Bundan kısa bir süre önce bir arkadaş, izlemem için bir
video göndermişti. Melih Çapın yapımı, “Türkiye tarihine geçen
firar: Metris Cezaevi” isimli bir videoydu. Bu firarı doğrudan yaşayan,
tüm çalışmaların, Hüseyin Karakuş başkanlığındaki firar komitesi adına birinci
dereceden koordinasyonluğunu üstlenmiş ve bu firarın tüm detaylarını “Metristen
Munzur’a Bir Firarinin Öyküsü” isimi altında, dört yüz küsur sayfalık bir
kitapta anlatmış biri olarak; doğallığıyla, heyecan ve merakla açıp izlemeye
başladım.
Daha ilk anlatımlarla nasıl bir sahtekarlık ve emek
hırsızlığıyla ve nasıl arsız bir çarpıtma ve düzmece kurgu yapıldığıyla karşı
karşıya olduğumu anlamış oldum. Gerçekten de utanç verici bir durumdu. “Şurası
gerçeğe uygun” diyebileceğim en ufak bir anlatı dahi yoktu. Yani tamamen
kurgusal bir yalan ve sahte bir “kahramanlık” öyküsü uydurulmuştu.
Anlatıya göre olunmazı olur kılan bu müthiş firarın baş
mimarı TDKP’li Mustafa Yıldırımtürk’müş. Kaçış fikri dahil, kaçış planı,
tünelin nereden ve nasıl açılacağı fikri de onun beyninin eseriymiş. Firar
faaliyetinin her bir kritik aşamasında ve her bir tıkanma anında dahiyane çözüm
gücüyle devreye girip işleri yoluna sokanmış. Anlatıya göre firar faaliyeti ve
firar anı tamamen bunun komuta ve koordinasyonu altında olup bitmişmiş. Yani
bunun dışında eylemden sorumlu kolektif bir irade falan da yokmuş. Hatta
öylesine tek belirleyenmiş ki tünelden ilk çıkan da oymuş. Durumun normal
olduğuna karar verip, diğerlerinin gelmesini sağlamışmış. Kaçacakların tümü
tünelden çıkınca da görevini tamamlamış olarak artık herkesin kendi başının
çaresine bakmasını istemişmiş.
Videoyu büyük bir öfkeyle izleyip bitirdikten sonra,
yorum olarak, mealen: Bu anlatının doğru olmadığını, tamamen uydurmasyon ve
çarpıtma olduğunu, firarın beyni ve baş mimarı olarak takdim edilen Mustafa
Yıldırımtürk’ün, firar edenlerden biri olma dışında hiç ama hiçbir rolünün
olmadığını ifade ederek, yapımcıyı ayıpladım.
İki gün önce videonun yorumlar bölümüne baktığımda,
yorumumun silinmiş olduğunu gördüm. İkinci kez olarak şunu yazdım: “Merhaba. Bu
anlatıya ve kurguya yaptığım itirazı neden sildiniz? Sahtekârlığın bir başka
versiyonu. Mustafa Yıldırımtürk’ün bu firarda, firar edenlerden biri olma
dışında hiç ama hiçbir rolü olmamıştır. Firarın tüm detayları Metristen
Munzur’a Bir Firarinin Öyküsü isimli kitabımda mevcut. Sizi kınıyorum bu
sahtekârlığınızdan ötürü.”
Benzeri bir kınamayı da Mustafa Yıldırımtürk’e iletmeleri
için buradaki yetkili arkadaşlarından birisine ulaştırdım. Ancak herhangi bir
yanıt alamadım.
Uyarı yorumumun silinmesi üzerini durumu kamuoyu ile
paylaşma ve bu sahtekârlığı teşhir etme gereği duydum.
Halil Gündoğan, 1958 yılında Dersim’de doğdu. 12 Eylül
Darbesi’nden sonra 1981 yılında gözaltına alındı ve üç aylık işkenceli
sorgulardan sonra tutuklandı. Sonra hapishaneden alınarak tekrar 37 gün daha
işkenceli sorgulardan geçirildi.
TKP(ML)-TİKKO davasından idam cezası istemiyle
yargılandı. #1988 yılında 28 arkadaşıyla birlikte Metris Askeri Ceza ve
Tutukevi’nden tünel kazarak firar etti. Kısa bir süre Avrupa’nın değişik
ülkelerinde kaldıktan sonra Türkiye ve Kuzey Kürdistan’a döndü. Altı yıllık
gerilla yaşamından sonra 1995 yılında Erzincan’da tekrar tutsak düştü. #İki kez
idam cezası istemiyle DGM tarafından yargılandı, Müebbet ağır hapis cezasına
çarptırıldı.
