Komünist partisi toplumdan ayrı bir olgu değildir Marksizm-Leninizm-Maoizm bilimi, iki çizgi mücadelesini, toplumdaki sınıf mücadelesinin parti içindeki yansıması olarak görür ve kabul eder. Doğa ve toplumdaki her gelişme, ancak çelişkiyle açıklanabilir.
Hareketin kendisi bizzat çelişki olduğuna göre, çelişkisiz bir şey yoktur. Çelişkinin varlığı ancak iki zıt kutbun var olmasıyla açıklanabilinir.
İki zıt kutup olmadan, çelişki var olamaz. Komünist partisini de çelişkiden ayrı olarak göremeyiz. Mao Zedung, diyalektik materyalizmin temel yasasını “zıtların birliği ve mücadelesi” olarak açıklarve
“Birincisi, bütün şeylerin gelişme sürecinde çelişme vardır.
İkincisi, her şeyin gelişme sürecinde başından sonuna kadar karşıtların bir
hareketi vardır”
(Mao
Zedung, Seçme Eserler, Sf. 400, Kaynak Yayınları)
diyerek konumuza muazzam bir açıklık getirir. Mao, bu tezi
Engels’ten yaptığı bir alıntıyla daha da güçlendirerek şunu aktarır; “Eğer
basit mekanik yer değiştirme bir çelişme içeriyorsa, maddenin daha yüksek
hareket biçimleri, özellikle de organik hayat ve organik hayatın gelişmesi haydi
haydi içeriyordur çelişmeyi….
Hayat, özellikle ve öncelikle bir varlığın her an hem
kendisi hem de bir başka şey olmasıdır. Demek ki hayat da şeylerin ve
süreçlerin kendilerinde var olan, durmadan ortaya çıkan ve çözülen bir
çelişmedir; çelişme ortadan kalktığı zaman hayat da sona erer ve ölüm gelir.
Gene görmüştük ki, düşünce alanında da çelişmelerden kurtulamayız; sözgelimi,
insanın içinde var olan sınırsız bilgi edinme yeteneği ile bu yeteneğin ancak
dış koşullar tarafından sınırlanan ve sınırlı bir bilgiye sahip olan insanlarda
bulunması arasındaki çelişme -bize göre, hiç değilse pratik bakımdan- sonsuz
bir kuşaklar dizisi ve sonsuz ilerleme içinde çözüme kavuşur.”
(Mao
Seçme Eserler, Cilt 1, Sf. 401, Kaynak Yayınları)
Ardından Mao bunun
parti ile olan bağını çok berrak bir şekilde şöyle izah etmektedir.
“Savaşta saldırı ve savunma, ilerleme ve geri
çekilme, zafer ve yenilgi hep karşılıklı olarak birbirleriyle çelişen
olaylardır. Biri olmadan öbürü de olmaz. İki yön aynı anda hem çatışma
içindedirler, hem de karşılıklı olarak birbirlerine bağımlıdırlar. İşte bir
savaşın bütünlüğünü oluşturan, onun gelişmesini sağlayan ve sorunlarını çözen
budur.
Sayfa-85-partizan
sayı_70
Kavramlarımızdaki her farklılığın nesnel bir çelişmeyi
yansıttığı kabul edilmelidir. Nesnel çelişmeler öznel düşüncede yansırlar ve bu
süreç, kavramların çelişmeli hareketini oluşturur, düşüncenin gelişmesini
sağlar ve insan düşüncesindeki sorunları durmadan çözer. Parti içinde durmadan
farklı türden düşünceler arasında karşıtlık ve mücadele meydana gelir. Bu,
toplumdaki sınıflar arasındaki ve eski ile yeni arasındaki çelişmelerin parti
içindeki bir yansımasıdır. Parti içinde çelişmeler ve bu çelişmeleri çözmek
için verilen ideolojik mücadeleler olmasaydı, partinin hayatı sona ererdi”
(Mao
Zedung, Seçme Eserler, Cilt 1, Sf. 401- 402) der ve
komünist partisi içindeki çelişkilerin çözüm yönteminin ideolojik mücadele
olduğunun altını çizer.
Doğada ve toplumda
yaşanan her şey ancak zıtların birliği ve mücadelesiyle açıklanabilir. Hiçbir
şey tek başına bir şey değildir. Felsefenin Sefaleti’nde Marks; “diyalektik
hareketi oluşturan şey, iki çelişik yanın bir arada varolması, bunların
çatışmaları ve yeni bir kategori içerisinde eriyip kaynaşmasıdır” der.
(Aktaran 25. Kuruluş ve Mücadele Yılında Şan Olsun Gelinen Bilge
Evreye, Sf. 54, Umut Yayımcılık, Temmuz 1997)
Keza Materyalizm ve
Ampriokritisizm’de Lenin karşıtların birliğini “... doğanın (zihin ve
toplum dahil) tüm görüngülerindeki ve süreçlerindeki çelişen, birbirlerini
karşılıklı dıştalayan karşıt eğilimlerin tanınmasıdır” diye ifade eder.
(Materyalizm
ve Ampriokritisizm, Sol Yayınları 1976, Sf. 413)
Çelişki,
iki karşıt hareketin birliği ve mücadelesidir. Proletarya ve burjuvazi bu iki karşıtın en somut örneğidir.
Burjuvazi olmasaydı, onun karşıtı proletarya da olmazdı. Bu iki sınıf
çelişkinin iki kutbunu meydana getirir. Kapitalizmin
varlığını ve doğuşunu biz ancak böyle açıklayabiliriz. Kapitalist toplumda
eğer sadece burjuvaziden söz edip proletaryanın varlığından söz etmemiş
olsaydık, kapitalist toplumu çözümlememiş olurduk. Diyalektik……….materyalizmin
yasası olan zıtların birliği ve mücadelesi sosyalist toplumda da geçerlidir.
Sosyalist toplumda da bu yasayı kabul etmemek, diyalektiği reddetmek
anlamına gelir. Bunun anlamı, kapitalist toplumda çelişmenin ana yönünü
burjuvazi belirlerken, sosyalist toplumda ise proletarya belirlemektedir. Mao
Zedung’un, sosyalist toplumun sanıldığı gibi çatışmasız bir toplum olmadığı,
aksine sosyalizmin çelişkilerle dolu olduğu, sınıf mücadelesinin kıyasıya
sürdüğü ve proletarya diktatörlüğünün anlamının da devrilen burjuvazi
üzerindeki hakimiyet olduğunu açıklar.
Lenin
bunun felsefi anlamını Felsefe
Defterleri’nde şöyle açıklar; “Proletarya zaferi kazanacak olursa, bu
proletaryanın toplumun mutlak halini almış olduğu anlamına katiyen gelmez,
çünkü proletarya bu zaferi ancak kendi kendini ve kendisiyle birlikte kendi
karşıtını yok ederek kazanmaktadır.”
(Sosyal Yayınlar, Sf. 17)
Bu yasa aynı zamanda sosyalizmden
geriye dönüşleri ve komünist partilerin neden revizyonistleştiklerini
anlamımızı da sağlamaktadır. Mao Zedung buna iki dünya görüşü demekte ve şöyle
devam etmektedir;
“Metafizik ya da
kaba evrimci dünya görüşü,
şeyleri tek başına, durağan ve tek yanlı olarak görür.
Evrendeki bütün şeyleri, bütün şeylerin biçimlerini ve türlerini birbirinden
sonsuza dek kopmuş ve değişmez olarak kabul eder. Kaldı ki bu artma ya da
azalmanın ya da yer değişikliğinin nedeni şeylerin içinde değil dışındadır;
yani itici güç dışsaldır. Metafizikçiler evrendeki farklı türden bütün şeylerin
ve onların özelliklerinin ilk meydana geldikleri andan bu yana hep aynı
kaldığını ileri sürerler. Meydana geldikleri andan sonraki bütün değişiklikler
sadece nicelik bakımından artma ya da azalma biçimindedir. (...)
Metafizik dünya görüşünün
karşısına dikilen diyalektik materyalist dünya görüşü, bir şeyin
gelişmesini anlayabilmek için onu içsel olarak ve diğer şeylerle ilişkileri
içinde incelememiz gerektiğini savunur. Başka bir deyişle, şeylerin gelişmesi
onların içsel ve……zorunlu kendi kendine hareketi olarak görülmelidir. Buna karşılık, her şey kendi hareketi
içinde çevresindeki şeylerle karşılıklı ilişki içindedir ve hem onlardan
etkilenir, hem de onları etkiler.
Bir şeyin
gelişmesinin temel nedeni dışsal değil, içseldir.”
(Mao
Zedung Seçme Eserler, Cilt 1, Kaynak Yayınları, Sf. 396-397)
Komünist partisini maddi hayattan ayrı
düşünemeyiz. Komünist partisi sınıflı bir toplumun ürünü olduğuna göre,
toplumun içindeki görüşlerin parti içinde yankısını bulması kaçınılmazdır. Yoksa burjuva ideolojisinin
yansımalarının parti içinde hayat bulmasını izah edemeyiz. Toplumda var
olan çelişkiler, komünist partisinde kendisini değişik biçim ve görüntülerde, farklı düşünce ve fikirlerde ifade
ederler. Komünist partisinde iki çizgi mücadelesi şeklinde ifade edilen, farklı
düşünce ve akımlar, sınıflı toplumun partiye olan yansıması dışında bir şey
değildir.
Bir
komünist partisi içerisinde farklı düşünce ve fikirlerin olduğunu inkar etmek,
onu oportünizm ve revizyonizme karşı silahsızlandırmak ve sınıf düşmanlarımıza karşı
savunmasız bırakmak demektir. Komünist partisi içerisinde burjuva
çizgisinin maddi temeli, toplumda ücret köleliğinin ya da kalıntılarının
varlığı ile açıklanır. Emek ile sermaye arasındaki çelişki çözülmedikçe ve bu
çelişkilerin kalıntıları ortadan kaldırılmadıkça burjuva ideolojisinin kökleri
kurutulamaz.
Maddi temeli ortadan kaldırılmadığı sürece, komünist parti
içerisinde, burjuva çizgisinin olması da kaçınılmazdır. Bu maddi temelin
ortadan kalkması ise, ancak sınıf mücadelesinin sona ermesi ve dolayısıyla
komünist parti varlığına da gerek kalmadığında yok olacaktır.
Komünist partisi yaşayan canlı
bir organizmadır, bu anlamda doğar, büyür, düşer, kalkar ve doğal bir
biçimde sınıf mücadelesinin bitmesiyle de ölür. Partinin kendisine has bir iç
diyalektiği vardır. Aynı zamanda, onun oluşumunu açıklayan ve hareketini
sağlayan bir dizi çelişme vardır. Bu çelişmeler bilinmeden ve kendisine özgü yasaları
kavranılmadan, komünist partisi denen maddi olgu doğru tarzda bilince
çıkartılamaz.
Bir komünist partisi içinde,
proletarya ideolojisi olacak ancak onun varlığını tamamlayan karşıtı olmayacak!
Böyle bir önerme
anti-materyalisttir. Devrimci cephede birçok çevre bu
konuda metafiziğe saplanmaktadır.
Nedeni ise, parti içindeki ideolojik hastalığın
nedenlerini dış etkenlere bağlamaları, belirleyici
olanın iç çelişmeler olduğunu gözardı etmeleri ve diyalektiğin temel yasası
olan zıtların birliği ve mücadelesini kavramamalarıdır.
Yani
onlara göre, komünist partisi içerisinde proletarya ideolojisi tek başınadır. Burjuva
ideolojisi ise onun, “dışında” ve “uzağında”dır.
Komünist Partilerde İki Çizgi Mücadelesinin Kaçınılmazlığı
Komünist partilerde iki çizgi mücadelesinin temeli sınıf mücadelesinin parti
içine yansımasıdır demiştik. Zıtların birliği ve mücadelesi toplumsal hayatta
rastlanan bir olgudur.
Parti içinde de yanlış ile doğru arasındaki
mücadele farklı iki kutup arasındaki mücadeleyi temsil eder. Bu, biz çok istediğimiz için değil,
zıtların varlığı ve mücadelesinin bir sonucu ve zorunluluğudur. Komünist
partilerdeki fikir mücadelesi yanlış ile doğru arasındaki mücadeleden başka bir
şey değildir. Komünist partisi yaşadığımız toplumdan ayrı bir oldu değildir.
Varlığı toplumdan ayrı düşünülemez. Parti içindeki fikir mücadelesi, farklı
ideolojik bakış açılarının parti içinde var olmalarından ileri gelir. Komünist
partisi nitekim bir insan topluluğundan meydana gelir, dolayısıyla parti içinde
farklı insanlar vardır. Komünist partisini meydana
getirenlerin ağırlığı MLM olduğu sürece parti de MLM bir öze sahiptir. Onların
ağırlığı ve belirleyiciliği komünist partisinin özünü oluşturur. İnsanlar
partiye geldiklerinde yaşadıkları toplumun üzerindeki etkileriyle partiye
gelirler.
Ve parti
Sayfa-87-partizan
sayı_70
…………Devamı var
içinde dönüşerek komünist olurlar. Parti içinde iki çizgi
mücadelesi tam da bu noktada kendisini gösterir. Mao Zedung bunun ÇKP içinde
yankısını nasıl bulduğunu şöyle izah etmektedir.
“Partimizde, aydın olan çok sayıda yeni üye vardır. (Gençlik
Birliği’nden daha da fazla) ve bunların bir kısmının oldukça ciddi bir şekilde
revizyonist fikirlerin etkisi altında oldukları doğrudur. Parti ruhunu ve
basının sınıf niteliğini inkar ediyor, proleter gazetecilikle burjuva
gazetecilik arasındaki ilke farklarını bulanıklaştırıyor ve sosyalist ülkelerin
kolektif ekonomisini yansıtan gazeteciliği, kapitalist ülkelerin, anarşi ve
tekelci gruplar arasındaki rekabet tarafından belirlenen ekonomilerini yansıtan
gazetecilikle karıştırıyorlar.
Burjuva
liberalizmine batıyorlar ve partinin önderliğine karşı çıkıyorlar.” (Mao Seçme
Eserler, Cilt 5, Sf. 479, Kaynak Yayınları)
Burada iki dünya görüşü,
proleter dünya görüşü ile küçük burjuva dünya görüşünden etkilenenler
arasındaki mücadelenin adı açık olarak iki çizgi mücadelesinde ifadesini
bulmaktadır.
Hangi zıttın diğerine
dönüşeceği sorunu da tam burada kendisini göstermektedir.
Mao bunları düzelebilir kimseler olarak görüyor ve parti içinde iki çizgi mücadelesinde düzeltme hareketiyle bunların yeniden kazanılabileceğini söylüyor ve şu tespitte bulunuyor; “Düşüncesinde dogmatizm hatası olan belli sayıda insan vardır. Bunların çoğu kararlı ve güvenilir insanlardır ve partiye ve ülkeye bağlıdırlar, ancak sorunlara yaklaşımlarında ‘solcu’ bir tek yanlılık görülür. Bu tek yanlılığın üstesinden geldikleri zaman ileriye doğru büyük bir adım atacaklardır.
Bunların dışında, bir de, düşüncesinde revizyonizm ya da sağ oportünizm hatası olan belli sayıda insan vardır. Sahip oldukları fikirler parti içinde burjuva ideolojisinin bir yansıması olduğu ve burjuva liberalizmini özledikleri, her şeyi inkar ettikleri ve bin bir türlü bağla parti dışındaki burjuva aydınlarına bağlı oldukları için, bu gibileri daha büyük bir tehlike oluştururlar.” (Mao Seçme Eserler, Cilt 5, Sf. 478, Kaynak Yayınları) Burada yöntem sorunu dönüştürmede çok önemli bir yer tutar. Parti içindeki bu tür çelişkiler uzlaşır çelişkilerdir. Çözümü düzetilebilir çelişkiler kategorisindedir. İki çizgi mücadelesinin bu düzetme ve dönüştürmedeki etkisini bir yana bırakamayız.
Stalin SBKP 17. Parti Kongresinde yanlış fikirlerin insanlar üzerindeki etkisi üzerine sunduğu raporda şunları belirtiyordu; “Stalin arkadaşın raporunda, ideolojik ve politik önderlik sorunu önemli bir yer tutuyordu. Stalin arkadaş, partiyi, düşmanlarının her türden oportünistlerin ve her türden milliyetçi sağcıların yenilgiye uğratılmış olmalarına karşın, bunların ideolojik kalıntılarının parti üyelerinde hala izlerine rastlandığı ve sık sık su yüzüne çıktığı konusunda uyarıyordu. Kapitalizmin ekonomi yaşamında ve insanların zihinlerinde devam eden kalıntıları, yenilgiye uğratan anti-Leninist grupların ideolojilerinin canlanmasına verimli bir ortam oluşturuyorduinsanların düşüncelerinin gelişimi, içinde yaşadıkları ekonomik durumun gerisinde kalır-
Bu yüzden, ekonomik alanda kapitalizm yok edilmiş olduğu halde, insanların zihinlerinde burjuva düşüncelerin kalıntıları hala sürüp gidiyordu ve daha da sürüp gidecekti. Aynı zamanda kendisine karşı daima tetikte olmamız gereken kapitalist dünyanın, kapitalizmin kalıntılarını canlandırmak ve beslemek için uğraştığını da hesaba katmak gerekiyordu.” (Bolşevik Partisi Tarihi, Sf. 399, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Temmuz 1976) Marksizm, dünya ölçeğinde iki dünya görüşü arasındaki siyasal mücadele içinde gelişti. Marksizm, burjuva ideologları ile Marksistler arasında kıyasıya bir iki çizgi mücadelesine sahne oldu. Felsefe, ekonomi politika ve bilimsel sosyalizm konularında yapılan tartışmalar Marksizm’i geliştirmiştir.
Marks ve
Engels, kendi dönemlerinde kıyasıya mücadele içinde oldukları burjuva
ideologlarıyla, Marksizm’in geliştirilmesi ve ayakları üzerine oturtulmasını
sağlamış, Lenin ve Stalin bunu daha da geliştirerek, Rusya’da Ekim Devrimi
öncesi ve sonrasında Marksizm’e önemli katkılar sunmuş, Mao bunu daha da
ileriye taşıyarak bugünkü seviyeye getirmiştir. 1877’lerde Friedrich Engels
Anti-Dühring’de bu mücadeleyi şöyle anlatmaktadır. “Bundan üç yıl önce bay
Dühring, sosyalizmin yandaşı ve aynı zamanda düzelticisi olarak birdenbire
yüzyılına meydan okuduğu zaman, Almanya’daki dostlar, o sıralarda sosyal-demokrat
parti merkez organı olan Volksstaat’ta bu yeni sosyalist teorinin eleştirici
incelemesini yapmam için beni birçok kez zorladılar.
Onlar bu işin, eğer henüz genç olan ve kesin olarak daha kısa bir süre önce birleşmiş bulunan partide, mezhepçilik anlayışına yeni bölünme ve karışıklık çıkartma fırsatları verilmek istenmiyorsa, kesinkes gerekli olduğunu düşünüyorlardı. Almanya’daki dostlar, Almanya’daki koşulları benden daha iyi değerlendirecek bir durumda bulunuyorlardı; buna göre, onlara inanmam gerekiyordu. Ayrıca sosyalist basının bir kısmının, bu yeni-dönmeyi gerçi yalnzca iyi niyetine bir sıcaklıkla karşıladığı belli olmuştu; ama aynı zamanda, bu gazetelerde bay Dühring’in sözü geçen iyi niyetine karşı beslenen saygı sonucu, onun öğretisini ve üstelik gözü kapalı kabul etme iyi niyeti de kendini gösteriyordu.
Hatta bu öğretiyi vulgarize bir biçim altında işçiler
arasında yaymak için hazırlanan kimseler bile çıktı. Ve son olarak bay Dühring
ve küçük mezhebi Volksstaat’i böyle büyük savlarla ortaya çıkan yeni öğreti
karşında açık bir durum almaya zorlamak için, her türlü reklam ve entrika
ustalıklarını kullanıyorlardı.
Gene de, öbür işleri bir yana bırakarak bu ekşi elmayı
ısırmaya karar vermem için bana bir yıl gerekti. Bu ekşi elma gerçekte, bir kez
ısırdıktan sonra tamamen yutulması gereken elmalardandı. Ve yalnız çok ekşi
değil, çok iriydi de. Yeni sosyalist teori, yeni bir felsefi sistemin son
pratik meyvesi olarak çıkıyordu ortaya. Öyleyse bu teoriyi, bu sistem bütünü
içinde incelemek gerekiyordu; bay Dühring’i, olanaklı olan her şeyi ve daha
başka birkaç şeyi ele aldığı o geniş alanda izlemek gerekiyordu.”
(Friedrich
Engels, Anti-Dühring, Sf. 43-44, Soy Yayınları, Üçüncü baskı)
Engels Ludwig
Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu’nda mücadeleyi anlatırken de
şunların altını çiziyor; “Durum böyle olunca, Hegel felsefesi ile olan
ilişkilerimiz konusunda, bizim nasıl bu felsefeden çıktığımız ve nasıl ondan
ayrıldığımız üzerine kısa ve sistematik bir inceleme yazısı gitgide bana daha
zorunlu göründü. Ve aynı şekilde, bana öyle geldi ki, yerimizi
PARTİZAN-sayı-70-sayfa-89
bulmadan önceki kaynaşma dönemimizde, Feuerbach’in, Hegel
-sonrası herhangi başka bir filozoftan daha fazla üzerimizde etkili olduğunu
tamamen teslim ederek bir onur borcunu da ödemek zorundaydık. Onun için, Neue
Zeit gazetesinin yazı kurulunun, Strarcke’nin Feuerbach konusundaki kitabı
üzerine bir eleştiri yazmamı istemekle bana verdiği fırsatı kaçırmadım.”
(Friedrich Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik
Alman Felsefesinin Sonu, Sf. 8, Sol Yayınları, Üçüncü baskı)
Keza, Karl Marks-Friedrich Engels Gotha ve Erfurt
Programlarının Eleştirisi konusundaki mücadelelerini anlatırken şunları
belirtiyorlar. “Program tasarısının amansızca tahlili, alınan sonuçların
incelenmesinde ve tasarının zayıf noktalarının açığa vurulmasında gösterilen
sertlik, bütün bunlar, 15 yıl geçtikten sonra, artık kimseyi gocundurmamalıdır.
Özgül olarak Lasalcılık, artık, ancak yurt dışında, terk edilmiş harabelerde
yaşamaktadır, ve Halle’de, Gotha Programı, onu kaleme almış olanlar tarafından
bile, tamamen yetersiz sayılarak terk edilmiştir.”
(Karl Marks-Friedrich Engels, Gotha ve Erfurt Programlarının
Eleştirisi, Sf. 18, Sol Yayınları, İkinci baskı)
Stalin Anarşizm mi? Sosyalizm mi? adlı kitabında
Marksizm karşıtı akımlarla olan mücadeleyi şöyle
özetlemektedir;
“Modern toplumsal yaşamın ekseni sınıf savaşımıdır. Bu
savaşıma ise, her sınıfın kendi ideolojisi yol gösterir. Burjuvazinin kendi ideolojisi vardır –bu ideoloji, liberalizm denilen
ideolojidir. Proletaryanın
da kendi ideolojisi vardır, bu da bilindiği gibi, sosyalizmdir. Liberalizme,
kapalı ve bölünmez bir şey olarak bakılamaz: Burjuvazinin çeşitli tabakalarına
uygun olarak çeşitli akımlara ayrılır. Sosyalizm de kapalı ve bölünmez
değildir:
onun içinde de çeşitli akımlar vardır. (…)
Sosyalizm
üç ana akıma ayrılır: Reformizm, anarşizm ve Marksizm. Reformizm,
(Bernstein vb.), için sosyalizm sadece uzak bir amaçtır, başka bir şey değil. Reformizm, gerçekte
sosyalist devrimi reddeder ve sosyalizmi barışçıl yollardan kurmaya çalışır.
Reformizm sınıf
savaşımını değil, sınıfların iş birliğinin öğütler. Bu reformizm
günbegün erimekte, giderek her geçen gün tüm sosyalist niteliklerini
yitirmektedir, onun için burada, sosyalizmin tanımlandığı bu makalelerde onun
incelenmesine kanımızca hiç de gerek yoktur. (...)
Bazıları, Marksizm’le anarşizmin
ilkelerinin bir ve aynı olduğu, bunlar arasında sadece taktik bakımdan fikir
ayrılıkları bulunduğu görüşündedirler, öyle ki, bunların fikrince, bu iki akımı
birbirinin karşısına koymak tamamen anlamsızdır. Ancak bu büyük bir yanılgıdır.
Biz, anarşistlerin, Marksizm’in gerçek düşmanları
oldukları görüşündeyiz. Dolayısıyla, gerçek düşmanlara karşı gerçek bir savaş
verilmesi gerektiğini de kabul ediyoruz.”
(Stalin, Anarşizm mi?Sosyalizm mi?, Sf 11,
İnter Yayınları, Temmuz 1997)
Keza Lenin, Devlet ve Devrim’de “Onlarca
yıllık görece barışçıl bir gelişim boyunca biriken oportünizm öğeleri, tüm
dünyanın resmi sosyalist partileri içinde egemen olan bir sosyal-şovenizm
akımını yaratmıştır.
Bu akım (Rusya’da Plehanov, Potressov, Breskovşkaya, Rubanoviç, sonra
az-buçuk örtülü bir biçimde Tsereteli, Çernov ve ortakları;
Almanya’da Scheideman, Legien, Davit ve başkaları;
Fransa ve Belçika’da Renaudel, Guesde, Vandervelde;
İngiltere’de Hyndman ve Fabianlar vs. vs.) lafta sosyalizm, pratikte
şovenizm- olan bu akım, ‘sosyalizm önderleri’nin yalnızca ‘kendi’ ulusal
burjuvazilerinin değil, ayrıca ‘kendi’ devletlerinin de çıkarlarına alçakça,
uşakça ayak uydurmalarıyla karakterizedir, (...)” (age, Sf. 7) Proletarya ve burjuvazi arasındaki
sınıf mücadelesi, devam ettiği müddetçe, iki dünya görüşü sürekli bir çatışma
içinde olacaktır. Marksizm bu çatışma içinde sürekli olarak gelişmiş ve
ilerlemiştir. Proletarya…
Partizan-sayfa90
….ve burjuvazi tarih boyunca sürekli olarak iktidar
mücadelesi için çatışma içinde olmuşlardır. Marksizm ancak mücadele içinde
gelişebilir. Bu, bugün için ve gelecek için de böyledir. Doğru her zaman yanlış
olanla bir çatışma içindedir. İnsanlık her zaman doğruyu kabul ederek, yanlışın
alt edilmesine hizmet etmiş, yanlış doğruyla yer değiştirdiğinde de, yeni bir
yanlış ile doğru arasında mücadele başlamıştır. Ve hiçbir zaman bu mücadele
sona ermeyecektir. Bu mücadele sadece burjuvaziyle yapılmamaktadır.
Parti içinde de her zaman doğru
ile yanlış arasında bir mücadele sürmektedir. Buradaki fark, parti
içindeki mücadelenin uzlaşır çelişkilerden oluşmasıdır. Parti içinde Marksizm’e
aykırı düşüncelerin bir ideolojik etkilenmesinin olduğu kabul edilmedir. Bu
etkilenmede, temel sorun ikna yöntemiyle dönüştürmenin esas alınmasıdır. Parti içinde farklı düşünen
kimselerle, yapılan tartışmalar, uzlaşmaz çelişkiye dönüşmediği sürece, parti
bu gibi kimselere karşı ikna yöntemini kullanmak zorundadır.
Mao
“Marksist olmayan görüşlere karşı siyasetimiz ne olmalıdır?”
diye sorduktan sonra
şunların altını çizer;
“Kesinlikle karşı devrimciler ve sosyalizm davasını
baltalayanlar söz konusu olduğu zaman, sorunu çözmek kolaydır; onların konuşma
özgürlüğünü ellerinden alırız. Ama halk içindeki hatalı görüşler tamamen farklı
bir şeydir. Böyle görüşleri yasaklayıp, onlara hiçbir ifade olanağı
tanımamazlık edebilir miyiz?
Hiç kuşkusuz hayır.
Halk içindeki, ideolojik sorunları ele alırken, insanın
düşünsel dünyası ile ilgili sorunları ele alırken, kaba yöntemler kullanmak
yalnızca yararsız değil, aynı zamanda son derece zararlıdır. Yanlış görüşlerin
dile getirilmesini yasaklayabilirsiniz, ama bu görüşler varlıklarını
sürdürecektir. Öte yandan, eğer doğru görüşler limonlukta yetişirse, hayatın
fırtınalarıyla karşı karşıya kalmazlarsa ve hastalığa karşı bağışıklık
kazanmazlarsa, hatalı görüşlere karşı zafer kazanamazlar.
Bu nedenle doğru görüşleri yalnızca tartışma, eleştiri ve
ikna yöntemiyle gerçekten geliştirebilir, hatalı görüşlerin üstesinden
gelebilir ve sorunları gerçekten çözebiliriz.”
(Mao
Zedung, Seçme Eserler 5, Sf. 446)
Doğru Fikirler Nereden Gelir?
Marks’tan önceki
materyalistler, bilgiyi maddi hayattan kopuk bir şekilde ele alarak, onu
toplumsal niteliğinden, üretim, sınıf mücadelesi ve bilimsel araştırmalardan
kopuk bir şekilde inceleyerek yanlış sonuçlara varıyorlardı. Oysa MLM’ler,
insanın üretim faaliyetini en temel pratik faaliyet olarak ele alır. Bu
faaliyet, diğer faaliyetler üzerinde belirleyici bir özelliğe sahiptir. İnsan
bilgisi esas olarak üretim faaliyetine dayanır. Bilgi, üretim faaliyetinden
doğar.
İnsan üretim faaliyeti sayesinde, maddi hayatı tanımaya
başlayarak doğayı çözümlemiş, doğayla insan arasındaki çelişkilerin farkına
varmış ve üretim faaliyetiyle insanlar, birbiriyle arasındaki ilişkileri
çözümlemeye ve kavramaya başlamıştır. Sınıflı bir toplumda her birey diğer
bireylerle ilişki içindedir, birlikte hareket eder ve ortak çalışmaya
katılırlar. Bu komünizmde de, kapitalist bir toplumda da böyledir.
Ancak, her toplumsal üretim içindeki ilişkiler farklı
farklıdır. İnsanların toplumsal faaliyeti sadece üretimle sınırlı değildir.
Üretim, toplumsal faaliyetin önemli bir parçasıdır. İnsanlar üretim
faaliyetinin yanısıra, sınıf mücadelesine katılır ve bilimsel deneyle de
uğraşır. Böylece insan, toplumun tüm pratik faaliyetlerine katılmış olur.
MLM’ler insanların dış dünyaya ilişkin bilgisinin doğruluğunun, insanın
toplumsal pratiği olduğunu kabul eder.
Gerçeklikten bu pratikten doğar. Mao “aslında insan
bilgisinin doğruluğu, ancak önceden beklenilen sonuçlara toplumsal pratik
süreci (maddi üretim, sınıf mücadelesi ya da bilimsel deney) içinde varıldığı
zaman kanıtlanmış olur. Bir kimse çalışmasında başarılı olmak, yani önceden
kafasında tasarladığı sonuçları elde etmek istiyorsa, kafasındaki fikirleri
nesnel dış dünyanın yasalarına Komünist partilerde iki çizgi mücadelesi
PARTİZAN
70-91
uygun kılmalıdır. Eğer kafasındaki fikirler nesnel dış
dünyanın yasalarına uygun düşmezse, pratikte başarısızlığa uğrar. Bir kimse
pratikte başarısızlığa uğradığında bundan birtakım dersler çıkarır ve
kafasındaki fikirleri düzelterek onları dış dünyanın yasalarına uygun kılarsa
başarısızlığı başarıya dönüşebilir; ‘başarısızlık başarının anasıdır’ ve ‘bir
musibet bin nasihatten iyidir’ sözlerinden kast edilen de budur. Diyalektik
materyalist bilgi teorisi insan bilgisinin pratikten asla koparılamayacağını
savunur. Partinin önemini inkar eden ya da bilgiyi pratikten koparan bütün
yanlış teorileri mahkum eder ve pratiğe öncelik tanır.
Bu nedenle Lenin bunu şöyle ifade etmişti; “Pratik (teori)
bilgiden daha yüksektir. Çünkü sadece evrensellik değerine değil, dolaysız
güncellik değerine de sahiptir.” (Aktaran Mao Zedung, Seçme Eserler, Cilt, Sf.
378) Bilginin gelişme süreci pratiğe dayanır. Diyalektik materyalizm, bilginin
sığdan derinliğe doğru ilerlediğini ortaya koyar.
Materyalizmin doğuşundan önce hiç kimse bunu ortaya
koymamıştı. Bilginin giderek derinleşen süreci, insanın toplum içindeki
karmaşık ve sürekli tekrarlanan üretim ve sınıf mücadelesinin pratiği içinde
algısal bilgiden, mantıki bilgiye doğru ilerlediğini materyalizm doğru bir
şekilde ortaya koyarak, bu sorunu çözümleyici bir şekilde ortaya koydu. Lenin
“Maddenin soyutlanması, bir doğa yasasının soyutlanması, değerin vb. kısacası
bütün bilimsel (doğru, ciddi ve saçma olmayan) soyutlamalar doğayı daha derin,
daha doğru ve daha eksiksiz bir biçimde yansıtır” der.
MLM, bilgi sürecinin her iki aşamasının da kendisine özgü
aşaması olduğunu kabul eder. Bilginin alt aşaması algısal, üst aşmasının da
mantıksal bilgi olduğunu kabul eder. “Dolayısıyla görüldüğü gibi, bilgi
sürecinde ilk adım dış dünyadaki nesnelerle bağ kurmaktır; bu, algılama
aşamasına girer. İkinci adım, algılamada elde edilen verileri yeniden düzene
koyarak senteze vardırmaktır; bu, kavrama, yargıya varma ve sonuç çıkarma
aşamasına girer.
Algılamada elde edilen veriler ancak çok zengin (bölük
pörçük değil) ve gerçekliğe uygun (aldatıcı değil) olurlarsa, doğru kavramlar
ve teoriler kurmanın temelini oluşturabilirler (...) Toplumsal bugünkü gelişme
döneminde, dünyayı doğru bir biçimde öğrenmenin ve değiştirmenin sorumluluğu,
tarih tarafından proletaryanın ve onun partisinin omuzlarına yüklenmiştir.”
(Mao
Seçme Yazılar, Cilt 1, Sf. 385, 392, Kaynak Yayınları)
Komünist partisinin devrim mücadelesinde doğru fikirlerle yanlış
fikirler sürekli bir mücadele içindedir. Denenmiş ve doğruluğu ispatlanan
fikirler dahi bazen komünist partiler içinde bir tartışma konusu olabilmiştir.
Bu aynı zamanda uluslararası komünist hareketin kendi içinde de tartışmalara
neden olmuştur. Komünist partileri tarihini incelediğimizde muazzam bir iki
çizgi mücadelesine sahne olduklarını görmekteyiz.
SBKP’de İki Çizgi Mücadelesi
Rusya’da Marksist gruplar ortaya çıkamadan önce “devrimci”
çalışmayı Narodnikler yürütüyordu. Narodniklerin Çar’a karşı verdikleri
mücadelede temel aldıkları sınıf köylülerdi. Rusya’da kapitalizm geliştikçe
işçi sınıfı da gelişip büyümesine rağmen, bu akım işçi sınıfını değil
köylülüğün temel alınmasını savunuyor ve ancak köylülüğün Çar’ı ve toprak
ağalarını devirebileceğini savunuyorlardı. “Bireysel terörü” savunuyor ve bunun
geniş halk yığınları üzerinde büyük etkiler yaratacağını düşünüyorlardı.
Nitekim 1 Mart 1881’de attıkları bir bombayla Çar II. Aleksandr’ı
öldürmeyi başardılar. İşçi sınıfının partisinin kurulmasına karşı çıkıyorlardı.
Narodniklere karşı esaslı mücadeleyi Plehanov yürüttü. Marksizm’in Rusya’ya
yayılmasında Plehanov öncülük etti. Marks ve Engels’in birçok eserinin Rusçaya
kazanılmasında Plehanov’un emeği büyüktür.
“Emeğin Kurtuluşu” Grubu, Rusya’da henüz sosyal-demokrat hareket
olmadığı bir sırada kuruldu ve Rusya’ya Marksizm’i yaydı.
PARTİZAN
70- 92
Rusya
Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin I. Kongresinde Lenin bulunamadı. Sürgünde olan
Lenin buna rağmen iki çizgi mücadelesini elden bırakmıyor ve anti-Marksist
akımlara karşı mücadeleyi sürdürüyordu. Bu dönemde öne çıkan ekonomistler idi…..
Plehanov, Narodniklerin savunduğu;
Bir; kapitalizmin
Rusya’da tesadüfen doğduğunu, gelişme imkanının olmadığı ve dolayısıyla işçi
sınıfının da gelişemeyeceğini;
İki; işçi sınıfının gelişme şansının olmadığından hareketle,
işçi sınıfının dikkate alınmaması;
Üç; onlara göre tarihi
yaratanın sınıflar ve sınıf mücadelesi olmadığı, tarihi yaratanın tek tek
kahramanlar olduğu...
Bu görüşlerin
tümünü çürüten Plehanov, Marksist görüşlerini geliştirdi ve somut olarak ortaya
koydu.
Ancak Emeğin Kurtuluşu Grubu
süreç içinde yanlış görüşleri ileri sürdü ve bir anlamda Narodniklerin
etkisinden kurtulamadı. “Bu grubun program için hazırladığı ilk tasarıda hala
Narodnik görüşlerin kalıntıları görülüyor, bireysel terör taktiği öneriliyordu.
Bundan başka Plehanov, devrimin gidişinde proletaryanın kendi arkasından
köylülüğü sürükleyebileceğini ve sürüklemek zorunda olduğunu, proletaryanın
ancak köylülükle bağlaşarak Çarlığa karşı zafer sağlayabileceğini hesaba
katmıyordu.
Ayrıca Plehanov,
liberal burjuvaziye kaypak da olsa, devrime destek olabilecek bir güç gözüyle
bakıyor, buna karşılık bazı yazılarında köylülüğü hiç hesaba katmıyordu.”
(Bolşevik Partisi Tarihi, Sf.
24, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Temmuz 1976)
Bu dönem Rusya’da
sosyal demokrat hareketin yavaş yavaş ortaya çıktığı dönemdi. 1884-1894 yılları
arasında sosyal demokrat hareket hala işçi sınıfı ve geniş halk kesimleriyle
ilişki kurmamıştı. Lenin’in deyimiyle sosyal demokratlar daha “ana rahminde
oluşum sürecini” geçiriyordu. Lenin, Emeğin Kurtuluşu için “sosyal demokrasiyi
sadece teoride kurmuş ve işçi sınıfı hareketine ilk adımı atmıştır” diyordu. Rusya’da sosyal demokrat
hareketi işçi sınıfıyla buluşturma ve Emeğin Kurtuluşu Grubunun hatalarını
düzetme görevini Lenin yerine getirdi.
Lenin 1895 yılında
Peterburg’da sayısı yirmiyi aşkın işçi derneklerini İşçi Sınıfının Kurtuluşu
Uğrunda Savaşım Birliği’nde bir çatı altında birleştirerek, devrimci bir
partinin kurulması için ilk ciddi adımı atmış oldu. 1898 yılının Mart ayında
Misk şehrinde ilk kongresini yapan Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin
kuruluşuna kadar, Lenin hem bu oluşum içinde yer alanlarla hem de dışındaki
gruplarla yoğun bir iki çizgi mücadelesi yürüttü.
Lenin Narodniklere karşı verdiği
savaşımın yanısıra, Legal Marksistlere karşı da mücadele etti. Legal
Marksistler de Narodniklere karşı mücadele ediyor, ancak proleter devrimi bir
kenara atıyorlardı. Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin I. Kongresinde Lenin
bulunamadı. Sürgünde olan Lenin buna rağmen iki çizgi mücadelesini elden
bırakmıyor ve anti-Marksist akımlara karşı mücadeleyi sürdürüyordu. Bu dönemde
öne çıkan ekonomistler idi. Ekonomistler işçi sınıfının sadece ekonomik
savaşımla uğraşması gerektiğini ileri sürüyorlardı.
“Lenin Ekonomistlerin bu yoldaki
propagandalarını, Marksizm’den ayrılma, işçi sınıfı için bağımsız bir politik
örgütün gereğini yadsıma ve işçi sınıfını burjuvazinin politik bir uydusu
durumuna getirme çabası olarak anlıyordu” (age, Sf. 33) diyordu.
1898 yılında Rusya
Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin kurulması ve I. Kongresini
Partizan-70-Sayfa-93
yapmasıyla parti tam
olarak kurulmuş sayılmazdı. Her şeyden önce partinin bir tüzüğü ve programı
yoktu. RSDİP’in kuruluşundan sonra MK’nın tümünün yakalanması sonrası parti
içinde büyük bir kargaşa meydana geldi. Bu dönemde öne çıkan iki çizgi
mücadelesi, merkezileşmiş bir partinin gerekliliği ve buna karşı bunun
gereksizliği üzerine yapılan tartışmalardı. Ekonomistler bu işin en uçtaki
temsilcileriydi.
RSDİP’in II. Kongresi
30 Temmuz 1903 tarihinde toplandı. Kongre şartlar elvermediğinden yurtdışında
toplandı. Önce Belçika’da toplanan kongre polisin müdahale etmesiyle Londra’ya
taşındı. RSDİP II. Kongresinin en önemli gündemi parti programının tartışılıp
kabul edilmesiydi. Kongrede yoğun
bir iki çizgi mücadelesi yaşandı.
Ekonomistler, Bundcular ve Marksistler
arasındaki en önemli tartışma konusu proletarya diktatörlüğü sorunuydu. Oportünistler birçok
sosyal demokrat partinin programında proletarya diktatörlüğü maddesinin
olmadığından hareketle, Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin programına
proletarya diktatörlüğü maddesinin konmasına karşı çıkıyorlardı.
Oportünistler, köylü
sorununa ilişkin istemlerin de parti programına alınmasına karşı çıkıyorlardı. Bundcular ise ulusların
kendi kaderlerini tayin hakkına karşı çıkıyorlardı. Lenin işçi sınıfının milli baskılara
karşı savaşım yürütmesinin zorunlu olduğunu, parti programında bu maddenin yer
almamasının proleter enternasyonalizmini bir yana bırakmak olduğunu söyleyerek
bu görüşe karşı yoğun mücadele verdi.
Kongre, Lenin
önderliğinde hazırlanan parti programını kabul etti. Parti programı biri azami,
biri asgari olmak üzere iki kısımdan oluşuyordu.
Azami program işçi sınıfının iktidarı ele
geçirdikten sonra sosyalist rejimi kurup proletarya diktatörlüğüne geçişi,
asgari program ise önce Çar’ın devrilmesi, demokratik bir cumhuriyet ve 8
saatlik iş gününün kabul edilmesi, köylülüğün toprağa kavuşmasını hedefliyordu.
RSDİP II. Kongresi
parti programını kabul ettikten sonra, diğer bir konuya, parti üyeliği sorununu
tartışmaya geçti. Bu konu
yoğun bir iki çizgi mücadelesine sahne oldu. Lenin parti üyeliği
formülünü, “partinin programını kabul eden, partiyi maddi bakımdan destekleyen
ve parti örgütlerinden birinde üye olan herkesin parti üyesi olabileceğini”
ileri sürerken, Martov ise‚
parti programının kabul edilmesi ve partiyi maddi olarak desteklemeyi kabul
etmekle birlikte, üyelik şartı olarak herhangi bir parti organında yer almaya
karşı çıkıyordu.
Lenin,
üyelerin kendilerini partiye kayıtlarını
yapmalarını değil, parti örgütlerinden biri tarafından kabul edilmesini
disiplin açısından zorunlu görüyordu. Ancak dengeler birdenbire Bolşeviklerin
aleyhine döndü ve parti üyeliği Martov’un önerdiği biçimde kabul edildi.
Bolşevikler mücadeleyi elden
bırakmadılar.
Kongre Merkez Komitesi seçimine gitmeden önce
birkaç olay oldu. Bunlardan biri Bund, parti içinde Rusya’daki Yahudi işçilerin
tek temsilcisi olarak kendilerinin kabul edilmesini istiyordu. Kongre Bundcuların bu
milliyetçi isteğini reddetti. Bunun üzerine Bundcular kongreyi terk etti. Kongre, Ekonomistlerin
ülke dışındaki birliğini partinin dış ülkelerdeki temsilcisi olarak kabul
etmeyince ekonomistler de
kongreyi terk ettiler.
Ekonomistlerin ve
Bundcuların kongreyi terk eden delege sayısı toplam 7’ydi.
Bu delegelerin kongreyi terk etmeleriyle durum
Leninistlerin lehine değişti. Ve kararlar Lenincilerin istediği gibi çıktı. RSDİP II.
Kongresinde kabul edilen program SBKP’nin 8. Kongresinde kabul edilen yeni
programa kadar RSDİP’nin ana çizgisini belirledi.
2. Kongreden sonra
RSDİP içinde yoğun bir çatışma yaşandı. Menşevikler hem MK içinde hem de İskra
yazı kurulunda Bolşeviklerle eşit düzeyde temsil edilmeyi önderdiler. RSDİP bu
öneriyi kabul etmedi. Böylece Menşevikler Martov ve Troçki’yle ittifaka geçerek
Bolşeviklere karşı bir blok oluşturdular.
Plehonov, 2. Kongrede Lenin’le birlikte hareket etmesine rağmen
kongre ……
PARTİZAN 70-94
…………. sonrası ise Menşeviklerle birlikte hareket
etti. Menşevikler yeni İskra’da parti üyeliği konusunda görüşlerini yenilemeye
ve azınlığın çoğunluğa uymasını istemenin mekanik olacağı görüşlerini yaymaya
başladılar.
Lenin -----------
iki çizgi arasındaki
bu mücadelede, bu çizgiye “Bir
Adım İleri, İki Adım Geri” adlı yapıtıyla cevap verdi. Rusya’da işçi
sınıfının yükselen mücadelesi, askerlerin örgütlülüğü, köylülerin Çar’a karşı
mücadelesi karşısında RSDİP’in, yeni taktikler saptaması gerekiyordu.
Menşeviklerin parti içindeki yıkıcı tavırlarının netliğe kavuşturulması
gerekiyordu.
Ancak Menşevikler 3. Kongrenin adını bile duymak istemiyorlardı. 3.
Kongreye katılmaları için tüm Bolşevik ve Menşevik parti örgütleri kongreye
çağrıldı. Ancak Menşevikler 3. Kongreye katılmayı reddettiler ve ayrı bir
kongre topladılar. Sayıca az oldukları için kongre yerine konferans adını
verdiler.
RSDİP 3. Kongresi 1905
Nisan’ında Londra’da toplandı.
Kongre Menşevikleri partiden kopmuş kesim
olarak ilan etti. “Kongre ile aynı zamanda Cenevre’de Menşeviklerin Konferansı
toplandı. Lenin, bu durumu ‘iki kongre-iki parti’ demektir” sözleriyle saptadı.
“Kongre de, konferans da aslında aynı taktik sorunları görüşme konusu yaptılar;
ama, bu sorunlarla ilgili olarak alınan kararların niteliği birbirine taban
tabana aykırıydı.
Kongrede ve
konferansta kabul edilen kararlardan her biri, 3. Parti Kongresi’yle
Menşeviklerin konferansı, Bolşeviklerle Menşevikler arasındaki taktik
anlaşmazlıkları tüm derinliğiyle açığa vurdular.”
(age, Sf. 83)
Anlaşmazlığın temel
konusu taktik konulardaydı “Üçüncü parti kongresinin taktik çizgisi.
İlerlemekte olan devrimin burjuva-demokratik niteliğine ve bu devrimin, içinde
yaşanılan şu anda kapitalizmin çerçevesi içinde mümkün olanın ötesine
geçemeyeceğine karşın kongre, devrimin tam zaferinden en başta proletaryanın
çıkarları olduğu, çünkü bu devrimin zafere ulaşmasının proletaryaya, kendisini
örgütlemeye, politik bakımdan yükselmeye, emekçi halk yığınlarına öncülük
etmede deneyimce zenginleştirmeye ve burjuva devriminden sosyalist devrime
geçmeye olanak vereceği düşüncesindeydi.”
(age, Sf. 83)
Menşevikler
Bolşeviklerin bu taktiğinin burjuva sınıfları devrimden ürkütüp sırt
çevirteceğinden ve bu yüzden de devrimin hedefini daraltacağından hareketle devrimde köylülüğe rol vermeye karşı çıkıyor ve devrime
burjuvazinin önderlik etmelerini savunuyorlardı.
Menşevik konferans
buna karşın şu taktiği benimsedi;
“Devrim, madem ki, burjuva devrimdi, o halde
devrimin öncüsü ancak liberal burjuvazi olabilirdi. Proletarya, köylüyle değil,
liberal burjuvaziyle bağlaşma kurmalıydı. Önemli olan, liberal burjuvaziyi
devrimcilikle ürkütmemek ve devrime sırt çevirmemesi için ona bahane vermemekti.
Çünkü liberal burjuvazi devrime sırt çevirirse, devrim zayıf düşerdi.”
(age, Sf. 84)
Lenin
Menşeviklerin bu tezini Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği
adlı yapıtıyla sonradan yerle bir etti.
RSDİP’nin 3.
Kongresinde benimsediği ve Lenin’in geliştirdiği bu nokta önemlidir;
“Bu, Marksist
partinin burjuva-demokratik devrimdeki taktik sorunları konusunda yeni ve
Marksizm’in silah deposunda o zamana dek bulunan taktik tezlerden temelden
farklı bir tezdi.
O zamana dek, örneğin Batı’da, burjuva devrimlerde öncülük rolü burjuvazideydi. Proletarya ister
istemez burjuvazinin yardımcısı rolünü oynardı, köylü de burjuvazinin yedek
gücü görevini görürdü. Marksistler böyle bir bileşimi, proletaryanın elden
geldiğince kendisinin en acil sınıf isteklerini savunması ve kendi politik
partisine sahip olması koşuluyla, aşağı yukarı kaçınılmaz bir şey sayarlardı.
Lenin’e göre, yeni tarihsel
koşullarda, artık durum değişmiştir; proletarya burjuva devrimin öncü
gücüdür, burjuvazi devrimin yönetiminden uzaklaştırılmış ve köylü
proletaryanın yedek gücü durumuna gelmiştir.” Devamla “Lenin, çarlığı devirmek
ve demokratik cumhuriyeti kurmak için en önemli araç olarak, halkın zafere
giden si--------------- lahlı
ayaklanmasını kabul ediyordu. Menşeviklerin tersine Lenin, ‘genel demokratik
devrimci hareketin artık silahlı ayaklanmayı zorunlulaştırdığı’ ve ‘partinin en
önemli başlıca ve zorunlu görevlerinden biri olarak proletaryayı ayaklanmaya
hazırlama’ işinin ‘artık’ gündeme girmiş olduğu ve ‘proletaryayı silahlandırma
ve ayaklanmayı doğrudan yönetme olanağını sağlamak için en enerjik önlemleri
almak’ gerektiği düşüncesindeydi.”
(age, Sf. 90-91)
1905 Devrimi Bolşeviklerin ön
gördüğü şekilde gelişti. Köylüler büyük toprak ağalarının topraklarını
işgal ederken, ordu içindeki devrimci askerler Kronştad’daki Karadeniz
Filosu’nda ayaklanma yapıyor, işçiler ise Moskova ve diğer birçok şehirde
silahlı ayaklanmalar yaparak barikatlarda savaşıyorlardı. Ayaklanma ülke çapında Çar
birlikleri tarafından bastırıldı.
Ve Rusya’da gericilik
yılları olarak adlandırılan geçici bir geri çekilme söz konusu oldu.
Ayaklanmadan
sonra Bolşevikler ve Menşevikler arasında taktik konusunda farklı iki çizgi
ortaya çıktı. Silahlı ayaklanmadan sonra Plehanov “silaha sarılmamalıydılar”
diyerek RDSİP’e ciddi eleştiriler getirdi. Menşevikler, ayaklanmanın gereksiz
olduğunu sınıfa zarar verdiğini, ayaklanmaya girişmeden de mücadelenin
yürütülebileceğini, barışçıl yoldan da başarıya ulaşılabileceğini savundular.
Bolşevikler ise; Menşeviklerin bu yaklaşımını tam bir ihanet olarak
değerlendirdiler.
Bu silahlı ayaklanmadan kazanılan deneyim işçi
sınıfının başarılı bir silahlı savaşım vereceğini gösterdi. Ve Lenin
Plehanov’un “silaha sarılmamalıydılar” değerlendirmesine karşın şunları dile
getirdi; “Tam tersine, silaha daha kararlı, daha enerjik ve daha keskin bir
saldırı atılımıyla sarılmalıydık; yığınlara öyle yalnız kavgasız barışçı yoldan
grevlerle yetinilemeyeceğini ve amansız silahlı savaşımların kaçınılmaz
olduğunu anlatmalıydık.”
(age, Sf. 107)
1905 Devrimi yenilgiyle
sonuçlanınca Bolşevikler yeni taktik politikalar geliştirdiler. Duma
seçimlerinde izlenecek taktik üzerine Tammerfors’ta yapılan parti konferansında
Bolşevikler 1. Devlet Dumasını boykot kararı aldılar. Ve partinin yeniden
birliğini sağlamak için Menşeviklere öneri de bulundular. Partinin birleşmesi
aynı zamanda işçilerin de istemiydi.
Lenin birleşmeden
yanaydı. Ancak sorunların üzerini örten bir birlikten yana da değildi. Kongrede
devrim sorunlarının tüm yönleriyle tartışıldığı ve bunun işçiler tarafından da
bilinmesini istiyordu.
RSDİP’nin Birlik
Kongresi olarak da bilinen 4. Parti Kongresi Nisan 1906’da İsveç’te toplandı.
1905 yenilgisinden sonra
Bolşevikler birçok parti örgütünü kaybetmişti. Menşevikler ise Marksizm’le ilgisi olamayan birçok unsuru saflarına almışlardı.
Kongrede Menşevikler çoğunluktaydı. Kongrede kıyasıya bir, iki çizgi mücadelesi
yaşandı. Tartışmalar; toprak sorunu, içinden geçilen anın değerlendirilmesi,
işçi sınıfının görevlerinin belirlenmesi, Devlet Dumasına karşı tavır sorunu
idi.
Lenin Çar’ın devrilmesinden sonra toprağın
millileştirilmesini savundu. Menşevikler ise, bir belediye programıyla geldiler
ve toprağın belediyelerin emrine verilmesini savundular. Kongrede Menşeviklerin
programı oy çoğunluğuyla kabul edildi.
Kongreden sonra Menşeviklerle Bolşevikler arasındaki iki
çizgi mücadelesi daha da yoğunlaştı. 1906 sonbaharında mücadele
yükselmesine rağmen, Menşevik MK kitlelere önderlik etmekten uzak bir çizgi
izliyordu. 2. Devlet Duması konusunda Bolşevikler yeni bir taktikle Duma’ya katılmaya karar
verdiler.
Buna karşın
Menşevikler ise, Duma’ya Çarlık hükümetini yola getirme gözüyle bakıyor ve
Anayasacı Demokratlarla bir anlaşmaya varılarak Duma’da onların desteklenmesini
istiyorlardı. Bolşevik parti örgütleri buna karşı çıkıyor ve partinin bir an
önce kongreye gitmesini savunuyorlardı.
Mayıs 1907’de
Londra’da RSDİP’nin 5. Kongresi toplandı.
Kongreye toplam 336 delege katıldı. Kongrenin
başlıca konusu burjuva partilerine karşı izlenecek tutumdu. Kongre
Bolşeviklerin çizgisini onayladı. “… ve gerek Rus Halkının Birliği,
Monarşistler, Birleşmiş Soylular Kurulu gibi bütün aşırı------------
sayfa-96
------------ gerici partilere karşı, gerek 17 Ekim
Birliği’ne (Oktobrisler), Ticaret ve Sanayi Partisi’ne, Barışçı Yenilik
Partisi’ne karşı amansız bir savaşım yürütülmesine karar verdi. Bütün bu
partiler açıktan açığa karşı-devrimciydiler.” (age, Sf. 115)
1905 Devriminin yenilgiye uğramasından sonra,
RSDİP içinde Menşevikler yeni bir devrim yükselişine inanmıyorlardı. Panik
içinde geri çekiliyorlardı. RSDİP’in programının emrettiği gibi hareket
etmiyor, partinin devrimci sloganlarından vazgeçiyorlardı. RSDİP’nin
dağıtılmasını istiyorlardı. Bu aynı zamanda Menşeviklerin yeni bir çizgide
demirlemesini de getirdi.
Menşevikler bu
görüşlerinden dolayı parti içinde Likidatörler (Tasfiyeciler) olarak anılmaya
başlandı. Buna karşın Bolşevikler birkaç yıl içinde yeni bir devrimci
yükselişin olacağına inanıyorlardı. Partinin bu yükselişe önderlik etmesini ve
kitleleri örgütlemeyle karşı karşıya olduklarını savunuyorlardı. Lenin
Likidatörlüğün henüz yeni yeni filizlendiği ilk günden başlayarak bu akıma
karşı mücadeleyi elden bırakmadırlar.
Lenin Likidatörleri RSDİP içinde
liberal burjuvazinin ajanları olarak görüyordu. Aralık 1908 yılında
RSDİP’nin tüm Rusya Konferansı Paris’te toplandı. Lenin’in önerisi üzerine
konferans, Likidatörlüğün, yani bir kısım partili aydının, Menşeviklerin
“RSDİP’nin mevcut örgütünü dağıtıp ortadan kaldırma ve yerine parti
programından, taktiklerinden ve geleneklerinden açıkça vazgeçme pahasına, onu ne
olduğu belirsiz legal çalışan bir dernek haline getirme” girişimiyle suçladı.
Konferans tüm partiyi bu yeni çizgiye çarşı savaşmaya çağırdı.
Menşevikler
konferansın bu kararına uymadılar. Onlar Çar’dan legal bir parti için söz almak
istiyorlardı. Ve aynı
zamanda 8 saatlik iş günü ve toprak ağalarının topraklarına el koymadan
vazgeçiyorlardı. Bolşevikler sadece Menşeviklere karşı değil aynı zamanda,
oportünizmlerini ‘sol’ lafazanlıkla maskeleyen Otzovistlere karşı da uzlaşmaz
bir savaşım veriyorlardı. Otzovistler, eski bir kısım Bolşeviklerden
oluşuyordu. Bunlar her türlü legal mücadeleye karşı çıkıyor ve işçi
temsilcilerinin Devlet Duma’sından geri alınmalarını savunuyorlardı.
1909 yılında
Otzovistlerin durumunu görüşen Bolşevikler bunları tüm parti örgütlerinden
atarak hiçbir ilişkilerinin kalmadığını açıkladı. RSDİP iki cepheden
Likidatörler ve Otzovistlere karşı savaşım yürütürken, Troçki Menşevikleri destekliyordu.
Troçki,
1912 yılında
sonraları RSDİP içinde Ağustos bloğu olarak tabir edilen bloğun kurucusu oldu.
RSDİP içinde, tüm parti aleyhtarı grupları bir araya getiren Troçki, tüm temel
meselelerde Menşevikler gibi düşünüyordu. Troçkistler, RSDİP içinde orta yolcu
bir politik çizginin temsilcisi durumundaydılar.
“Bu konuda Stalin arkadaş şöyle yazıyordu:
Ortayolculuk politik
bir kavramdır. Ortayolculuğun ideolojisi uzlaştırıcı bir ideolojidir; ortak bir
parti çerçevesi içinde proletaryanın çıkarlarını, küçük-burjuvazinin
çıkarlarına bağımlılaştıran bir ideolojidir. Bu ideoloji Leninizm’e yabancı ve
temelden aykırıdır”
(age, Sf. 170) diyordu.
Likidatörlere ve Otzovistlere karşı RSDİP
içinde yürütülen mücadele, Bolşevikleri nihayet bir parti çatısı altında sıkı
sıkıya kenetlenmiş bir partide birleştirme fikrini doğurdu. Bu sadece parti
içinde oportünizme karşı değil, aynı zamanda işçi sınıfı güçlerini bir araya
toplamak için de zorunluydu. Bunun için oportünist çizgileri partiden
temizlemek gerekiyordu. Bolşevikler, Menşeviklerle artık aynı parti içinde
kalmak istemiyorlardı. Ancak sorun sadece Menşeviklerden arınma değil, aynı
zamanda onlardan ayrıldıktan sonra yeni tipte bir parti kurmaktı. Oportünizmden arınmış bu yeni
tipte parti Batı Avrupa’daki sosyal demokrat partilerden de farklı bir parti
olmak zorundaydı. “Bolşevikler, gerçek devrimci ve Marksist bir partiye
sahip olmak amacı taşıyanların hepsi için örnek olabilecek yeni bir partiyi, Bolşevik
partisini yaratmak istiyorlardı. Bolşevikler, ta eski İskra gazetesi
günlerinden bu yana------------------
Partizan-70-sayfa-97
---------böyle bir
parti hazırlıyorlardı. Bu hazırlık çalışmalarında Lenin’in Ne yapmalı?, İki Taktik vb. gibi yapıtları
belirleyici bir rol oynadı. Lenin, böyle bir partiyi, ideolojik bakımdan
Ne yapmalı? adlı yapıtında, örgütsel bakımdan Bir Adım İleri İki Adım Geri adlı
yapıtında hazırladı; politik bakımdan Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin
İki taktiği adlı yapıtında, ve böyle bir partinin teorik bakımdan
silahlanmasını da, Materyalizm ve Ampirio-kritisizm adlı yapıtında sağladı.”
(age, Sf. 176)
6. Parti
Konferansının görevi, yeni tipte partiyi kurma görevini yerine getirmek için
Ocak 1912’de Prag’da toplandı.
Konferans, parti
mekanizmalarının yenilendiğini ve ortaya çıktığından bu yana RSDİP için en zor
yılların gericilik yılları olduğunu açıkladı. Konferans bildirisinde şöyle
deniliyordu; “Rusya Sosyal Demokrat Partisi’nin yalnız bayrağı değil, programı
ve devrimci geleneği de ayakta kaldı; proletarya partisi takibat ve baskılarla
zayıflatılmasına karşın; hiçbir zaman parçalanmaya uğratılamadı, onun
yaşamasına engel olunamadı.” (age, Sf. 177)
Prag Konferansı,
oportünizme karşı yürüttüğü mücadelenin bütünlüklü bir muhasebesini yaptı ve Menşevikleri partiden atmayı
kararlaştırdı.
Konferans,
partinin acil politik sloganı olarak 8 saatlik iş günü ve toprak ağalarının
topraklarına el koyma sloganını ileri sürdü.
1912 yılından, I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın ön gününe kadar
Rusya’da işçi sınıfının mücadelesi giderek büyümeye başladı. 1914 yılının
başında işçi sınıfının grevleri durmak bilmiyordu. Bolşevikler her alanda
gelişirken, Menşevikler ise sürekli olarak kan kaybediyorlardı.
I. Emperyalist
Paylaşım Savaşı’nın kaçınılmaz bir hal aldığı bir dönemde Bolşeviklerin çıkacak
emperyalist savaşa karşı tutumları açıktı.
Çarlık 14 Temmuz 1914’te genel seferberlik ilan etti. 1 Ağustos’ta ise
Almanya Rusya’ya savaş ilan etti. Savaşın patlak vermesinden sonra
Bolşeviklerle diğer küçük-burjuva partileri arasında savaş konusunda iki çizgi
mücadelesi yoğun ve açık bir şekilde sürdü.
Liberal burjuvazinin
partisi (Anayasacı Demokrat Parti) muhalefet partisi gibi hareket etmesine
rağmen, Çarlık hükümetinin dış politikasını olduğu gibi destekliyordu.
Sosyalist-Devrimciler ve Menşevikler sosyalizm bayrağını yüzlerine bir maske
olarak takıp, savaşın emperyalist yağmacı bir savaş olduğunu halktan
gizliyorlardı.
Sadece Bolşevikler
doğru Marksist tavır koydular. Bolşevikler savaşın başından beri yağmacı ve
yabancı toprakları ele geçirme savaşı olduğunu savunarak, savaşa karşı tutum
geliştirdiler. Emperyalist
savaşı devrimci iç savaşa dönüştürme Bolşeviklerin sloganı idi. Çar tüm
cephelerde yenilgiye uğruyordu. Rusya’da açlık baş gösterdi.
Halk artık savaşmak istemiyordu.
Bolşevikler Rusya’da
savaşa karşı geliştirdikleri Marksist tutumla, işçi sınıfı, köylülük ve
askerler içinde örgütlendiler. Çar bütün alanlarda yenilgiye uğradı ve Şubat 1917’de Rusya’da
İşçi ve Asker Sovyetleri ve ardından geçici hükümet kuruldu.
Bu ikili iktidardı.
Bolşevikler Nisan’dan
itibaren ikili iktidara son vermeyi ve sosyalist devrime geçmeyi savundu.
Bolşeviklerin 6.
Kongresi Petrograt’da toplandı.
Bolşevikler ikili iktidardan
çekildiler.
İkili
iktidar sona ermiş ve tüm iktidar geçici olarak hükümetin eline geçmiş oldu
böylece. 6. Kongre toplandığında burjuva basın tüm Bolşeviklerin tutuklanmasını
istiyordu.
Lenin arandığı için 6. Kongreye
katılamadı.
Kongrede iki çizgi mücadelesi
iktidarın alınması ya da burjuvaziyle birlikte bu işe devam etmesi üzerine
yapılan tartışmalarla geçti. Kongre,
Troçki’nin partiye alınmasını kabul etti. Troçki, kongrede iktidarı ele
geçirme konusunda ancak Batı’da proleter devrim olursa Rusya’nın sosyalizme
geçmesi gerektiğini savundu. Buharin ise köylülüğün savaş yanlısı bir ruh hali
taşıdıkları ve burjuvaziyle uzlaştıkları için proletaryanın arkasından
gelemeyeceğini savundu.
Kongre tüm bu çizgileri reddetti.
Bolşeviklerin ekonomik programını görüşüp onayladı. Sosyalist devrimde işçi
sınıfı ve köylülüğün bağlaşması….
Partizan-70-sayfa-98
…..konusunda Lenin’in
tezini onayladı. Sendikaların tarafsız olması gerektiği şeklindeki Menşevik
tezi reddetti.
Ayrıca Kongrede;
Troçki, Kamenev,
Rikov başta olmak üzere Lenin’in karşı devrimcilerin mahkemesine çıkmasını ve
yargılanmasını önerdiler.
Kongre bu öneriyi
reddetti ve Lenin’in mahkemeye gitmemesini kararlaştırdı. Ekim Devrimi’ni takip
eden aylarda halk büyük bir yoksulluk içinde Bolşeviklerden açlığa son
verilmesini ve savaşın sona erdirilmesini istiyorlardı. Bolşevikler için bir
soluklanma dönemi şarttı. Emperyalist güçlerle savaşı devam ettirmek o şartlara
pek uygun değildi. Bundan dolayı Bolşevikler adil bir barış çağrısında
bulundular. Fransa ve İngiltere bu çağrıya olumsuz cevap verdiler. Bunun
üzerine Bolşevikler Almanya ve Avusturya’yla görüşmeye karar verdi. Görüşmeler
3 Aralık’ta Brest-Litovsk’ta başladı ve 5 Aralık’ta da bir ateşkes anlaşması
imzalandı.
Barış anlaşması
konusunda RSDİP içinde ve dışında iki çizgi ortaya kondu. Menşevikler ve
Sosyalist Devrimciler tüm güçleriyle barış anlaşmasına karşı yoğun bir
propaganda başlattılar. İçte de başta Troçki, Radek ve Piatokov’la birlikte
kendilerine “Sol Komünistler” adını veren Buharin barış görüşmelerine karşı
çıkıyor ve parti içinde Lenin’i hedef gösteriyorlardı.
10 Şubat günü barış
görüşmeleri kesildi.
Buna neden olan Troçki’ydi.
Sovyetler adına Brest-Litovsk’ta bulunan ve barış görüşmeleriyle
görevlendirilen Troçki Almanlarla anlaşmayı reddedince savaş yeniden başladı. Troçki’nin ihaneti
Sovyetlere pahalıya mal oldu ve daha ağır şartları Sovyetler 23 Şubat 1918’de
kabul etmek zorunda kaldı.
Barış konusunu karara
bağlamak için 7. Parti
Kongresi 6 Mart 1918’de toplandı. Bu kongre iktidarın ele
geçirilmesinden sonra yapılan ilk parti kongresiydi. Kongrede Lenin Brest-Litovsk barışı
konusunda yaptığı konuşmada, “parti içinde bir ‘sol’ muhalefetin ortaya çıkması
yüzünden partinin geçirmekte olduğu ağır buhran, Rus devriminin karşı karşıya
olduğu en büyük buhranlardan biridir” değerlendirmesinde bulundu.
Kongre Lenin’in barış konusundaki politik
tutumunu onayladı. Barış konusu genç Sovyetlere zaman kazandırdı. Sovyetlerin
zaman kazanması ve güçlenmesini sağladı. Barış Anlaşması sonrasında Almanlar
yenilince tüm anlaşmalar da kendiliğinden sona erdi.
Bolşevik Partinin 8. Parti Kongresi Mart 1919’da topladı.
Sovyetler birçok
cepheden kuşatılmıştı. Sovyet Rusya’ya karşı gerici blok daha da güçlenmiş ve
içteki karşı devrimci ayaklanmalar Sovyet Rusya’yı zor durumda bırakmıştı. 8.
Parti Kongresi bu şartlar altında toplandı ve yeni bir programı kabul etti. Bu
programın sosyalizmin ihtiyaçlarına göre şekillenmesi büyük bir önemdeydi.
Kongre emperyalizmi geniş bir şekilde yeniden açıklıyor ve iki sistemin,
sosyalizm ve burjuva sisteminin bir karşılaştırmasını yapıyor ve partinin
sosyalizm uğrundaki savaşta somut görevlerini belirliyordu.
Bu görevler şöyle
açıklandı;
“Burjuvaziyi
mülksüzleştirmenin tamamlanması, ülke ekonomisinin tek bir sosyalist plana göre
yöneltilmesi, sendikaların ulusal ekonominin örgütlenmesine katılması,
sosyalist çalışma disiplini, ulusal ekonomide Sovyet organlarının denetimi
altında burjuva uzmanlardan yararlanılması, orta köylülerin kerte kerte,
düzenli olarak, sosyalist kuruluş çalışmalarına çekilmesi.”
(age, Sf. 288)
Kongre Parti
programını tam bir iki çizgi mücadelesi sonucu oluşturdu. Muhalefetin başını
çekenlerden biri de Buharin’di;
“Lenin ekonomik sistemimizin karmaşıklığının göz önünde bulundurmasını, ülkede
orta köylülerin temsil ettiği küçük emtia üretimi de içinde olmak üzere, farklı
ekonomik biçimlenmelerin varlığını programda belirtmeyi zorunlu sayıyordu.
Bunun için Lenin, program görüşülürken kapitalizmle, küçük emtia üretimiyle,
orta köylü ekonomisiyle ilgili noktaların programdan çıkarılmasını öneren
Buharin’in Bolşevizm aleyhtarı görüşlerine şiddetle karşı koydu. Buharin’in
görüşleri, Sovyet devletinde orta köylülerin rolünün Menşevikçe, Troçkistçe bir
yadsıması demekti. Buharin, aynı zamanda
Partizan-70-sayfa-99….Devam edecek…..YÜZÇİÇEKAÇSIN
Ekim Devrimi’ni takip
eden aylarda halk büyük bir yoksulluk içinde Bolşeviklerden açlığa son
verilmesini ve savaşın sona erdirilmesini istiyorlardı. Bolşevikler için bir
soluklanma dönemi şarttı. Emperyalist güçlerle savaşı devam ettirmek o şartlara
pek uygun değildi.
https://partizanarsiv12.net/wp-content/uploads/2018/03/partizan_sayi_71.pdf
https://partizanarsiv12.net/wp-content/uploads/2018/03/partizan_sayi_70.pdf
8. Kongre köylülük
sorununa da bir çözüm getirdi. Buna göre; yoksul köylüye güvenme, orta
köylülükle bağlaşma ve kulaklara kaşı savaşım yürütülmesi kararlaştırıldı. Kongrede askeri sorunda da iki
çizgi mücadelesi yaşandı.
Ortaya “askeri
muhalefet” diye bir grup çıktı. Bu muhalefet eski “sol komünistler” ve ordu
içindeki partililerden oluşuyordu. Bu muhalefet düzenli orduya ve orduda
disipline karşı çıkıyor ve askeri uzmanlardan yararlanılmasını savunuyorlardı.
9.
Parti Kongresi,
iç savaş
yıllarında karşı-devrimci ayaklanmalara önderlik eden Denikin ve Kolçak’ın
yenilgiye uğratılmasından sonra Mart 1920 tarihinde toplandı. Kongre ulaşım, akaryakıt,
demirçelik sanayinin kalkındırılması ve ülkenin elektriklendirilmesini hedef
alan tek bir sosyalist ekonomik planın uygulanmasını
içeriyordu. Kongrede tüm bu konularda yoğun bir iki çizgi
mücadelesi yaşandı. Sanayinin tek elden yönetilmesi ve yöneticilerin
kişisel sorumluluğuna karşı çıkarak, sanayinin yönetiminde sınırsız bir grup yönetimini
ve kişisel sorumluluğu savunan ve kendisine “demokratik merkeziyetçilik” adını
veren grup yenilgiye uğratıldı.
Bu muhalefetin başını Sapronov, Osinski, V. Smirnov
çekiyor, Rikov ve Tomski de kongrede bunları destekliyordu. 9. Parti
Kongresinden sonra parti içinde yaşanan iki çizgi mücadelesi birçok konuda
devam etmekle kalmadı, bu tartışmalarda Sovyetleri zayıflatmak için
birçok grup birleşerek Bolşeviklere karşı saldırıya geçti. İki çizgi esas
olarak savaş sonrası ekonomik kalkınma konularında sürüyordu.
Parti savaşın devam ettiği yıllarda uyguladığı savaş
komünizminin artık kaldırılması gerektiğini ve fazla ürünlerin bir ayni vergi
sistemi getirilerek, köylüler tarafından istendiği gibi kullanılması dönemine
geçilmesi ve böylece sanayinin canlanmasını savunuyor ve bunun için
sendikaların desteğinin alınmasını savunurken, parti içindeki muhalefet böyle
düşünmüyor, Troçkistler, işçilerin muhalefeti, sol komünistler, demokratik
merkeziyetçiler barış içinde sanayinin kalkındırılmasına karşı çıkıyor,
bunların bir kısmı savaş komünizminin devamını, bir kısmı ise, ekonominin
kalkınmasında partinin geri çekilmesini ve her şeyin sendikalara bırakılmasını
savunuyorlardı.
10. Parti Kongresi Rusya’da yaşanan bu tartışmaların içinde 8 Mart 1921
tarihinde toplandı. Kongre, sendikalar
sorununda geniş bir değerlendirme yaptı ve Lenin’in önerisini kabul
etti.
Partizan-70-sayfa-100
Kongre, parti içindeki bütün
kliklerin dağıtılmasını kararlaştırdı. Kongre, kararlara
uymayan, merkez komitesi içinde klikçi çalışmalar yürütenlerin merkez
komitesinden çıkartılmasını karar altına aldı. Bütün bu kararlar Lenin’in
önerdiği ve kongrenin kabul ettiği ‘parti birliği üzerine’ kararında
somutlaştırıldı. Ve Kongre Yeni Ekonomik Politika’yı (NEP) onayladı.
NEP’in doğru bir
politik karar olduğu, daha ilk yılında alınan sonuçlarla doğrulandı.
NEP, işçi ve köylüler arasında yeni bir ittifak geliştirdi. Proletarya
diktatörlüğünün gücü gelişti. Kulakların vurgunculuğuna son verildi. Sovyet
hükümeti, NEP döneminde de tüm ekonomi üzerinde denetimini sağlamlaştırdı.
11.
Parti Kongresi bu şartlar içinde toplandı. Ve
Lenin tarafından Kongrede
“Bir yıldan bu yana
geri çekiliyoruz. Parti adına artık bunu durdurmalıyız. Geri çekilmekte güdülen
amaç elde edilmiştir. Bu dönem artık sona ermek üzeredir ya da sona ermiş
bulunmaktadır. Şimdi amacımız farklıdır -güçlerimizi yeniden bir araya
getirmektir” (age, Sf. 323) denilerek NEP’e son verildi. 11. Parti Kongresinden
sonra, ekonomik atılımlar yeni hamlelerle devam ettirildi.
Ekim 1922’de Sovyetler büyük bir zaferi kutladı. İşgalcilerin elinde
kalan son Sovyet toprağı Vladisvokstok, Japonların elinden kurtarıldı.
Aralık 1922 yılında, Sovyetlerin 1. Kongresi toplandı.
Lenin ve Stalin’in önerisiyle Sovyet milliyetlerinin geçici bir devlet birliği,
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) kuruldu.
12.
Parti Kongresi Nisan 1923’te toplandı.
Bu, Sovyetlerin kurulmasından sonra Lenin’in katılmadığı ilk
kongreydi. Kongre Lenin’in son mektuplarında dile getirdiği tüm hususları göz
önünde bulundurdu. Kongre Yeni Ekonomik Politika’yı, sosyalizmden vazgeçmeyi ve
kapitalizme teslim olma olarak anlayanların teorik görüşlerini çürüttü.
Kongrede Troçki ve
onu destekleyen Radek ve Krasin, Sovyetler için can alıcı sanayi
kollarının ayrıcalıklarının yabancı tekellere verilmesini istiyorlardı. Bununla
da kalmayıp Çar’ın dış devletlere olan borçlarının üstlenilmesi gerektiğini
savunuyorlardı. Kongre tüm bu önerileri reddetti. Buharin ve Sokolnikov daha
kongre öncesi, dış ticaret üzerindeki devlet tekelinin kaldırılmasını
istiyorlardı.
Bu önerinin temeli de Yeni Ekonomik Politika’nın kapitalizme
teslim olunması olarak görülmesinden ileri geliyordu. Kongrede iki çizgi mücadelesinin yoğun olarak yaşandığı bir diğer
konu da ulusal sorundu.
Stalin, hazırlayıp sunduğu raporda ulusal sorundaki politikanın
uluslararası önemini açıkladı. “Sovyetler Birliği, ulusal sorunu çözüme
bağlamakta ve ulusal baskıyı ortadan kaldırmakta, Doğu’nun ve Batı’nın ezilen
halkları için bir örnekti. Stalin, Sovyetler Birliği milliyetleri arasındaki
ekonomik ve kültürel eşitsizliği ortadan kaldırmak için enerjik önlemler
almanın zorunlu olduğunu belirtti.
Ulusal sorundaki saptamalara karşı, Büyük-Rus şovenizmine ve
sorundaki saptamalara karşı, Büyük –Rus şovenizmine ve yerel burjuva
milliyetçiliğine karşı, partiyi kararlı bir savaşıma çağırdı. “Kongrede,
milliyetçi saptamacılar ve bunların ulusal azınlıklara karşı egemen ulus
politikası açığa çıkartıldı.
O sıralarda, Gürcü milliyetçi sapmacı Mdivani ve ötekiler
partiye karşı çıkıyorlardı. Bunlar, Transkafkasya Federasyonu’nun kurulmasına
ve Transkafkasya milliyetleri arasında dostluğun güçlendirilmesine karşıydılar.
Bu sapmacılar, Gürcistan’daki öteki milliyetlerden haklara karşı tam bir
egemen-ulus şoveni gibi davranıyorlardı. Gürcü olmayanları, özellikle Ermenileri Tiflis’ten
yığınlar halinde sürüyorlardı; öyle bir yasa kabul etmişlerdi ki, bu
yasa Gürcü olmayanlarla evlenen Gürcü kadınlarının Gürcistan yurttaşlığından
çıkartılması hükmünü taşıyordu. Gürcü milliyetçi sapmacıları, Troçki, Radek,
Buharin Skripnik ve Rakovski destekliyordu.”
(age, sf 327-328)
Kongre sonrası ekonomik alanda istenilen düzeyde başarılar
elde edilemedi. Sanayi hala savaş öncesi düzeyin ve gereksinimin altında
bulunuyordu. 1923 yılının sonlarında
ülkede hala bir milyon işsiz vardı.
Partizan-70-sayfa-101
Köylülerin hububat satışlarından elde ettikleri paranın
değeri hızla düşmüştü. Troçki, o dönem Ulusal Ekonomi Yüksek Konseyi’nde
bulunuyordu. Troçki, Pyatakov’la birlikte güya sanayiyi geliştirmek için bütün
yöneticilere mamul maddelerin satışından daha fazla kâr elde etmek için
talimatlar verdiler. Bu durum köylüleri oldukça zor duruma soktu ve köylüler
mamul madde almaktan vazgeçtiler.
Troçkistler
Lenin’in hastalığını da fırsat bilerek parti içinde yeni bir atağa geçtiler.
Troçki, ekonomik alanda yeni bir çizgi geliştirmek
için, parti içindeki, tüm anti-Leninist unsurları bir araya getirerek yeni bir
muhalefet programı oluşturdu. Bunlara muhalif kırkaltılar denildi.
Demokratik Merkeziyetçiler, Sol Komünistler ve İşçilerin
Muhalefeti gruplarının bir araya gelerek oluşturdukları program, ağır bir
ekonomik buhranın olacağı ve bunun da Sovyetleri mahvedeceği, bunun atlatılması
için de parti içinde kliklere ve gruplara izin verilmesi isteniyordu.
Troçkistler, hazırladıkları dokümanları tüm parti
örgütlerine yolladılar ve partiyi bu konularda tartışmaya çağırdılar. Parti içinde açılan
tartışmalarda Troçkistler yenilgiye uğradılar.
Kasım
1924’te 13. Parti Konferansı toplandı.
Konferans yapılan tartışmaların bir değerlendirmesini yaptı ve
Troçkist muhalefeti Marksizm’den küçük burjuva sapma olarak mahkum etti.
Troçkistler kendi çizgilerini daha da ileri düzeyde savunmaya devam ettiler.
Troçki 1924 güzünde
“Ekim Dersleri”
adıyla yayımladığı bir yazıda Leninizm yerine Troçkizm’i koyarak Leninizm’e
saldırdı. Buna
karşı Stalin Troçki’nin bu çizgisine karşı
Leninizm’in İlkeleri adlı eseriyle Troçkizm’i mahkum etti.
21 Ocak 1924’te Lenin
hayata veda etti.
Lenin’in ölümü Bolşevik parti içinde bir kenetlenmeyi
birlikte getirdi.
13. Parti Kongresi Mayıs 1924 tarihinde toplandı. Kongre
14. Parti Konferansı’nda kararlaştırılan Torçkizm’in küçük burjuva bir sapma olduğu kararını
onayladı. Kongre, kentle köy arasındaki bağı güçlendirmek için hafif
sanayinin daha da geliştirilmesinin zorunlu olduğunu belirtti. Kongre, İç
Ticaret Halk Komiserliği’nin kurulmasını kararlaştırdı ve ticaretle uğraşan
bütün kurumların önüne pazarı denetleme görevi koydu ve özel sermeyenin ticaret
alanından kovulması görevini benimsedi. Kongre, köylülere devlet kredilerinin
azamiye çıkartılmasını ve böylece tefecilerin bu alandan silinmesi kararı aldı.
Kongre ayrıca, kooperatif hareketinin geliştirilmesi kararı aldı.
Ekonomik ilerleme işçilerin ve köylülerin yaşam seviyelerini yükseltti;
1924-1925 yılında Sovyetler köylülere yardım için 290 milyon ruble ayırdı.
“Ulusal ekonomiyi yeniden-kurma çalışmaları tamamlanmak üzereydi. Ama,
Sovyetler Birliği için, sosyalist kuruluş halindeki bir ülke için, yalnızca
ekonominin yeniden-kuruluşu, yalnızca savaş öncesindeki düzeye ulaşmış olması
yeterli olamazdı.
Savaş öncesi düzey, geri bir ülkenin düzeyiydi. Daha
ileriye gitmek gerekiyordu. Sovyet devletinin elde ettiği uzun soluk alma
dönemi böyle bir gelişme için olanaklar taşıyordu. “Ama bu, tüm ivediliğiyle
bir sorunu da yanında getiriyordu; Gelişmemizin ve kuruluşumuzun izleyeceği
çizgi ve niteliği ne olacaktı, Sovyetler Birliği’nde sosyalizmi nasıl bir
gelecek bekliyordu?
Ekonomik gelişme
sosyalizm yönünde mi olacaktı, yoksa başka bir çizgi mi izleyecekti?
Sosyalist bir ekonomi sistemi kurmalı mıydık, ya da
kurabilir miydik; yoksa biz başka bir ekonomi sistemini, kapitalist ekonomi
sistemini doğuracak koşulları mı hazırlıyorduk?
Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetleri Birliği’nde sosyalist bir ekonomi sistemi kurmak olanaklı mıydı;
olanaklıysa bunun kapitalist ülkelerde devrimin gecikmesi koşullarında,
kapitalizmin istikrara kavuştuğu koşullarda gerçekleştirilmesinin olanakları
var mıydı?
Ülkede sosyalizmin
güçlerini her bakımdan güçlendirmekle ve artırmakla birlikte, gene de belli bir
ölçüde kapitalizmin gelişmesi olanağını veren Yeni Ekonomik Politika yoluyla
bir sosyalist ekonomi sistemi kurabilir miydik?
Partizan-70-sayfa-102
Bir sosyalist ekonomi sistemi nasıl kurulacaktı, bu
kuruluşa nerden başlanacaktı. “Bütün bu sorunlar, yeniden-kuruluş döneminin
sorunlarına doğru, partinin karşısına, artık teorik sorunlar olarak değil,
pratik sorunlar, ekonomik kuruluşun güncel sorunları olarak dikildi. (…)
“Evet dedi parti, ülkemizde
sosyalist ekonomi kurulabilir, kurulmalıdır; çünkü sosyalist bir ekonomi
sistemini kurmak ve tam bir sosyalist toplum kurmak için zorunlu olan her şeye
sahibiz.
1917 Ekim’inde işçi sınıfı kendi
politik diktatörlüğünü kurarak kapitalizmi politik bakımdan yenmişti. O
zamandan bu yana, Sovyet Hükümeti, kapitalizmin ekonomik gücünü çökertme ve bir
sosyalist ekonomi sistemi kurma uğrunda gerekli koşulları yaratmak için her
türlü önlemi almıştı.”
(age, Sf. 338-339)
SBKP’nin bu çizgisine karşı Torçkistler Sovyetler Birliği’nde
sosyalizmin zafere ulaşmasına inanmıyorlardı. Partinin
çizisine karşı Troçkistler, “Sürekli Devrim Teorisini” ileri sürdüler.
Buharinciler açıktan bir çizgi ileri sürmeseler de, diğer taraftan ‘burjuvazinin
sosyalizme barış içinde ilerlemesini öngören kendi ‘teorilerini’ öne sürdüler.
Ve bunu yeni bir sloganla ‘zenginleşin’ sloganıyla ileri sürdüler. Zinovyev ve
Kamenev, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin teknik olarak geri
olmasından dolayı sosyalizmin zaferinin mümkün olmadığını ileri sürdüler.
14. Parti Kongresi, parti içinde
sosyalizmin zaferi konusunun mümkün olup olmadığı konusunda yaşanan iki çizgi
mücadelesinin yoğun tartışmaları içinde Aralık 1925 tarihinde toplandı.
Parti tarihinde
Leningrad gibi parti merkezinin tüm delegelerinin MK’ya karşı toptan tavır
almaya hazırlandığını gösteren bir durum hiç yaşanmamıştı. MK
adına raporu Stalin sundu. Stalin Sovyetler Birliği’nin politik ve ekonomik alandaki
yükselişini dile getirdi ve gelinen noktada durmamak gerektiğini vurguladı.
Stalin Sovyetlerin, kapitalist ülkelere bağımlılıktan kurtulan bir ülke
seviyesine gelmeyle karşı karşıya olması gerektiğini vurguladı. Zinovyevciler, partinin genel çizgisine karşı harekeye
geçtiler. Onlar partinin sosyalist sanayileşme politikasına karşı çıkarak,
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin esas olarak hammadde ve tarım
alanında üretim yapan ve ihraç eden bir ülke olarak kalmasını savunuyorlardı.
Kongre, Zinovyecilerin ekonomik ‘plan’ olarak ileri sürdüğü
bu programı reddetti. Devlet sanayinin sosyalist olmadığı, yolundaki
tezler ve aynı şekilde köylülüğün işçi sınıfının bir bağlaşığı olmadığı savı da
kongrede mahkum edildi.
Ekonomik alandaki sorunlar üzerindeki tartışmaları gözden geçiren kongre şu
ünlü kararı aldı.
“Kongre,
ekonomik gelişme alanında, proletarya diktatörlülüğünün
ülkesi olan ülkemizde, ‘tam bir sosyalist toplum kurmak için zorunlu bütün önkoşulların’
(Lenin) var olduğu görüşündedir. Kongre, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler
Birliği’nde sosyalist kuruluşun zaferi uğrundaki savaşımın partimizin başlıca
görevi olduğunu kabul eder. On dördüncü Kongre, partinin yeni tüzüğünü
onayladı.
Ve, On dördüncü Parti Kongresi’nden itibaren
partimiz,
Sovyetler Birliği Komünist
Partisi (Bolşevikler) SBKP(B) adını taşımaya başladı.”
(age,
Sf. 345)
Zinovyevciler,
kongrede yenilgiye uğramalarına rağmen, kongre sonrası parti kararlarına
uymadılar ve kendi çizgilerinin propagandasını yaymaya devam ettiler.
Zinovyevciler, kongreden sonra Komünist Gençler Birliği Leningrad Komitesi’ni
bir toplantıya çağırdı. Bu komitenin yönetici grubu Zinovyev, Zalutski,
Bakayev’den destekleniyordu. Leningrad il komitesi ve Komünist Gençler Birliği
aldıkları bir kararla 14. Parti Kongresinin kararlarını tanımama kararı
aldılar.
14.
Kongre’den sonra parti, ülkenin sosyalist sanayileşmesi uğruna çetin bir
savaşım içine girdi. Yeniden kuruluş döneminde görev önce tarımı canlandırmak, mevcut
atölye ve fabrikaları yeniden işletmeye açmak hedeflendi. Ancak yeniden-kuruluş
döneminde üç eksiklik
vardı;
Partizan-70-sayfa-103
Birincisi; imalathane ve fabrikalar eksikti. Geri
teknik ve aşınmış makineler.
İkincisi; sanayi dar bir temel üzerindeydi. Ülke için
makine üreten fabrikalar yoktu.
Üçüncüsü; bu dönemde ağır sanayiden çok, hafif sanayi
ağırlıktaydı. Milyonlarca küçük işletmelerden, büyük köylü işletmelerine geçişi
sağlamak için traktör fabrikalarına ihtiyaç vardı.
Emperyalist ülkeler,
Sovyetler Birliği’nin büyüyüp gelişmesini kendileri açısından tehlikeli
görüyorlardı. Bu yüzden emperyalistler Sovyetlerde bir belirsizlik ve
güvensizlik yaratmak için ellerinden geleni yapmaya başladılar. Sovyetlerde
kargaşa yaratmak için bir dizi sabotaj ve saldırı gerçekleştirdiler. İngiliz
muhafazakarları Arkos’a karşı bir saldırı gerçekleşti ve İngiliz hükümeti
Sovyetlerle olan diplomatik ve ticari ilişkisini kestiğini açıkladı.
7 Temmuz 1927 tarihinde
Varşova’da Sovyet Büyükelçisi bir beyaz Rus tarafından öldürüldü.
İngilizler Leningrad’da bir parti kulübüne bomba atılar ve 30 kişiyi
yaraladılar. Tüm bunlar Sovyet hükümetinin üstesinden geldiği diğer
zorluklardı. Sovyetler baskılara boyun eğmedi ve tüm saldırıların üstesinden
gelmeyi başardı.
SBKP içinde
Troçkistler yıkıcı eylemlerine devam ettiler. 1926 yılında Troçkistler ve
Zinovyevciler SBKP’ye karşı bir blok içinde birleştiler. Parti tüzüğünü ve 14.
Kongre kararlarını açıktan çiğnediler.
15. Konferansa yakın
bir dönemde bu blok SBKP içinde yeni bir tartışma açmak istiyordu. Tartışma
Troçkist programın yeniden tartışmaya açılmasından öteye gitmiyordu. Bunun
üzerine MK, bu parti aleyhtarı bloğa karşı daha fazla göz yumamayacağını
açıkladı. Bunun üzerine Muhalefet MK’ya bir mektup sunarak, kendi klikçi
faaliyetlerine son vereceklerini açıkladılar.
Kasım 1926 yılında
toplanan 15. Parti Konferansı Troçkistlerin bu yönelimini değerlendirerek
Troçkistleri bölücülükle suçladı. Ama onlar hiçbir şekilde durmadılar. İki
çizgi adına, partinin demokratik merkeziyetçiliğini tanımıyor, fırsat buldukça
disiplini tanımıyor ve kararlara uymuyorlardı.
1927 yılında bu sefer de “seksen üçler programı”
adı altında yeni bir programla ortaya çıktılar. Troçkistler bu sefer bilinen
tarzlarından farklı olarak yeni programlarında; parti birliğinden yana
olduklarını, bölünmeden yana olmadıklarını, parti programına hiçbir
itirazlarının olmadığını, tümüyle sanayileşmeden yana olduklarını, hatta MK’yı
sanayileşmeye yeterince hız vermediği konusunda suçluyorlardı.
Ancak, programlarında
aynı zamanda, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde sosyalizmin zaferine
ilişkin karara karşı alaycı bir dil kullanıyor ve fabrikaların işletme
haklarının yabancılara verilmesini savunuyorlardı. Troçkistler programlarında
kolektif çiftlik hareketinden yana olduklarını ve MK’yı kolektifleştirme
hareketine yeterince hız vermediği konusunda suçladılar. Ancak diğer taraftan
da, işçi sınıfı ve köylüler arasında “çözümü olanaksız çatışmaların” kaçınılmaz
olduğunu ileri sürerek, bütün umutlarını kulaklara bağlıyorlardı.
MK, parti tüzüğüne göre hareket ederek tartışmaların kongreye
ancak iki ay kala açılabileceğini söyleyerek tartışmaları başlatmayı reddetti. SBKP parti tüzüğüne uyarak 15.
parti konferansına iki ay kala tartışmaları başlattı.
15. Konferansta Troçkist
muhalefet yenilgiye uğradı. Onlar kendi görüşlerini hakim kılma
hedefinden çıkarak Sovyetleri yıkma hedefine giriştiler.
15. Parti
Konferansının tartışmaları son bulmadan Leningrad ve Moskova’da sokak
gösterileri yapmayı kararlaştırdılar. Bunun için de 7 Kasım gününü seçtiler, umdukları kitleyi sokağa
dökemeyince hezimete uğradılar.
Troçkiçtlerin ve Zinovyevcilerin
Sovyet aleyhtarı olduklarına artık kuşku yoktu. Bunun üzerine 14 Kasım
1927’de Merkez Komitesi ile denetim Komitesi yaptıkları ortak toplantıda Troçki ve Zinovyev’i partiden
atmayı kararlaştırdı. 15. Parti Kongresi 2 Aralık 1927’de yapıldı.
Kongre esas olarak Sovyetlerdeki sosyalist sanayileşme ve köylülük sorunu
üzerine tartışmalar yaptı.
Partizan-70-sayfa-104
Stalin Kongreye sunduğu raporda sosyalist sanayileşmenin
hızla geliştiği yönleri vurguladı ve partinin önüne şu görevi koydu; “Kentteki
ve köylük bölgelerdeki bütün ekonomi dallarında sosyalist kilit noktalarını
yaymak ve sağlamlaştırmak ve ulusal ekonomiden kapitalist öğeleri silmek.”
(age,
Sf. 358)
O zaman kadar Sovyetlerde köylülüğün istenilen düzeyde
gelişmediğini saptayan partide, “çıkar yol nedir?” sorusuna Stalin şu cevabı
verdi; “Çıkar yol toprağın işlenmesi temeli üzerinde, küçük ve dağınık köylü
işletmelerini, geniş, birleşik çiftliklere dönüştürmek, yeni ve daha ileri bir
teknikle kolektif bir biçimde işlenmesini sağlamaktır.
Çıkar yol, küçük ve cüce köylü işletmelerini kerte kerte,
ama güvenli adımlarla, baskıyla değil, örnekler vererek inandırma yoluyla,
toprağın kooperatif ve kolektif bir biçimde işlenmesi temeline dayanan ve
kolektif tarım araçlarının, traktörlerin ve verimliliği artırıcı bilimsel
yöntemlerin kullanıldığı geniş çiftlikler içerisinde birleştirmektir.
Başka çıkar yol yoktur.”
(age, Sf. 359)
Kongre bu
değerlendirmeler ışığında tarımın kolektifleştirilmesi için bir karar aldı.
Ayrıca köylük bölgelerde kapitalist çiftliklerin önüne geçmek için kulakların adım adım
temizlenmesi kararı aldı. 15. Kongre sosyalist kuruluş sorunlarını çözüme
bağladıktan sonra Troçkist ve Zinovyevci bloğun partiden atılması sorununu da
karara bağladı. MK ve denetim kurulunun aldığı kararı onayladı.
Ve ayrıca Radek, Preobrajenski, Rakovski, Piatakov Serebriakov, İ.
Smirnov, Kamenev, Safarov, Lifşits, Mdivani, Similga gibi Troçkist unsurların
da partiyle ilişkilerinin kesilmesine karar verdi.
Parti 15.
Kongresi’nin kararı doğrultusunda Kulaklara yöneldi. Bunu, yoksul köylülere
dayanma, orta köylülükle bağlaşmayı güçlendirme sloganıyla gerçekleştirdi. Kulaklar direnişe geçtiler.
Hükümetin belirlediği fiyatları kabul etmeyerek ellerindeki hububatları satmayı
reddettiler. Ancak, kulakların direnişi kısa sürede yıkıldı. Kolektifleştirme
hareketi adım adım örülmeye başlandı.
Kulaklara karşı başlatılan saldırı sırasında parti
içinde, öteden beri kulaklara sıcak bakan Buharinci çizgi sahipleri, partinin kulaklara
karşı izlediği politikaya karşı çıkmaya başladılar. Bu çizgi sahipleri alınan
önlemlerin bir an önce kaldırılmasını, yoksa tarımın çökeceğini ileri
sürüyorlardı.
Ve çizgilerini “sınıf savaşımının yatışması teorisi”ne
dayandırıyorlardı. Bu teoriye göre; “Sosyalizmin kapitalist öğelere karşı
sağladığı her zaferle sınıf savaşımının kısa sürede tümden ortadan kalkacağını
ve sınıf düşmanının savaşmaksızın bütün mevzilerini terk edeceğini, bundan
dolayı da kulaklara karşı saldırının gerekli olmadığını ileri sürüyorlardı.
Böylece kulakların barışçıl yoldan sosyalizmle
kaynaşacağını öne süren eski
burjuva teorilerini canlandırmaya çalışıyorlar ve Leninizm’in ünlü
sosyalizm gelişmesini sınıf düşmanının dayanak noktalarını ne kadar fazla
çökertmişse sınıf düşmanının direnişinin de o derecede keskin biçimlere
bürüneceğini ve sınıf savaşımının ancak sınıf düşmanının ortadan
kaldırılmasından sonra ‘söneceğini’ belirten tezini ayaklar altına
alıyorlardı.”
(age,
Sf. 365)
Partizan-70-sayfa-105
Nisan
1929’da 16. Parti konferansı Birinci Beş Yıllık Plan’ı görüşmek üzere toplandı.
16. SBKP Parti
Konferansı sağ teslimiyetçilerin beş yıllık dar planını
reddetti ve planın geniş şeklini onayladı. Planda yalnızca sanayiyi
değil, ulaştırmayı ve tarımı da -sosyalizm temeli üzerinde- yeniden
donatabilecek ve yeniden örgütleyebilecek güçte bir sanayi yaratmak hedefi
ortaya kondu.
1929 büyük emperyalist buhran dünyada
büyük bir alt üst oluşu birlikte getirdi. 1929’daki dünya ekonomik buhranı,
emperyalistlerin savaştan galip çıkan ile yenilgi alan ülkeler arasındaki,
emperyalist devletlerle, sömürgeler arasındaki, işçilerle kapitalistler
arasındaki, köylülerle toprak ağaları arasındaki çelişkileri daha da
kızıştırdı.
16. Parti Kongresine MK adına
sunduğu politik raporda Stalin;
“burjuvazinin ekonomik buhrandan bir kurtuluş yolu bulmak
için, bir yandan kapitalizmin en gerici, en şoven, en emperyalist öğelerinin
diktatörlüğü olan faşist diktatörlüğü kurmak suretiyle işçi sınıfını ezerken,
öte yandan savunması zayıf ülkelerin zararına sömürgelerin ve nüfus
bölgelerinin yeniden bölüşülmesi uğrunda savaş kışkırtıcılığı yapacağını
belirtti. Ve olaylar aynen böyle gelişti.” (age, Sf. 374) ve 1932 yılında Japonya savaş
tehdidinde bulundu.
1933’te Almanya’da faşist Hitler başa geldi.
Fransa, İngiltere ve ABD Uzak Doğu’da yeni tedbirler alırken, Japonya
silahlanmaya hız verdi.
16.
Parti Kongresi 26 Haziran 1930’da toplandı.
SBKP 16. Parti
Kongresi “sosyalizmin bütün cephelerde yürüttüğü geniş saldırısını, kulakların
sınıf olarak ortadan kaldırılmasını ve tam kolektifleştirmenin
gerçekleştirilmesini partinin tarihine geçiren kongre olarak bilinir.”(Stalin) (age, Sf. 386)
16. Kongrede Stalin, Sovyetlerin bir tarım ülkesi
olmaktan çıkıp hızla bir sanayi ülkesi olma yolunda ilerlediğini belirtti.
Ve SBKP 16. Parti Kongresi partinin önüne “Sosyalist
kuruluşta canlı Bolşevik adımlarının sürdürülmesini ve Beş Yıllık Plan’ın dört
yılda tamamlanması” görevi koydu. 1933 yılının başlarında yapılan bir
değerlendirmede, ortaya konan Beş Yıllık Planın dört yılda tamamlandığı
belirtildi.
SBKP
17. Parti Kongresi Ocak 1933 yılında toplandı. Kongreye bir milyon 874 bin 488
parti üyesini ve 935 bin 298 üye adayını temsil eden, oy hakkına sahip 1225
delegeyle yalnızca söz hakkına sahip 736 delege katıldı.
17. Kongre, 16. kongreden bu yana alınan kararları ve
uygulamaları değerlendirdi. Ekonomi ve kültür alanında elde edilen başarılarla,
partinin genel çizgisinin bütün alanlarda uygulandığı vurgulandı. SBKP 17. Parti Kongresi “zafer”
kongresi olarak ilan edildi. 17. Parti Kongresi, ikinci Beş Yıllık Plan
üzerinde karar aldı. Bu plan birinci plandan daha kapsamlıydı. 1937’de sanayi
üretiminin, savaş öncesi dönemin sekiz katına çıkartılması, tarımın esas olarak
makineleştirilmesi, traktör gücünün altı kat daha artırılması, ulaştırma ve
haberleşme araçlarının teknik olarak yenilenmesi, işçilerin köylülerin ekonomik
ve kültürel olarak ilerletilmesi için dev bir plan hazırlandı.
17. Parti Kongresi
yeni bir parti tüzüğü kabul etti. Bu tüzüğün diğerlerinden ayrı olan özelliği,
bir giriş bölümünün eklenmesi idi. Bu giriş bölümünde partinin kısa bir tanımı
yapılıyor ve partinin proletaryanın savaşımındaki önemi ve proletarya
diktatörlüğü aygıtındaki yeri belirtiliyordu.
17. Parti Kongresinin bir
diğer özelliği de, o güne kadar farklı çizgiyi savunan ve bu çizgilerinde
direten Buharin, Rikov ve Tomski’nin SBKP’ye verdikleri özeleştiridir.
Kongrede sadece bunlar değil, Zinovyev ve Kamenev de özeleştiri yaparak SBKP’yi
öven konuşmalar yaptılar. Kongre sonrası Sovyetlerde çok önemli
gelişmeler oldu.
1 Aralık 1934
tarihinde Leningrad’da Kirov bir suikast sonucu öldürüldü. Kirov’un
öldürülmesiyle geniş bir soruşturma başlatıldı. Soruşturma sonucunda
“1933-1934 yıllarında Leningrad’da
Partizan-70-sayfa-106
gizli bir karşı devrimci
terörist grubun kurulduğu, Zinovyev muhalefetinin eski üyelerinin bu gruba
katıldıkları ve başlarında mahut ‘Leningrad Merkezi’nin bulunduğu öğrenildi.
(…) Çok geçmeden ‘Moskova
Merkezi’ adında gizli bir karşı-devrimci örgütün varlığı ortaya
çıkartıldı. Yapılan ilk soruşturma ve yargılama sırasında Zinovyev’le
Kamenev’in ve Yevdokimov’un ve bu örgütün öteki liderlerinin, yandaşlarına
terörist düşünceyi aşılamada, Parti Merkez Komitesi ve Sovyet Hükümeti
üyelerini öldürme tertiplerinde alçakça rol oynadıkları açığa çıktı.”
(age, Sf. 405)
Bir
özetini vermeye çalıştığımız SBKP tarihi elbette bununla sınırlı değildir.
Konunun anlaşılması ve sonraki
tartışmalara bir ışık tutması bakımından SBKP tarihi ve bu tarih içinde parti
içinde yaşanan iki çizgi mücadelesinin deneyimlerinden öğrenilecek çok şeyin
olduğu bir gerçektir. Sorun bunları gün yüzüne çıkartmak ve yeni devrimci kuşaklara bunları
aktarmaktır.
Sayfa-107-Devam edecek………………..
Çin
Komünist Partisi’nde İki Çizgi Mücadelesi
