklarını ve bunların polis ve savcılık ifadelerinde İbrahim Kaypakkaya hakkında gayet kapsamlı ve derinlikli bilgi verdiklerini çok iyi biliriz. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, 3 Kasım 1972’de Ankara’daki Marmara Köşkü'nde yapılan Devlet Brifingi'nde “Diyarbakırda yakalanan gençlerin örgüt evlinde Kemalizm ve Milli Mesele Üzerine adlı bölücü yazıların çıktığına” dikkat çekildiğini gayet iyi hatırlarız. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, önderimiz İbrahim Kaypakkaya’nın 28 Şubat 1973’de zincirle bağlı bulunduğu yatağından kaleme aldığı, adeta vasiyeti sayılacak mektupta, “saflarımızda çözülenleri ve moral bozanları derhal atın” dediğini nasıl unuturuz? Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, buna mukabil başta Muzaffer Oruçoğlu olmak üzere Koordinasyon Komitesi mensuplarının direnmediklerini ve çözüldüklerini de iyi hatırlarız. Ve önder Kaypakkaya’yı en son gören tanıklardan olan yoldaş Hasan Zengin’in, çapraz hücrede kalan İbrahim Kaypakkaya’nın yanına Yaşar Değerli ve Güneydoğu Anadolu Sıkı Yöneim Komutanı Şükrü Olcay’ında bulunduğu kalabalık, sivil giyimli bir heyetin geldiğini ve bu heyet ile Kaypakkaya arasında geçen konuşmanın muhtevasını da gayet iyi biliriz: Zira o “konuşmada” DEVLET, İbrahim Kaypakkaya’ya adeta “bu yazdıklarını savunuyor musun, hala arkasında mısın” diye sormuştur. İbrahim’de “evet, savunuyorum ve arkasındayım” demiştir. Ve onun için ister işkenceyle, ister kurşunla olsun Kaypakkaya, “arkadaşlarının 21 Nisan 1973’den itibaren çözülmeleri sonucunda”, “devletin aslında öldürmeyecekken dikkatini çekmiş masum bir öğrenci olduğu için” DEĞİL, ta başından beri DEVLETİN sahip olduğu İSTİHBARATIN sonucu İNFAZ edilmiştir. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, 1. Ana Dava Dosyası’na konan ve müptezellerin bize unutturmaya çalıştıkları, MİT raporundaki şu saptamayı da hiçbir zaman akıldan çıkartmayız: “Türkiye’de komünist mücadelede şimdiki haliyle en tehlikeli olan Kaypakkaya’nın fikirleridir. Onun yazılarında sunduğu görüşler ve öngördüğü mücadele metotları için hiç çekinmeden ihtilalci komünizmin Türkiye’ye uygulanması diyebiliriz.” Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, ABD emperyalistleri tarafından “Soğuk Savaş” yıllarında yayınlanan The Communist Year Book’un 1973 baskısında önder İbrahim Kaypakkaya başta olmak üzere, Ali Haydar Yıldız, Meral Yakar ve Ahmet Muharrem Çiçek’in ölüm haberlerinin H. Karpat tarafından adeta zafer edasıyla duyrulduğunu biliriz. İşte tüm bu nedenlerden ötürü bugün bu iğrenç, alçakça çamur saldırının ana hedefi kati surette Muzaffer Oruçoğlu DEĞİLDİR. Bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının ANA HEDEFİ önder İbrahim Kaypakkaya’nın ser verip sır vermediği, devrimci komünist, proleter enternasyonalist siyasi ve ideolojik hattır. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıyı başlatıp yürüten safralar, İbocu hattan ta 70’lerin ikinci yarısında kopup, evvela Enver Hoca’cılığı tercih eden, sonra devrimciliği bitirip, şimdilerde Dersimcilik yaparak statü sahibi olmaya çalışan, Büyük Proleter Kültür Devrimi’ne “katliam” diyecek kadar antikomünistleşenlerdir. Ve ne ilginçtir ki, bu safralar geçmişteki anlatımlarında (mesela Kırmızı Gül Buz İçinde belgeseli için verdikleri yaklaşık 3 saatlik mülakatte) tek kelime bugünkü iddialarından bahsetmemişlerdir. Keza o günlerde karşılaştıkları Arslan Kılıç’la da gayet mülayim mülayim sohbet etmişlerdir. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıyı başlatıp, yürüten safraların bazıları ise kişisel öç alma derdinde olanlardır. Bunlar yıllarca İbocu=Dersimci denklemiyle eğitilmiş ama gerçekte İbrahim Kaypakkaya’nın ve onun dayandığı bütün bir komünist bilimle değil, Dersim’in yüzyıllarca sahip olduğu feodal kültürle yoğurulmuş müptezellerdir. Bu safralar, Kürt Milli Hareketi ile aileleri arasında yaşanan kanlı antagonizmaya, sırtlarını dayadıkları, Dersimli gördükleri, İboculukla alakası olmayan pragmatist hareketin ikircikli politikasına karşı gelip, kendilerini Türk şovenizminin Dersim temsilcisi eski CHP’li vekillerin kollarına atanlardır. Bu müptezellerin, vaktiyle Doğu Perinçek’in, Arslan Kılıç’a talimat verip, Arslan Kılıç’ında, “Ordu Göreve” pankartıyla bilinen, Nasyonal Sosyalist Gökçe Fırat’ın, “Türk Solu” dergisinde kalem oynatan Turhan Feyizoğlu’na siparişle yazdırdığı, İbo kitabının basımına nasıl cevaz verdikleri bilinir (bu kitap, hiç utanma ve arlanma duyulmaksızın bütün “İbo anma gecelerinde” de maslarda sergilenir). İbo kitabının dayandığı iki iddia vardır: 1. İbrahim Kaypakkaya, TİİKP’den “bir kadın meselesinden ötürü ayrılmıştır”. 2. İbrahim Kaypakkaya, “jiletle intihar etmiştir”. İşin ilginç yanı şudur ki bu çamur kitabın “Önsözü”, gayet övücü sözlerle Muzaffer Oruçoğlu tarafından yazılmıştır. Ve bugün Oruçoğlu konusunda çok hassasiyet sahibi imiş gibi gözüküp, bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının başını çekenler tarafından da o dönemde basımına ve dağıtımına onay verilmiştir. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıyı başlatan bir diğer safra ise, yazdığı 9 sayfalık çamur yazının altına imzasını koyamayacak kadar alçak ve korkaktır. Bu müptezelin davet edilmediği, 2017’de Darmstadt’da buluşan İbocu geleneğin farklı nesillerinin toplantısında, birden ortaya çıktığı ve “Arslan Kılıç, İbrahim’den teorik olarak ileriydi. Ben Arslan ağabey ile konuştum. İbrahim işkence falan görmedi, intihar etti” der demez, nasıl linç edilmekten son anda kurtulduğu ve topuklarını yağlayıp, nasıl sırra kadem bastığı da bilinir. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıda kullanan TKP/ML 1. Ana Dava Dosyası’nın biz İbocular açısından zerre kadar özgül ve orijinal tek bir yanı yoktur. O dosyanın yegane özelliği, o dönemki kadroların alttan alta önder İbrahim Kaypakkaya’nın 5 Temel Belgesi’ne nasıl ŞÜPHE duymaya başladıklarının göstergesidir. (Zaten onun içindir ki, ortak bir savunma yapılamamaıştır) Bu ŞÜPHE’nin daha sonra 1978’de yapılan 1. Konferans’da verilen “Özeleştiri” ile TEORİLEŞTİRİLDİĞİ ve bugünlere dek uzayıp geldiğni de zaten hepimiz görmekteyiz. Öte yandan bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının manidar boyutları da vardır ve ne ilginçdir ki, bir zamanlar Sosyal Emperyalistlerin Türkiye temsilcisi İsmail Bilen ve Haydar Kutlu TKP’sinin kurduğu TÜSTAV arşivinin envanterinde, TKP/ML 1. Ana Dava Dosyası gözükmekle birlikte, çevrim içi bu dosyanın tek bir sayfası dahi dijital olarak TÜSTAV sitesinde BULUNMAZKEN, iğrenç, alçakça, çamur saldırının sorumlusu, bahsi geçen müptezellerine kim veya kimler tarafından SERVİS edildiği ve hatta Türkiye’den Ethem Sancak’ın ortağı olduğu Türk-Rus ortak arama motoru YANDEX’e kim veya kimler tarafından da yüklendiğidir. Dünyanın olası bir 3. Emperyalist savaşla burun buruna geldiği, Türkiye’de islamcı-faşist bir rejimin 20 yıldır kendisini adım adım tahkim ettiği bir ortamda, önder İbrahim Kaypakkaya’ya yapılan bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının insanlığa ve devrime zerre kadar faydasının olmadığı son derece aşikardır. Yeni, genç nesiller bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıdan ne öğrenecektir? Çamurdan ayaklı bu ahmaklar, İbrahim Kaypakkaya’ya karşı bir kaya kaldırdılar. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Tarihsel olarak şimdiden o kayanın altında kalmışlardır. İnanmayan Hasan Yalçın’a, Gün Zileli’ye, Oral Çalışlar’a, Ferit İlsever’e, Nuri Çolakoğlu’na, Halil Berktay’a, Doğu Perinçek’e, Yaşar Değerli’ye, Orhan Kotan’a, Turhan Feyizoğlu’na baksın. Tüm bu adlar bugün hangi siyasi ideolojilk hela deliğine yuvarlandılarsa bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının başını çeken safralar da o deliğe yuvarlanacaklardır...

MKP 3. Kongre Tanıtım Videosu.Tek Bölüm

MKP 3. Kongre Tanıtım Videosu.Tek Bölüm
Bu video, mkp 3. Kongresinin, emperyalist dünya sistemine ilişkin fikirlerini, Türkiye Kuzey Kürdistan'ın sosyo ekonomik yapı tahliline ilişkin yaklaşımını ve devrimin niteliğine (demokratik devrimin görevlerini üstlenen, sosyalist devrime) ilişkin anlayışını, devrimin yolu olan sosyalist halk savaşını ve demokratik halk devrimi, sosyalizm ve komünizm projesini (gelecek toplum projesinde devlet anlayışını), ulus ve azınlıklar, ezilen inançlar, kadın ve lgbtt'ler, ve gezi ayaklanmasına ilişkin fikirlerini, birlik ve eylembirliği anlayışını, ittifaklar politikasını, yerel yönetimler anlayışını, işçi partisi değerlendirmesini ve komünist enternasyonale ilişkin güncel görevler yaklaşımını içermektedir.

TKP/ML İçindeki İki çizgi Mücadelesinin Bazı Belgeleri_1

https://www.muzafferorucoglu.com/?lng=tr

https://www.muzafferorucoglu.com/?lng=tr
Ve Durgun Akardı Don Gençliğimde hayalimin sınırlarını aşmama yol açan, beni en çok etkileyen roman. Don kazaklarının yaşamı, iç savaş, toprak kokusu, aşk, yaratım ve yıkım. Şolohov iç dünyamdaki yerini hep korudu. 24 Mayıs 1936’da Şolohov, Stalin’in daçasına gidiyor. Sohbetten sonra Stalin Solohov’a bir şişe kanyak hediye ediyor. Solohov evine geldikten bir müddet sonra kanyağı içmek istiyor ama karısı, hatıradır diye engel oluyor. Solohov, defalarca kanyağı içme eğilimi gösterdiğinde, karşısına hep karısı dikiliyor. Aradan üç yıl geçiyor, Solohov ünlü eseri, dört ciltlik ‘Ve Durgun Akardı Don’u, on üç yıllık bir çabanın sonunda bitirip karısından kanyağı isteyince arzusuna erişiyor ve 21 aralıkta, Stalin’in doğum gününe denk getirerek içiyor. Tabi biz bu durumu, Şolohov’un Stalin’e yazdığı mektuptan öğreniyoruz. Durgun Don’dan bir alıntıyla bitirelim: “Bizleri, insanoğlunu birbirimize karşı çıkardılar; kurt sürülerinden beter. Ne yana baksan nefret. Bazen kendi kendime, acaba bir insanı ısırsam kudurur mu, diye sorduğum oluyor.” (1. Cilt) ---------

TABURE - Muzaffer Oruçoğlu

TABURE - Muzaffer Oruçoğlu
İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Gümüşsuyu Amfisi, 1970’in eylülünde Dev-Genç’in parkeli, sarkık bıyıklı militanlarıyla tıklım tıklım dolmuştu. Sahnedeki masada, toplantıyı yöneten üç kişi vardı. Ortada, Filistin’e gidip geldikten sonra tutuklanan ve bir müddet yattıktan sonra serbest bırakılan İstanbul Dev-Genç Bölge Yürütme Komitesi başkanı Cihan Alptekin oturuyordu. Amfiye, elde olan hazır güçlerle, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı, Latin Amerikalı devrimcilerin yaptığı gibi bir an önce silahlı harekete geçme eğilimi hakimdi. İbo kent fokosu olarak gördüğü bu eğilimin, gençliği kendi kitlesinden koparacağı ve emekçi sınıflarla bütünleştirmeyeceği kanısındaydı. Daha önceki Dev-Genç forumlarında, bireysel terör, kendiliğindencilik, ekonomizm üzerine Dev -Genç kadrolarıyla tartışmış, onları İstanbul’un işçi bölgeleri ile toprak sorununun yakıcı olduğu yerlere yönlendirme çabası içine girmiş, direnişi ve silahlı mücadeleyi oralarda örgütlemeye çağırmış olduğu için herkes İbo’nun toplantıya gelme amacını ve neler söyleyeceğini üç aşağı beş yukarı tahmin ediyordu. Hatta tahminin de ötesine geçiyor, İbo’nun üniversitedeki sağlam kavgacı unsurları araklayıp, kendi çalıştığı fabrikalar semtine, Alibeyköy’e ve Trakya’ya götüreceğini, üniversiteleri savunmasız durumda bırakmakla kalmayacağını, götürdüklerini de oralarda pasifize edeceğini söylüyordu. İbo biraz da Doğu Perinçek’in daha önce, gençliğin üniversite sınırları içindeki mücadelesini çelik çomak oyununa benzeterek küçümsemesinin cezasını çekiyordu. Dev- Genç kadroları PDA içindeki görüş ayrılıklarını bilmediği için İbo’nun Perinçek gibi düşündüğü sanısına kapılıyorlardı. Kızgınlıkları biraz da bundandı. İbo, ben, Garbis, Kabil Kocatürk, birkaç kişi daha, grup halinde toplantıyı izliyoruz. Konu, Cihan Alptekin, Necmi Demir, Ömer Erim Süerkan, Gökalp Eren, Namık Kemal Boya ve Mustafa Zülkadiroğlu’ndan oluşan Dev-Genç Bölge Yürütme Kurulu içindeki anlaşmazlıklar. Konu açılıyor, tartışmalar başluyor, Zülkadiroğlu saymanlıktan istifa ediyor. Tartışmaların kızıştığı bir anda, söz alanlardan birisi, gençliğin emekçi sınıflara açılması gerektiğinden, aksi taktirde iç didişmelerin artacağından söz ediyor. Bir diğeri, militan gençliğin, kitle çalışması kisvesi altında, kavga alanlarından çekilerek pasifize edilmek istendiğinden dem vuruyor. Bunun üzerine kolunu kaldırıp söz istiyor İbo. Görmezlikten geliyor Cihan Alptekin, bir başkasına söz veriyor. İbo’nun konuşması durumunda ortamın elektirikleneceğini iyi biliyor. Konuşmacı sözünü bitirdikten sonra İbo kolunu kaldırıyor. Yine görmezlikten gelip bir başkasına söz veriyor Cihan. Arkamızda oturan militanlar, tatsız yorumlarla laf dokunduruyorlar bize. İbo duyacak diye endişeleniyorum. Kafasını bana doğru çevirerek, “Örgüt içi demokrasi dar bir çete tarafından resmen yok ediliyor,” diye mırıldanıyor. “Biraz bekle,” diyorum. Bekliyor. Birkaç kişi daha konuştuktan sonra el kaldırıyor. Ben de kaldırıyorum. Toplantının selameti için hiçbirimize söz hakkı vermiyor Cihan. İbo bu kez olduğu yerden: “Deminden beridir el kaldırıp söz istiyorum, söz vermiyorsun,” diyor. “Söz almadan konuşma,” diye uyarıyor Cihan. “Siz iktidar mücadelesini kendi içinizde kendiniz gibi düşünmeyenleri susturarak mı vereceksiniz? Düşünceler çatışmazsa doğrular nasıl çıkacak ortaya?” Cihan’ın, “Söz almadan konuşuyor, usulsüzlük yapıyorsun, otur yerine!” uyarısını arkadan gelen tehditvari uyarılar izliyor: “Otur yerine be, ne konuşacaksın!” “Seni gençliğin militan mücadelesi içinde göremiyoruz İbrahim, otur yerine, senin ne diyeceğini biliyoruz biz.” İbo bu kez geri dönerek, “Ben de sizleri işçi semtlerinde, grev çadırlarında göremiyorum,” diye çıkışınca, “Otur yerine,” sesleri çoğaldı. Amfideki tüm kafalar İbo’ya yöneldi. İbo yönünü tekrar sahneye doğru çevirip konuşmasını sürdürünce, ülkedeki siyasi atmosfer ile Bölge Yürütme Kurulu’nun içindeki çekişmelerin gerdiği sinirler, habis bir uğultu halini aldı. Arkamızda bulunan militanlardan Bombacı Zihni (Zihni Çetin), “Otur ulan otur, diyorum sana!” diye bağırarak, oturduğu tabureyi kaldırıp İbo’nun kafasına vurdu. Dehşet içinde kaldım. Kabil Kocatürk Zihni’ye ve arkadaşlarına doğru hörelenince kolundan çektim. Grubun içinde, Nahit Tören, Taner Kutlay, Zeki Erginbay, Mustafa Zülkadiroğlu gibi Dev-Genç’in mücadele içinde pişmiş ünlü militanları vardı. Nahit gibi birkaçının belinde de tabanca vardı. Zihni elindeki tabureyi yere koydu, durgunlaştı. Mücadeleci ve sinirli bir insandı. Harp okulundayken, öğretmeni Talat Aydemir’in örgütlediği 1963 darbesine katılmış, tutuklanıp üç yıl hapis yatmış, çıktıktan sonra 68 eylemlerine katılmış, Filistine gidip gelmiş fedakar bir insandı. İbo’nun kafası kırılmış, kırıktan boşanan kan, alnından yüzüne, boynuna ve göğsüne yayılmıştı. Dik durmaya çalışıyordu ama benzi solmuştu. Bir koluna Ragıp Zarakol diğerine de hatırlayamadığım birisi girmişti. İstanbul Teknik Üniversitesi Gümüşsuyu binası, Dev-Genç’in en önemli üssü olduğu için polis binadaki olayları anında haber alıyordu. Az sonra polis ekibi geliyor, İbo’yu alıp götürüyor. Nereye götürdüklerini bilemiyoruz. Karanlık çöktüğünde geliyor İbo. “Beni alıp Karakola götürdüler,” diye anlatıyor. “Kafama bant çektikten sonra sorguya aldılar. Komünistler arasında post kavgasının olduğunu, birilerinin vurduğunu ileri sürdüler. Kabul etmedim, merdivenden düştüğümü söyledim, tutanağa öyle geçti.”

(HBDH)--Halkların Birleşik Devrim Hareketi tartışmalarından kesitler... 2015’ten itibaren adım adım

(HBDH)--Halkların Birleşik Devrim Hareketi tartışmalarından kesitler...  2015’ten itibaren adım adım
Kriz ve kaosun patlak verdiği noktadan itibaren süreci kısaca özetlersek:-----Nisan 2015’te partimize yönelik ... alanında gerçekleştirilen operasyon sonrası yapılan ve partimize “Haziran Toplantısı” olarak sunulan belge, bu üyelerin krizi patlatma noktası olmuş, bu şekilde gerçek niyetlerini, ideolojik ve politik duruşlarını ortaya sermişlerdir.

Sınıf Teorisi - Partizan

Sınıf Teorisi - Partizan
Katledilişinin 50. Yılında Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya Yol Göstermeye Devam Ediyor! ''Türkiye'nin Geleceği Çelikten Yoğruluyor, Belki Biz Olmayacağız Ama, Bu Çelik Aldığı Suyu Unutmayacak'' İbrahim Kaypakkaya

UMUDA HAYKIRIŞ – 25 YAŞINDA!--Tarih: 11.10.2025 Giriş: 18:30 Yer: Stadthalle Ransbach-Baumbach, Rh

UMUDA HAYKIRIŞ – 25 YAŞINDA!--Tarih: 11.10.2025  Giriş: 18:30  Yer: Stadthalle Ransbach-Baumbach, Rh
Bu özel gecemizde, ezgilerimizin gücünde buluşmak, ve bir mücadeleyi daha yükseltmek için sizleri aramızda görmek istiyoruz. Tarih: 11.10.2025 Giriş: 18:30 Yer: Stadthalle Ransbach-Baumbach, Rheinstraße 103, 56235 Ransbach-Baumbach Birlikte söyledik, birlikte mücadele ettik, şimdi de birlikte kutlayacağız! Gelin, umudun sesini hep birlikte daha gür haykıralım! UMUDA HAYKIRIŞ

1970' lerde Türkiye Solu--Vehbi Ersan

1970' lerde Türkiye Solu--Vehbi Ersan
TIKLA ve İNDİR

Mahir Çayan Bütün Yazılar

Mahir Çayan Bütün Yazılar
TIKLA_Pdf_indir

M. Ali ESER ve Kitabının Devrimci Demokrasi tarafından Kritiği_1_2_3-4

M. Ali ESER ve Kitabının Devrimci Demokrasi tarafından Kritiği_1_2_3-4
Tıkla

Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu TKP-ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENİNİST, TİKB, DKP

Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu TKP-ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENİNİST, TİKB, DKP
Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu TKP-ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENİNİST, TİKB, DKP, Devrimci Karargah, MLKP ve Proleter Devrimciler Koordinasyonu'ndan oluşan 10 örgüt, yaptıkları bir açıklamayla "ortak mücadele örgütü" olarak ifade ettikleri Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni ilan etti.

Burjuva Medya

Burjuva Medya
Tıkla

İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU GÜNCELLENİYOR….. TKP-ML Merkezi Yayın Organı olan İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU sayı

İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU GÜNCELLENİYOR…..     TKP-ML Merkezi Yayın Organı olan İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU sayı
Tıkla

Iki Lider iki Örnek-Polis Ifadeleri

Iki Lider iki Örnek-Polis Ifadeleri
Tikla ve Oku

Umuda Haykırış - Tutsak Partizan

Umuda Haykırış - Tutsak Partizan
TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA

Umuda Haykırış - Kovo ( Yetiş Yalnız 2010 Hozat )

Umuda Haykırış - Kovo ( Yetiş Yalnız 2010 Hozat )
Mehemt Demirdağ için yapılan zazaca besteyi Yetiş Yalnız 2010 yılında katıldığımız Dersim Festivalinde seslendiriyor.

Dersim Dağlarında - PDF- H_Gündogan

Dersim Dağlarında - PDF- H_Gündogan
Gerilla savaşının başlatılması kararı ancak 1981 Şubatında gerçekleştirilen ve ‘Bolşevik Partizan’ grubunun kopuştuğu II. Konferansta alınabilmiştir. II. Konferans’tan bu kararın çıkmasını sağlayan kadrosal gücümüzün, Parti genel sekreteri Süleyman Cihan başta olmak üzere, önemli bir çoğunluğu, maalesef çok kısa denilebilecek bir süre içinde ya katledildi ya da tutsak edilerek saf dışı bırakıldı. Dolayısıyla da Parti, alınan bu kararın hayata uygulanmasında önderlik düzeyinde, kadrosal kabiliyetini esasen yitirmiş oldu. Öneminden ötürü ‘tarih’yazıcılarının bunu kayda geçmesi gerekiyor. Elbette Parti, yedek üyeler ve Parti iradesine danışarak yaptığı atamalarla ‘MK’ organının varlığını sürdürmesini sağlayabildi. Ancak bu ‘MK’, artık farklı bileşimli bir MK idi! Parti literatürümüze “2.MK” olarak geçen bu önderlik, önce ‘3 fahri üyemizden Aslan Kılıç’ın revizyonuyla pusula yitimine uğratıldı (O Aslan Kılıç ki kısa bir süre sonra da dümeni tam kırıp, Doğu Perinçek abisinin kollarında yoluna devam edecekti). Ardından Süleyman Yeşil ve Muzaffer Oruçoğlu’nun malum ve tipik sağ oportünist güzergâhıyla yeşillendirildi...

Sivas Mahkemesinden Umut Yok! Umut Halkın adeletinde ! 2TEMMUZ1993

Sivas Mahkemesinden Umut Yok! Umut Halkın adeletinde ! 2TEMMUZ1993
https://www.youtube.com/watch?v=tbaQngBSHdA

Kurtuluş Cephesi_PDF_Kütüphabe

Kurtuluş Cephesi_PDF_Kütüphabe
TIKLA

Şan olsun 50 küsür yıllık tarihte umuda harç olanlara

Şan olsun 50 küsür yıllık tarihte umuda harç olanlara
Tıkla

Halkların Birleşik Devrimci Hareketi

Halkların Birleşik Devrimci Hareketi
HBDH__________TIKLA__________HBDH

Dağların savaşçı ve sanatçısı Yetiş Yalnız

Dağların savaşçı ve sanatçısı Yetiş Yalnız
Dersim’in Aliboğazı’nda, 24 Kasım 2016’da 11 yoldaşıyla birlikte şehit düşen TİKKO gerillası Yetiş Yalnız (Ahmet), Grup Umuda Haykırış’a emek verenlerden biriydi. Yetiş, Fransa’nın Metz şehrinde doğdu. Genç yaşta devrimci mücadele ile tanışan ve Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) ve Yeni Demokratik Gençlik (YDG) çalışmalarına katılan Yetiş’in en sevdiği kendini ifade etme yöntemi ise sanattı. Müzik yapıyordu ve bu yeteneğini de mücadelenin hizmetine sundu. Partizan Müzik Topluluğu, Grup Umuda Haykırış, Grup İsyana Özlem ve Grup Şiar’ın gelişimine ciddi katkıları oldu. Yetiş, devrimci mücadeleyi baskılara rağmen sürdürme kararlılığındaydı. Avrupa’nın birçok ülkesinde yaptığı çalışmalar, onu Fransız polisinin hedefine dönüştürdü. 2006 yılında Paris’te kaldığı eve yapılan operasyonda tutuklandı ve 8 ay hapsedildi.

Türkiye Üzerine : Şark Meselesi

Türkiye Üzerine : Şark Meselesi
Amerika'da yayınlanan New York Tribune, iki yüz bini aşan tirajıyla, o yıllarda, belki de dünyanın en büyük gazetesiydi. «Türkiye Üzerine» Marx'ın bu gazeteye, «Şark Meselesi» ile ilgili olarak yazdığı makaleleri kapsamaktadır. «Türkiye Üzerine», geçen yüzyılda büyük devletler arasında kurulan politik ilişkilere «Şark Meselesi» açısından ışık tuttuğu gibi, Marx'ın Osmanlı İmparatorluğunun politik durumu ve toplumsal (sosyal) yapısı hakkındaki fikirlerini de dile getirir; bu bakımdan bizi özellikle ilgilendirmektedir. Bu yazılardan bir kısmının tamamen Marx' a ait olmadığı açıklamalar da belirtilmiştir. Biz, karışıklık olmasın diye, geleneğe uyarak, «Marx'ın» dedik. (Bkz. Kitabın sonunda yer alan)

Umuda Haykırış: Kuşaklar arasında müzikle elçilik-Serda Demir

Umuda Haykırış: Kuşaklar arasında müzikle elçilik-Serda Demir
Yetiş Yalnız’ı sormak istiyorum. 2016’da Dersim’de şehit düşen Yetiş Yalnız’ın da grubunuza çok emeği geçti. Onu ve grubunuza olan etkisini anlatabilir misin? Yetiş ile aynı dönem gençlik faaliyeti yürütüyorduk. 90’lı yılların politik atmosferi içinde kendine politik kimlik kazandırdı ve sanatsal çalışmalarla bütünleştirdi. Onun Fransa’da kendi müzik grubu vardı ama bizimle de konserlere çıkıyordu. Birlikte gençlik festivalleri de örgütledik ve sayısız sahnelerimiz oldu. Halkların Uluslararası Mücadele Birliğinin (ILPS) daveti üzerine Hindistan’da da birlikte konser verdik ve enternasyonal faaliyetler ekseninde sayamayacağım daha nice dinletiler oldu. Partizan Müzik Topluluğu içinde de ortak ürettik ve söyledik. 2010 yılında Dersim Festivalinde bizimle birlikte sahne aldı. En son o zaman görüştük ve orada vedalaştık.

Kobanê Film

Kobanê Film
TIKLA ve İZLE

İşçi Köylü Kurtuluşu

İşçi Köylü Kurtuluşu
TIKLA