Partizan Sesi (PS) gazetesinin Aralık '96 (50-51)
sayılarında, Özgür Gelecek (ÖG) gazetesinde kendilerine yönelik yayınlanan
eleştiri yazısına karşılık, "ÖG Ve Çevresi Karşı Devrimci Hücre'den (KDH)
Medet Ummakla Nereye Varmak İstiyor?” başlıklı iki bölümlük yazı yayınlandı.
Söz konusu yazı tam da "suçlunun suçüstü
yakalanmasının” haleti ruhiyesiyle yazılmış ve panik halinde yaptıklarını
savunmaya çalışan bir türün ilkel karikatürünü oluşturmaktadır. PS 'de
yayınlanan bu yazılar; açık yürekli, dürüst ve samimi olmamakta diretip,
hilelere, çarpıtmalara, demagojilere ve yalanlara sarılmaya devam eden bir
tarzdır.
Kendi tabanını, devrimci kamuoyunu yanıltıp, oyalayarak
ayakta durdurulmaya çalışılan bir anlayışın feryadı figanının ibret belgesidir.
Böyle olması anlamında okunmaya değer bir yazıdır. Biz bu yazımızda, bu ibret
belgesindeki çarpıtma, yalan ve demagojilere yanıt verecek ve o anlayışın tüm
çıplaklığıyla ortaya serilmesine çalışacağız.
PS ve kalemşörlerine gerçeklere önyargılı yaklaşmamayı ve
gerçekleri görmeyi denemelerini bir kez daha hatırlatarak diyoruz ki: Yanlış
yolda direnmek tarihte kimseye bir şey sağlamamıştır, çöküşe gitmekten de
kimseyi kurtarmamıştır!
PS ve kalemşörleri; kendi gerçeğini görme, eleştirilerimizi
gerçekten anlama, kavrama ve onlardan gerekli dersleri çıkarma yerine, kendini
bizden gelen eleştirilere kapatmakta, tabanında önyargı yaratma amacıyla da
bizi "KDH'den Medet Ummak"la suçlamaktadır. Böyle bir başlık altında
ve yazının girişinde bunu işleyerek ve peşinen bir önyargı yaratarak
"Karşı Devrimci mihrak' a yönelik tüm sonuçlar ortaya konulmadan
kaleme-kağıda sarılarak bu mihrakı objektif olarak destekler bir tavır
sergilediği” mizi söylemekte ve "ucuz politika' yaptığımızı,
"bulanık suda balık avladığı” mızı, "fırsat bu fırsat diyerek PS
çevresini nasıl kaparım hesabıyla yola koyulduğu” muzu vb. vb. suçlamaktadır.
Böylece PS ve kalemşörleri; olumsuzluklarını görmek,
temellerine inmek istemedikleri gibi, tabanlarının kafasında bize karşı peşinen
bir önyargı yaratıp, kendilerine yöneltilen eleştirileri ciddiye alıp,
etkisinde kalmaması, haliyle "önderlikleri” üzerinde basınç oluşturmaya
yol açmaması için peşinen yanıltma ve önyargı ile donatma yöntemine
başvurmaktadırlar.
Ama peşinen şunu belirtelim; korkunun ecele faydası
yok! PS ve kalemşörleri; hatalarının temellerini gösterip, özel vurgu yapanlara
öfke duyup saldırma yerine, kendi gerçekliğini görmeye yönelirlerse daha iyi
yapmış olurlar. Buna da çok ihtiyaçları olduğunu düşünüyoruz. PS ve
kalemşörleri bundan kaçınamayacaklardır. Eğer bundan kaçınmakta ayak
diretirlerse, hayat; kendilerine hiç acımayacaktır ve çok uzun olmayan sürede
onlara gereken dersi verecektir.
Neyin mücadelesini verdiğini iliğinde hisseden her namuslu
insan, gerçekleri görmek ve kabullenmek istemeyenleri beklememelidir.
Yetersizlik, tecrübesizlik, gerilik ve cehalet gibi eksiklikler samimiyetin
olması halinde giderilir. Ama, gerçeklere kapalılık ve önyargılı yaklaşımın
giderilmesi kolay değildir.
Gerçekleri ifade' Etmeyen Uydurma ve Yakıştırmaların Hic
Bir Değeri Yoktur. Ona Başvuranların Halini Ortaya Koymaktan Başka Bir işe
Yaramazlar!..
PS ve kalemşörleri: "ÖG ve çevresi, KDH'den medet
ummakta” dır diye başlık atıyor. "Medet ummak” ne demektir? "Medet
ummak” yardım istemektir. Ya da ona sarılmaktır. Peki, PS ve kalemşörleri,
böyle bir yönümüzü ve söylemimizi gösterebilirler mi'?
Hayır, gösteremezler!
Böyle bir şeyi ima eden bir cümle bile gösteremezler.
Aklı başında her insan da eleştirilerimizden ve bugüne kadarki yaklaşımımızdan
bu yönde en ufak bir sonuç çıkaramaz. Çıkaranlar ise, ancak ve ancak okuduğunu
anlamayanlar ve kavrama yeteneğinden yoksun olanlar olabilir,
PS. "Karşı devrimci mihraka Yönelik tüm sonuçlar ortaya
konulmadan kaleme-kağıda sarılarak bu mihrakı objektif olarak destekleyen bir
tavır sergiledi” diyor. PS ve kalemşörleri; yazdığımız şeylerin özüne, ne
söylediğimize ve onlardan çıkarılması gereken derslere bakmıyor, onları
anlamıyor ve anlamak da istemiyor. Bu sonuç bizim, neyi nasıl istediğimizi
anlatamamamızdan değil, onların anlamamaktaki ısrarından kaynaklanıyor.
KDH'lerine ilişkin "tüm sonuçlar ortaya konulmadan”
yazımızın çıktığı doğrudur. Ağustos '96'da PS'de KDH'ye ilişkin açıklama
yayınlandı. O yazıda, ajan faaliyetinin bir kısmı, ortaya çıkış süreci vb. ele
alınıp açıklanıyordu. Biz, Eylül '96'da ajan faaliyetinin oynadığı rolleri ve
süreçteki tahribat ve fonksiyonları vb. ile birlikte ele alınmayıp, onlardan
koparılarak iyi bir muhasebesinin yapılamayacağına dair eleştirilerimizle
olayın başka boyutlarının incelenmesi gerektiğine dikkat çekmiştik.
Ekim ortalarında ise PS, "tüm sonuçlar” diye tabir
ettikleri yazıyı yayınladı. Ama, o yazıda ve daha sonraki süreçte eleştiri ve
önerilerimizden en ufak bir ders dahi çıkarmadılar. Eleştirilerimize verdikleri
yanıtta da böyle bir dertlerinin olmadığım da ilan ettiler ve samimiyet
göstermemekte ayak dirediler. Ve bir eleştiri yazısından çıkarılması gereken en
kötü sonucu çıkararak, eleştirilerden kendilerini kurtaracaklarını sandılar.
Ama, fena halde yanıldı sayın kalemşörlerimiz. Biz eleştiri ve önerilerimizde
ısrar edeceğiz.
ÖG'de yayınlanan yazının amacı; "TKP(ML)” imzası
bulunanlar ve görüşlerine paralel olarak hareket edenlerin, sorunu sadece
ajanlık boyutuyla açıklayarak işin içinden sıyrılma yöntemine başvurmayıp,
onların niteliğine, damgasını vurduğu süreçteki düşünceleri, pratikleri,
rolleri, getirdiği sonuçları vb.lerinden koparılmadan, çok yönlü sorgulanıp bir
bütün olarak bilimsel bir biçimde ele alınması gerektiğini hatırlatmak ve ancak
o zaman doğru sonuçlara varacaklarını vurgulamaktı.
Ama, sözkonusu çevreler bunu anlamak istemediler,
anlamak için hiçbir çaba sarfetmediler. Bizim bu eleştirilerimize karşı
pişkinlik ömeği sergileyerek "Grupsal yapılarını ayakta tutmaya” çalışmaya
yorumladılar. "Geçmiş paslı silahlar" (!) kullanmak olarak göstermeye
çalıştılar. "Fırsat bu fırsat diyerek PS çevresini nasıl kapma hesabıyla”
hareket ettiğimizi söyleyerek eleştirilerimizin hedefini saptırmaya çalıştılar.
Savunma psikolojisiyle gerçekleri görmemek için gözlerini kapattılar.
Ve onca acı tecrübeyle yaşanan sürecin sonuçları üzerinde
dolanıp durdular, doğru dersler çıkarmadılar. Asıl kendilerinin, tabanı nasıl
elde tutanm kaygısıyla sorunlara yüzeysel olarak yaklaştıklarını yanıtlarında
yansıtmış oldular.
"Kaleme-kağıda sarıldık”da orada ne dedik!?
Sürecinizi çok yönlü sorgulayın, bilimsel-doğru dersler
çıkarın dedik. Daha yazının girişinde diğer şeylerin yanında "Böylesine
kapsamlı bir sorun buna denk düşen bir önem ve itina ile ele alınıp
doğru ve bilimsel yöntemlerle kendi tarihsel süreciy/e bütünlüklü olarak
incelenmezse doğru belirlemelere varmak mümkün olmaz. Olguyu bilimse/
yöntemlerle belirler ve belirledikten sonra da MLM yöntemlerle sınıf
savaşımının esaslarına uygun tarzda çözersek bu geliştirici olur, ilerletici
olur” dedik.
Sadece ajan örgütlenmesi yönüyle değil, süreçleriyle,
misyonlarıyla, amaç, hesap vb. ile birlikte ele alın diyoruz. Yazı bunun
üzerine kurulu, bunun neresi yanlış?! Samimi ve sağlıklı bir kafayla
yaklaşamayacağınızı da tahmin ediyor ve sonuçta ” öbür taraftan da
bu anlayış sahiplerinin sorunları bilimsel yöntemlerle ve somut verilerle
çözeceği konusunda da ne yazık ki güven vermekten uzaktır” belirlemesini
yapıyoruz.
Bu da ortada değil mi? Değerlendirmelerimizde yanılıyor
muyuz?
Hayır!
Pratiğiniz ve yanıtlarınız bir kez daha haklılığımızı ortaya
koyuyor.
Ehh... birbirimizi artık iyi tanıyoruz, bırakın da
tanıyalım ve bunları söyleyelim! Şimdi belirlemelerimiz mi "KDH
mihrakı(nı) objektif olarak desteklemek" oluyor. Yoksa sadece ajanlığını
ortaya koyup, yargılayıp ama onun sürecine damgasını vuran, ideolojisini,
politikasını, pratiğini vb. savunmak, hem de sıkı sıkıya sarılmak mı
"objektif olarak desteklemek” olur.
Aklı başında olan herkes ikincisinin olduğunu söyler.
Ama, sorun sizin bunu görmemenizdir. Ama görmek için de dürüst ve samimi olmak
baş koşuldur. Hemen şunu da belirtelim ki, hiç kuşkumuz yok ki, dürüst ve
samimi insanlar var. Burada biz, önderliğin ve kalemşörlerin belirleyici yönünü
kastediyoruz.
PS 'de yayınlanan yazıda, sayın kalemşörlerimiz:
"ÖG Karşı Devrimci Hücre' nin açığa çıkarılmasına hem
seviniyor hem de sevinmiyor” diyor. Ajanların ortaya çıkarılmasına sevindiğimiz
doğrudur ve hatta şunu da samimiyetle ekleyelim ki sizden daha çok sevindik.
Neden mi sevindik?
Onu da hemen söyleyelim:
Karşı-devrimin, devrimciler saflarındaki faaliyetlerini
aksatmak ve darbe vurmak bizi sevindirdi. Aynı zamanda ajanların baş aktörü Laz
Nihat (Enever Doğru)ın 1987 'den beri damgasını vurduğu sürecinizin parti
yıkıcılığının, darbeci-tasfiyeciliğinin altında yatan nedenlerinin esasta
ortaya çıkması ve herkes tarafından görünür duruma gelmesi bizi sevindirdi.
Haliyle bu sürecinizi adam akıllı iyi değerlendimek
zorunda kalmanız gerekeceği, aksi halde başta tabanınızın hiç güveninin
kalmayacağı, bu durumun hesabının verilmemesi halinde insanların artık size
güven duymayacağı, '87 'den bugüne kadar özellikle ideolojik, siyasal, örgütsel
ve pratik boyutuyla eleştirilerimizin bilimsel doğruluğunun her geçen gün daha
iyi görüldüğü, bu gerçekler üzerine sürecinizi çok yönlü sorgulamak zorunda
kalacağımzdan samimiyetle yaklaşılması halinde olumlu bir yönelim
gösterileceğinden ve bunun da devrime ve sınıf mücadelesine yarar
sağlayacağından dolayı sevindik.
Bu sıraladıklarımızın tersinin olması için biz hiçbir
neden göremiyoruz. Ama, sayın kalemşörlerimiz kendilerini çok zorlarlarsa belki
birşeyler bulabileceklerini umut edebilirler. Biz onlara böyle bir beyhude çaba
içerisinde olmamalarını tavsiye ediyoruz.
PS ve kalemşörleri bize, "KDH'nin açığa çıkarılmasına
hem seviniyor, hem de sevinmiyor” derken şu aktamayı yapıyor:
zira dün söylediklerimiz, yaptığımız belirlemeler
bugün kendileri tarafından başka özel nitelemelerle ortaya konuluyor. Neyle
ortaya konuluyor? Karşı Devrimci Hücreyle...” Böyle dememizden rahatsız oluyor
sayın kalemşörler. Eh ne diyelim; gerçekler bazılarına acı gelir. Bu aktarmadan
çok rahat bir şekilde "KDH"nin ortaya çıkarılması ve üzerine
gidilmesine "seviniliyor” sonucuna ulaşılabilinir.
Çünkü bu var. Ama, "sevinmiyor” diye bir sonuç
ortaya çıkartılamaz. Bu sonucu çağrıştıracak herhangi bir emare bile yok. Art
niyetli olanlar ve okuduğunu anlamada problem yaşayanlar ancak böyle bir sonuç
çıkarabilir. Bu "onur”a da PS 'nin kalemşörleri sahip oluyor. Ne diyelim,
zorlamanın sınırı yok ve çok büyük meziyet de gerektirmiyor!
PS ve kelemşörleri bu aktarmayı yapıyor ve şöyle yanıtlıyor:
"Bir defa öncelikle şunu belirtmek isteriz ki
TKP(ML)nin ne Karşı Devrimci Hücreye ilişkin yaptığı açıklamalarda ne de diğer
konularda (ayrılık vb. sorunları tartışırken) yaptığı/yazdığı açıklamalarda
P' nin bu olumsuz sürece gelmesinde veya ayrılıkların
kaynağında 'bu karşı devrimci unsurlar vardı' yönlü bir belirlemede ve
açıklamada bulunmadığını, tam tersine dünüyle, bugünüyle geçmişine sahip
çıktığını herkes bilmelidir.
Kaldı ki '.. dün bizimdi, gün bizimdir, zafer de bizim
olacaktır' sloganı tam da geçmişi sahiplenmeyi ifade eden bir slogandır. (a.ç.
PS) Dolayısıyla ÖG'nin '94 öncesi olumsuzlukların kaynağını TKP(ML)'nin de
KDH'ye bağladığı yorumu pespaye bir tavır ve demagojiden başka bir anlam ifade
etmiyor.
” (PS, sayı:50, sf: 16) diyor.
İşte, sorun da bu ya! Hala göremiyorsunuz. Ajanın
ideolojik, siyasi, pratik vb. yönüyle damgasını vurduğu süreçten kopararak ele
alıyor, ajan yönünü mahkum ediyor (isteseniz de savunamazsınız), her yönüyle
damgasını vurup peşinde sürüklediği bu süreci savunuyorsunuz.
Laz Nihat baş ajan; ama, sizce sürece damgasını vuran
onun ideolojisi, siyaseti, pratiği, "doğru-bilimsel” yani MLM (!) öyle
mi?!
Bu anlamda "Dünüyle, bugünüyle geçmişine sahip
çıktığımızı herkes bilmelidir” diyorsunuz. Pes doğrusu! Bu ne biçim bir
ajanmış! Kendisi baş ajan, ama damgasını vurduğu süreç olumlu, sahip çıkılacak
bir süreç ve kusursuz(!) "Geçmişi sahipleniyoruz” kendisi ajan, süreci Marksist(!!!).
Olur mu böyle bir şey demeyin, PS'nin kalemşörleri
eline kalemi aldı mı ve hele hele karşılarında ÖG var ise demek ki oluyormuş
(!). Yalnız bir eksiği var; "Bizim ajan en güzel ajan”
demedikleri kalmış(!). Onu da derlerse şaşmayın.
Baş ajanı hafif, sıradan gösterip kendi rollerini ve
suçlarını hafifletmeye çalışıyor sayın kalemşörler ve avaneleri. Böylece süreci
sorgulamaktan, Partiye verdikleri zararın hesabından, baş ajan
Nihat'ın elinde oyuncak durumunda olmalarını sorgulamaktan kaçınmanın hesaplarını
yapıyorlar.
Böylece bu sorumluluktan kurtulacaklarını sanıyorlar ve
hesaplarını bunun üzerinde yapıyorlar. Ama, kurtulamazlar. Çünkü, hesap yanlış,
bu yanlış hesap Bağdat'tan dönmese de "Munzur'un doruklarından" geri
dönecek. Samimi ve sorgulayıcı olanlar bu hesabı irdeleyeceklerdir.
"KDH” dediğiniz ajan örgütlülüğünün başı Laz Nihat'ı
öyle sıradan bir ajanmış gibi ele alıp, ajanlık boyutuyla yargılayıp işin
içinden sıyrılma çabasıyla bir yere varamazsınız
. İsterseniz geçmişini ana hatlarıyla biraz hatırlatalim,
belki size faydası olur!
Nihat; '87 'de DABK'ın P'den ayrılmasından sonra giderek
belirleyici duruma geldi. '87 'de darbeci-tasfiyeci bir kafayla P'den
ayrılmışlardı. O ayrılıkta Nihat ileri sempatizandı (diğerlerinin çoğunluğu da
öyleydi).
Bu açıdan belki belirleyici durumda değildi ama, ayrılıktan
sonra DABK MK 'ya getirildiler. '87 ayrılığını P'ye dayatan başka bir gerilla
birliği başındaki bir P üyesi ve aday üyedir.
Diğer bir gerilla birliğindekilerde birlikte hareket etti.
Ayrılığa başvurduklarında iki PÜ, iki AÜ idi.
Başta ayrılığı doğru görmeyen, konferans'a gidecek iki
yedek delege de sonradan bu kervana katıldı.
Böylece 4 PÜ, iki AÜ gerilla birliklerini peşine takarak
P'yi tanımadı.
Darbeci bir şekilde kendisini iradeye dayattı.
Ayrılıkta saflarında doğru dürüst PÜ olmadığı için ileri
sempatizan konumundaki Nihat, sempatizan durumundan MK üyeliğine ve sekreter
yardımcılığına getirilmiştir.
Bu şekilde MK 'ya getirilen başka örnekler de vardır.. O
zaman üyelik müracatı yok, bir parti organında onaylama yok, bir AÜ'lük süreci
(yani deney süreci) yaşanmadan hayatında bir parti organına önderlik etme
deneyimi olmadan bunlar MK üyeliğine getirilmişlerdir.
İşte parti anlayışlan, işte üye ve kadro anlayışları, işte
P'nin sıradanlaştırılması, işte Menşevizm'in iliklerine işlemesi! Sözde
partilerinin kaderini tayin eden şeylerde üye olmayan savaşçıların katılımının
sağlanması (bunları başlı başına üzerinde durulması gereken anlayışlar olduğu
ve bu yazımızın konusu olmadığı için geçiyoruz) ta başından beri başlıyor.
Baş ajan Nihat MK'lerine getirilmeşinden sonra giderek
etkin olmaya başlamış, '88 sonları ve '89'dan itibaren "parti”lerinde
belirleyici olmuştur. Ajanlık suçundan tutuklanana kadar da etki ve yetki
bakımından esas belirleyici olanıydı. Dolayısıyla bugüne kadarki süreçlerine
her açıdan damgasını vuruyordu.
Bugün Laz'a baş ajan demek zorunda kalanların gözünde
"İbrahim'den sonra TKP(ML)yi TKP(ML) yapan, titretip kendine getiren,
TİKKO'yu gerçek işlevine -kavuşturup savaştıran” bir "önder”di.
Bu tür belirlemeleri sadece sözde değil sayın
kalemşörlerin belgelerinde bulmak hiç de zor değil.
Dahada somutlaştırırsak; birlik döneminde alt konferans
tutanaklarında bu tür belirlemeler Laz'ın yardakçıları tarafından bolca
yapılmakta olduğu görülmektedir. Tartışma ve konuşmalarda bugünkü
"önder”lerinin bir kısmının ağzından dökülüyordu bunlar. Diğer bir kısım
"önder” de benzeri söylem ve nitelemelerin dile getirildiği ortam ve
süreçleri iyi bilirler.
Bugün: "TKP(ML)” imzasını kullanan yapının başında
bulunanların bir kısmı "bu partide en son laf söylenecek, eleştirilecek
kişi Nihat yoldaştır” diyorlardı. Bu "önder”ler kendilerini çok iyi
bilirler.
Birlik sürecinde o alandaki alt konferansta ve l . OPK'da
Nihat ve düşüncesine yönelik her türlü eleştiride istisnasız DABK kesiminden
gelenler kalkan oluyordu. Adeta bağırlarını açıp "önce bize vurun”
diyorlardı. DABK döneminde de, birlik döneminde de, I. OPK ve sonrasında da,
'94 komplocu darbeci tasfiyede ve sonrasında da baş ajan Nihat'ın işaret parmağına
göre hareket ediyorlardı.
'94 darbesini Nihat dayattı. Bütün bunları en iyi bir
şekilde kalemşörler ve işin başında olanlar biliyor. Nihat da
özellikle Sİ'yi pohpohlayıp "ikinci İbo” diye ileri sürüyordu.
Diğerlerinin çoğu da aşağı kalmadı. '94 darbe öncesi baş
ajan Nihat, Sİ'yi de piyon olarak kullanarak hazırlık yaptı. Sonra da
diğerlerini peşlerinden sürüklediler.
Baş ajan Nihat'a "Bu İK'dan sonra en büyük önder”
payesini verdiren neydi? Onun nitelik ve yetenekleri değildi elbette. Teorik,
ideolojik, siyasi, örgütsel yetenekleri, tahlilciliği, uzak görüşlülüğü vb. vb.
de hiç değildi. Kişilik olarak lümpendi, Ama kurnazlığıyla, hotzotçuluğuyla,
bağırıp-çağırıp dayatmasıyla diğerlerini peşinden götürüyordu.
Hilelerle, şantajlarla diğerlerine boyun eğdiriyordu. Olduğu
haliyle; ideolojik, siyasal, örgütsel, pratik çerçevesini belirliyor, altını
doldurmayı diğerlerinden bazıları yapıyordu. Bunları bugünkü kalemşörler ve
"önder”leri çok iyi bilirler. Kurnazlıkla ve hotzotçu dayatmalarıyla da
onları adeta sürü gibi güdüyordu.
Böylece bir sürece damgasını vuruyordu, herhangi bir MK
üyesi fonksiyonunda değildi. Bunlar inkar edilecek, görmezlikten gelinecek
şeyler değildir.
'87 'den sonra Pala'dan sonra belirleyici önderlerini nasıl
ekarte ettiğini ve belirleyici konuma geçtiğini ve o kesime nasıl boyun
eğdirdiğini, nasıl İ.Bulut'u ekarte ettiği, birlik sonrasında nasıl GBMK
toplantısı öncesi ÖN'nin işini nasıl bitirdiğini, nasıl etkisizleştirdiğini,
GBMK toplantısında resmen ayrılık ilan eden çağrı yazısını, DABK kökenlilerin
tıpış tıpış peşine takıldığını, bir başka piyonla birlikte bir MK üyesine
silahlarını çekip bir çatışma arenasına getirip buna rağmen o fiili durumlar
yatıştırıldıktan sonra nasıl hemen hemen bütün kararlarda baş ajana göre
yönelim belirlediklerini,
l . OPK 'nın o alandaki alt konferanslarda o
alandakilerin nasıl peşine katıldığını, Merkezi OPK 'da nasıl bütünde hemfikir
olduklarını, onun ekseninde hareket ettiklerini, l. OPK'da birçok sorun
üzerinde kilitlenme olduğunu, defalarca ayrılık noktasına getirildiğini, bunun
üzerine tarafımızdan önergeler verildiğini, OPK bitiminde olağanüstü toplantı
yapılmak zorunda kalınıp orada da onların baş ajan ekseninde "blok
tavırlar” geliştirdiğini, '93 sonbaharındaki dayatmalarını, '93 sonunda Sİ ile
birlikte resmen savaş açma ve hizipçi faaliyetlerine, sonraki dönemde şantaj,
baskı ve dayatmalarla, iradelerini alma vb.ni Nisan 'da komplocu-darbeci
tasfiyeciliğini dayatmaya kadar geldiğini hatırlamak gerekir.
Darbe öncesi hizipçi faaliyeti, değerleri kontrol
altına alma, darbeyle birlikte tutuklama, teslim alma, silahsızlandırma, ölüm
kararları, kimi taraftarlarımıza baskı, işkence, tehdit vb. kararları, sözde
tüm ideolojik belirlemeleri, saldırılan vb. baş ajandan çıkma şeylerdir. Onun;
anlayış, pratik ve yaklaşımlarıdır. Ama, altında sizlerin de ("kalemşör”
ve "önderler”) imzası var.
Sakın "Nihat yaptı biz sadece katıldık, imzaladık”
demeyesiniz. Bu daha da vahimdir. Bu piyon durumunda olmanızın itirafı olur.
Bunu demenizi biz de beklemiyoruz, zaten böyle bir şey söylemeye de niyetiniz
yok! Nihat'ı Nihat yapan sizlersiniz. Destekleyen, toz kondurmayan, yükselten
ve parmak yörüngesinde hareket eden sizlersiniz. Ve bundan da öte tasfiyecilik
konusunda çok başarılı(!) örnekleriniz de vardır. "örgüt için örgüt”
oluştururken yetkili olduğunuz alanlarda "Ali kıran, baş kesen” olurken
branşınızda hiç de başarısız değildiniz.
YD'de yapılanlar çarpıcı çok canlı örnektir. O nedenle olayı
sadece' Nihat'la ve onun tavırlarıyla açıklamak yetmez. Sizin rolünüzün de ayan
beyan ortaya serilmesi gerekir. Sizler Nihat'ın damgasını vurduğu süreçte
yaptıklarına ortaksınız.
O halde hesabını da vermelisiniz. Kendinizi
sorgulamalısınız. Bunun hesabını başta tabanınıza vermelisiniz, dürüstlük bunu
gerektirir. Özetle değindiğimiz bu süreçlere, bir ideoloji, bir politika, bir
örgütsel-pratik hat yön veriyordu. Ve bu sürece yön veren belirleyici aktör de
bir ajan! Hem de baş ajan! Baş ajanın her yönüyle esasta damgasını vurduğu
süreç size göre "MLM"dir, doğrudur.
Bu sürecin "dünüyle, bugünüyle geçmişine sahip
çıkıyoruz", "Dün bizimdi, gün bizimdir, zafer de bizim olacaktır”
sloganı tam da geçmişi sahiplenmeyi ifade ediyor diyerek bir yere varamazsınız.
Bu sürecin sorumluluğundan kaçamazsınız, sıyrılamazsınız, günahlarınızı
temizleyemezsiniz. Bu haliyle sizi Munzur çayı bile temizleyemez, bunu
bilesiniz.
Bu haliyle nasıl "zafer”den bahsedebilirsiniz. Zafer
sadece ajanları ortaya çıkarmakla kazanılmaz. Onu; süreciyle, yaptığı
tahribatın boyutunu görüp, hesabını vermekle, onu İbo'dan sonra ikinci büyük
"önder” payesini vermeye götüren nedenleri mahkum etmekle,' kafanızdaki
"MLM” kriterlerin vahametini sorgulamakla, onu o duruma yükselten, bir
dediğini iki etmeyen, o haliyle onun parmak işaretine göre hareket eden kafa
yapısını sorgulayıp mahkum etmekle, özeleştiri yapmakla açık yürekli ve samimi
olmakla mümkündür.
Kuşkusuz baş ajanı onlar kadar tanıyamayız. 1.5-2 yıllık bir
birlik süreci yaşandı. Onların genel güvenlerini kazandığı için özel olarak
bugünkü niteliği ile göremedik. Ancak anlayış ve yaklaşımlarına karşı, bilimsel
görüşlere aykırı olan her nokta üzerine gidildi.
Faaliyet alanında birçok yoldaş üzerine gitti. İki
toplantı ve OPK'da yani birkaç toplantıda yakından tanıma olanağı oldu ve
ideolojik-siyasi anlayışları, hesapları vb. boyutlarıyla üzerine gidildi.
l. OPK'da defalarca "bu böyle gitmez” dediğimizi,
"bu adam çok geçmeden fırsat bulursa ilk etapta ayrılığa başvuracaktır”
vb. vb. dediğimizi ve şimdi süreci bilen birçok insanın kulaklarında bu
söylemlerimizin yankı yaptığına inanıyoruz.
('94 darbesi öncesi ve sonrası parti yıkıcısı,
hizipçi, komplo hazırlıkları, çabaları üzerinde yazılıp çizildiği için burada
ayrıca bir daha girmeyeceğiz.) Komplocu-darbeci tasfiyeyi nasıl dayattığı,
başvurduğu, nasıl diğerlerini peşinden sürüklediği, nasıl iğrenç uydurmalara
("ajan", "kontra uçları”, "mafyacı”, "katlar, yatlar,
restaurantlar”vb.) olmadık yalanlara başvurup, ölüm kararları, teslim ol
çağrıları, her şeyine el koyma kararları vb. cunta generallerini andıran birçok
savaş kararlarının baş aktörü Laz'dı.
Ancak bu kararı sadece o aldı diye geçiştiremezler, onun
altında onların da imzası vardır... Bunlar tarihe iğrenç belgeler ve söylemler
olarak geçmişlerdir. Bu tür saldırılarda elle tutulur siyasi-ideolojik hiçbir,
şey var mıydı? Tam da burjuvazinin cephaneliğinden çalınmış paslı silahlardı
bunlar.
Bunların eşliğinde isimler, cisimler, konumlar, Parti
bütününde yığınlarca şey polise hizmet için aleni duruma getirilip polise
sunuluyordu. PS 'nin kalemşör ve "önder”leri o zaman yayınladıkları
yazıları, yapıp yaydıkları dedikoduları unutmuşlar.
Onları sakin bir şekilde yeniden okumalarını ve
dedikodularını hatırlamalarını tavsiye ediyoruz.
Okudukları zaman kimin hangi araçla kime, nasıl hizmet
ettiğini ve yardımcı olduklarını göreceklerdir. (Kuşkusuz irademiz dışında
saflarımızdaki bazı tasfiyeciler, geri, tecrübesiz insanlar veya saldırılara
karşı savunma güdüsüyle kıyaslanamayacak düzeyde az da olsa belli hatalara
düşmüşlerdir.
Bu da süreç içindeki müdahale ile esasta önlenmiştir.)
Sonuçta akrep gibi önce kendilerini sokmuş, bir dizi kayıp almışlardır. Tabi
aynı süreçlerde yaptıkları deşifrasyon sonucu biz de hayli kayıp almışızdır. Kuşkuşuz
her ayrılıkta şu ya da bu ölçüde polise hizmet eden bir deşifrasyon olur.
Bilinçsiz kesimde dedikodularla belli deşifrasyonlar olur, bunu engellemek
kolay değil.
Ancak, Bolşevik bir kafa bunun bilincinde hareket eder ve
olumsuz şeyler olunca da derhal engel olmaya çalışır ve engeller. Ancak o
zamanın çıkarılan korsan Partizanlarına bakan olursa kimin ne amaçla
deşifrasyonlara gittiğini rahatlıkla görür. Sözlü olarak yalanlar eşliğinde
bilinçli olarak yapılan ve yayılan deşifrasyonların da ne amaçla yapıldığı
biliniyor. O zaman bazı yazılarımızda bunu eleştirmiştik. "Dürüst olmayan
bölünmeler”de polis deşifrasyonu kışkırtır. Hele '94 darbeci-tasfiyeciliğinin
"dürüst olmayan” ayrılığını bugün polisin yaptırdığı daha açık görüldüğü
ortadayken baş ajanın bilinçli yaptığı diğerlerinin de figüran olduğu
ortadadır.
'94 ayrılığından sonra ekim 'de yapılan KÖK l.
toplantısında birçok gözlem üzerinden hareket edilerek Nihat'ın ajan olduğu ve
bunun araştırılması gerektiği karar altına alınmıştır.
Bu bir iç karardır ve dışa açılmadı.
Güvenlik sorunu olduğu için açılamazdı ve ayrıca
açılsaydı peşinen savunur ve artniyetli yapıldığı sanılırdı. Aradaki
ilişkilerin gerginliğinden dolayı sadece üst düzeyde güven duyulan birilerine
resmen iletme düşüncesine varılmış hatta I No'lu'da onlara geçen ... 'ya sözlü
söylendiğinden muhtemelen o da o zaman onlara söylemiştir. Ve bugünkü
yöneticilerinin haberlerinin olması gerekir.
Arkadaşlar yıllardır eleştirilerimiz karşısında hep ayak
diretmiş, kaçacak, tutunacak dal bulamayınca sonradan birçok noktada kabul
etmişlerdir. Ama hiçbirinin de nedenlerine inmemiş, samimi özeleştiri
yapmamışlardır.
'Kuşkusuz ki hata ve zaaflarımızı görmede ÖG' nin de
yardımı olmuştur...” vb. gibi şeyler söyleseler de samimiyet gösterip ciddi
özeleştiri yapmamışlardır. Hep küçük-burjuva gururla hareket etmişlerdir. O
dönemin yazılarını hatırlayanlar olursa, özellikle tam bir tüzük ve hukuk dersi
verilmiş, bunun karşısında tutunamayan, her yönü delik-deşik olan bazı kaba
hatalarını özeleştirisiz kabul etmişlerdir. Ama genellikle bu özeleştirisiz
yaklaşımlarında izledikleri yöntem, sanki başından beri kabul ediyor ve
söylüyormuş gibi hareket etmek oluyordu.
Evet, eski takalarla okyanuslara açılamayacaklarını,
açılsalar da okyanusun azgın dalgalarına eski takalarla dayanılamayacağını
unutmamak zorundalar. Hele hele uzak görüşlülükten yoksun, ufku dar, geriliğini
iki kitapla örtüştürüp sınırlayan, hep yalpalama gösterip, istikrarlı olmayan,
tutarlılıktan yoksun, ciddi sorunlarda dik yürümesini beceremeyen, fırtınalı
süreçlerde yolunu, yönünü şaşıran zavallı "önder”lerle bir yere
varılamayacağını ve böyle "önder”liklerin kitlelere güven de vermeyeceğini
unutmamak gerekir.
Geçmişte olduğu gibi bugün de eleştirilerimiz karşısında
samimiyet göstermiyorlar. Kuşkusuz olduğu gibi kabul etmelerini, dürüstlük
göstermelerini beklemiyoruz. Bu olgunluğa henüz erişmemişlerdir, zamanla
kimilerinin erişip erişmeyeceğini süreç gösterecektir. Eleştirilerimizi
kabul etme samimiyeti gösteremeyince etkisizleştirmek için haliyle bir şeyler
söyleyeceklerdir ve 'kurt dumanlı havayı sever' misali alabildiğince tezcanlı
ve kibirli davranarak kendi olumsuzluklarını kamufle etmeye çalıştı.
Dahası KDH' nin açığa çıkmasını '94 ayrılığında kendilerine
meşruluk kazandırmak için malzeme olarak kullanmaya kalktı. Bu,
olumsuzluklarını örtüştürmek için sevinç kaynağı oldu” (abç, PS, sayı:50, sayfa
17) diyorlar. Hiç de fırsatçılığımız olmadı, buna ihtiyacımız yok.
'94'te ayrılık ilan edenin de biz olmadığımızı çok iyi
biliyorlar. 18 Nisan'da kamuoyuna resmen darbeyi ilan eden biz değildik. Ancak
24 Nisan'da darbeci-tasfiyeciliğe karşı tavır takınılmıştır. Bunlar
belgelerde mevcuttur. Burda yeniden üzerinde durmayacağız.
Partizan sayılarında birçok yazı-belgeler yayınlandı.
Herkes diğer sayıların yanısıra özellikle Partizan 'ın 24. sayısına
bakmalıdır, durumu çok daha net göreceklerdir. Eleştirilerimize KDH ile
"meşruluk kazandırma”ya ihtiyacımız yok. O zaman meşruyduk, bugün de.
KDH'yi ortaya çıkamadan o zaman ne söylemişsek hala doğruluğunu koruyor, hatta
doğruluğunu korumakla kalmıyor, o zaman söylediklerimizi, bazı noktalarda kaba
yönleriyle zamanla sizler de gördünüz söylediklerimiz bugün daha da
ispatlanmıştır. O zaman ideolojik siyasi olarak, nitelik ve yönelim olarak
ortaya koyduğumuz şeyleri bugün esasta KDH'nin ajanlık faaliyetleri,
suçları arasında sayıyor, kabul ediyor ve sıralıyorsunuz. Ama samimiyetle,
dürüstlükle "dün biz göremedik, altında ne yazık ki imzamız da var,
bunların suç ortaklığını yaptık” vb. deyip özeleştiri yapmıyorsunuz. "Dün
söylediklerimiz, yaptığımız belirlemeler bugün kendileri tarafından başka özel
nitelendirmelerle ortaya konuluyor” vb. deyince hemen yerinizden hopluyorsunuz.
Sabırlı olun arkadaşlar, görmemek sizin toyluğunuz ve körlüğünüz.
Bu yüzden bize kızacağınıza o omuzlarınızın üzerinde
taşıdığınız "şey”e kızıp betonlara vurun. Siyasal onur zedelenmemiş olsa
yılların Parti tasfiyeciliğiyle verdiğiniz zarar ve bir baş ajanın emireri,
pozisyonunda olmanın ezikliğiyle ya siyasal yaşamınıza son verir ya da
samimiyet gösterip özeleştiri yaparsınız. Dürüst olmak, özeleştiri yapmak
korktuğunuz kadar zor değil arkadaşlar... Siyasal onur, siyasal samimiyet ve
siyasal cesaret sahibi olun, göreceksiniz özeleştiri hiç de zor değil. Ve sizi
halka ve devrime biraz daha yakınlaştırır.
Yukarıdaki aktarmanın devamında "Sanki '94 Nisan' ında
ayrılık ilan ederken ve hizip örgütlerken KDH'den dolayı ayrılmışlar ve hizip
örgütlemişler...” diyorlar. Orada bir dakika durun beyler!
Biz bir yapının istikrarlı, kesintisiz devamcısıyız. Ayrılık
ilan etmemiz için bir neden yoktur. Ama onlar '87 de bir alan olarak ayrılık
ilan eden, onun devamcıları olarak istisnalar dışında aynı çevre '94'te de
komplocu darbe ile yapıyı ele geçirmeye çalışmış, yine tasfiyeci bir yapı
olarak ayrılmıştır.
Tarihleri pratik olarak '87 'den itibaren başlar, ondan bu
yana süreçlerinin devamcılarıdır. Ve tasfiyeci, dürüst olmayan bir ayrılığa
başvurmuşlardır. Dürüstçe ideolojik mücadele yürütüp, bir arada olunamayacak
demiş olup, yolları ayırmış olsalardı herkes böylesi bir ayrılığa dürüstçe bir
ayrılık derdi. Ama siyasi mayalarında bu dürüstlüğü barındırmadıklarından hep
aynı şeyi yapmışlardır, yani darbeci-tasfiyeci ayrılık ilan etmişlerdir. Bunu
da Laz Nihat planlamış daha doğrusu polis onunla birlikte planlamış ve
uygulamıştır.
Bizim bir "hizip” örgütlediğimiz de olmamıştır.
Belgeler ortada, canlı tanıklar ortada. Tersine: açık hizipçi, darbeci bir
faaliyet görüldüğü halde birçok alan ve organın uyarılmaması, tedbir alınmaması
hatasına düşülmüştür. O zaman bölünmeyi KDH'nin varlığına da bağlamadık.
Ne dün ne de bugün, "O zaman böyle bir şey vardı, ondan
dolayı tavır aldık” demedik. KDH'nizin başını çeken baş ajanın anlayışlarına ve
pratik tavırlarına karşı birlik sürecinde de karşı çıkıp mahkum ettik. Darbe
öncesi hizipçi, tasfiyeci, yıkıcı faaliyetlerini eleştirdik, tavır aldık,
komplocu darbeciliğe de başvurduklarında derhal tavır takındık. Bugün olan şey
o anlayış, yaklaşım ve pratiğin sahibinin mimarlarının direkt ajan olduğunun
ortaya çıkmış olmasıdır, o kadar.
Bugün o zaman tavır almada, mahkum etmede vb.ne kadar haklı
ve doğru yolda olduğumuz daha da net bir şekilde ortaya çıkmış oluyor. Tarih
bizi bir kez daha haklı çıkarmış oluyor. Bunu neden görmüyorsunuz? Bunu
görmeyenlerin, o sürecin ideolojik, siyasi ve pratiğinin baş mimarının ajan
olduğunu bugün ortaya çıkarıp da bizim o dönem (aşağıda örneklerini vereceğimiz
gibi) ideolojik-siyasi ve fiiliyat olarak eleştirdiğimiz şeylerin bir kısmı
kendileri tarafından ajan görev ve suçları olarak sayıldığı halde, hala
neredeyse bize karşı savunup "en iyi bizim ajan” diyecek boyutta
yaklaşanlar, onun damgasını vurduğu pratik sürecine sahip çıkmakta ayak
diretenlerin kör, bağnaz, samimiyetsiz, gerçeklere ve haliyle proletarya
davasına bu ölçüde sırtını dönenlerin yanlış yolda olduğunu göstermiş oluyor.
Tarihten Doğru DerslerÇıkaramayanlar, Makus Tarihlerini Bir
Kez Daha Yaşarlar!hassssssn devam
Gırıse yaz
Şimdi dürüst olmayanlar kendilerinde olmayan şeyin
simsarlığını yapmaya çalışarak "Biraz dürüstlük, birazcık devrimci
samimiyet beyler! 'Sol tasfiyeci ve darbeci' dediğiniz 'grup' veya 'örgütten',
'karşı-devrimciler örgüte hakimdir' diye mi ayrılık ilan ettiniz, yoksa
hizipçilik, bozgunculuk ve eroin satma gibi suçlardan yargılanmayı göze
alamadığınız için mi ayrıldınız?” (PS sayı 50, sayfa 17) diyorlar.
'94 darbesinde baş ajanın ajanlığına ilişkin net bir
veri yoktu elimizde. Ama, o zaman ortaya koyduğumuz yığınlarca eleştiriler
birçok belgemizde ortadadır. Sizi dürüst davranmaya, samimi olmaya sürekli
davet ettik. Ama siz dürüstlük göstermeyerek, bazı kaba yönlerini yine
özeleştirişiz ve samimi olmayan bir şekilde acemi kalemşörleriniz aracılığıyla
zoraki bir şekilde belgelere koymak zorunda kaldınız. O zaman kabul edilmeyen
bazı yönler bugün yeni yeni, yine samimiyetsiz bir şekilde nedenleri
ve kaynakları konulmayarak kabul ediliyor.
Aşağıda değineceğimiz gibi baş ajana ilişkin net olmasak
da objektif olarak o roldeydi. Ama bazılarına ilişkin net olduğumuzu ve daha
ayrılık yokken bu bilgileri size ilettiğimizi biliyorsunuz. O zamanki
belgelere dikkatle bakılırsa "bu tasfiyeciliğin altında yatan nedenler
ileride daha iyi anlaşılacak” gibi ifadelerimiz vardır.
Baş ajan Nihat'ın "eroin satma” gibi şeyleri
hangi amaçla kullandığını bugün daha iyi anlamış olduğunuzu sanıyoruz. Bu
konuda da dürüstlüğünüz olsa kendi dosyanıza bakar hesabını verirsiniz.
Bu tür şeylere girmiyorsak, kendimizi sizlerin seviyesine
düşürmememizdendir.Bu sorunu çarpıtarak boyutlandıran baş ajanın o gün
söylediğimiz ama bugün daha net ortaya çıkan amaçları anlaşılmıştır. Bu kirli
olay bazı yoldaşların alakası olsun olmasın özel olarak yıpratmak amacıyla
komplo malzemesi olarak kullanıldı.
Bu tür komplocu yıpratma faaliyetlerinin arkasında
düşmanın olduğu, çok insanın bilinçli ya da bilinçsiz olarak o eksenden hareket
ettiği, sanıyoruz bugün daha da iyi görülüyor. Aynı zamanda partideki sağcılar da
amaçları için yıpratma aracı olarak kullanarak paralel hareket etmiş oldu.
Bu; KP içindeki burjuva anlayışların komplo,
yıpratma vb. amaçlarıyla başvurduğu yöntemlerdir. Komünistlerin yabancısı
olmadığı, çokça tanık olduğu burjuva yöntemlerdir. Bu yöntemler polisin
yörüngesinde olan ve olmayan komplocu parti yıkıcılarının ortak yöntemleridir.
Ve bu, sadece siyasal yapıyı değil, özellikle belli kadroları yıpratma
amaçlıdır da.
Buna birkaç örnek verelim: 1905-1907 Rus devriminin
yenilgisinden sonra RSDİP içindeki çeşitli tasfiyeci kesimler aynı cepheden hep
birlikte Lenin'e karşı savaş açıp yıpratmaya çalışmışlardı.
Lider kadrolarından Lenin genellikle yalnız kalmıştır. Lenin
için diğer şeylerin yanısıra "gaspçılar”, "para basıyor",
"otokrat” vb. suçlama ve uydurmalarla yıpratmaya çalışıyorlardı.
Şubat devriminden sonra Lenin Rusya'da olup gizlenmek
zorunda kaldığı halde burjuva çevreler Lenin'in İsveçli şarkıcı E.EİMUSTİ ile
gayrımeşru yaşayıp, gönül eğlendirdiği yönünde basında yıpratma faaliyeti
yürütüyorlardı.
Yine Ekim devrimi öncesi Lenin'in Alman ajanı-olduğu yönünde
sahte belgeler yayınlayarak komplocu yıpratma yöntemlerine başvuruyorlardl.
Devrimden sonra Partinin içinde başını Buharin'in çektiği Kamanev, Troçki
tasfiyeci komployla Partide darbe yapmayı planlayıp Lenin, Stalin, Sverdlov'u
tutuklayıp (tıpkı baş ajan Nihat'ın darbe yaparken
planladıkları gibi) katledip, partiyi ele geçirip
Buharincilerden, Troçkistlerden ve sol-sosyalist
devrimcilerden bir hükümet oluşturmayı hedeflemeleri gibi.
Yine Lenin'in F.KAPLAN tarafından vurulması ve kaos
yaratılarak Partiyi yıkma ve iktidarı ele geçime çabaları. Lenin'in ölümünden
sonra Stalin'e karşı olmadik yöntemlerle harekete geçmeleri, yıpratmaya çalışıp
Troçkistlerin ve sağcıların Partiyi ele geçirme çabaları, Troçkistlerin
Partiden atılmasından sonra Troçkistler ve 1930'lara doğru ve 30'lu yıllarda
Parti içindeki Buharin, Kamanev, Zinovyev vb.lerin bir dizi komplocu
yıpratmaları, Troçkistlerin yabancı istihbaratlarla işbirliği yapıp lider
kadrolara karşı bir dizi komplolara girişmeleri, Kirov'un öldürülmesi,
Gorki'nin oğlunun vb. öldürülmesine kadar bir dizi komplo
faaliyetleri olmuştur.
En son Stalin 'in ölümü ertesinde Kruşçev'in Stalin'e
saldırıları, Beria vb. önder kadrolarına karşı komplocu darbesine kadar birçok
ömek verilebilir.
Çin'de 1930 ortalarında Parti içindeki Wang
Ming'cilerin, Çiang Çing için (evlilik önerisi reddedilen bir kadrodan çıkma)
Troçkisttir, onlarla ilişki halindedir vb. gibi yıpratma faaliyetleri. Aynı
yıllarda Mao'nun bombalamadan ağır yaralanıp deliren eşinden ayrıldığı dönemler
Mao için bilmem hangi gazeteciyle ilişkisi var gibi yıpratma denemeleri, Kültür
devrimi yıllarında Amerikalı bir profesör gazeteci ile SB 'nin bilgisi
dahilinde Çiang Çing'in yaptığı röportaj üzerine Çiang Çing'in ”ÇKP ve Mao'nun
stratejik sırlarını Amerika'ya sattığı” yönlü, "kariyerist",
"tek başına iktidar olmak istiyor” yönlü Parti içindeki sağcıların
komplocu yıpratma faaliyetleri olmuştur.
1980 ortalarında PKP'deki sağcılar-uzlaşmacıların Gonzalo'yu
yıpratma faaliyetleri ve onu öldürüp partiyi ele geçirme faaliyetleri olmuştur.
Yine Gonzalo esir düştükten sonra Parti içindeki uzlaşmacı sağcıların düşmanla
paralel Gonzalo'nun adını "barış” komplolarına sokmaları birer ömektir.
Yine 1920 ortalarında Alman KP içindeki sağ sapmacılar
-uzlaşmacı- ortacılar Partiyi ele geçirmek için "Hamburg örgütünün eski
sekreteri olan Wittorf, Partiye ait paraları zimmetine geçirmekle suçlanmış,
bu nedenle
Partiden ihraç edilmiştir. AKP MK 'sı içindeki uzlaşmacılar
Wittorf'un Thalmann (P Genel sekreteri- bn) yoldaşla yakın dostluğu
kullanılarak -Thalmann yoldaşın Wittorf'un işlediği suçla hiçbir ilgisi
olmamasına rağmen Wittorf olayını Thalmann olayına dönüştürmeye ve AKP
liderliğini devirmeye çalıştılar... Uzlaşmacı Ewort ve Gerhart, o günlerde AKP
MK çoğunluğunu Thalmann yoldaşa karşı peşlerine takmayı geçici olarak
başardılar... Thalmann'ı liderlikten uzaklaştırdılar, para yemekle
suçladılar...
...AKP'nin devrimci önderliğine karşı bir mücadele, Thalmann
yoldaşa karşı bir mücadele, Alman komünistlerinin saflarında sağ sapmayı örtbas
etmeyi, uzlaşmacılığı sağlamlaştırmayı amaçlayan bir mücadele gündem olmuş
Uzlaşmacıların bu darbesi...” (aç. Stalin)
ve AKP bir daha iflah olmamıştır.
Yine daha TKP/ML kurulmadan Doğu Perinçek'in İbrahim
Kaypakkaya'yı katletme girişimi gibi vb.
Bu birkaç örnekte de gösterildiği gibi her KP'de parti
içindeki sağcılar, "sol”cular, uzlaşmacı-ortacılar, yani Partideki
ideolojik olarak burjuvazinin temsilcileri partiyi başarısızlığa götürmeyi
amaçlar. Partiyi yolundan saptırmayı, onu ele geçirmeyi hedefler, ideolojik
mücadele ile egemen olamayınca, ideolojik mücadele ile karşısında tutunamadığı
önder kadrolara karşı her türlü hilelere, komplolara vb. başvurarak; yıpratıp
gözden düşürme, etkisizleştirme, Partiden uzaklaştırma ve imhasına kadar
götürme yollarına başvurduklarına dair yığınlarca örnek vardır.
1994 Nisan darbesi de bunlardan biridir.
Bir farkı var, o da darbenin başını çekenin bugün baş
ajan olduğunun ortaya çıkmasıdır. Ve onun yetiştirip peşinden sürüklediği,
yönlendirdiği kişiler tarafından baş ajan ilan edilip tarihte hak ettiği
ünvanla sonunu bulmasıdır.
Burjuvazinin KP içindeki siyasi uzantılarını iyi
tanımayanlar onların çabalarına, komplolarına karşı uyanık olamaz ve göremez.
Ancak kendi siyasal tecrübeleriyle görmek durumunda kalır.
Ama o zamana kadar da bunu göremeyenler Parti ve sınıf mücadelesinde ağır
bedeller öderler.
Örneklerden de anlaşılacağı gibi birlik döneminde genel
olarak emellerine ulaşamayanlar çabalarını hızlandırdı, başarı için
yakalatmalarla durumu lehine döndürüp baş ajan ve Sİ hemen yazılar hazırlayıp
Parti dışına açıp ortamı hazırlayarak, onunla yetinmeyip darbeyle partiyi ele
geçirmeye çalıştılar.
Amaç ve hesaplarında etkili olmak için burjuvaziden ve
uluslararası öncellerinden aldıkları yöntemlerle birçok yönetici kadroyu
(ideolojik mücadele dışı) komplocu, gerçek-dışı yıpratma-karalama yöntemleriyle
etkisizleştirme faaliyetlerine giriştiler. Siyasi mücadeleden tamamen yoksun,
pis yöntemlerle: uyanık olmayan, tecrübeden yoksun yığınlarca insanı etkilemeye
çalıştılar ve hayli insanı saflarına çektiler.
Darbeye tavır takındığı halde saflardan da bir hayli
sağcı, uzlaşmacı, çürümüş unsurlar şu ya da bu ölçüde etkilendi ve onların
ekseninde hareket ederek yapıda etkin olmaya çalıştılar. İdeolojik sağlamlığı
olmayanlar, olumsuzluklarından, çürümüşlüklerinden dolayı daha önce üzerine
gidilenler: ve doğası gereği uzlaşmacı liberaller vb. gibileri bu durumu
fırsatçı bir şekilde değerlendirmeye çalıştı.
Böylesi dönemlerde birçok anlayış ve özelliklerinden dolayı
üzerine gidilen insanlara fırsat doğar; çok miktarda insanı incittiğimizde...
bütün incinmişler birbirlerini incittiklerini unutup hıçkırarak birbirlerinin
kollarına atıldılar ve 'Leninizm'e karşı isyan' bayrağını açtılar.
Boşluktaki bütün insanlar kollarını sıvayarak bütün gücüyle
harekete geçmeye çalışırlar. Bizde de aynı durumdaki fırsatçılar bu durumdan
iyi yararlanmaya çalıştılar. Bazıları menşevik, anarşist-ekonomist ideolojik
saldırılarla yapıyı bozmaya çalıştılar. Darbeyle birlikte yapının tarihinde en
büyük zararı verdiler. Yığınlarca insan önemli ölçüde ancak acı deneyleriyle
gerçekleri görebildi.
Tasfiyeci tahribatın hala üstesinden gelinebilmiş
değil. Ama yapılanma darbeci-tasfiyecilik ve saflardaki tasfiyeciliğin
tahribatının üstesinden tamamen gelecektir, bundan kimsenin kuşkusu olmasın.
TKP/ML'nin her türlü tasfiyeciliğin canına ot tıkadığına ve tıkayacağına
kimsenin en ufak bir kuşkusu olmamalıdır. Her KP'nin böylesi ağır dönemler geçirdiği
olmuştur. Böyle dönemler partileri iyi eğitir. Siyasal deneyimini muazzam
ölçüde geliştirir. Yeter ki bu süreçlerden doğru dersler çıkarmasını bilelim ve
geleceğimizi doğru dersler ışığında inşa etme çabası içerisinde olalım.
Bir Partideki Bölünmelerle Avunma İyi Bir şey Değildir.
Bu Dökülmeler Komploculuğun, Darbeci-TasfiyeciIiğin
Haklılığını Ve Meşruluğunu Göstermez!
Darbeci-tasfiyeciliğe tavır takınırken ön planda olan bazı
unsurların dökülmesine ellerini ovuşturarak sevinen PS ve kalemşörleri şöyle
diyor:
"Kaldı ki tüm hizip başı unsurlardan bugün hiç
birisinin devrimci mücadele içerisinde olmadıklarını hem biz bilmekteyiz, hem
de ÖG çevresi çok iyi bilmektedir. Peki bu mudur doğru bir ideolojik mücadele
ışığında ayrılık ilan etmek veya doğru bir politikayla sorunlara müdahale
etmek.
Devamla "Sadece şunu söylemekle yetineceğiz; hizip
örgütlenmesi yapan, arkasından ayrılık ilan eden hizip başlarının bununla da
yetinmeyip bir başka hizibi ( "devrimci oluşum” ) örgütlediklerinden
siz söz ediyordunuz, bu sözlerinizi hatırlamanızı isteriz. (PS, sayı 50, sayfa
17)(abç)
Burada PS ve kalemşörleri birçok şeyi birbirine
karıştırıyor. Bildiği halde doğruları yazmaktan ısrarla kaçınıyor. Kendi
kendisini kandırması yetmiyormuş gibi devrimci kamuoyunu da kandırmaya
çalışıyorlar. Bu tür çarpıtmalar ve kandırmalar çabalarıyla bir
varamayacaklarını ısrarla görmek istemiyorlar. Yukarıdaki satırların yazarları
ufkunu darbeye başvurdukları kırsal alanla sınırlayarak, orayı gözönünde
bulundurarak konuşuyor ve tavır koyanların başında olanlarının ezici
çoğunluğunun şu yada bu nedenle saflarımızda olmamasına bakarak
değerlendiriyorlar.
Kırsal alanda darbe yapılınca orda darbeye tavır koyanlardan
ön planda olanların çoğu döküldü, bu doğru. Ancak Partinin ve ayrılığın sadece
orayla sınırlı olmadığını unutuyorlar. PS 'nin gönlünde yatanlarla ve görmek
istedikleriyle zihnini sınırlamaları samimiyetsiz ve korkak bir ruh halidir.
Oysa kırsal alan açısından bile materyalistçe
baksalardı hem hala mücadele içerisinde olanları, hem değişik yerlerde esir ve
şehit düşenleri görürlerdi. Kaldı ki darbeci yıpratma faaliyetlerinin basıncı
altında ideolojik sağlamlık göstermeyip dökülen ve onların kırsal alanda
"baş sorumlu” olarak gördüklerinin de en azından çevremizde olduğunu biliyorlar.
Ayrıca darbenin başvurulduğu kırsal alan dışındaki
bütün alanlarda onların deyimiyle "başı” çekenlerin çoğunun hala mücadele
içerisinde olduğu kendileri tarafından da biliniyor. Bunu görmeleri için
birazcık samimiyet yetiyordu. Durum bu iken "tüm” ünün, "hiçbirisinin
devrimci mücadele içerisinde olmadıklarını” söylemenin, yani
gerçek-dışı şeyleri iddia etmenin adı nedir?
Bu onlara ne sağlayabilir? Kaldı ki tümü olmadığı gibi
çoğu da dökülmüş olsa bu onları haklı çıkarır mı?
Çıkarmayacağı açık!
Peki şu ya da bu nedenle kendilerinin "başını
çeken”lerden az mı döküldü? Biraz düşünülürse bunu iyi görürler. Dökülmeler
üzerine siyaset inşa edilemez, edilirse de bu siyaset sınıf mücadelesinin
ufkunu geliştirici olmaz. Oysa dökülmelere götüren etmenler incelenir ve doğru
dersler çıkanlırsa PP bunlardan faydalanır. Kaldı ki darbeye tavır takınanların
başında olanlardan bir kısmının dökülmesi, onların karşı tavırlannın ve bakış
açılannın olmadığını gösterrnez.
Ancak istikrarını ve ideolojik sağlamlığını, istikrarsızlığını,
davada kararlılık göstermemelerini gösterir. Ama PS bunu kavramaktan yoksundur.
PS 'nin bu bakış açısına göre; geriye dönüşler oldu, Marksizm 'de dönekler oldu
diye o halde Marksist ideoloji doğru değildi, onun için Marksizmden
uzaklaştılar, onun için döküldüler sonucunu çıkarmak pek de abartı olmaz
sanırız.
İşte "Marksist” kavrayışları bu kadar...
Ki bu konuda kendilerinin yaptığı, proletarya
ideolojilerinin yenilgi aldığı tespitleri üzerine polemiklerimiz
olmuştur(bakınız ÖG sayı 79, sayfa 18)
PS ve kalemşörleri; "Devrimci oluşum”dan bahsederken
kendilerini haklı çıkarma çabasının telaşıyla öyle şeyler uyduruyorlar ki
şaşırrnamak(!) elde değil. Sanki o dönem "Devrimci oluşum” imzalı (ilk
ve aynı zamanda son) bir bildiri ile ortaya çıkan, zor günlerde yolunu, yönünü
şaşıran bir-kaç döneğin darbe öncesi hizip yaptığı iddiamız ve hizip yaptığına
dair bizim belirlememiz varmış gibi ifade ediyor. Bunu da "Devrimci
Oluşum” ortaya çıkınca dile getirmişiz gibi bir hava veriyor. Bu kesinlikle
doğru değildir.
Ayrıca bunlar darbeci-tasfiyeciliğe karşı tavır
koyanların başını da çekmemişlerdi. Hatta kaldı ki; "D.Oluşum” imzalı bir
bildiri ile ortaya çıkanlar, ortaya çıkmadan önce başını çeken iki
unsurun gerilemesi, olumsuzlukları, çürümüşlükleri ve tasfiyeciliğe
karşı yaklaşımları vb.den dolayı PÜ'liğinden atılmış dondurulmuşlardır. Daha
sonra ise saflarımızdaki bir başka döneğin de bunlara katılmasıyla devrimci
kamuoyuna "arayış”larını dile getiren bir bildiri ile kendilerini
tanıtmışlardır. Bu ilk bildirileri aynı zamanda son bildirileri olmuş ve kısa
sürede dağılmışlardır.
Bunların, bu durumlarına en çok üzülen PS ve kalemşörleri
olmuştur herhalde. Kendilerine fayda sağlayacaklarını düşündükleri
"malzeme” ellerinden kaçmıştır. Onun ticaretinden ve pazarlanmasından
mahrum kalmışlardır.
PS ve kalemşörleri kendilerine pay çıkarma umuduyla o
"abbas yolcu”ların söz konusu bildirisini büyük bir sevinçle dergilerinde
yayınlamış, dönekliğin simsarlığını yapmışlardır.
Ama bunlar bildirilerindeki iddialarına da sadık kalamamış
ve döneklikte "tutarlılık” sergileyerek tarihin çöplüğünde yerlerini
alarak dağılmışlardır.
90 sayfa
"ÖG ve çevresi... tüm olumsuzluklarını Karşı-Devrimci
Hücre ve elemanlarına havale etmektedir. Kendileri pürüpak, Karşı-Devrimci
Hücre ile 'sol tasfiyeci, darbeci' grup her şeyin suçlusu ve her türlü
olumsuzluğun kaynağı” ilan ediyor diyor.
Devamla….
'94 Nisan'ından sonra saflarınızda ve başlarınızda ortaya
çıkan oluşumcular ve "GÖK” çülerinizi de bu KDH mı örgütledi?” (PS sayı
50, sayfa 17) diye soruyor.
'94 darbesinden sonra kendi sürecimize ilişkin geniş bir
değerlendirmeyi kamuoyuna yayınlamış değiliz ve dahası içte de darbe sonrası
eksikliklerimizi darbeci-tesfiyecilerin KDH'sına bağlamış değiliz. Darbe
sonrası süreçteki yapının olumsuzluklarını darbecilerin 'KDH'sine bağlama diye
bir mantıkla yaklaşımımız olmaz, olamaz.
Bu sürecimiz üzerine PS ve kalemşörleri ile bir polemiğimiz
de olmamıştır. O halde belirlemeliyiz ki olmayan şeyler üzerine şuna
"havale etmektedirler” demek kendi içinden geçenleri başkasına mal etmenin
çok kabaca yapılmış bir biçimidir. Darbeci-tasfiyeciliğin burjuva cephesindeki
saldırıları; sistemleşmiş Menşevik anlayışlarından kaynaklanan örgüt bilincinin
yokluğu, aleniyet ve yaptığı deşifrasyonlar sonucu verdiği zararlarla darbe
sonrası sürecimizde etkileyici olduğu açıktır.
Ancak bu süreçte yapının olumsuzluk ve
yetersizliklerinin nedeni, safları: mızda ideolojik sağlamlılık gösterememiş
olan tasfiyeciliğin, yapıya çelme takmalarıdır.
Bu zor günlerde yalpalayan dahası yapıyı cepheden
yıkmaya çalışan döneklerdir.
Onları bu çizgiye getiren burjuva cephelerinin
ideolojik saldırının etkisinde kalmaları ve onların geldikleri sınıfın
özellikleridir. Ancak, burada sorun darbe sonrası süreçte başarılarımız veya
başarısızlıklarımız değildir. Komplocu darbeci-tasfiyeciler, PS ve
kalemşörleriyle bu yönlü tanışmadık ve tanışmıyoruz. Bu, daha çok bizim
sorunumuzdur. Onlarla tartıştığımız darbeci-tasfiyecilik olgusu ve onun
ideolojik-siyasi, örgütsel ve pratik hattı üzerinedir. Darbe ve tasfiyeciliğin
sorumlusu, suçlusu elbette biz değiliz.
Bu anlamda elbette darbeci-tasfiyecilikle 'KDH'
ile "sol darbeci-tasfiyeci, darbeci” grup her şeyin suçlusudur. Suçlu
sadece 'KDH' dediğiniz değil, onun yanısıra sizsiniz. Nüans farklılıkları olsa
da fark etmez, olayların başını çeken hepiniz suçlusunuz, her şeyi beraber
yaptınız.
Hemen hemen her şeyde ortak davrandınız, alınan
kararların altında imzalarınız var.
KDH’ın emireri durumuna düştünüz.
Şimdi bunun hesabını vermekten kaçınarak, sağa-sola
kaçışarak renkten renge girmekle kurtulamazsınız. Kabahati başkalarında
bulmaya, günahlarınızı dağıtmaya, saklanacak yer aramaya çalışmanız boşuna!
Böylesi tutum izlemeye devam etmekle daha da
batarsınız.
Hayat namuslu olanlara samimiyetle öz-eleştiri vermeyi
dayatıyor. Materyalizme, komünizme, devrim ve halka bağlı olanlar bundan
kaçmamalıdır ve kaçınamayacaklardır.
Sayfa..91
Devamı aşağıdaki linktedir..
https://www.yüzçiçekaçsın.de/2023/06/saflarmzda-ideolojik-olarak-saglam.html
https://www.yüzçiçekaçsın.de/2023/06/3-tarihimizden-notlaronyarglar-gercege.html
https://www.yüzçiçekaçsın.de/2023/06/4-tarihimizden-notlaronyarglar-gercege.html
2_ Tarihimizden Notlar_"Önyargılar Gerçeğe Cehaletten
Daha Uzaktır”
Saflarımızda ideolojik olarak sağlam olmayan,
dönüşememiş, ideolojik olarak savrulmuş, çürümüş ve yozlaşmış ve ideolojik
olararak tutunamayan, ideolojik-siyasi saldırıların altında ezilen bazı
unsurların dökülmesi, Parti arabasından atlayarak düşmesi veya atılması sonrası
"Oluşum” ve "GÖK” adı altında dönek, döküntü ve kaçkınlar kulübü
kurmaya çalışıp, kiminin de tutunamayınca burjuvazinin safına açıktan dönüş
yapması şaşılacak bir durum değildir.
Her süreçte, hele hele ağır süreçlerde hiçbir
Proletarya Partisi bundan kaçınamaz. Böylesi ağır süreçlerde Parti ve devrimin
yükünü taşıya mayan, kaypak unsurlar kaçınılmaz olarak çıkar. Böylelerinin
çıkması başarısızlığımızın sonucu ve kanıtı olmayacağı gibi,
darbeci-tasfiyecilerin ve PS'nin başarısı da değildir. Etkinin boyutunda
başarısızlık veya başarının payı olabilir. Ancak, siyasetle her zaman esas
belirleyici yön üzerine siyasal belirlemelerde bulunmak ve onu öne çıkartmak
gerekir.
Esas olan nedir? Esas yön hangisidir? vb.
Yaptığınız OPK'nın hemen arkasından yönetici
kadrolarınızın ezici çoğunluğunun düşman tarafından esir alınmasının nedeni de
mi 'sol tasfiyeci grup' veya KDH...” miydi(PS sayı 50, sayfa 17)diyor.
Darbe sonrası eksiklerimiz, olumsuzluklarımız ve
yetersizliklerimiz üzerine tartışmak bu yazı konusu olmadığı için girmeyeceğiz.
Bu sürecin olumsuzluklarını da onlara bağladığımız olmamıştır. Bugüne kadar
üzerinde tartıştığımız sorun bu değildir. Eleştirilerimiz Proletarya Partisinin
tasfiye edilmesi, bu amaçla komplocu-darbeye başvurulmasının altında yatan
anlayışların, ideolojinin, siyasetin, örgütsel-pratik hattın üzerine
olmuştur. Temeli Leninist parti anlayışının kapsamı üzerine olmuştur.
Darbe sonrası süreçte yapılanmanın eksikliklerini ve
olumsuzluklarını, ne darbeci tasfiyecilere bağladık ne de Partinin aldığı
kayıplar darbeci-tasfiyecileri haklı çıkarır veya kendilerine "doğruluk”
payı çıkarır. Kuşkusuz darbeci-tasfiyecilerin bu olumsuzluklarda hiç payının
olmadığı anlamına gelmez. Parti/disiplin üstü. ben merkezci anlayışların
yansıması olduğu gibi şu yönüyle paylan vardır:
Darbe ile birlikte baş ajanın rolünün payıyla, her yol
mübahtır mantığıyla ve menşevik anlayışları gereği Parti bilinci yoksulluğuyla,
aleniyetçi politikayla, ağır illegalite ihlali yapıp Partiyi parçalamakla
yetinmeyip sözlü ve yazılı yollarla organları (üstten aşağıya kimin konumu,
görevi, mevcudu, hangi alanda olduğu vb.) dedikodusuyla polise açık hale
getirdiler.
Yanısıra tahriklerle sorumluluk bilinci taşıyamayan
insanları şu ya da bu ölçüde aleniyete zorladılar. Bu yönlü
ideolojik-örgütsel-pratik saldırıları, Partiyi hem anlayış, hem de pratik
faaliyetlerle sıradanlaştırma anlayışları, Leninist Parti anlayışını
geliştirme, yükseltme ve yüceltme yerine tersine sıradanlaştırma anlayış ve saldırı
çabaları saflarımızda da birçok insanı önemli ölçüde etkiledi.
Tasfiyeciliğin etkisi genişledi, tahribat arttı. Burjuva
cepheleri saldırılarıyla geriliği arkasına aldılar. Alancılık, grupçuluk ve
bölgecilik gelişti. Dedikodu, boşboğazlık, herkesin herşeyi bilmesi gerektiği
anlayışı vb. yaygınlaştı. Demagojinin alanı geriliktir; geriliği arkasına almak
isteyen demagojiye başvurur. Demagogların tasfiyeci-menşevik ideolojik
saldırılan saflarımızda etkili oldu.
Ancak sınıf bilinçli proletarya hareketi bunların üstesinden
gelebilmiştir. Yığınlarca insan iradi çabanın etkisiyle ve kendi siyasal
deneyimleriyle menşevik, darbeci-tasfiyeci ve tasfiyeci cephelerden gelen
Proleter sınıf hareketinin bilincini, disiplinini ve örgütünü bozan
saldırılarıp niteliğini ve nereye götürmek istediğini gördü. Bu anlamda
aldığımız kayıplarda darbeci-menşeviklerin saldırıları ve o saldırıların
tahribatının payı (etkisi) vardır.
Sınıf mücadelesinde kayıplar kaçınılmaz olarak olacaktır.
Ancak, kayıplarda esas olumsuzluk güçler dengesinin bugün aleyhimize oluşu,
koşulların ağırlığı ve yapılanmanın olumsuzluklarıdır. Kuşkusuz yapılanmanın
eksikliklerinin, olumsuzluklarının nedenlerini ve hesaplarını iç yapısına
vermiştir/verecektir.
Ajan Ve işbirlikçi Olduğuna inanmıyor” muyuz (!)
Bakalım!..
PS 'de, "ÖG o kadar
büyük bir tutarsızlık içerisindedir ki, bir yandan '94 ayrılığı ve
olumsuzluklarının kaynağı olarak Komünist Partisi' ni ve onun' içinden çıkan
KDH'yi görürken öte yandan ise KDH elemanlarının ajan ve işbirlikçi olduğuna
inanmamaktadır" (abç, PS sayı:5() sayfa 17) diyorlar.
Burada önce şunu düzeltelim: Biz hiçbir yerde PS ve
"teorisyenleri” gibi cahilce konuşup "olumsuzlukların kaynağı...
Komünist Partisi” olduğunu söylemedik. söylemeyiz de. "Olumsuzlukların
kaynağı” burjuva sınıf ve tabakalardan gelen özelliklerdir. Ve burjuvazinin
ideolojik saldırılarının etkisinde kalmalarıdır. Soruna değindiğimiz her yerde
bunu söyledik. '94 darbesi Komünist Partisi'nde yapıldı. Buna başvuranlar KP'ye
küçük-burjuva saflardan gelenlerdir.
Bu sınıfın ideolojik, siyasal, kültürel vb. gibi düşünce ve
alışkanlıklarını KP'ye taşıyanlardır ve bu özellikleri giderilemeyenlerdir.
Bunlann kaynağını, sınıfsal zemin ve burjuva sınıflanın ideolojik
saldırılarından koparıp, onu gözardı ederek "kaynağı... KP” olduğunu
söylemek cahilce konuşmaktır ve bizim böyle bir anlayışımız olmaz ve olmayan
bir şeyi yakıştırmak iftiracılıktır.
Darbeci-tasfiyeciler Proletarya Panisi adını
kullandıklarından hareketle kendilerine "KP” sıfatı taktıklarından dolayı eğer
'94 ayrılığında olumsuzluğun sorumlusunun kendileri olduğunu gördüğümüzü ifade
etmek istiyorlarsa ifadeyi doğru kullanmalıdırlar. Evvela bunu yeni
öğrenmiyorlar, bunları başından beri söylüyoruz. Ayrıca darbeci-tasfiyeciliğe
başvurmakla olumsuzluğun sorumluları olmalarıyla, olumsuzluklarının kaynağını
birbirine karıştırmamalıdırlar.
Şimdi burada sorunun özüne gelelim:
"KDH elemanlarının ajan ve İşbirlikçi olduğuna
inanmamaktadır” diyorlar. Ama neye dayanarak, belli değil... Bunu hangi
açıklamamızdan, nereden çıkarıyorlar? Hiçbir yerden çıkaramazlar. Bu
iddialarını başkalarına söyleyebilirler ama bize söyleyemezler. Çünkü bunların
bir kısmını '94 darbesinden önce yoldaşlarımız ortaya çıkardı.
Ta o zaman kesin kanıya vardılar ve ilettiler. Kendileri de biliyorlar,
baş ajan ve birkaç piyonun önderliğinde Partiyi komplocu bir darbeyle ele
geçirmeye çalışıp, örgüt tasfiyeciliğine başvurmalarına, burjuvazinin
yönlendirmesi ve ideolojik cephaneliğinden alınmış yöntemlerle birçok yönetici
kadroyu yıpratmak için olmadık iddialarda bulunup yıpratmalarına, ideolojik,
siyasi ve örgütsel rolleriyle üstesinden gelemeyeceği ve kendileri için
tehlikeli gördükleri yönetici kadrolarımız hakkında ölüm kararları, tutuklama,
saldırı, şantaj vb. bilumum iğrenç burjuva yöntem ve tahriklerine rağmen, Parti
ve Parti bilincini sıradanlaştırıp güvensizlik geliştirme ve tabanı kötü
etkilemelerine rağmen o zaman tespit edilen ajan ve rollerini vb.ni
göremediler.
Örgüt bünyesine ve tabana, kamuoyuna açmadık, girmeyi
de doğru bulmadık. Ancak kamuoyuna yayınlanan bazı yazı ve konuşmalarda,
"Bazı şeyleri tarihe bırakıyoruz. Zamanla bazı şeyler daha iyi ortaya
çıkacaktır. Darbeci-tasfiyeciliğin altında yatanlar ortaya çıkacaktır” gibi
söylemlerle yetindik. İdeolojik-siyasal anlayışları, amaç ve hedefleri,
fiiliyatlarının kaynakları vb. yönleriyle üzerlerine gittik. Evet bugün
haklılığımız daha iyi ortaya çıktı, göremeyenler ve görmek isteyenler açısından
her şey açığa çıktı. Tarihe, zamana bırakılan şeyler bir bir yerini aldı ve
alıyor. Darbeci-tasfiyeciler ve onların anlayışlarını doğru bulduğu için takip
eden PS de bildiği halde böyle bir çarpıtma hilesine başvurduğundan ve
okuyucusunu yanılttığından dolayı, durumu bilmeyenler için bunun üzerinde biraz
durmamız gerekiyor.
Baş ajanın; 1992'de kendi saflannda hayatın zorlaması ve
birlik eğilimlerinin gelişmesinin etkisiyle bir manevra olarak Parti'de birliğe
yanaştığı çok geçmeden ortaya çıktı. Bu belirlememizi, '94 darbesinden sonra
çeşitli yazılarda dile getirmiştik. Manevracılar Parti'ye gelip Parti 'de
egemenlik sağlamak için pek çok yöntemlerle ortaya çıkıp dayatmalarda
bulundular. Defalarca ayrılığın eşiğinden dönüldü. Parti 'de egemen olma,
kontrol altına alma, birde ele geçirme emelleri I. OPK'da da başarıya
ulaşamayınca yeni planlarla harekete geçtikleri sonradan anlaşılıyor.
1992'de kendisinden kuşkulanıldığından dolayı sorgulama
kararı alınanlardan biri Batı'da elden kaçtı. Bir diğeri ise; kırsalda, baş
ajanın yanına çağırmasıyla sözde sorgulanıp aklanıyor. 1992 sonbaharında bölgede
yapılan GBMK toplantısına ara verilip aynı kişi yeniden sorgulanıyor (yeniden
sorgulamanın gerekçesi; bahsi geçen kişiye ilişkin verilen bilginin
yanlışlıklar ve eksiklikler taşımasıdır). Sorgulamanın sonucunda 3-4 yoldaş
"bu kişi ajandır” diye diretmiş, çoğunluk ise bu tür şeylerle
karşılaşmamanın yani tecrübesizliğin payıyla ve "yanlışlığa düşmeyelim”
kaygısıyla ajanlığı göremedi ve "kişi temize” çıkmış oldu.
1993 sonbaharında Karadeniz'de olan bir unsur Nihat'ın
çabasıyla (geçmişten beri tanıdığından ve verimli olacağından hareketle)
Karadeniz Bölgesi'ne atandı. Batıya geldi ve Karadeniz'in ihtiyaçlarını sağlama
bahanesiyle Batı'daki yönetici yoldaşlarla bağ kurdu. Bu kişi Batıya geldikten
sonra görüştüğü yönetici yoldaşlar kısa süre sonra birer birer yakalandı. Bazı
yoldaşlar görüşme sürecinde takibi farketmişlerdir. İki-üç ay içerisinde 6-7
yönetici yoldaşın yakalandığını herkes biliyor.
Bu yakalanmalar bir "alan açma”, bir
"temizlik” harekatıydı. Baş ajanın engel olarak gördüğü bu yoldaşlar;
öteden beri Parti 'nin devamlılığından gelen "konferans kökenli”lerdi. En
son yakalanan yoldaşlardan biri; '93 Aralık sonu-94 Ocak ilk günlerinde
yakalanmasının sıradan bir yakalanma olmadığını, bir işbirliği sonucu
yakalandığını, yukarıda bahsedilen "Seyfi” kod adlı Ramiz Şişman'ın ajan
olduğu (bir yıl sonra yakalanan ve bizzat kendilerinin Ankara Merkez Kapalı
Cezaevi'nde '96'da cezalandırdıkları) ve yakalanmanın oradan geldiğini açığa
çıkardığını belirtti.
Bu kişinin derhal tutuklanıp sorgulanması gerektiğini, yalnız
kırsal alanda Nihat'ın sorun çıkarabileceğini ( bu haliyle DABK kökenlileri
arkasına alabileceğinden hareketle) bu durumun gözönüne alınarak hareket
edilmesini iletmiş ve sorun çıkarmamaları gerektiğine ilişkin görüş
bildirmiştir. Daha önce yakalananlarla bir araya gelindiği zaman da onların
esir düşme nedenhıi çözüp daha da kesinleştireceklerine ilişkin
bilgilendirmişlerdi.
94 Ocak-Şubat ayı içinde esir düşen o dönemin
yöneticilerinin ortak değerIendirmesinde de Ramiz Şişman'ın ajan olduğu kanısı
çıkmıştır. Bütün bunları darbeci-tasfiyeciler, özellikle "önder”leri iyi
bilirler. Ancak esir yoldaşlar, sadece sorunu onunla sınırlı görmemiş ve
değerlendirmelerini gerekli yerlere göndermişlerdi.
Ocak ve Şubat ayı içinde Batıda bir MK üyesi ve bazı yoldaşların
da yakalanmasını değerlendirmiş, Mart ayı içinde bir başka ajan olan Bayram
Kocabozdoğan ortaya çıkarılmış ve gerekli yerlere bu bilgileri iletmişlerdir.
Böylece oldu iki...
(İşbirliği yaptığına ilişkin başkalarından da
kuşkulanılmış, -Hasan Batmaz ve 'dan kuşkulandığımız daha birlik öncesinde
biliniyordu-kimisiyle ilişki kesilmiş, kimisiyle de tedbir alınarak
gözetlenmiştir...)
Bunlar iletildikten bir süre sonra, bunların
yakalatmalarıyla açtığı alanda durum baş ajanın etkileyeceği alan lehine çevrilmiş,
çeşitli yerlerde bazı hazırlıklar yapılmış, dikkatler kayıplar vb. üzerinde
yoğunlaşmasın diye lehine dönüşen durumun başını döndürmesiyle ve onun
heyecanıyla "MK toplantısı çağrısı” yapıp herşey normal giderse resmi MK
toplantısıyla Parti önderliğini ele geçirme planlarını uygulamaya koydular.
Buna karşın, toplantıdan önce bölgede tasfiyeciliğini
durdurup bölge irade toplantısı yaptıktan sonra ve.diğer MK üyelerinin de
gelmesinden sonra MK toplantısı yapılabileceği anlayışı belirtilince baş ajan
ve müritleri çılgına dönmüş, bu hesap tutmayınca yakalatmalarla açtığı alanın
altındaki baş ajanın plan ve dayatmalarıyla Partiyi zorla ele geçirme darbesi
sahneye konulmuştur.
Ve 12 Eylül generallerinin bildirilerine benzer savaş
bildirileri çıkarıp saldırıya girişmişlerdir. Bunlar açıktır ve bugün daha net
bir şekilde ortaya çıkmıştır.
O dönem ortaya çıkarılan bu ajanlar, onlar hakkındaki
düşüncelerimiz ortada iken darbe ile birlikte haliyle saflarımıza gelecek
değillerdi.
Geçmişte yeraldıkları saflarda, bir baş ajanın
koruması ve kontrolünde güven duyulan safta yer almaları doğaldı. Bu
anlaşılmayacak bir durum değildir.
Ayrılık gibi durumlarda bırakalım tespit edilen ve
kuşkulanılanlar, henüz durumu ortaya çıkarılamayanla genellikle önceden güven
vermemiş ve güven duyulmayan, üzerine gidilen, denetim altına alınan,
dıştalandığını hisseden vb. unsurlar haliyle başka tarafa gider. Düşman
göndermek zorunda kalır ve başka zaman nabız yoklayarak güvensizlik gibi bir
durum yoksa üzerine düşülüyorsa geçiş yapmayı hesaplar veya koşulları
oluştuğunda tarafların "birleşmesi" ile bir daha hesaba konulma
durumu olur.
(Düşman sızma sürecine yazımızın ileri bölümlerinde değineceğimiz
için şimdilik geçiyoruz.)
Belirttiğimiz bu ajanlar darbeci ayrılıktan sonra da
onlardan sorumlu birkaç insana söylenmiştir. Buna rağmen iki yıl civarında
onların üzerine gitmemişlerdir. O süre içinde ajanlar bulundukları alanda
(R.Şişman Karadeniz'dekileri, B. Kocabozdoğan, Keban Barajı'nda katledilenler
dahil) birçok kayıplar verdirmiştir. Buna rağmen iradi bir çaba ile üzerlerine
gitmemişlerdir.
Sonunda bugün övündükleri gibi bir sınıf uyanıklığıyla
bilinçli, planlı, iradi bir çabayla ortaya çıkarmaları da sözkonusu değildir.
Alt'ın zorlaması ve ciddi problemler, tıkanıklıklar yaşamaları aşamasında başta
adeta kendiliğinden, sıradan bir olgu gibi başlamış ve bizim daha önce
belirttiğimiz ajan B.Kocabozdoğan'ın sorgusunda çözülmesiyle işin ciddiyetini
anlayıp genişletmişlerdir.
Ancak o zaman, o güne kadar İK'dan sonra "en
büyük önder”leri baş ajana ulaşmışlardır. Bu durum kendi belgelerinde
vardır. Yine de izlemeyen ve dikkat edemeyen okurlar için aktarımların
uzunluğundan dolayı peşinen özür dileyerek belgelerinden olduğu gibi
alarak üzerinde duralım.
"Karşı Devrimci Hücre” lerini MK imzasıyla 23 Temmuz
1996 tarihindeki bir açıklamayla kamuoyuna duyurdular.
Bu yazı "Dün bizimdi, bugün bizimdir, zafer de
bizim olacak” başlığıyla Ağustos ortasında PS sayı 44'de yayınlandı. Bu yazıda
"KHK (Kongre Hazırlık Konferansı bn.) öncesi durum neydi?” adlı girişin bu
alt başlığında durumlarını şöyle ifade ediyorlar:
bütün 'Komünist önderlik oluşturma-doğru bir çizgiyi
ortaya koyma' iddialarına rağmen, MLM bilimine, Partimizin devrim perspektifine
güvensizlikte birleşerek, yeni parçalanmalar ve dağılmalarla yüz yüze
kaldıkları da artık daha bir somut olarak görülebilmektedir.” (aç.Kendileri)
"KHK öncesi bu tip gelişmeleri son haddine kadar
yaşayan Partimiz bunların da etkisiyle önemli sancılar çekmiş ve örgütsel
bütünlüğünü mevcut yapılanmasıyla koruyarak, kalınan yerden devam edilmesi
isteğini hayata uygulamada oldukça zorlanmıştır.
"Kadrolarımızın ard arda esir düşmesi, yine bir dizi
kadro veya üyemizi şehit vermemiz, partimizin içinde bulunduğu durumu
güçleştirirken, gerek üyelerimizde gerekse de sempatizan ve taraftar kitlemizde
parti önderliğinden başlayarak genel olarak Partiye karşı güvensizliğe dönüşen
ciddi sarsıntıları da birlikte getirdi.
"Bütün bu ciddi olumsuzluklar hüküm sürerken, esir
düşen veya şehit edilen önder kadrolarımızın yarattığı boşluğun Parti Merkez
Komitesi bileşimini, karar yeter sayısının altına düşürerek iradeyi organsal
anlamda temsil edemez duruma getirmesi, bu sarsıntı ve olumsuzluklara en önemli
desteği sunarak daha da boyutlanmasına neden olan gelişme oldu.”
..OPK ve sonrası dönemde belirlenmiş Kongre tartışma
süreci olması durumu daha da zorlaştırıyor. Güvensizliğin ve diğer
olumsuzlukların gelişmesine katkıda bulunuyordu.
Partimizde de bu derece önemli zaaf, kararsızlıklar
yaşanmakta, bunların ardından ise örgütsel derleniş sağlanamadığından dolayı,
kaos ve karmaşa hüküm sürmekteydi.
"Bu durum karşısında, o tarihi soru yine yanıtlanmak
üzere gündemimize oturdu: (abç)
NE YAPMALI?” sorusu ve sorunuyla karşı karşıya kaldıklarını
söylüyorlar ve
9 Şubat 1996 tarihinde merkezi düzeyde Kongre Hazırlık
Konferansı” düzenlendi. (aç. Kendileri)
"Ancak sözkonusu saldırılarda, üye ve kadrolarımıza
yönelik düşman eylemlerinin, isabeti partimiz içerisinde düşman sızmalarının
olduğu ihtimalini güçlendirerek bu yönlü bir fikrin olgunlaşmasına neden olan
temel faktör durumundadır. Nitekim tartışma sürecinde, ard arda üye ve kadro
kayıplarının gündeme gelmesi sempatizan kitlemiz tarafından da sorgulanmaya
başlanmış ve partimizin bu durumu araştırması yönündeki talepler yoğunlaşmıştı.
”
"KHK'nın başlamasıyla birlikte, öncelikle KHK alanında
bulunup durumu tartışmalı olan üyelerin durumlarının netleştirilmesi görüşü
bazı engelleme çabalarına rağmen KHK iradesi tarafından kabul edilerek
uygulamaya kondu. Bu gündemde de önceliğin "ajan ve işbirlikçi/hain”
(aç.kendileri) oldukları yönünden haklarında iddia ve şüphe bulunan unsurların
durumlarının ele alınması kabul görerek bu temelde çalışmalar başladı.”
"Bunun üzerine ilk olarak MBK/AK'da örgütlü olan Önder
ve Sevcan kod adlı Bayram Kocabozdoğan' ın yine, aynı organda yer alan ve PÜ
olduğu iddia edilerek” (abç) (Menşevik parti anlayışına bakın...
Ne demek "PÜ olduğu iddia edilen"? Ya PÜ olur-bunu
yönetici organ olarak altınızdaki her yönetici organ; her Parti organını, her
üyeyi dolaylı ya da dolaysız bilmesi/bilmeniz gerekiyor- ya da PÜ olmaz.
Dolayısıyla "iddia edilen” diye bir şey olmaz. PÜ ise
müracatı vardır. Başvuruya Parti organının bir kararı olur. Onaylanmışsa bir
parti organında yer alır. Deneme sürecinde organ değerlendirir ve bir raporla
üste bilgi verilir. Bunların olmadığı yerde üyelik yoktur.
Bu işlemlerin olmadığı bir "üyelik” biçimi veya
"iddia edilen” gibi bocalama mantığının çıktığı yerde Menşevik Parti
anlayışı itiraf ediliyor demektir. Bu menşevizm ile Leninizm arasında ilkesel
bir ayrılık noktasıdır. İşte Menşevizm ve tasfiyeci örgüt anlayışının önemli
bir göstergesi... (bn)) KHK iradesine dahil edilen Ahmet-Zülfikar kod adlı Atilla
Kamberoğlu'nun ayrıca da KHK öncesi TMLGB (kendi "TMLGB"sidir-bn)
MK'da görev yapan PÜ konumundaki Birsen kodlu Nurten Eriş'in (......)
sorgulanmalarıyla çalışmanın yürütülmesi uygun görüldü. ”
"Esas olarak 18 Şubat '96 tarihinde başlayan soruşturma
ve sorgulama faaliyeti...” İşte böyle başlıyor. Yıllardır olduğu gibi Komünist
uyanıklık yok. Siyasi polise karşı, düşman sızmalarına karşı uyanıklık yok
denecek kâdar az. Yer-altı örgüt bilinci ve siyasal uyanıklığı yok denecek
kadar az. Sezgi gücü zayıf, önderlik bilinci ve denetim yok veya oldukça zayıf.
İradi müdahale ve planlama yok veya oldukça zayıf. Yukarda kendilerinin ifade
ettiği gibi "Nitekim tartışma sürecinde, ard arda üye ve kadro
kayıplarının gündeme gelmesi sempatizan kitlemiz tarafından da sorgulanmaya
başlanmış ve partimizin bu durumu araştırması yönündeki talepler
yoğunlaşmıştı.” dedikleri gibi altın önemli oranda zorlaması ve "KHK'nın
başlamasıyla birlikte öncelikle KHK alanında bulunup durumu tartışmalı olan
üyelerin durumlarının netleştirilmesi... ” gerektiği, "haklarında iddia ve
şüphe bulunan unsurların” değerlendirilmesi üzerine KHK'da sorunlar çıkıyor.
Başlangıçta bir soruşturma komisyonu da oluşturulmuyor. KHK
iradesi olarak ele alıyorlar. Baş ajan da, aynı durumda olan başkaları da haliyle
bu "soruşturma”nın başında. "Ancak dikkat çekici bir yön, söz konusu
sorgulama faliyetine ilişkin tartışmalar sırasında içlerinde kadro düzeyinde
örgütlü bulunanların da olduğu bir kesimin (burada bunların birinin baş ajan
olduğunu söylemeye dilleri varmıyor) sürekli olarak "Soruşturma ve
sorgulamanın gereksiz olduğu, bu iddiaların bir siyasi komplonun ürünü olarak
ortaya atıldığı” görüşünde direnip, bu kişilerin sorgulanmadan aklanmasından
yana tavır belirlemeleriydi.
KHK üye çoğunluğu bu yaklaşım karşısında direnerek,
soruşturma ve sorgulamanın devamından yana tavır belirleyince, yine aym
unsurlar türlü tehdit ve hakaretlerde bulunarak adeta Parti iradesine karşı kin
kusmaya başlamışlardır” (aç. kendileri) dedikten sonra; "Soruşturma ve
sorgulama faaliyetinin KHK'ca sürdürülmesi sırasında, toplantı salonunda
bulunan ve soru-cevap uygulamasına tabi tutulan B.Kocabozdoğan...” ın çelişkili
şeylerinin ortaya çıkması ve "KHK” içindeki baş ajan ve aynı hamurdan olan
bazılarının "sorguda bulunan kişiye yön verdiği, yol gösterdiği" ni
görüyorlar ve B.Kocabozdoğan'ın çelişkilerini "KHK'mız, mevcut yöntem ve
sorgulama seviyesinin yetersiz olduğu kararına vararak, soruşturma ve
sorgulamanın KHK iradesi tarafından yine irade içerisinde kapalı olarak yapılmasını...”
uygun buluyorlar (Partizan_Sesi, sayı 44). "Tarihler 8 Mart '96 tarihini
gösterdiğinde bir gerçeğin ortaya çıkmasıyla bir üst aşamaya
geçiyordu.” Yani B.Kocabozdoğan çözülünce işin ciddiyetini o zaman
görüyorlar.
10 Eylül '96 tarihli MK/SB imzalı ve PS'de Ekim '96, 47.
sayıda yayınlanan yazıda;
"9 Şubat '96: Parti irademizin direkt merkezi düzeyde
ve her bir üyemizin şahsen katılımıyla gerçekleştirmeyi öngördüğü Kongre
Hazırlık Konferansımız, çalışmaya katılmak üzere toplantı alanına gelmesi
beklenen son üyenin de intikali ile birlikte resmen başladı."
"ilerleyen günlerde KHK'mız, yürütülen yoğun tartışma
ve engelleme çabalarına rağmen, KDH ve tasfiyeci hizibin bazı üye ve
kadrolarımızı tasfiye girişimini boşa çıkarıp, ilk olarak haklarında
ajan-işbirlikçi iddiası getirilen unsurların durumunu ele almayı
uygun gördü.
Bu çalışmada ayrıştırmaya gidilerek şüphelilerin
soruşturulup sorgulanmasında önceliğin mevcut KHK iradesi içerisinde
bulunanlara verilmesi gerektiği kararlaştırılarak uygulanmaya konulması
benimsendi.” (PS, sayı 47) deniyor.
Yukarda aktarmalardan da çıktığı gibi, alana gelen bütün
("her bir üyemizin şahsen katılımıyla” deniyor) üyeleriyle KHK
çalışmalarına resmen başlıyorlar. Takip eden günlerde "yürütülen yoğun
tartışma ve engelleme çabalarına rağmen KDH ve tasfiyeci hizibin bazı üye ve
kadrolarımızı tasfiye girişimi” olunca ciddi bir hesaplaşma başlıyor. Zaten bir
"kaos ve karmaşa hüküm sürmekleydi” diyorlardı. Ciddi "tasfiye
girişimi" ve tıkanıklık yaşayınca bir tarafın bir tarafı etkisizleştirmesi,
denetimi altına alma veya üstesinden gelebilmesi ile karşı karşıya kalınca, o
zaman sorunun ciddiyeti ve altında yatan nedenler düşüncesi gelişmiş ve
devrimci tarafın ağır basmasıyla; "haklarında ajan ve işbirlikçisi iddiası
getirilen unsurların durumunu ele alma”yla işe başlanmıştır.
Belirttiğimiz gibi ağırlıkla kendiliğindenci başlasa
da giderek inisiyatifte ağırlığını koyarak bizim de çıkardığımız, emin
olduğumuz ajan B. Kocabozdoğan'ın çözülmesiyle işin boyutlu olduğu görülüyor.
Görülüyor ama oldukça geç görülüyor. Diğerlerini biz bilemeyiz, pek
tanımadığımızdan net bir şey söyleyemeyiz. Ancak devrimci gördüğümüz ve bu
eylemini desteklediğimiz darbeci-tasfiyeci grubun resmi açıklamasını dikkate
alırız. Bu ajanlann bazılannı önceden çıkarmış, kendilerine de
iletmiştik, bazılan hakkında kuşkularımız vardı. Bunlar DABK kökenli
oldukları ve kimi sonradan katıldığı için, geçmişlerini, süreçlerini , birlikte
çalışma ve denetleme olanağımız olmadığı için bugün söylendiği boyutuyla
görmemiz mümkün olamazdı.
Önceden ajan olduğu kanısına vardıklarımız dışında
kuşkulandığımız birkaç kişiden biri olan Nihat'ın sonradan veren olsun ya da
olmasın, kendisi kabul etsin ya da etmesin zaten objektif olarak ajan olduğu
kanısındayız.
Tersini de bugüne kadar hiçbir yerde söylemedik.
(Şurada ya da burada, tabanda veya şu ya da bu insanımız ortalarda dolaşan
söylenti veya genel güvensizliğinden dolayı "acaba” diye tereddütle
yaklaşmış olsa bile, belirleyici olamaz. Ve bu bizi bağlamaz.)
Görüldüğü gibi bizim için "KDH elemanlarının ajan ve
işbirlikçi olduğuna inanmamaktadır" lar denilmesi doğru değildir.
Dayanaktan yoksundur. Yukarıda belirttiğimiz gibi bazılarına ilişkin netleşmiş
düşüncelerimizi yıllar önce ilettiğimiz halde ve üstelik söylediğimiz bu
unsurdan başlayıp, onu çözüp kendilerinin belirttiği diğerlerine vardıkları
halde bunları unutup inanmamaktadır” lar demelerini anlayabilmiş değiliz.
Oysa o satırlan döktüren kalemşörler çok iyi bildikleri
halde açıkça, insanlann gözlerinin içine baka baka doğru söylemiyorlar. Bu
onların bir siyasal alışkanlığıdır. Sözde 'ajan ve işbirlikçi olduklarına
inanmamakta”ymışız. Bununla, arkadaşların kendi iç hesaplaşması, birbirlerine
komploculuğu, klik çatışması vb. olduğu yönünde kuşkular yayıp bundan
yararlanmak istiyormuşuz (!). Yazı içinde bu yönlü yaklaşımlar var.
"Hocanın fikri neyse zikri de odur” diye bir halk deyimi var. Tıpkı bu
arkadaşların durumunu yansıtıyor. Buna rağmen şunu yine de belirtelim;
sorunlara yaklaşım ve çözümünde komplocu-darbeci kafa yapınızı gidermiş
değilsiniz, bu yönde güven vermiyorsunuz.
En barizini '94 darbesinde yaşadık; hala bir samimiyet, hala
bir öz-eleştiri görmedik. Arkasındaki olguları görecek hale gelmesine rağmen
hala öz-eleştiri yerine olduğu gibi savunuyorsunuz. Bununla neyi, hangi
ideolojiyi, hangi amacı, hangi pratik hattı, hangi yöntemi savunduğunuzu,
başvurulan yöntemin tehlikesini, o
Sayfa
100 devam
3_ Tarihimizden Notlar_"Önyargılar Gerçeğe
Cehaletten Daha Uzaktır”
Sayfa 100 devam
kültürün, o alışkanlığın vb. ne yapacağı ve nereye
götüreceğini hala göremiyorsunuz. Bu samimiyetsizlikle bırakın bizi, kendi
tabanınıza dahi güven veremezsiniz. Acınacak hallere girip, serzenişlerde
bulunarak "inanmamaktadır” diye yakınmalarda bulunmakla kendinizi
kurtaramazsınız. Küçük hesaplar, sağa sola kaçamaklarla sorunlara yaklaşmak
sizleri kurtaramaz.
Az çok aklı başında olanlar, sizin gibi "önder”lerle
acımasız bir kavga, fırtınalı bir deniz ve uzun bir yolun yolculuğuna çıkmaz,
siyasal yaşamda güven verecek bir ehliyete sahip değilsiniz. Bütün bunlar
ortada iken bir yerde şöyle ifade ediyorsunuz; "Ajan ve işbirlikçi
olduklarına inanmamaktadır ve bununla kafa karışıklığı yaratmaktan geri
kalmamaktadır.
Bu da pragmatizmin tipik ve somut bir yansımasıdır".
”Pragmatizmin işgal ettiği kafa yapısı” o kendisi için ne yararlı
ise o doğrudur Msefesinden hareket eder. Onun için olguları neden-sonuç
ilişkisi içinde ele almak doğru olan değildir; sadece sonuçtan hareket ederek
sorunlara yaklaşıldımı doğru olur... " (PS sayı :50, sayfa: 17) diye
"büyük” felsefi tahlillerde bulunuyor, beyni gövdesini yönlendiremeyen
kalemşörler.
Bir felsefi kavramın anlamını öğrenmekle kendini felsefe
profesörü sanan zat-ı muhteremler bu süreçlerini niye felsefi olarak
açıklamıyor? Süreçlerinin ideolojik-siyasal zeminlerini felsefi olarak ortaya
koyarak sorgulamıyor? Merak ediyoruz doğrusu! Yoksa henüz felsefeyi kendilerine
uyarlayamadılar mı?..
Pragmatizm nedir?
Öz olarak yararlı olanın, uygulanır olanın doğru
olduğunu savunan bir bakış açısıdır. Bir şey doğru mu, değil mi uygulanıyorsa,
yarar sağlıyorsa doğrudur anlayışında olan bir öğretidir.
Felsefi özü idealizmdir. Düşünceyi, gerçeği maddeden koparan
bir bakış açısıdır. Gerçeğin kıstasının madde ve maddenin doğru yansıtılması
olduğunu, nesnel gerçekliğin, bilimsel bilgisinin insanlığın yararına olacağını
kavramayan bir öğretidir pragmatizm.
Pragmatist anlayış; nesnel gerçekliğe bağlı kalma, onu doğru
ifade ederek savunma, yani bilimsel olana bağlı kalma doğru olanı uygulama
değil de, ne yararlıysa, ne uygulanabiliyorsa, o anın çıkarlan, faydası neyse
onu savunmak ve başvurmaktır.
Oysa ne genel olarak ne de bahsettileri bu özgülde
pragmatist bir yaklaşımımızı gösteremezler. Öyle bir yaklaşımımız olmamıştır.
Felsefeci geçinip gelişigüzel bir şekilde kavramları öteye beriye
yerleştireceklerine kendi süreç ve yaklaşımlarına bir baksınlar bakalım. Bir
dizi soruna ve bize söyledikleri gibi sorunlara nasıl da pragmatist
yaklaştıklarını göreceklerdir. Tabi ki görmek isterlerse. Ama
gerçekleri görmek için önyargısızlık ve dürüstlük baş koşuldur. Renkli gözlük
takanlara ya da gerçekleri görmek istemeyenlerin gerçeği görmeleri ve kabul
etmeleri daima zordur.
Yine de
görmek isteyenler için kimin pragmatist yaklaştığına ve
kimin "politikasının odağına fırsatçılığı koyduğu..(PS sayı 51)”na birkaç
örnek verelim.
Bir:
Komplocu-darbeci tasfiyenin her yönüyle başını
çeken bir baş ajan olacak ama bütün damgasını vurduğu sürece "Dünüyle,
bugünüyle sahip çıkıyoruz” diyeceksin. Bunu size hangi pragmatist
anlayış söyletiyor hiç düşündünüz mü? Biz hatırlatalım isterseniz; süreçte
darbeyle egemenlik sağlama yararı var!
İki:
Proletarya Partisinde tasfiyecilik, ideolojik yozlaşma ve
çürümelerinden dolayı üzerine gidilip, saflardan atılan ve dökülen
birkaç mücadele kaçkını bir araya gelip "Oluşum” adıyla bir
arayışa giriyor ve bir grupçuk olarak ortaya çıkıyor. Amaçlan ise; parti
düşmanlığını geliştimek ve partiyi yıkmak.
Bu unsurlar karşısında PS'nin tarvı ne oluyor; fırsatçı,
faydacı (yani pragmatist) bir anlayışla ona sayfalarını açıyor, kader
birliği yapıyor.
Bu grupçuğu devrimci-demokrat kamuoyuna tanıtıyor.
Onun propagandasını, bizim de anti-propagandamızı yapıyor. TKP/ML'de
"ayrılık” oldu, "parçalandılar”, "dağıldılar",
"tükendiler” vb. vb. dedikodularını da yayarak ve yazarak kendilerine
fayda sağlamanın zeminini geliştimeye çalıştılar. Peki nedir bu? İşte
pragmatizm ömeği! TKP/ML'yi yıpratıp, güvensizlik geliştirip birşeyler
kapabilirim, yarar sağlanm anlayışı!
Üç:
Proletarya Partisinde ideolojik-siyasi, örgütsel olarak
tasfiyecilik yapan, çürümüş, yozlaşmış, sınıf mücadelesine sırtını dönmüş ve P.
P'ne karş suç işlemiş birkaç döneği "GÖK" adıyla bir yazı
çıkartıyor ve Parti düşmanlığı onak paydası olan bu suçlular güruhu bir ihanet
odağı oluşturmaya çalışıyor ve çağrıda bulunuyor. PS'nin tam ne oluyor?
Ellerini ovuşturarak bu suçlular güruhunun ihanet çağrı yazılanı yayınlıyorlar,
propagandasını yapıyorlar.
Bu da PS'nin pragmatist anlayışının bir başka ömeğidir.
PS 'nin bu tutumu bir dizi soruna yaklaşımda kendini
gösterdiği ve bu anlayışlarının yabancısı olmadığımız için başlı başına
üzerinde dumayı gereksiz görmüştük. Onların bilinen bu son süreçteki sorunlara
ilişkin yazdıkları yazı için de eleştirip onların "faydacı” (pragmatist)
ve "devrimci olmayan tarzları”na düşmeyeceğiz deyince, bu söylemimiz
onlara fazla dokunmuş olacak ki yukarıda öneğini verdiğimiz konuya ilişkin
şöyle cevap veriyorlar:
"Eğer 'Oluşumcular' ve 'GÖK' çülerin yazılarının
yayınlanmasını kastediyorsa, bunun KDH ile hiçbir alakası yoktur. ÖG burada
çamura saplanıyor.
Bir defa biz bu tür oluşumların çıkış yazılarını
yorumsuz yayınladik... Söz konusu oluşumların bildirge ve çıkış yazılarını (o
da bir kereye mahsus) yayınlamamız.” (PS, say151, sayfa 17) diyorlar.
Biz PS'nin "bir keN' ya da çok yaptıklarını tanışmıyoruz,
onun hareket mantığını tartışıyotuz. Fırsatçı, pragmatist anlayışla hareket
ettiğini, birkaç "abbas yolcu” döneğinin genelde MLM'de ideolojik
tasfiyecilik, özgülde bu ideolojileriyle PP'de örgütü tasfiyeciliği yapıyor
olmasından PS 'nin nasıl da sevindiğini ve avuçlarını ovuşturduklarını, nasıl
yararlanıp parsa toplayabilirim diye faydacı (pragmatist) hareket etme
anlayışının yanlışlığı üzerinde duruyoruz.
Kaçkınların MLM öğretilerde (Parti,
önderlik, parti-içi mücadele, parti içi demokrasi, partide disiplin, partinin
misyonu, örgüt anlayışı vb. konulanndaki menşevik, anarşist, tasfiyeci parti
anlayışında) özelde Proletarya Partisi'ne saldırı, güvensizlik geliştirme
ve yıkma vb. konulârdaki saldırılarını eleştirmek yerine propagandasını yaparak
fayda sağlama mantığıyla sorunlara yaklaşma anlayışını yani pragmatistliğini
eleştiriyoruz.
Biz PS 'nin anlayışını, hareket mantığını ve yöntemini
eleştiriyoruz. Onların o pragmatist anlayışları olduğu sürece daha çok,
"yarar sağlıyorsam doğrudur” mantığıy la hareket edeceklerdir
diyoruz.
Biz fiiliyatlarını söylüyoruz. PS, "Çıkış
yazılarını yorumsuz yayınladık” diyor. Özürü kabahatinden büyük! Hem
yayınlıyor, hem de onları eleştimiyorlar?
Yani acilen kamuoyuna müjdeledik, tanıttık, reklam yaptık
diyorlar...
Peki bu pazarlamacılık neyin pazarlamacılığı? Başka
yazılarında da bu anlayışla hareket ediyor, hatta 50. sayılarında felaket
tellallığı yaparak tamamlıyorlar. Ve daha çok kendi tabanına seslenmek amacıyla
şu mantıkla hareket ediyorlar: Her ne kadar ajanlar örgütlülüğü sanık baş ajan
bizi parmağında oynattıysa da diğerleri de iyi değil, "İki yıllık zaman
diliminde daha da küçüldünüz, hem de bir yıl içerisinde iki ayrı grubun
çıkmasının da analığını yaparak” diyerek kendilerini teselli etmeye çalışıyorlar.
"O da bir kereye mahsus yayınladık” diyorlar. Hareket
mantığını, eylemini düşünmeyip sayısıyla hafifletici neden anyorlar. Bu kaçamak
yanıtları da kurtarmaz onları. Çünkü, zaten istese de sürdüremezlerdi.
"Oluşum” döneklerinin ilk ve son bildirileri oldu.
Kavga diye bir derdi olmadığı için o aşamadan sonra o
noktada "dürüstlük” gösterip siyasi arenadan çekildiler. PS 'nin de onlan
düzeltecek hali yoktu. 1.5 yıl oluyor siyasi arenada kendileri pes edip
çekildi, sistem ile açıkça bütünleşti.
PS haberdar olduğu halde hala "ayrılık” diyor,
olmayanları kafalarında "grup”, "örgüt” görüyor. "Oluşumcu
dönekler” kendilerini bu kadar düşünen PS gibi sadık dostları olduğunu
bilselerdi belki siyasi arenada biraz daha kalma çabalarını sürdürmeyi deneyebilirlerdi.
Bu kadar düşünenlerinin olduğunu öğrenmeleri hayli duygulandırmış olmalı
onları.
"GÖK” diye adlandınlan "Suçlular Güruhu” ise
muhtemelen başka bir yazı göndermedikleri için yayınlamamışlardır. İlkini
yayınlayan anlayış diğerlerini yayınlamaması için hiçbir neden yoktur ve
tutarlı da olamaz.
Bu örneklerde de görülen politik anlayış ve pratiği ortada
iken yavuz hırsız misali şunları söylemek aslında durumunu gizlemek telaşına
düşüp başkalarına maletmek olmaz mı? "Özgür Gelecek ve kalemşörleri
niteliğe değil, biçime kafayı taktıkarı için gelişip güçlenemez. Faydacılık
özün yerine biçimi esas alır. Onun için ilkeler hiçbir şey, geçici günlük ucuz
politikalar her şeydir” (PS, sayı 51, sf:18)
Yine PS 'nin kendi söylemleriyle kendilerinin bu durumunu
ifade edelim:
politikasının odağına fırsatçılığı koyduğu için sekterliğe
düşmesi kaçınılmazdır... Devrimciler arası ilişki ve sorunlara yaklaşımda
fırsatçı ve faydacı davranan bir anlayış kendi tabanını, örgütlü gücünü yanlış
yönlendiriyor demektir. Bu siyasetle yapılacak bir şekillenme proleter
değil, küçük-burjuva ve burjuvadır". Buna tamamen katılıyoruz. PS ve
kalemşörl kendi durumlannı ifade etmiş oluyorlar. Hangi ruh haliyle
hareket ettiklerini biliyorlar. Biz kendi söylemleri ile durumlarını ifade
ettik ki savunduklarım başkalarının kendilerine hatırlatmalarından okurlarsa
belki sindirebilirler, kavrayabilirler.
Tabi ki tersi de mümkün, başkaları hatırlatıyor diye ölür
ama kabul etmeyi küçük-burjuva gururuna yediremeyebilirler...Gerçekleri kabul
etmemek ve korkmak tarihte kimsenin derdine derman olmamıştır. Bu açıdan,
doğrulardan, gerçeklerden korkmamalıdırlar, onlara karşı önyargılı
olmamalıdırlar ve kabul etmelidirler. Gerçeklerin hiç de korkulacak şeyler
olmadığını göreceklerdir.
O zaman rahat edeceklerdir. Yoksa o nesnel gerçekler hep
karşılarında olacaktır. Ve asıl o zaman daha büyük korkuyu yaşayacaklardır.
"KDH”lerini kamuoyuna ilan ettikleri dönemde
"büyük önder”lerinin "baş ajan” çıktığına inanmayan ve kendi
yapılarının sorunlara sağlıklı yaklaşım yönüne güven duymayan bazı çevreler
birkaç yazı çıkarıp, sağa sola dağıtıp sosyalist basına da yollamışlardır.
ÖG'ye de yolladılar.
PS'nin anlayışında olsaydık "bir kereye mahsus”
yayınlardık ve yayınlamamız gerekirdi. PS gibi bir anlayışa sahip olmadığımız
için yayınlamadık, ciddiye almadık. Ciddiye alınmaması için birçok yerde
çevremizi de uyardık. Başka politik akımlarla PS gibi fırsatçı, faydacı
olmadık.
Demek ki herkes PS gibi değildir. O halde asıl PS
faydacı ve küçük hesaplar üzerine "siyaset” üretme anlayışını gözden
geçirmelidir ve terketmelidir.
Olumsuzluklarını Görmemek İçin Özel Çaba Sarfetmek, Kabul
Etmemek,
Dahası
Onları Savunarak övünmek Dürüstlükten Yoksunluktur,
Düzelmeye
Kapalılıktır, Akıllı Insanların işi Değildir Ve Politik
Naifliktir!
PS, "ÖG yalan ve iftira atıyor” diyerek ne kadar çığlık
atarsam o kadar etkili olurum, herkes gerçeği görüp anlayana kadar bir
hayli yol alırım düşüncesiyle, oluşacak önyargının gerçekliği gizleyeceğini
sanıyor. Gerçekliğe öfke duyacaklarına, olumsuzluklarını belirtenlere öfke
duyuyorlar. Olumsuzlukları ve yönelmesi gereken temellerine işaret edilince
avazı çıktığı kadar "yalan ve iftira atıyor”lar diye bağırıyorlar. Böyle
bağırınca haklı olacaklarını sanıyorlar. Ama asıl gerçekleri görememelerinden
değil, samimiyet-dürüstlük taşıyamamalarından böyle yapıyorlar. Ve tabanında
peşinen önyargı yaratıp olumsuzluklarını görme üzerine oluşacak baskının önüne
geçmek istiyorlar
Bizim kimse hakkında "yalan ve iftira” attığımız
yoktur.
Bunu PS 'de gösteremiyor. PS'nin bu söylemlerine dayanak
yapmaya çalıştığı noktaya geleceğiz.
Öncelikle belirtelim ki bizim "yalan ve iftiraya”
ihtiyacımız yoktur. O, bilime dayanmayanların, samimiyetsizlerin işi ve
alanıdır. Biz, PS 'de olmayan bir şeyi maletmiyoruz. Bugüne kadar genel
hatlarıyla resmini çizdik, "çirkinlik” ortaya çıkıyorsa -ki çıkıyor- kendi
"çirkinliği”dir.
Ve kendine kızmalıdır. Karşısına koyduğumuz aynaya
kızmamalıdır. Kaldı ki öfkesinden dolayı "çirkinliği”nin boyutunu,
kapsamım, derinliğini dinlemiş ve izlemiş değildir. PS ve kalemşörleri
olumsuzluklarını gizlemek istiyorlarsa sakin olmalı, olumsuzluklarını kaba
hatlarıyla olsa da ortaya koymaya çalışmalı, bunu yapamıyorlarsa ortaya koymaya
çalışanlara tahümmül göstermeli, sağa-sola asılsız ithamlarda bulunma yerine
kendi gerçekliğini görmelidir.
PS ve kalemşörleri, üzerinde durduğumuz "yalan ve
iftira” ara başlığı altındaki iddialarına yeni "yalan ve iftira”
attığımıza ilişkin hiçbir somut veri de gösterememektedir. Ama öte yandan şunu
söylüyor:
"Bir komünist veya devrimci, herhangi bir olguyu ya da
herhangi bir siyasal yapılanmanın bir konuya ilişkin söylediklerini
değerlendirmeye tabi tutarken, o yapının (bu düşman da olsa farketmez-not PS'
nin) yazdıklarını baz alarak eleştirisini yürütür. İdeolojik polemiklerde
'alıntı dürüstlüğü' (aç.PS) diye bir şey var dır.” (PS, sayı 51, sf: 16)
diyor da peki "yalan ve iftira” attığımıza ilişkin neyi "baz alarak
eleştiri yürütüyor”?
Neyi gösterebilir ki? Hiçbir şeyi gösteremez. O halde PS
inanmadığı, bilincine varmadığı, özümseyemediği şeyleri yazmamalıdır,
"alıntı dürüstlüğü” simsarlığına soyunmamalıdır.
Sf_105
"İdeolojik polemiklerde alıntı dürüstlüğü diye bir şev
vardır" derken kendilerinin söylemediği ve yazmadığı bir şeyi onlardan
aktarma yapmış gibi gösterdiğimiz yönlü ithamda bulunmuş oluyorlar ki bu
tamamen gerçek dışıdır.
Kendilerine yakışacak bir yalandır. Hiçbir yerde olmayan bir
şeyi "alıntı” imiş gibi yazdığımızı gösteremezler. Böyle bir şey olmadığı
halde PS 'nin kalemşörleri niye böyle bir hileye başvuruyorlar? Açıktır ki
küçükburjuva sınıf özelliklerindendir. Proletaryanın bilimsel görüşlerine
ve onun gücüne sarılmayanlar küçük şeylere, hile, iftira ve politikalara
sarılacaklardır.
Çünkü; proletaryanın bilimsel görüşünden uzaklaşıldıkça,
yozlaşmış küçük-burjuva değerlere yakınlaşmak kaçınılmazdır.
Yukarıdaki aktarmada samimi olmamaları da bir yana "o
yapının (bu düşman da olsa fark etmez) yazdıklarını baz alarak eleştirisini
yürütür' kavrayışları da eksiktir. Düşmanda olsa, dost da olsa sadece
"yazdıklarını' baz alarak eleştirmeyiz. Bunun yanısıra yazılı
hale getirmedikleri veya açıkça savunmadıkları pratiklerini ve
eylemsizliklerini de eleştiririz.
Örneğin, düşman uluslararası planda çevirdiği gizli
dolapları, ülke bazında katliamlar, sokak infazları, kayıplar, halka karşı başvurdukları
yığınla karanlık şeyler, sağlığa zararlı şeyleri piyasaya sürüp halkın
sağlığıyla oynamaları vb. vb. yığınlarca şeyi hiç de yazılı savunmayabilir, ama
ortada pratikleri var ve bunların kendisi belge.
Bu durumda "yazdıklarım baz alarak” eleştirmemezlik
yapabilir miyiz?
Birçok yapılanmanın açıkça savunmadığı ama pratik
olarak başvurduğu yanlışlıkları var, darbecilerimiz de hileler eşliğinde
Partide darbe yaptığım hala açık yüreklilikle yazıp kabul etmiyorlar, diye
eleştirmemezlik yapabilir miyiz?
Açıktır ki hayır!
Sadece yazılı savunuları değil, pratikleri, anlayışları
yazılı olmayan duruşları da ideolojik bir yaklaşımdır. Doğrulara sahip
çıkılır, savunulur. Yanlışlara karşı çıkılır, mahkum edilir. Marksistlerin
yaklaşımı budur. Burada burjuvaziye karşı ideolojik, siyasi mücadele ile
halk saflarındaki yanlış anlayışlara karşı mücadele yönteminin temelde farklı
olduğunu vurgulamaya gerek bile olmadığı için geçiyoruz.
PS. "ÖG yalan ve iftira atıyor” diye attığı ara-başlık
altında suçlamalarına kanıt gösteremiyor. Bizden tek bir aktarma yapıyor dün
söylediklerimiz, yaptığımız belirlemeler bugün kendileri tarafından, başka özel
nitelemelerle ortaya konuluyor.
Neyle...
Karşı Devrimci Hücreyle' dememizi savunduğu şeylere
ömek gösteriyor ve aktarıyor.
Bu söylediklerimiz yüreklerine çok oturmuş olmalı ki başka
yerlerde de aktarıyorlar. Bu normaldir, bazı gerçekler bazılarına çok acı
gelir, yüreklerine oturur. Aslında yüreklerine oturan şey bizim ifadelerimiz
değil, gerçekliktir ve onun karşısında düştükleri zorluktur. O da bizim
sorunumuz değil, gerçekler karşısında ayak direyenlerin sorunudur.
Sayfa_106
Bizden aktarılan yerde PS ve görüşlerine yön verenlerden ne
bir aktarma var ne de alıntıymış gibi gösterilen bir yer var. Tamamen bizim
değerlendirmelerimiz var. O halde PS 'nin "alıntı dürüstlüğü” simsarlığına
soyunmasının yeri yok orada. Sahte bir pehlivan edasıyla hareket etmesine hiç
gerek yok.
Yukarıda bizden yaptığı aktarmaya karşılık "bugüne
kadar KDH'ye ilişkin bildiri ve de yazılarda olsun, sözlü polemiklerde olsun
hiçbir zaman hata, eksik ve başarısızlıklarının esas kaynağını KDH'ye
bağlamadı.” diyor, tabi bağlayamaz, Herşeyi "KDH”nin başı yaptı
diyemezsiniz, zira buna kimse inanmaz. Herkes siz neydiniz, o kadar mı
emireriydiniz, bu nasıl parti anlayışı diyecek ve siz ağır suç
ortağısınız, kendinizi sıyıramazsınız vs. diye tepki duyacak, hesap soran
olacak. Bunu biliyorsunuz. Bunu bildiğiniz için samimiyet
gösteremiyorsunuz ve hesabını vermemek için hiç hata
görmüyorsunuz. Sürecinize damgasını vuran mimarınız baş ajanın bütün
icraatında kusur görmüyorsunuz. Ne de olsa vaktinde baş ajan "bizde (DABK
kesimi) ideolojik zaaf yok ve yoktu” dediğinde en ufak eleştiri getirmeden,
adeta saygıyla başınızı öne doğru eğerek sesli ya da sessiz de olsa okeyleıniş halinizden
geliyorsunuz. Baş ajanın yetiştirdiği ve özellikle öne çıkardığı Sİ'nin
"bu Partide en son söz söylenecek olan Nihat'tır” diyen sözleri ve böyle
şekillenmiş kafalar elbette herkeste, heryerde kusur görür ama büyük
"önder"lerinin sürecinde olumsuzluk göymez. Olur mu hiç, kimin
yetiştirdiği önderler ki sürecinde hata işlesin ve görsün(!) önder dediğin
böyle olmalı(!).
Bu aktarmanın hemen devamındaki satırlarda bu süreçlerini
çok açık belirtiyorlar:
tam tersine geçmişi sadece olumlu yönüyle değil, olumsuz
yanıyla da savundu” diyorlar. Evet aynen böyle. Bu satırları okuyan ve duyan
herkesin tek kelimeyle "iyi halt ediyörsunuz” demek zorunda kalacağı açık.
"Dün söylediklerimiz, yaptığımız belirlemeler bugün
kendileri tarafından başka özel nitelemelerle ortaya konuluyor.
Neyle ...
KDH'yle” denilmesine öfkeleniyorlar.
"Yalan ve iftira” atılıyor diye bağırıyorlar.
Sözkonusu yazımızda darbeden sonra yayınlanan
yazımızda söylediğimiz bazı yerler aktarılarak yazılmıştır.
Şimdi darbe öncesi ve sonrası yaptığımız tahlil, tespit ve
belirlemeleri yeniden buraya aktarıp hatırlatmayı gerekli görmüyoruz.
Çünkü duymak istemeyenden daha sağırı ve görmek istemeyenden
daha körü yoktur.
Evet, belirlememizde yanlış yok. Sözlerimiz bir gerçekliği
ifade ediyor ve bir kez daha altını çiziyoruz. Bu gerçeklik bazılarını huzursuz
etse de gerçek olduğu yadsınamaz. Sorun, PS ve aynı çizginin sözde önderlerinin
hala kavramak ve kabul etmek istememesinden kaynaklanıyor, Hilesiz, hurdasızca
samimi olup, önyargılı olmadan gerçekten kavramak amacındalarsa sakin bir
kafayla yeniden okurlarsa söylediklerimiz birçok şeyi, bugün kendileri
tarafından "KDH"Ierinin, özellikle baş ajanın
Sayfa_107
faaliyetleri, fesatları, planları ve suçları arasında
saydıklarını göreceklerdir.
Bizim o dönem ideolojik ve siyasi olarak üzerine gidip
ortaya koyduğumuz görüşlerimizi o dönemin Partizan sayılarında okuyamayan, PS
ve "ideologları” yeniden bakmalı. PS'nin bugün KDH'lerine ilişkin
söylediklerine bakmalıdır. Adına "Kardelen Harekatı” dedikleri "operasyon”a
ilişkin yazdıkları ve PS 'nin 47. sayısında da yayınlanan yazıdan bazı belirgin
aktarmaları yapalım. Böylece okuyucu daha önce söylediğimiz şeylerle daha rahat
karşılaştırabilsin.
Daha önce yaptığımız belirlemelerin bazılarını bugün
kendileri değişik ifadelerle "KDH"lerinin anlayışları, planları ve
suçları olarak görüyorlar. Okuyucuda bu durumu görecek ve böylece "yalan
ve iftira” mı atmışız yoksa bu ithamların sahipleri mi o durumda daha iyi
anlaşılacaktır.
"KDH”, KHK tartışma sürecinden şu üç ana noktada
yararlanmayı düşünüyorlardı:
I ) KHK sürecinde Partinin dürüst ve kararlı kadrolarım
tasfiye ederek, kendi hakimiyetlerini darbeleyebilecek ya da engelleyebilecek
olanlardan kurtulmak.
2)
Partinin dürüst ve kararlı kadrolarının tasfiye edilmesi ile birlikte ajan ve
işbirlikçilerin biçimsel açıdan yoğun olarak işledikleri programcılık
mücadelecilik propagandasının da yardımıyla insiyatifi ele geçirerek yönelime
hükmetmek.
3)
Hükmedilen yönelim içerisinde ajan ve işbirlikçiler öne çıkartılarak merkez
komitesine seçilmeleri sağlanacak ve bu şekilde gayet doğal yollardan ... Parti
önderliğini ele geçirerek bütün partiye hükmetmek.” (abç) (PS sayı 47)
KDH'nin başını çeken baş ajanın plan, hedef ve bu yönlü
faaliyeti sadece bugün olan ve bugün ortaya çıkmış bir şey değildir. '94 öncesi
de böylesi bir çaba içerisindeydi, '94 komplocu darbesinde de aynı çabalarını
yürüttü ve görüldü. Sanıyoruz "daha önce bu tür en ufak bir faaliyeti
yoktu, sadece 'KHK' sürecimizde bize böyle yaptı” diyemezsiniz ve bunları da
diyecek kadar aklınızı kaçırmış olamazsınız.
Eskiden beri böyle bir komplocu, tasfiyeci faaliyet
içindeydi. Ve yazılarımızda bu yönlü hayli eleştirilerimizin oldüğü
görülecektir. Burada söylenenler bizim için "yeni” değildir. Polis olduğu
ortaya çıktığına göre demekki görevi sadece bir defalığa mahsus değildir.
PS sayı 47 'den aktarmalara devam edelim:
oysa oluşturulacak örgütün önüne Parti içerisinde
keskin programcılık propagandası... görevi konulup,... Parti programına
bağlılık noktasında yapıya güven vererek yükselmesinin ön zemini hazırlanacak,
tali olarak başvurulacak fiziki datbelerle bu unsurlara partinin ihtiyaç
duyması sağlanacak ve bu sayede kilit noktalara ulaşılacaktı.'
kadroların zaaf ve farklı düşüncelerini kullanarak yapı içerisnde teşhir
edilerek gözden düşürülmesini sağlayacaktı. "
"Bir başka görevleri ise bu süreç içerisinde parti içi
mücadeleyi yozlaştırarak sistemli olarak proletarya çizgisi adı altında
küçük-burjuva anlayış ve yöntemleri uygulamaya konularak insanların bunları
olağan sayması sağlanacaktı. Parti adım adım yozlaştırılırken. iç
çatışmalardan ve sürekli gerileyip yerinde saymaktan yorgunlaşan Partiyle
birlikte Parti kitlesi Partiden uzaklaşmaya başlayacak ve yapıya karşı inançsızlığı
geliştirilecekti. ”
"Parti önderliğine karşı güvensizlik geliştirmek
onların temel görevi ola cak, buradan da parti ile önderlik, önderlikle kitle,
kitleyle parti. partiyle diğer devrimci dost yapılanmalar arasındaki ilişkiyi
boznıa stratejisinin hayata uygulanmasının en önemli basamağı olarak
kavranacaktı.” (abç-sayfa 21)
Benzeri şeyler, ayrıca Nihat'ın ajanlık suçları içinde
sıralanarak şöyle söyleniyor: "Düşmanın partimizi burjuvalaştırarak
karşı-devrimin bir aracı haline getirme... Parti içerisindeki diğer ajan ve
işbirlikçileri harekete geçirme, denetleme ve istenilen düzeye gelmelerini
sağlamak, çalışma koşullarını oluşturmak, komplo ve suikastlerin hedeflerini
belirlemek...' olarak konuvor.
Yine, PS sayı 52'de (sayfa 20) baş ajan Nihat'ın faaliyetleri,
suçları hayli uzun maddelerle sıralanıyor.
Birkaç maddesini yine aktaralım:
"2- Halka karşı tavır ve davranışlarının tamamen
karşı-devrithe hizmet ettiği ortaya çıkartıldı.” (Tabana, kitleye. halka
kazanıcı, ikna edici ve eğitici davranma yerine hotzotçu davranma, onları sürü
görme, baskı ve şiddet yolunu ön plana alma yönlü eleştirilerimiz hatırlansın.)
"3- Partimizle, diğer devrimci örgütleri karşı karşıya
getirmede birinci derecede rol aldığı ortaya çıkarıldı. (Dost devrimci
örgütlere karşı-özellikle PKK, DHKP/C- yıkıcı davranış, onlarla çatışma eşiğine
getirme vb. yönlü eleştirilerimiz hatırlanmalı.)
"4- Parti ve ordu içinde hizipçi ve bozguncu faaliyet
içinde bulunduğu kanıtlandı.” (Parti ve ordu anlayışı, Parti ve ordudaki
tasfiyeci anlayış ve pratikleri, Parti bilinci, Parti işleyişi, kolektivizm
anlayışı ile hareket etmeme, bunlardan tamamen uzak, şef tipi etrafına
dalkavuk, emireri toplama mantığı vb. gibi yığınlarca eleştirilerimiz
hatırlansın.)
"5- İki çizgi mücadelesi adı altında, Parti kadrolarım,
parti programını savunmuyorlar suçlamasında bulunarak örgütsel tasfiyeye
gitmiştir. ” (Leninişt Parti anlayışından bihaber olduğu, parti içi mücadelenin
ne olduğunu kavramadığı, farklı görüşlere sahip, özellikle kendi anlayışlarına karşı
çıkanlar hakkında önyargı yaratıp "bunlar parti programını
savunmuyor", "şunlar revizyonist, seksiyoncu” vb. gibi yıpratma
faaliyetleri vb. yönlü eleştirilerimiz hatırlansın.)
"6- Parti içinde böl-parçala-yönet politikasında
profesyonel... olduğu... ” (Organları, kadroları, kurumlan nasıl yıprattığı,
işlemez hale getirdiği, bölüp parçalayıp tasfiye etme girişimi içinde bulunduğu
yönlü eleştirilerimiz hatırhansın.)
"20- Komünist partisi ile halkı karşı karşıya getirmeye
çalışmak...” (Anlayış, yaklaşım ve pratik davranışlarıyla kitlelerin partiye
güvensizliğini getirmektedirler, kitle çizgisi, politikası fokocudur vb.
eleştirilerimiz hatırlansın)
"24- Partide tek adam olmak için,... diğer kadrolar ve
üyeler hakkında anti-propağanda görevini...” yapmak. (Komploculuğu,
kariyeristliği, şef tipi örgüt yaratma amacı ve tavrı, ideolojik ve siyasi
olarak karşısında tutunamadığı, önünde engel gördüğü kişileri ve yönetici
kadroları olmadık korkunç senaryolarla yıpratıp emellerine ulaşmak ve kadrolar
nezdinde, Parti kurumlarını yıpratmayı amaçladıklarını, dedikodu, şaibe
yaratma, yozlaşma ve çülüme göstermelerine ilişkin eleştirilerimiz
hatırlansın.)
27- Parti kararı gereği parti içinde. ordu içinde ve halka
karşı dayak yasak olmasına rağmen bu kararı çiğneyerek parti içinde, ordu
içinde ve halka dayak atarak dayağı meşrulaştırmaya çalışma faaliyeti”
(Özellikle ordu içinde küfür, dayak atma, şiddeti dönüştürme aracı haline
getirme, bunun anlayış düzeyine gelmesi, lümpen kişilikli, despot hotzotçu ve
dayatmacı oldüğü, kendini parti, tüzük kural, işleyiş vb... üstü görme anlayış,
tavır ve tutumlanna yönelik eleştirilerimiz hatırlansın.)
Şimdi sormak lazım; darbe öncesi. sırası ve sonrası üzerine
bu yönlü yığınlarca eleştirilerimizi niye kabul etmediniz de, bugün önemli bir
kısmını Nihat'ın amaç ve fiili suçlan olarak sayıyorsunuz? Bununla
söylediklerimizin, eleştirilerimizin doğruluğunu kabul etmiş ve bir kısmını
"Nihat'ın suçları” olarak sıralamış oluyorsunuz.
Ama bir bütün olarak boyutunu ve ideolojik-siyasi
boyutunu ele alamıyorsunuz. Oysa bunu yapmak zorundasınız.
Aksi halde, ya bu sıraladığınız şeylere kendinizde inanmıyor
veya kavramadan koymuş durumuna düşmüş oluyorsunuz ya da tamamen bu sürecinizin
sorumluluğundan kendinizi sıyırmak amacıyla, olan tüm olumsuzlukları Nihat ' a
yıkma çabası içinde olduğunuzu kanıtlamış olursunuz... Evet, görüldüğü gibi,
bizim "Dün söylediklerimiz, yaptığımız belirlemeler bugün kendileri
tarafından başka özel belirlemelerle ortaya konuluyor...” dememizde yanlış bir
şey yok.
PS ve zavallı önderleri yersiz ve boşa öfkeleniyorlar.
Yukarıdaki şeyleri söyleyenler, kabul edenler ve bunları bir ajan suçları
olarak sıralayanlar, bugün kendileridir. Demek ki, "yalan ve iftira” atan
da yok, tersine kendileri de bunları kabul ediyor. Bizim o zaman
söylediklerimiz de ortada. Biz genelin güveninden dolayı ve yılların sürecini
bilmediğimiz için onların ajan yönünü (bazı yoldaşlarımızın kafasında soru
işaretleri olsa da) bilemiyorduk.
Ancak, anlayışları, politikaları, yozlaşmış kişiliği,
yöntemleri, tavır-tutum ve pratik yaklaşımlarını ve neye tekabül ettiğini
eleştiriyorduk. Baş ajanın nezdinde temsil ettiği bir çizgiyi eleştiriyordük.
Bugün eleştirilerimizin bir kısmını yukarıda görüldüğü gibi sıralıyorlar, kabul
etmiş oluyorlar. Ve baş ajanın amacı, hedefi ve suçlan arasında sayıyorlar.
Kendilerini de "ustalıkla” (aslında acemilikle, suçluluk psikolojisiyle)
işin içinden sıyırmaya çalışıyorlar, temize çıkacaklarını sanıyorlar. Ama
boşuna! Olmaz böyle şey!...
Öyle bir hava veriyorlar ki, sanki baş ajan sıradan biri.
Öyle bir amacı varmış ama yetkin ve etkin olmadığı için sıraladıkları şeyleri
pratiğe dökme imkanı olmamış. Başından beri ajan olarak girmesi yüksek ihtimal
ama en azından 89'dan itibaren ajanlığı kesin olsa da o gü ne kadar, özellikle
de 94 ayrılığında bu icraatları göstermemiş gibi es geçiliyor.
Sanki sadece son dönemde bu sıraladıkları pratikleri
sergilemiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Bu, en hafif deyimiyle; samimiyetsiz
bir tavırdır. Ağaca bakıp ormanı görmemenin ta kendisidir.
PS ve anlayışına yön veren kalemşörler aslında zor
durumdalar. Kasıklarını zorladıkları her hallerinden belli oluyor ve biliniyor.
"Baş ajan bu suçları öteden beri işliyor, partiye hayli zarar veriyor,
yıllardır bizi peşinden sürükledi, parmağında oynattı, 94 komplocu darbeyle
parçalamaya kadar götürdü, biz de göremedik, suçlarına ortak olduk, genel
hattıyla her şeyine baş salladık, Parti tarihinin en ağır suçunu işledik” vb.
diyerek öz eleştiri yapmalan gerekiyor, olmuyor, yapmıyorlar.
Bunu yapmaları için dürüst olmaları lazım, dava karşısında
samimi olmaları lazım, o da yok. Olmadığı için hep parti tasfiyeciliğine ya
prim vermişlerdir ya da kendileri yapmışlardır.
Bu tavırlarını hala sürdürüyor ve olumsuzluklarını
hala kabul etmemekte ayak diriyorlar. Diğer taraftan 87 'de (tali de
olsa) ve özellikle 94 'teki parti tasfiyeciliğinde baş ajanın esas belirleyici
rolünü görmemek, kendilerinin de figüran olduğunu görmemek ve kabul etmemek
için baş ajan için "ajan değildi” ya da "o zamanlarda ajan değildi”
diyecekler, o da olmuyor, sopanın her iki ucunun pis olduğunu görüyorlar.
Kendilerine göre ellerine bulaşmasın diye ortasından
tutmaya çalışarak baş ajanı ideolojik, siyasi, örgütsel-pratik olarak damgasını
vurduğu sürecinden kopararak ajan olduğunu açıklıyorlar.
Kendisi ajan, ama sürecine laf yok(!) "Dün
bizimdi” , "sadece olumlu yönüyle değil, olumsuz yanıyla da
savunuyoruz” diyorlar. Ama bu sopayı tutuş biçimi sağlam bir tutuş değil.
Açıktır ki eninde sonunda hayat bir ucundan tutturmak zorunda kalacaktır. Ama
bir kez daha diyoruz; kendiliğindenci olmayın!
PS ve kalemşörlerinin burada şu sorulara açık ve net bir
şekilde yanıt vermesi gerekiyor:
'94 darbesini "KDH”nin başarılı bir planı olarak
görüyor musunuz?
Buradaki rolünüz nedir, nasıl görüyorsunuz?
Hangi sınıf bakış açısı, hangi MLM kriterlerle ifade
edeceksiniz?
'94'te Nihat mı emellerinize alet oldu, yoksa siz mi Nihat'm
emellerine alet oldunuz?
Görülüyor ki bu durumda elinizdeki bu sopa temiz değil, her
iki ucu pislikli sopa, hangi tarafa el atsanız eliniz pislenecektir. Bu
durumuyla da uzun süre ortasından tutma çabası yürütemezsiniz. Elinizde
tuttuğunuz sürece mutlaka eliniz pislenecektir.
Evet, bununla beraber sıkıyönetim paşalarının emirlerini
andıran o tehditler teslim olma çağrıları, tutuklamalar, ölüm kararları,
silahsızlandırmalar, kaçırma, sürgüne tabi tutma, büro basmalar vb. sizlere
rağmen mi oldu?
Bu sorulara yanıtınız evet ise;
bu, baş ajan Nihat'ın tek hakimiyetinin itirafı olmaz mı? Bu
sorulara yanıtınız hayır ise; bunları yaptığınız için bir 'Kardelen
Hareketi”nizi siz de hak ediyorsunuz veya hak edeceksiniz!
Çünkü, suç olarak sıraladiğınız birçok şeyin altında imzanız
var.
Kafası Karışık Olan, Sorunların
Birbiri ile Bağlantısını Kavrayamaz, Doğru Şekilde Ele
Alamaz, Doğru ifade Edemez!
"Karşı Devrimci Hücre”lerine ilişkin PS 'de birkaç
sayılık yazı çıkınca o yazılar üzerine yazdığımız yazı içinde "herşey
karmakarışık, sapla-saman birbirine karıştırılmış” dememizi eleştiriyor,
"güvensizlik ilan” ettiğimizi, "öznelci” düşündüğümüzü ve "art
niyetli bir yaklaşım tarzı” gösterdiğimizi söylüyorlar. Oysa ne "öznelci”,
ne de "art niyetli bir yaklaşım' ımız var. Sorun bizden değil
kendilerinden kaynaklanıyor. Karmakarışık bir görünüme sokan kendileridir.
Önce şunu belirtelim: Sorunları ele alırken samimiyetle,
doğru bir kavrayışla ele almalı, doğru çözmeli, doğru ifade etmeli. İçerik
neyse biçim de ona uygun olmalı, ona uygun ifade edilmelidir.
Bu açıdan "KDH” isimlendirmesi gerçeği tam ifade
etmiyor.
Çünkü bu ajanlar tek bir hücre değil, bir hücrede örgütlü
değil, bir hücre olarak sızmış veya sonradan kazanılmış bir hücre veya örgüt
içinde bir hücre olarak birlikte hareket etmiyor.
Örgütün değişik hücrelerinde, değişik alanlarında
yuvalanmış (sızmış veya sonradan satın alınmış) karşı-devrimciler.
Organik ilişkileri de yalnızca baş ajan üzerine
sürmüyor. Bir alanda olanların polisle doğrudan ve ayrıca birbirleriyle organik
bağları olabilir. Örgüt içerisinde birbirlerini kolIamak için referans verilmiş
olabilir, çoğu baş ajanın soktukları olmasının ötesinde hemen hemen hepsinden
baş ajan haberdar edilmiş olabilir. Ancak bunlara bir hücre
anlamında "KDH” denilmesi eksiktir.
Bunun yerine gerçek durumu ifade eden "Karşı-Devrimci
Faaliyet” veya "Karşı-Devrimci Ajan Örgütlülüğü” şeklinde ifade edilmeliydi.
Bu karışıklık diğer şeylerin yanında elbette önemsizdir.
Ama, olgular doğru ifade edilmelidir.
"Sapla-saman(ın) birbirine karıştırılması” noktası şu:
"KDH” ve "tasfiyeci hizip" dediklerini kimi
yerde aynı, iç içe, kimi yerde ayrı gösterirken zorlanıyorlar. Bunlar ifade
edilirken karmakarışık hale getiriliyor.
"Henüz KHK öncesi KDH üyesi oldukları
anlaşılanların da yer aldığı bir hizip faaliyetliliği içerisinde bulunmuş, bu
hizip faaliyetiyle partinin dürüst ve samimi kadrolarını tasfiye ederek
yönetimi ele geçirmeyi hedeflediklerini sonradan itiraf etmişlerdi. ” (abç)
"Hizibe yüklenen esas misyonun, Partimizi
karşı-devrimin bir aracı haline getirmeye çalışan KDH üyelerini gizlemek ve
çalışmalarında destek olmak... bu hizibin de sözkonusu amaca ulaşmak için KDH'
nin güdümünde geliştirildiği ifade edilmiştir.” (abç, PS sayı 44, sf:24)
Bazı tasfiyeci hizip üyelerinin de soruşturma ve
sorgulamaya dahil edilmelerini ve bütün tasfiyeci hizibin KDH ile olan
ilişkisinin tam anlamıyla ortaya konulması için özel bir çalışma
yürütülmesini...”
"Örneğin tasfiyeci hizip üyesi olduğundan ve
belirtilen faaliyetleiinden dolayı ihraç edilen bir unsurun KDH üyelerini
kaçırmayı planladığı ve bu amaçla oluşturmaya yöneldiği yine aym hizip
üyelerinden bir unsur tarafından somutlanarak itiraf edildi.
Keza, bu unsur da aynı zamanda kendisinin bir
işbirlikçi olduğunu ve görevinin provokatörlük olduğunu... itiraf etti.' (abç,
PS, sayı 44, sf:25)
"KDH ve tasfiyeci hizibe karşı geliştirilen
mücadelemizin...''(PS sayı 47, sayfa 18)
Tasfiyeci Hizip yapılanması içerisinde yer alanlara
düşmanca, düşmam güçlendiren söz, davranış ve çalışmaları KDH üyelerinin net
olarak belirlenmesini zorlaştırmaktaydı. Kaldı ki, hizip örgütlenmesini
bilinçli olarak geliştiren düşmamn... ' (sayfa 16)
"Tasfiyeci hizip yapılanmasını ve bu yapılanmaya
yüklenen misyonu açıklayan Eriş (Nurten Eriş)". (denmesi de hatırlansın)
(abç) (sayfa 19)
Ayrıca, tasfiyeci hizip üyesi öne çıkan iki unsurun
(birisi Bahar kodlu Ayşe Eski'dir)” deniliyor zaten.(Sayfa 19)
Partimiz içerisinde faaliyette bulunan düşman
unsurlarını, bu unsurların faaliyetlerine destek sunan küçük burjuvalara karşı
bir operasyon şekline büründürülmüştü.” (abç, sf: 16)
PS 'nin 44 ve 47. sayılarını okuyan ve durumu bilmeyen
"tarafsız” bir okuyucu şu izlenimi ediniyor:
"Bir takım sürtüşme ve hesaplarından dolayı bir taraf
diğer tarafı tasfiye edip üstesinden gelmiş. Kimini şöyle ve ki mini
böyle değerlendirerek 'sorunu çözüyor' yargısına varıyor. Böyle bir atmosferi
çağrıştırmak için "KDH” dedikleri ve "Tasfiyeci hizip” dediklerini
kimi yerde aynı, kimi yerde ayrıştırmaları bir kavrayışsızlıktır ve kafa
karışıklığını yansıtmaktadır. Burada sorun öfkelenmesi gereken bu karışıklığı
belirtenler değil, karışıklığ: yaratanlar olmalıdır. Onlar kendilerine öfke
duymalıdırlar.
Yukarıdaki aktarmalardan görüldüğü gibi, hem aynı
görülüyor ve hem de ayrı bir organizasyonmuş gibi ele alınıyor ve böylece
sapla-saman birbirine karıştırılıyor.
Oysa, açıktır ki bunlar ayrı değil, birdir.
Bir tarafı "tasfiye hizip” şeklinde ele almak doğru
değildir. Olan şey; anlaşıldığı kadarıyla KHK tartışma sürecinde belli sorunlar
üzerinde bir saflaşma var. O güne kadarki "büyük önder”lerine
sadakat gösteren belli kesim yine sadakatini gösteriyor.
Soruşturmalara başlanınca doğal olarak baş ajan harekete
geçiyor, ajanlar ve "büyük önder”lerine sadakatle bağlı kalanlar,
güvenenler elbette ona sahip çıkmanın yollarını arıyor ye arayacak. Bunlar
içinde ajan olanlar da var ve çıkarılıyorlar, diğerleri de "büyük önder”lerinin
durumunu bilmeyen ve baş ajanın etkisinde kalanlardır.
KDH sorgulamaşını yürütenlere demek ki pek güven duymayan
unsurlardır. Bunları; baş ajan, şebekesiyle birlikte durumlarını kurtarmak için
kullanıyor. Onlar da oyuna gelmiş oluyor. Nitelik ve boyutunu
bilmedikleri bir amaç ve plan içinde yar almış oluyorlar. Durumun bu olduğu
açık. Sorunun niteliği, fonksiyonu ve birbirleriyle bağlantısını, ilişkilerini,
birbirleri karşısında duruşlarını vb. materyalist bir mantıkla ele almak yerine
"KDH'nın güdümünde geliştirildiği” , bu amaçla oluştur”ulduğu söylenmesine
rağmen, diğer taraftan "hizip örgütlenmesi 'olduğu” şeklinde yansıtmak
"sapla samanı birbirine karıştır”arak ifade etmektir.
Öyle bir durumda bazılarının o güne kadar toz kondurmadığı
"büyük önder”ine yönelik bir girişim olunca dünyasının şaşması, "en
büyük önder”lerini kurtarmak için herşeyi yapmaya hazır olması ve bu durumda
bunların ajanlarca tahrik edilip kullanılmaşında şaşılacak birşey yoktur. Bu
anlaşılmayacak bir durum değildir. Böyle bir durumu "tasfiyeci hizip
faaliyeti” olarak değerlendirmek bir kavrayışsızlıktır. Gerçek durumu ifade
etmez. Bir şeyi ifade ederken, kullanırken yerli yerinde kullanmak gerekir.
Geç de Olsa, Samimi Olmak,
Gerçekleri Görmek Ve Kabul Etmek
Kimseyi Küçültmez,
Meziyet Sahibi Yapar.
Deneyin; Hiçbir şey Kaybetmeyecek, Aksine Kazanacaksınız!..
PS ve kalemşörleri eleştirilerimizden rahatsızlık duyuyor.
Bu normaldir. Tersi olsaydı şaşırırdık. İdeolojik-siyasi meselelerde
oportünizmin ruhunu okşayacak tavrımız olamaz. Haliyle hoşlarına gitmeyecek,
huzursuz
Sayfa_114
olacaklar ve köpüreceklerdir. "Çevresini Yalan, Yanlış
Şeylerle Motive Edip TKP(ML) Düşmanlığı Geliştireceğine” diyor ve bundan
vazgeçmemizi istiyorlar.
Neyin üzerine:
ÖG'de çıkan "Tarih ve bilim karşısında "Maoist”
önderliğin Hali” başlıklı yazının '94 darbesiyle birlikte kamuoyuna
yayınladığımız yazılarda yürüttüğümüz eleştiriler ve belirlemelerden bazı
yerleri aktarmamızdan ve o çerçevede belirttiğimiz eleştirilerden rahatsız
oluyorlar.
"Ya bölünmelere yol açmayın, 'zehirli
silahlar' kullanmayın ya da daha sonra zehirli kılıçları çekilmiş olanların
zehirli kılıç darbelerinden ölmesinden şikayet etmeyin! !” (Lenin)
Bütün engelleyici olumlu çabalarımıza rağmen, başvurdukları
komplocu darbeciliğin altında yatan ve ona yön veren ideolojik siyasi
anlayışların temel farklarını hala kavramıyorlar. Bir dizi konudaki anti-MLM
ideolojik hattının, yozlaşmalarının yarattığı tahribatın oluşturduğu uçurumun
hala farkında değiller.
"... Ayrılığa kılıfladığı gerekçeler örgütsel ayrılığı
gerektirecek ideolojik ve siyasi konular mıydı?” diyorlar. İyi de bunu
kendilerine sormaları gerekiyor.
Burada darbeci-tasfiyeciliğe başvuranların ve ayrılığı
dayatanların kendileri olduğunu unutuyorlar. Diğer taraftan ayrılığa başvurmaya
kaynaklık eden ve yön veren ideolojik-siyasi çizginin üstesinden gelinemez
miydi?
Gelinebilirdi.
Bu tamamen kendilerine bağlıydı.
Samimi, dönüşmeye açık, sorunları bilimsel ve doğru
yöntemlerle çözme bilincinde olsalardı bölünmeye götürmeden Parti
ideolojik-siyasi, örgütsel-pratik sorunların üstesinden gelmek için hayli aşama
katederdi ve aşılırdı da.
Eleştirilerden rahatsız olunuyor. Eleştirmememiz isteniyor.
"Niye ayrıldik. neden bu ayrılıkların teorisini yapıyoruz ve niye
"düşmanlık geliştiriyoruz” diye çıkışıp, ideolojik-siyasi farkları,
eleştirileri ileri sürmememiz isteniyor. İdeolojik-siyasi mücadele yerine
"uzlaşma”, ideolojik-siyasi "barış” politikası izlememiz isteniyor.
"Dokunma bana, dokunmayayım sana” anlayışıyla
hareket etmemiz isteniyor.
İyi de bu uzlaşmacılıktır, ortayolculuktur,oportünizmdir.
Bazıları ilkesiz, belkemiksiz olabilir,ama biz öyle
değiliz ve olmayacağız. Dolayısıyla, kendileri gibi olmamızı beklememelidirler.
Aslında burda, "Niye ayrıldık?”, "ayrılacak ne
vardı?” vb. gibi dün ne yaptığını bilmeyen, özeleştirisini yapmayan ve dün
yaptıklarını unutan, bugün ise görünüşte "birlikçi” duygulara hitap
ediyorlar.
"Parti birliği”ni savunuyorlar ve istiyorlar görünümü
vermeye çalışıyorlar.
Bununla, bir yandan yaptıklarını ve bugüne kadarki
samimiyetsizliklerini gizlemeye, unutturmaya çalışıyorlar. Diğer yandan
üzerlerine gidilmesini önlemeyi, eleştirilerin önünü tıkamayı hesaplıyorlar.
Ancak bu yaklaşımların arkasında stratejik bir hile yatıyor.
Bunlar geçmişte de öyle yapmıştı. '92 Nisanında "birliğe” geldiklerinde
bir-iki nokta hariç oybirliği ile kararlara imza attıktan sonra üç ay geçmeden
SB toplantısını terketme eşiğinde ayrılığı dayattılar.
Ondan da üç ay sonra yine resmen GBMK toplantısında
ayrılık çağrıları yayınladılar.
Daha sonra;
(I. OPK, ertesi vb.) birkaç defa yine benzeri durumların
eşiğinden dönenlerdir. İdeolojik-siyasal vb. sorunlarda, şu veya bu konularda
aynı belkemiksizliği yine göstermişlerdir. Ciddi sorunlarda dik durmasını
bilmeyen ve beceremeyen bu unsurları tanımayanlar, siyasal deneyimden yoksun
olanlar, onların yanıltıcı söylemlerini "samimiyet”lerine veya
"olumlu' 'lüklarına işaret sanabilirler.
Ama bu doğru değil. Kesin bir yanılgı olur, hem de tarihi
bir yanılgı olur. Ayrıca, bizim buna kamımızın tok olduğunu unutmamalıdırlar.
Onların maskesini düşürmeliyiz. ikiyüzlü, samimiyetsiz sahtekarlıklannı
sergilemek boyun borcumuz olmalıdır. Bizi hiçbir arabesk yakarışları, siyasal
gerçekleri onların olumsuzluklarını ortaya sergilemekten vazgeçirmemelidir.
Onların bu tavır ve yakarışlarının stratejik hileleri için
zaman kazanmaya yönelik ikiyüzlü çabalar olduğunu açık bir şekilde görmeliyiz
ve unutmamalıyız. Timsah gözyaşları dökmeleri kimseyi yanıltmamalıdır.
Ayrılığın yanlış olduğu, anlam veremedikleri, bunun davaya, partiye-devrime,
kitlelere zarar verdiği yönündeki yakarışları kimseyi yanıltmamalıdır. Bunu
telafi etme konusunda samimi olan komplocu tasfiyeci kliğin hesabını verir,
özeleştiri yapar.
O zaman proletarya davasına, partiye, halka karşı sorumluluk
duyduklarını ve partide birleşmelerine samimi olduklarına inanılır.
O zaman komünistlerin birliğinden bahsedilebilir.
Sağlam bir birlik bunun üzerinde olur.
Sağlam birlikler ideolojik mücadele sonucunda ideolojik
birlik ve bunun sağladığı güven ilişkileri üzerine olur.
Biz partide birliği, komünistlerin birliği olarak
algılıyoruz.
Komünistlerin birliği, komünist ideoloji üzerine, bunun
ilkeleri üzerine olur.
Samimiyet, gerçek yoldaşlık ilişkileri, özveri ve
davanın yükünü azim ile omuzlamayla olur...
Açıktır ki, darbeyle tasfiyeci ayrılığını ilkesel olarak
savunamayınca, savunacak haklılığı olmayınca, dürüst bir ayrılık (bölünme)
gerçekleştiremediğini görünce bir taraftan her türlü bölünme yanlışmış gibi bir
yaklaşım yaratmakta diğer taraftan çizgi olarak fikir ayrılıklarını gizleyerek,
üstünü örterek, göz kırparak, uzlaşmacı bir yaklaşımla, entrikacılığını
gözlerden saklayarak "birlikçi” pozlarına bürünüyorlar.
İdeolöjik birlik ve samimiyet üzerine oturmayan
uzlaşmacı sahte barış yaklaşımlarıyla gülücük atıyorlar. Bu tamamen sahte,
ikiyüzlü bir tutumdur. Ve serzenişte bulunmaları tamamen sahtekarlıktır,
ikiyüzlülüktür.
116 devamı var...
4_ Tarihimizden Notlar_"Önyargılar Gerçeğe
Cehaletten Daha Uzaktır”
Sahte Maoculukla, Maoculuğu Kimseye Bırakmıyorlar
İşçi sınıfının bilimi olarak Marksizm, ortaya çıkışından bu
yana burjuvazinin cepheden açık saldırılarına maruz kalmıştır ve burjuvazi
varolduğu müddetçe de bu saldırıları sürdürecektir. Karşı-devrim, cepheden
saldırılarla yetinmemiştir
Marksizmi çürütemeyince, etkisizleştiremeyeceğini
gören burjuvazi cepheden saldırılarının yanısıra "içte”de yürütmeye
ağırlık vermiştir.
"Marksist saflarda” gözüküp, Marksizmi savunma kisvesi
altında Marksizme saldırma yolunu benimsemişlerdir.
Bu yol daha avantajlı ve etkili gelmiştir.
Özellikle küçük-burjuva tabakalarından Marksist
saflara gelenlere dayanarak ve saflarda etkilenen veya ideolojik saldırı ve
alışkanlıklarıyla bozduğu çevreler vasıtasıyla Marksizm bayrağını sallayarak
Marksizme saldırmışlardır.
Onu revizyondan geçirerek ehlileştirmeye yani burjuvaziye
zararsız hale getirmeye, bulanıklaştırmaya, yolundan saptırıp güçsüzleştirmeye
ve Böylece başarısızlığa uğratmaya çalışmışlardır.
Marksizm tarihinde Marksizme en büyük saldırılar
"Marksizm saflarında” gözükenler tarafından ve içte verilmiştir. Bir başka
deyimle en büyük ihanetler ve darbeler' Marksist saflarda ve içten alınmıştır.
Dolayısıyla sınıf bilinçli proleçarya bunun bilincinden
hareketle ideolojik-siyasi olarak uyanık olmak zorundadır. Özellikle son 40-50
yıllık UKH deneyimleri ortadayken, bugün her zamankinden daha çok uyanık
olmalıdır. Kimin neyi nasıl kavradığına, nasıl yetiştiğine, amacına ve
samimiyet derecesine iyi bakılmalıdır.
Bir şey etkili bir şekilde en iyi içten
bozulabilir, içten yıkılabilir.
Özellikle ideolojik-siyasi konularda. Bunun bilincinde olan
burjuvazi sahte KP'ler ya da sahte Marksist örgütler kurmaktan tutun,
Marksistlerin savunduğu görüşleri biçimsel bakımdan savunup (eşitlik, özgürlük,
demokrasi, insan hakları vb. vb.) onların içeriğini boşaltarak, yozlaştırarak
onlara ilgiyi azaltmaya, Marksist geçinen küçük-burjuva parti ve örgütleri şu
ya da bu ölçüde desteklemeye, etkilemeye, bunların "Marksizmi” savunma adı
altında onu bozmaya, yolundan saptırmaya ve teşvik etmeye kadar; oradan
komünist saflara gelen ama henüz dönüştürülmemiş küçük-burjuva unsurları
etkilemeye, fiili ve ideolojik saldırılarıyla saflarda sallantıya, karamsarlığa
düşen zayıf unsurları etkilemeye bu tip unsurlar üzerinden çeşitli yollarla
örgüt tasfiyeciliği yapmaya, onların Marksist-MLM maskesi altında komünist
harekete saldırılarına ve dahası komünist hareket saflarında etkilediği,
bozduğu-dejenere ettiği unsurların Marksizme-MLM'ye saldırılarına kadar.
Bunların, burjuvazinin doğrudan ve dolaylı ama aynı cephenin MLM bilimine karşı
yürüttüğü saldırı yöntemleri olduğu unutulmamalıdır.
Burjuvazi en etkili saldırılarını Marksist maskeye bürünerek
sürdürmüştür.
Tarihi deneyler buna örnektir.
Bir dizi gelmiş geçmiş sahte "Komünist Parti”
ortada. Bernstain, Kautsky, Marksizmi "savunma” maskesi altında Marksizme
karşı savaşmışlardır; Troçki vb. akımlar Marksizme (Leninizme) "sarılarak”
Marksizme-Leninizme karşı savaşmışlardır; Tito, Togliatti, Thores, Kruşçev'e
kadar Marksizmi-Leninizmi savunur gözüküp bu maske altında saldırmışlardır;
Liu-Şao Şi, Deng-Siao Pinğ ML'Yİ dahası Maoizmi 'savunma” maskesi
altında MLM'ye karşı burjuva cepheden saldırmışlardır.
Enver Hoca'nın dönekleşmesiyle ML maskesi altında Maoizm
nezdinde MLM'ye burjuva cepheden saldırmışlardır. Lin Piao en keskin Maoculuk
adı altında MLM'ye burjuva cepheden saldırmıştır.
Burjuvazi ve burjuva cepheden çeşitli maskelerle ortaya
çıkan anlayışların yabancısı" değiliz ve biliyoruz. PS ve
anlayışına yön veren çevrede bu cinsten bir çizgidir.
Özellikle Lin Piao gibi Maoculuk üzerine yemin billah
etmeleri hiç de onların gerçek Maocu olduklarını göstermez. Bununla hiç
de menşevik ve aynı zamanda Hocacı anlayışta olduğunu gizleyemezler.
PS ve anlayışına yön verenler bir suçlunun suçüstü
yakalanmasının telaşıyla hareket etmesi gibi davranıp kendilerinin Maocu
olduğunu başkalarının (haliyle bizim) "Hocacı P. anlayışı”nda olduğumuzu
iddia ediyorlar.
İddia kolay da gerçeği ifade ediyor mu ona bakmak lazım!
Kimin anlayışı ve bugünkü pratiğiyle bağdaşıyor, buna
bakıldığında kendilerinin bu durumda olduğunu çok rahatlıkla görebiliyoruz.
Maoculuk maskesi kullanmaları anlayışlannı ve bugüne kadarki pratiklerini
gizleyemiyor, tersine bu durumlarına rağmen hala ikiyüzlüce şarlatanlık
yaptıklannı gösteriyor.
Menşevik, anarşist ve Hocacı nitelikle anlayışlarına Maocu
kılıfı geçiren PS ve anlayışa yön verenler "niye ayrıldık;
neden bu ayrılıkların teorisini yapıyoruz?
hem de bunu Maoculuk adına yaparak...” diyor.
Dün '87 'de başvurup, doğru görüp, sonradan yanlış görenler,
dün '94'te baş vurup doğru görüp, bunu onaylayanlar kendileri değilmiş gibi
"yanlış görüyor”lar ve "neden bu ayrılıkların teorisini yapıyoruz”
diyorlar.
'87 ' de doğru gördünüz ki başvurdunuz ve yıllarca
savunup sürdürdünüz. Sonra ayrı kalmanın yanlış olduğunu belirtip birlik
sağladınız ve "birlik” halinde iken sürekli ayrılığın çabasını yürüttünüz
ve '93 sonlarında planlarınızda "%90” başarılı olacağınızı, "hangi
tüzük beni bağlar ona şaşarım” gibi söylemlerle '94'de başvurduğunuz
"kilit noktalar”ın, ‘'revizyonistlerin elinde” olduğunu, "bir yıllık
sürece damgasını vuran” revizyonistler olduğunu söyleyerek "kültür
devrimi” naralarıyla darbeci ayrılığa başvurdunuz.
Doğru buldunuz ve sürdürdünüz. Bugün de "neden bu
ayrılıkların teorisini yapıyorsunuz” diyorsunuz.
İyi de hangi halinize inanalım, hangi halinize güvenelim.
Madem yanlış, bunun suçlusu ve sorumlularının hesap
vermesi gerekmiyor mu?
Niye yapmıyorsunuz?
Bunu yapmadan konuşmak ikiyüzlülük değil mi?
Nasıl güven verebilir bu yaklaşımlar?
"Ayrılığa kılıfladığı gerekçeler örgütsel ayrılığı
getirecek ideolojik ve siyasi konular mıydı?” dedikten sonra "eğer bir
grup oluşturdun mu veya bir iki noktada (o da ilkesel olmayan) ayrılığın varsa,
hemen örgütsel ayrılığa gitmenin doğru olduğu teorisi”nde olduğumuzu iddia
ediyor.
Böyle bir anlayışta olmadığımızı kendileri de biliyorlar.
Ne belirttikleri gibi bir anlayışımız var, ne de
yazılı haliyle gösterebilirler. Böyle bir pratiğimiz de olmadı. O halde,
uyduruk ve kendi içinde olan kendilerinin gösterdiği böylesi pratiği bize
yakıştırmak ciddiyetle bağdaştırılamaz.
"Böyle Maoculuk olmaz!” diyorlar.
Tamamen katılıyoruz.
Böyle bir anlayışla hareket etmek Maoculukla bağdaşmaz.
Fakat PS 'nin kendi anlayış ve pratikleriyle
kıyaslamadan böyle yazması ciddi ve aklı başında bir davranış değildir.
Ve PS biraz genelleştirerek ve bizim kendilerine bu yönlü
eleştirilerimiz üzerine şöyle yazıyor:
"Hocacılık ve Maoculuk bir arada yürümez.
Çünkü her ikisinin Parti içi sorunları çözmedeki bakış
açıları farklıdır.
Bu ayrılıkların ve hizipleşme yaratılmasının bunca bol
olmasının nedenlerinden birisini Hocacılıktan ayrı ele alabilir miyiz?
Bizce ele alamayız.
Çünkü Hocacı anlayış sahipleri farklı düşündükleri
noktada ne merkezin disiplinine ne de muhalif düşüncelere tahammül etmez.
Birisini atarken diğerine karşı ayrılık örgütler.
Hocacılık'ta ideolojik mücadele yerine örgütsel
tasfiyecilik ve ayrılık esastır.
Kısaca, ÖG bu konuda TKP(ML)'ye çamur atıyor.'
diyorlar.
Bunları söylerken kendilerinin böyle bir anlayışta
olmadığını ve kendileri dışındaki grup ve yapıların tamammın böyle olduğunu,
dahası özgülde bizim böyle bir anlayışta olduğumuzu söylemiş oluyorlar.
Kendilerine de "çamur” attığımızı söylüyorlar.
Tam bir yavuz hırsız misali!
Oysa daha önce çeşitli dönemlerde çeşitli yazılarda
vurguladığımız gibi (burada yeniden üzerinde durmayacağız) süreçlerine
bakıldığında bu anlayış ve pratik içinde oldukları geniş devrimci çevrelerce
bilinip gözlemlenmektedir.
Buna rağmen şimdi "keskin” Maoculuk kılığına
bürünmeleri kendi gerçekliğini değiştirebilir mi?
Bu durumda olduklarını gizleyip temize çıkarabilir mi?
Hayır çıkaramazlar!
Açıktır ki sahte Maoculukla Maoculuktan bahsetmek PS ve
kalemşörlerini gerçek MLM yapmayacaktır.
Ve bunu da kimseye yutturamayacaklardır.
PS ve kalemşörlerinin gerçekte Maocu olmak gibi bir
niyetleri varsa samimi olmak zorundalar, bu baş koşuldur. Kendilerini
ciddiyetle sorgulayıp özeleştiri yapmalıdırlar. Bundan korkmamalıdırlar.
Korkunun onları kurtaramayacağını bilmeli ve unutmamalıdırlar.
Yukarıdaki aktarma içinde "farklı düşündükleri noktada
ne merkezin disiplinine ne de muhalif düşüncelere tahammül etmez” dediği ve
Hocacılıktan geldiğini söylediği anlayış, PS ve çevesinin bugüne kadar anlayış
ve pratiğinde çokça başvurduğu bir anlayıştır.
Bu yönü Hocacılıktan değil, örgüt konusundaki anarşist
anlayışlarından kaynaklanıyor. PS ve kalemşörleri Leninist Parti anlayışından
yoksundur ve Leninist örgüt bilinci yoktur. Onlar esasta anarşist ve menşevik
örgüt anlayışındadırlar.
Bu yaklaşımları ondandır. Örgüt içi mücadelede
Hocacıdırlar. Kuşkusuz birbirlerine tekabül eden yönleri vardır. Bu
anarşist, menşevik ve Hocacı örgüt anlayışını sahte Maocu söylemlerle
gizleyemezler. Sahte Maoculuk cilası kurtaramayacağı gibi, başkasına
"Hocacı” demeleriyle de kendi gerçekliklerini kapatamayacaklardır.
"Maocu” karikatürlerimiz "ÖG' nin ayrılıklarını
değerlendirme yazısında Hocacı bakış açısının aleni bir şekilde sırıttığını
görmek mümkündür” diyorlar. Ama bugüne kadar olduğu gibi burda da hiçbir örnek
gösteremiyorlar ve karavana atış yapıyorlar.
Yine "bu aynı zamanda parti içi iki çizgi
mücadelesinin ideolojik (fikir) mücadelesi olduğu MLM ilkesini reddedip, bunun
yerine tek ses, tek görüş muhalefetsiz parti anlayışını koyan Hocacı
anlayıştır”
(PS sayı 51) diyerek iki çizgi mücadelesini reddediyormuşuz
gibi yansıtıyorlar. Yine, sorunu pratikte olmayan bir anlayışla itham etmekle,
karavana atışlarına bir başkasını ekliyorlar!
Bu yönlü yaklaşım ve pratik uygulamaları '87 'de, sonrası
süreçte ve '94'de gösterenler kendileridir.
Bu yönlü eleştirilerimiz olmuştur, bunun karşısında
durumlarını savunup tutunamayınca bugün yaptıkları el çubukluğuyla "biz de
söylersek bilmeyenleri belki inandırırız” diye ucuz bir hesap yapmaktadırlar.
Marksizm, Marksizm dışı anlayışlara karşı ideolojik mücadele
içerisinde gelişmiştir.
Partiye; sınıf mücadelesinin ürünü, sınıflı toplumda,
saflarına başta proleterler olmak üzere değişik tabakalardan insanlar geliyor. Beraberinde
farklı anlayışlar, alışkanlıklar getiriyor.
Gelenler başta geldiği kesimlerin belli düşünce ve
alışkanlıklarını getiriyorlar.
Bunun yanısıra burjuvazinin ideolojik saldırılarından
proletarya saflarında da etkilenenler olur.
Farklı fikirlerin çizgilerin zemini buradan gelir,
dolayısıyla sınıf mücadelesi parti içinde de ideolojik mücadele ile sürer.
Partide ideolojik mücadele kaçınılmazdır
ve partinin canlılığı ve gelişmesi buna bağlıdır.
Parti içinde kaçınılmaz olarak farklı fikirler çıkacaktır ve
olacaktır.
Farklı fikirler arasındaki mücadele doğru ile yanlış arasındaki
mücadeledir.
Sınıflı toplumda sonuçta;
iki yol, iki sınıf, iki çizgi arasındaki mücadeleye tekabül
eder.
Farklı fikirler, ciddi sorunlarda ve ciddi boyutlarda da
çıkabilir ve bir çizgiye dönüşebilir.
Parti içinde; tüzüğünde belirlenmiş işleyiş içinde
ideolojik mücadele yürütebilirler.
Ancak, partinin varlığını tehdite yönelmeleri halinde,
hareket birliğini bozmaya, parçalamaya yönelmeleri, gelişmesinin önüne engel
olmaları grup, klik ve hizip olarak hareket etmeleri halinde buna izin
verilmez, dağıtılır, tasfiye edilir ve atılır.
Çünkü Parti ve varlık amacı, grup ve hiziplerin varlığı ile
bağdaşmaz. Leninist parti anlayışının ayrıdedici bir özelliğidir bu.
Partide farklı düşünceler, sapmalar ve farklı çizgi aynı
zamanda bir muhalif düşüncedir, böyle görülebilir. Ancak, bir muhalefet
oluşturmak değildir ve bu anlama gelmez.
Teketek muhalif düşünceye sahip olmakla, birleşip muhalefet
oluşturmak farklı şeylerdir.
Parti içinde muhalefet örgütlenmesi parti içinde blok
kurmaktır.
Muhalefet bloku bir grup demektir. Muhalefet örgütlenmesi
oluşturmak ayrı bir grup, ayrı bir blok, ayrı bir disiplin demektir.
Parti içinde muhalefet örgütlenmesi oluşturmak parti
disiplinini çiğnemek demektir.
Partinin varlığına yönelen, ona karşı bir
muhalefet oluşturmak, bir grup, mezhep-hizip, bir fraksiyon
oluşturmaktır.
Olaki farklı bir çizgi bir muhalefete de dönüşebilir.
Ve bir muhalefet olarak da çıkabilir, ancak parti, parti
içinde bu tür bir şeye asla izin vermez.
Fazla sürmeden dağıtır. Partide çıkacak çizgi, grup,
muhalefet vb. 'ne karşı örgütsel tavrın boyutu onların etki boyutuna, tehlike
boyutuna ve partinin içinde bulunduğu duruma göre değişiklikler içerebilir,
derhal dağıtılabilir veya bir zaman yaşayabilir.
Marks; Proudhon, Bakunin'cileri beş yıllık mücadele
sonucu atmıştı.
Marks'ın mantığı budur:
"Eğer tarihin akışı daha o zaman mezhepler
dünyasını savurup atmasaydı, enternasyonal ayakta duramazdı...” (Marks 'ın
F.BoIte'a mektubundan) Lenin'in temellerini 1903 'de atıp ama özellikle Prag
Konferansı 'nda Ocak 1912'de ortaya koyduğu budur.
Yine devrimden sonra RKP(B) 10. Kongresi'nde "6- Kongre
bundan dolayı, şu ya da bu taban üzerinde oturmuş bütün grupların ("İşçi
muhalefet/ , ”demokratik merkezciler” vb. grupları gibi) tümüyle
dağıtıldıklarını açıklar ya da bunların derhal dağıtılmasını buyurur.
Bu kongre kararının yerine getirilmemesi, Partiden
kesinlikle ve derhal çıkarılmayı gerektirir” diyor. Lenin'in
anlayışı budur.
Stalin'in anlayışı budur. Mao'nun anlayışı da
budur.
Ya PS ve kalemşörlerinin anlayışı nedir?
Bunların tam tersidir!
Ve soruyoruz MLM'nin değil Hocacılığın
neresindesiniz(!)?
Bütün ustalar parti içi fikir mücadelesini gerekliliği
ötesinde zorunlu olarak gömıüş, partinin siyasal gelişmesinin buna bağlı
olduğunu söylemişlerdir.
"Parti içinde farklılıkların mücadelesi, bu mücadele
içinde anarşi ve bölünmeye yol açmadığı sürece, mücadele bütün yoldaşlar ve
bütün üyelerin ortak rızası çerçevesinde yürütüldüğü sürece kaçınılmazdır ve
(aç Lenin) demiştir.
Lenin'in 1912 öncesi ve sonrası uzun yıllar dahası
yaşam boyunca parti içi iki çizgi mücadelesi yürüttüğünü kim bilmez.
Devrimden sonra Troçki çizgisine karşı , Buharin-Radek
çizgisine (bunlar sonra "hatalarından döndüler” ama başka zaman başka
şeylerle yine ortaya çıktılar) karşı "1918'de işler bölünmeye kadar
varmadı.
"Sol” komünistler, partimiz içinde ayrı bir grup,
bir "hizip” kurmakla yetindiler ve bunun ömrü uzun sürmedi.
Aynı 1918 yılında "sol komünizm”in en göze çarpan
temsilcileri örneğin Radek ile Buharin yoldaşlar hatalarını açıkça kabul
ettiler...” (Lenin sol komünizm'den) Sendikaların yolu üreticiler kongresi
üzerine tartışmalarda 137 oya karşı 62 oy alan Siyapnikov çizgisine karşı vb.
Lenin 'den sonra Stalin'in o noktalarda geri çekenlerin de bulundüğü bu
çizgilere, "söylenenlerden parti içinde iki çizgi bulunduğu çıkıyor.
Bunlardan biri partinin genel çizgisi, partimizin devrimci
Leninist çizgisidir.
Öteki ise Buharin grubunun çizgisi” (aç, Stalin) ne karşı,
ki o da "Buharin gruplarının fraksiyoncu bir grup
olduğudur. Hem de sıradan fraksiyoncu bir grup değil, -söylemek isterim- parti
içinde şimdiye kadar karşılaştığımız fraksiyoncu grupların en kötü ve en
aşağılık olanıdır” dediği, yine Rikov Tomsky, Kamanev, Zinovyev vb. çizgilere
karşı,
yine ………….
Mao'nun Cen Dusiu, Li 'li San, Wang Ming, Çang Kuo Tao, Liu
Sih Çih, Teng Peng, Deh Hudy, Geo Gang, Lin Biao'lar vb. gibi çizgilere karşı
mücadelesi ortada. -İdeolojik mücadeleyle, dönüşmeyenlerin üstesinden örgütsel
temizlikle- müdahaleyle gelmişlerdir.
Bütün ustalar, farklı fikirlerin ötesinde; sapmalar ve
çizgiler olarak ortaya çıkınca ideolojik mücadele ile üstesinden gelmeye, ama
bunlar bunun ötesinde gruba, platforma, fraksiyona, hizibe, muhalefete (ki,
bunlar aşağı yukarı eş anlamlı olup ortak özellikleri kendi içinde bir
disiplin, hareket birliği sağlamaları ve böylece çizgi mücadelesini aşıp parti
bütünlüğüne yönelip, onu yıkmayı hedeflemeleri haline ve amacına) dönüşünce,
parti, böyle bir duruma müsaade etmez. Partinin varlığına yöneldiği için
temizlenmek zorundadır.
Ustalar farklı anlayış, sapma ve çizgilere karşı mücadele
etmiş, iflah olmayınca düşüncelerin ötesine çıkıp, grup olarak hareket edip,
partinin belirleyici özelliği olan, hareket birliğini zedeleyince ve muhalefet
olarak 'hareket edince partiyi yıkmaya yönelik hale geldiğinden partiden
temizlenmişlerdir.
Geçerken şuna da değinelim:
PS ve anlayışına yön verenler "büyük teorisyen”
havasına girerek şöyle diyor:
"Parti içerisindeki sorunların çözüm yönteminde olsun,
başka konularda olsun, kişiler, kurumlar arasında siyasi mücadele olmayacağı
gibi, halk sınıf ve tabakalarına karşı da siyasal mücadele yürütülmez. Politik
mücadele düşman güçlerle onların siyasi kurum ve kuruluşlarına karşı verilir.
Yani, gerek örgüt içerisinde gerekse dost güçlere karşı.
ideolojik mücadelenin yanında siyasi mücadelenin verildiği ve verileceğini
söylüyor, kimin iktidarını kimden alıp kime veriyor, bu kimlerle hangi iktidarı
paylaştığını bilmemektir...” Arkadaşlar, ideolojik ve siyasi mücadeleyi siyasi
iktidar mücadelesi ile karıştırmakta ve karşı karşıya koymaktadır.
İdeolojik mücadelenin aynı zamanda bir siyasi mücadele
olduğunu göremiyorlar.
Proletarya Partisi bir sınıf partisidir.
Sınıfı temsil ediyor.
Sınıfın en yüksek örgütlenme biçimidir.
Sınıfı adına mücadele ediyor.
Sınıf ideolojisine sahiptir.
Bu ideolojiyi bilimsel; diyalektik ve tarihsel
materyelizmdir.
Yani Marksizmdir.
Günümüzün gelişme aşaması ile MLM'dir.
İdeolojik mücadele aynı zamanda bir siyasi mücadeledir.
Kapitalizme, egemen sınıflara ve onların ideolojisi, siyaseti,
felsefe, din, hukuk, sanat vb.ne karşı ideolojik mücadelenin daha doğru deyimle
ideolojik saldırı-teşhirinin- yanısıra siyasal mücadele yani siyasal üstyapıyı
teşhir ve onu zorla yıkmak ve ele geçirme mücadelesi yürütür.
Burjuvazi ve devletine karşı mücadele ideolojik mücadelenin
ötesinde esas olarak siyasal-politik-mücadeledir. Politik iktidar
mücadelesidir.
Peki ideolojik ve siyasi mücadelenin sadece egemen sınıflara
karşı yürütüleceği söylenebilir mi?
Açıktır ki hayır!
Parti ve halk saflarında da yürütülen ideolojik ve
siyasi mücadele olur. Ancak yöntemi farklıdır.
Düşmana karşı verilen mücadele ile karıştırılamaz. Bunu
kavrayamazsak bunları birbirine karıştırırız.
Ya halk safında ideolojik mücadele, siyasi mücadeleyi
içermez, siyasi yöntem ile mücadele yürütülmez diye siyasi mücadeleyi
kapsadığını reddeder, ya da siyasi mücadeleyi mevcut siyasi iktidarı yıkma, ona
karşı cepheden mücadele etme olduğuna göre, devrimci saflarda da yöntemimiz,
cepheden mücadeledir, yıkma, şiddete başvurmadır diye karıştırırız. Bu her
ikisi de yanlış kavrayış ve yanlış ele almadır.
Siyaset, ekonominin yoğunlaşmış ifadesidir. Ekonomik
altyapıya dayanan ve onun tarafmdan belirlenen üst yapı yansımalarıdır.
Toplumsal sınıflar, tabakalar, sınıfsal yaklaşımları doğrultusunda üst yapıyı
yönetme anlayışını yansıtır. Araç ve görevleri, araç ve yöntemleri, ulaşmak
istedikleri yer, çözmek istedikleri şeyler vb. üzerinden hareket eder.
Dolayısıyla parti içinde ideolojik mücadele siyasi
mücedeleyi de içerir.
Yönetme anlayışı ve üst yapıya doğruları egemen kılma
mücadelesini yürütmeyi beraberinde getirir.
Parti içi ideolojik-siyasi mücadele birlik, eleştiri, birlik
ilkesi üzerine yürür.
Parti içinde ideolojik mücadelede başvurulan temel yöntem
budur.Halk saflarında ise ideolojik-siyasi mücadele ise eleştiri, birlik,
eleştiri ilkesi üzerine yürür.
Bunlar sınıf bilinçli proletarya hareketi dışında
olduğundan zaten birlik değil, dışında farklı sınıfın anlayışları oldukları
için ideolojik-siyasi eleştiri yürütürüz. Eleştirilerimiz kazanmak ve birlikte
hareket etmek içindir. Birlikte hareket etme dışında da eleştirmeye devam
ederiz.
Proletarya hareketi akımı dışındaki bu
"halk sınıf ve tabakaları” denilen küçük burjuva ve burjuva kesimlerdir.
Bunların politik(siyasi) etkinliğini kırmak, yıkmak için
veya varsayalım siyasi iktidardalar nasıl olur da, proletarya bunlardan
iktidarı almak için siyasi iktidar mücadelesi yürütmemelidir denebilir?
Nasıl olur "halk sınıf ve tabakalarına karşı
politik mücadele yürütülemez' denebilir?
Bu hangi sınıf adına konuştuğunun adı ve itirafıdır.
Açıktır ki küçük-burjuvazinin çizgisidir bu ideolojik
anlayışın somut şartlara göre somutlanması dernek olan politika ve politik
mücadeleye ve iktidarı yönetmek, toplumu dönüştürmek hedefini güden
proletaryanın bilinen amacına karşı nasıl, "politik mücadele düşman
güçleri ile onlarm siyasi kurum ve kuruluşlarına karşı verilir”le sınırlı
görülebilir ve düşman güçlere karşı verilen siyasi iktidar mücadelesi ile halk
saflarında verilen ideolojik siyası mücadele birbirine karıştırılıp karşı
karşıya konabilir?
Siyasi mücadele üstyapı ve üstyapının sınıfsal. yönetsel vb.
sorununa karşı mücadeledir. İktidarı ele geçirdikten sonra da onu koruma,
farklı sınıf ve politik akımlara karşı, yönetme ve yönlendirme sorunu üzerine,
ideolojik, politik (siyasi) mücadele olacaktır.
Bundan vazgeçilebilir mi?
Ya da bir anlık PS gibi ele alalım:
Siyasi ikti darı ele geçirdi peki artık siyasi
(politik) mücadele olmaz mı?
Ya da son mu verilir?
Ekonominin yoğunlaşmış ifadesi altyapının yansıması
olan üst yapının yani politik yönetsel sorunlar ve mücadelesi son mu bulur?
Açıktır ki, PS ve anlayışına yön verenler yanlış
düşünüyor.
Parti içinde ideolojik-siyasi mücadele; doğru sınıfsal
ideolojiyi ve doğru politikayı egemen kılma ve izleme amacı taşır; yanlış
anlayışlara karşı mücadele yürüterek, partinin gelişmesi, seviyesinin
yükseltilmesi, sınıf mücadelesinin yükseltilmesini amaçlar.
Bu amaçla yürütülür. Açıktır ki, parti içi ideolojik-siyasi
mücadele kişiler ve kurum arası mücadele değildir, böyle anlaşılamaz ve buna
izin verilemez. Çünkü, bu partiyi zayıflatma ve yıkma mücadelesi olur. Parti
içi mücadele partinin gelişmesini amaçlar ve bu amaçla yürütülür.
Sonuc Olarak
"KDH” ajan örgütlenmesini ortaya çıkarıp üstesinden
gelmeleri kuşkusuz olumludur ve destekliyoruz.
Çok geç de olsa organizasyonu ortaya çıkarmaları önemlidir.
Ancak yazarlarından Tuncay Göksu gibi tarihte görülmemiş bir başarı veya
"büyük zafer” gibi de çok abartılmamalıdır. Anlayış olarak, küçük şeylerle
mutlu olup başarı sarhoşluğuna kapılıp, mayışıp kendinden geçmeleri, olgulara
bakarken ve ele alırken özünü, niteliğini, oynadığı rolü, yarattığı tahribatı
amaç ve hedefi vb. vb. iyi bakıp özümsenmelidir. Bu özgülde ajan örgütlülüğünün
bunca yıl, bunca boyutu, tahribatı ve ortada olan şeylere rağmen ortaya
çıkarmak büyük bir zafer değil.
Ama baş ajanın etekleri altında durmaktan uzaklaşıp
etkisinden kurtulmaları, onun gerçek niteliğini görüp kabul etmeleri ve
hakettiği cezaya çarptırmaları onlar için gerçekten "büyük zafer”dir.
Kölelikten kurtulmaları gibi bir şey. "Kardelen
Hareketi” demeleri durumlarını ifade ediyor. Kar, soğuk ve basıncın kalkıp
güneş yüzünü görmesi kardelen için neyi ifade ediyorsa bu arkadaşlar içinde
aynı şeyi, yani özgürlüklerini hissetmelerini ifade ediyor.
Eh tabi kendi durumlarını, ruh hallerini vb. kendileri
daha iyi bilirler ve ifade edebilirler. Ama bildiğimiz kesin bir şey varki, o
da "Dün bizimdir, Gün Bizimdir, Zafer de Bizim Olacaktır” denilemeyeceği
ve bu anlayışların yanlışlığıdır.
"Zafer” sadece; mevcut ajan örgütlülüğünün boyutunu
ortaya çıkarıp kabul etmekle kazanılmaz. Onun, (göründüğü kadarıyla) sonradan
satın alınarak ajanlaştırılmasından çok, başından beri sızmasını bunca yıldır
göremeyen ve bu sürede bu kadar hareket etmesini sağlayan, bu düzeye gelmekle
kalmayıp DABK kesimini, yani bir örgütü bugüne kadar etkisi ve kontrolü altına
alan, parmağında oynatan, yine bu boyutta örgütlü duruma getiren nedenleri,
koşulları, örgüt biçim ve anlayışını, ideolojik-siyasi ve örgütsel olarak oynadığı
rolü, tahribatı, P. ye devrime, kitlelere, verdiği zararların boyutunu
görmekle, tasfiyeci, komplocu vb. niteliğini görmeyen, tavır almayan üstelik
"büyük önder” misyonları yükleyen bugün ortaya çıkarılmasına rağmen
damgasını vurduğu süreci her yönüyle sorgulamayan, mahkum etmeyen, açık yürekli
ve samimi olamayan, yönlerini iyiden iyiye sorgulamakla ve doğru sonuçlara
varıp, öz-eleştiri vererek, çıkan doğru sonuçları yaşamına yön verdirerek zafer
kazanılır.
Bu yönleriyle ele alınmadan "zafer”den bahsedilemez.
Bütün boyutuyla kavramları, ele alınıp suç ortaklığı yapmanın hesabı
samimiyetle verilmeden "zafer”den
bahsedilemeyeceğini, bilmeli, doğru kavrayış ve samimiyet
olmadığı için böyle kafaların benzeri şeyleri yeniden üretmekten kaçınamayacağı
unutulmamalıdır.
Ajanlık adiliktir, basitliktir, baş ajan da böyle basit bir
kişiliktir. Ama onların içindeki etkinliği, damgasını vurduğu kocaman süreci,
oynadığı rolü, bugüne kadar Partiye verdiği zararları, komplocu yöntemleri,
saflarında yarattığı şekillenmeleri ve onlara miras bıraktığı tahribatı, vb.
vb. hiç mi hiç basit şeyler değil? çok büyük şeylerdir. Basitçe geçiştirilemez.
Bunlar görülmeden. kendi saflarındakilere de güven veremez.
Sorun, ajan sızıp sızmama veya sonradan düşman tarafından
şu veya bu yöntemle boyun eğdirilmesi ile ajan faaliyeti yürütme değildir. Her
örgüte de dünyada en mükemmel örgüte de ajan sızabilir veya sonradan
kazanabilirler. Ancak, önemli olan bu durumu gözönünde bulunduran bir
örgütlenme biçim ve anlayışına sahip olmaktır.
Burada başlı başına bu sorun üzerinde duramayacağız, ancak,
bir kaç temel noktaya dikkat çekmekte fayda var,
Legal ya da gevşek ve menşevik bir örgütlenmeye düşman
rahat sızar ve faaliyet yürütür.
Ama, amatörler örgütü değil de profesyonel devrimciler örgütü,
yani siyasi polise karşı deneYim içerisinde yetişmiş bolşevik örgütlülük
anlayışı ile hareket edilirse düşman kolay sızamaz ve sızsa da kolay ortaya
çıkarılır.
Profesyonel devrimciler örgütü anlayışı ile
insanlarını yetiştirme, sivasi-ideolojik uyanıklıkla birlikte sıkı illegalite
ilkelerini uygulama, düzenli hücre faaliyeti ile kollektivizm, doğru bir
örgütlenme model ve anlayışı, prensipli çalışma, sıkı denetim, canlı bir
çalışma, doğru bir üye ve kadro politikası ve anlayışına sahip olma, insanlarını
iyi tanıma ve onlarda olacak her değişimi farkedecek uyanıklığa sahip olma.
iradi müdahale ve kararsız, sallantılı, güven vermeyen,. yıkıcı vb. unsurlardan
sistemli bir arınma gibi Bolşevik örgüt anlayışıyla hareket edilmesi belli
başlı koşullardır.
Bunlar iyi kavranıp doğru canlı bir örgüt anlayışına
sahip olması halinde düşman kolay sızamaz, sızması halinde kolay yükselmez,
önemli yerlere getirilmeden veya fazla zarar vermeden ortaya çıkarılır.
Ama bunların olmadığı, kavranmadığı yerde düşman çok
rahat sızar yükselir ve at oynatır duruma gelir. Her şeyi tayin eden
ideolojinin ve politikanın doğruluğudur. Her şeyi tayin eden d rğru
önderliktir.
Bunlara sahip olunmadan nitelikli bir örgüt
oluşturulmaz.Çünkü örgütü şekillendiren bunlardır.
Doğru (MLM) ideoloji ve politikaya sahip nitelikli bir
önderlik kaçınılmaz olarak doğru ve nitelikli bir Bolşeevik bir örgüt ve
örgütlenme oluşturur ve şekillendirir.
Dolayısıyla nitelikli insanlar yetiştirir. Nitelikli
insanlara (geniş anlamda kadrolara) sahip bir örgüt oluşturur ve militan bir
faaliyet yürütür. Kitleleri kucaklar ve onların güven ve desteğini alır
kökleşir.
Partiyi-örgütü şekillendiren önderliktir. İnsanları
şekillendiren de örgüttür.
Doğru-iyi bir önderlik.
iyi bir örgüt; iyi bir örgüt de yığınlarca iyi insan
yetiştirir.
İnsanlar da örgüte göre şekillenir.
Kimse günahları başka yerde aramamalıdır...
Bu MLM ideolojik sağlamlık sorunudur; politik kavrayış,
uzak görüşlülük ve uyanıklık sorunudur; teorik-siyasi birikim ve tecrübe
sorunudur. İdeolojik birlik, teorik-siyasal yetkinlik, uyumlu, istikrarlı ve
sürekliliğini sağlamış bir önderlik sorunudur.
Önderler örgütü yaratma ve bunun bilincini taşıma
sorunudur. Bunlar olmadan, önemi, görev ve fonksiyonları, işlevi vb.
kavranmadan ne sürekliliğini sağlamış bir Parti-örgüt ve önderlik sağlanabilir,
ne de nitelikli, sağlam bir örgütlenmeye sahip olunabilir.
Bu vurguların her birini başlıbaşına, derinlemesine doğru
kavrayıp bilince çıkarmayanlar ciddi bir varlık gösteremeyeceği ve sınıf
mücadelesi karşısındaki görevlerini yerine getirmeyeceği gibi, silinip
gitmekten kendini kurtaramayacaklardır. Sorunlarını ve tıkanıklıklarını,
bunların nerelerde yaratıldığını, nasıl çözülebileçeklerini vb. göremeyenler,
görmekten korkanlar ve kavramayanlar onları aşmasını da bilemeyecek ve
beceremeyecektir.
Haliyle sonlarını törenle izleyeceklerdir.
Bizler de dahil bütün devrimci hareketin bunlardan
çıkaracağı dersler vardır, olmalıdır. Devrimci hareketin bugüne kadarki süreci,
bugünkü durum ve sınıf mücadelesi karşısındaki yeri, bunun nedenleri vb.
konusunda kendi payımıza çıkaracağımız dersler vardır ve bunu aşacağız, bundan
en ufak bir kuşku olmamalıdır.
Ancak göremeyen, görmek istemeyen ve doğru dersler
çıkarmayanların gidişat ve sonu hiçde iyi olmayacaktır. Özellikle yazı içinde
ve yukarıda üzerinde durduğumuz olumsuzluklarından dolayı PS ve anlayışına yön
verenler kendilerini samimiyetle çok yönlü sorgulayıp. olumsuzluklarının
üzerine gitmemeleri, hesabını vermemeleri halinde sonlarının çok kötü olacağı,
bir çeşit siyasal intihar olacağını unutmamak zorundadırlar.
Pişkinliğe vurmaları, "niye ayrılıkların
teorisini yapıyoruz?” diye söylemlerle sahte "birlik” gülücükleri
atmaları, göz kırpmaları, sahte Maoculukları onları kurtaramayacaktır.
Maocu kılığına bürünme altında MLM'yi çarpıtma ve
saldırıları. onları iyi bir yere getirmeyecektir. Ve sahte "Maocu"
bürünmelerle MLM'yi, özelde Maoizmi bozmalarına ve sorunların özündan kaçınıp
onları geçiştirmelerine müsaade etmemeliyiz. En "keskin” Maocu pozlarına
bürünme altındaki gerçek özlerini, küçük-burjuva ideolojik siyasi anlayışlarını
kitlelerin gözleri önüne serme görevinden kaçınmamalıyız.
İdeolojik-siyasi mücadelede ilkeli ve acımasız
olmalıyız.
Gerçek ve sağlam dostluklar bunun üzerinden yükselir.
Bu, proletarya ideolojisi ile burjuva ideolojiler
arasındaki sınıf mücadelesidir.
Hangi ideolojinin kazanacağı sorunudur.
Burada”orta yol", farklılıkların üzerini örtme,
uzlaşma, "herkesin doğrusu", (nasıl oluyorsa artık!) "herkesin
görüşü kendine” veya "dokunma bana dokunmayayım sana", yaşa ve yaşat
politikası olamaz, bunlar burjuva ideolojisinin-oportünizmin politikalarıdır.
Ve böyle yaklaşım oportünizmi güçlendirir. Hangi kılık
altında çıkılırsa çıkılsın ideolojik-siyasal uyanıklığımızı bir an bile
yitirmemeliyiz.
Burjuvazi ve burjuva cephelerden çeşitli maskelerle ortaya
çıkan anlayışların yabancısı değiliz.
En keskin Marksist maskelerle ortaya çıktıkları ve
çıkacaklarını biliyoruz. Burjuvazinin sadece KP dışında cepheden ortaya
çıkacağını sananlardan değiliz. Tarihi tecrübeler ışığında özellikle Mao,
burjuvazi sadece dışarıda değil, KP'nin içinde de bulunmaktadır demiştir.
Cepheden açık maskeyle ortaya çıkanların maskesini düşürüp
teşhir etmek nispeten kolaydır.
Ancak en keskin maskelerle ortaya çıkanları gerçek
niteliğiyle ortaya koymak daha zordur.
Çünkü genel hatlarıyla MLM'yi reddetmeyip, kabul edip
"savunur” gözükmektedirler.
Bu nedenle hayli zordur.
MLM ideolojiyi kavramayanlar onlara karşı ideolojik
uyanıklık gösteremez ve ortaya çıkaramaz.
Çıkaramayınca mücadele yürütemez, Parti ve devrimci
kitlelerin uyanıklığını sağlayamaz, MLM ideolojiyi henüz iyi kavrayamayan ve
ideolojik sağlamlılık gösteremeyen geniş yığınlar her zaman onların etkisinde
kalacaklardır.
Bu nedenle sahte MLM savunucularına ve MLM'den
sapanlara karşı uyanık olup ideolojik olarak uzlaşmaz mücadele yürütülmelidir.
Ne kadar kapsamlı ideolojik mücadele yürütülürse o derece
etkisizleştirilir ve devrim, sosyalizm ve Komünizm 'e emin adımlarla istikrarlı
bir şekilde yürünür. Proletaryanın sınıf çıkarlarına samimiysek, sahte MLM
maskesiyle proletarya davasına zarar veren anlayışları ortaya çıkarmak,
acımasız ideolojik mücadeleyi yürütmek boyun borcu olmalıdır.
Davanın başarısı buna bağlıdır.
Yığınların gücü ve devrimci enerjisini burjuvazinin eksenine
çekmeyi önleyip, devrime, sosyalizme, Komünizm'e yöneltmek buna bağlıdır.
Önemsememe, uzlaşma ve liberal davranma Marksizmden sapan
çizgilere hizmet edecektir.
Meydanı onlara bırakacaktır.
Tarihi tecrübeler Marksist maskelerle proletaryayı
yolundan saptıranlara karşı daha çok uyanık ve mücadelede acımasız olunması
gerektiğini her zamankinden daha çok gösteriyor.
şubat
1997_BİTTi
