25 Kasım 2025 Salı

Tarihi dersler ışığında komünist partilerde iki çizgi mücadelesi -1-

 Komünist partisi toplumdan ayrı bir olgu değildir Marksizm-Leninizm-Maoizm bilimi, iki çizgi mücadelesini, toplumdaki sınıf mücadelesinin parti içindeki yansıması olarak görür ve kabul eder. Doğa ve toplumdaki her gelişme, ancak çelişkiyle açıklanabilir. 

Hareketin kendisi bizzat çelişki olduğuna göre, çelişkisiz bir şey yoktur. Çelişkinin varlığı ancak iki zıt kutbun var olmasıyla açıklanabilinir.

İki zıt kutup olmadan, çelişki var olamaz. Komünist partisini de çelişkiden ayrı olarak göremeyiz. Mao Zedung, diyalektik materyalizmin temel yasasını “zıtların birliği ve mücadelesi” olarak açıklarve

“Birincisi, bütün şeylerin gelişme sürecinde çelişme vardır. İkincisi, her şeyin gelişme sürecinde başından sonuna kadar karşıtların bir hareketi vardır”

(Mao Zedung, Seçme Eserler, Sf. 400, Kaynak Yayınları)

diyerek konumuza muazzam bir açıklık getirir. Mao, bu tezi Engels’ten yaptığı bir alıntıyla daha da güçlendirerek şunu aktarır; “Eğer basit mekanik yer değiştirme bir çelişme içeriyorsa, maddenin daha yüksek hareket biçimleri, özellikle de organik hayat ve organik hayatın gelişmesi haydi haydi içeriyordur çelişmeyi….

Hayat, özellikle ve öncelikle bir varlığın her an hem kendisi hem de bir başka şey olmasıdır. Demek ki hayat da şeylerin ve süreçlerin kendilerinde var olan, durmadan ortaya çıkan ve çözülen bir çelişmedir; çelişme ortadan kalktığı zaman hayat da sona erer ve ölüm gelir. Gene görmüştük ki, düşünce alanında da çelişmelerden kurtulamayız; sözgelimi, insanın içinde var olan sınırsız bilgi edinme yeteneği ile bu yeteneğin ancak dış koşullar tarafından sınırlanan ve sınırlı bir bilgiye sahip olan insanlarda bulunması arasındaki çelişme -bize göre, hiç değilse pratik bakımdan- sonsuz bir kuşaklar dizisi ve sonsuz ilerleme içinde çözüme kavuşur.”

(Mao Seçme Eserler, Cilt 1, Sf. 401, Kaynak Yayınları)

 Ardından Mao bunun parti ile olan bağını çok berrak bir şekilde şöyle izah etmektedir.

 “Savaşta saldırı ve savunma, ilerleme ve geri çekilme, zafer ve yenilgi hep karşılıklı olarak birbirleriyle çelişen olaylardır. Biri olmadan öbürü de olmaz. İki yön aynı anda hem çatışma içindedirler, hem de karşılıklı olarak birbirlerine bağımlıdırlar. İşte bir savaşın bütünlüğünü oluşturan, onun gelişmesini sağlayan ve sorunlarını çözen budur.

Sayfa-85-partizan sayı_70

Kavramlarımızdaki her farklılığın nesnel bir çelişmeyi yansıttığı kabul edilmelidir. Nesnel çelişmeler öznel düşüncede yansırlar ve bu süreç, kavramların çelişmeli hareketini oluşturur, düşüncenin gelişmesini sağlar ve insan düşüncesindeki sorunları durmadan çözer. Parti içinde durmadan farklı türden düşünceler arasında karşıtlık ve mücadele meydana gelir. Bu, toplumdaki sınıflar arasındaki ve eski ile yeni arasındaki çelişmelerin parti içindeki bir yansımasıdır. Parti içinde çelişmeler ve bu çelişmeleri çözmek için verilen ideolojik mücadeleler olmasaydı, partinin hayatı sona ererdi”

(Mao Zedung, Seçme Eserler, Cilt 1, Sf. 401- 402) der ve komünist partisi içindeki çelişkilerin çözüm yönteminin ideolojik mücadele olduğunun altını çizer.

 Doğada ve toplumda yaşanan her şey ancak zıtların birliği ve mücadelesiyle açıklanabilir. Hiçbir şey tek başına bir şey değildir. Felsefenin Sefaleti’nde Marks; “diyalektik hareketi oluşturan şey, iki çelişik yanın bir arada varolması, bunların çatışmaları ve yeni bir kategori içerisinde eriyip kaynaşmasıdır” der.

(Aktaran 25. Kuruluş ve Mücadele Yılında Şan Olsun Gelinen Bilge Evreye, Sf. 54, Umut Yayımcılık, Temmuz 1997)

Keza Materyalizm ve Ampriokritisizm’de Lenin karşıtların birliğini “... doğanın (zihin ve toplum dahil) tüm görüngülerindeki ve süreçlerindeki çelişen, birbirlerini karşılıklı dıştalayan karşıt eğilimlerin tanınmasıdır” diye ifade eder.

(Materyalizm ve Ampriokritisizm, Sol Yayınları 1976, Sf. 413)

Çelişki, iki karşıt hareketin birliği ve mücadelesidir. Proletarya ve burjuvazi bu iki karşıtın en somut örneğidir. Burjuvazi olmasaydı, onun karşıtı proletarya da olmazdı. Bu iki sınıf çelişkinin iki kutbunu meydana getirir. Kapitalizmin varlığını ve doğuşunu biz ancak böyle açıklayabiliriz. Kapitalist toplumda eğer sadece burjuvaziden söz edip proletaryanın varlığından söz etmemiş olsaydık, kapitalist toplumu çözümlememiş olurduk. Diyalektik……….materyalizmin yasası olan zıtların birliği ve mücadelesi sosyalist toplumda da geçerlidir.

 Sosyalist toplumda da bu yasayı kabul etmemek, diyalektiği reddetmek anlamına gelir. Bunun anlamı, kapitalist toplumda çelişmenin ana yönünü burjuvazi belirlerken, sosyalist toplumda ise proletarya belirlemektedir. Mao Zedung’un, sosyalist toplumun sanıldığı gibi çatışmasız bir toplum olmadığı, aksine sosyalizmin çelişkilerle dolu olduğu, sınıf mücadelesinin kıyasıya sürdüğü ve proletarya diktatörlüğünün anlamının da devrilen burjuvazi üzerindeki hakimiyet olduğunu açıklar.

Lenin bunun felsefi anlamını Felsefe Defterleri’nde şöyle açıklar; “Proletarya zaferi kazanacak olursa, bu proletaryanın toplumun mutlak halini almış olduğu anlamına katiyen gelmez, çünkü proletarya bu zaferi ancak kendi kendini ve kendisiyle birlikte kendi karşıtını yok ederek kazanmaktadır.”

 (Sosyal Yayınlar, Sf. 17)

Bu yasa aynı zamanda sosyalizmden geriye dönüşleri ve komünist partilerin neden revizyonistleştiklerini anlamımızı da sağlamaktadır. Mao Zedung buna iki dünya görüşü demekte ve şöyle devam etmektedir;

“Metafizik ya da kaba evrimci dünya görüşü,

şeyleri tek başına, durağan ve tek yanlı olarak görür. Evrendeki bütün şeyleri, bütün şeylerin biçimlerini ve türlerini birbirinden sonsuza dek kopmuş ve değişmez olarak kabul eder. Kaldı ki bu artma ya da azalmanın ya da yer değişikliğinin nedeni şeylerin içinde değil dışındadır; yani itici güç dışsaldır. Metafizikçiler evrendeki farklı türden bütün şeylerin ve onların özelliklerinin ilk meydana geldikleri andan bu yana hep aynı kaldığını ileri sürerler. Meydana geldikleri andan sonraki bütün değişiklikler sadece nicelik bakımından artma ya da azalma biçimindedir. (...)

Metafizik dünya görüşünün karşısına dikilen diyalektik materyalist dünya görüşü, bir şeyin gelişmesini anlayabilmek için onu içsel olarak ve diğer şeylerle ilişkileri içinde incelememiz gerektiğini savunur. Başka bir deyişle, şeylerin gelişmesi onların içsel ve……zorunlu kendi kendine hareketi olarak görülmelidir. Buna karşılık, her şey kendi hareketi içinde çevresindeki şeylerle karşılıklı ilişki içindedir ve hem onlardan etkilenir, hem de onları etkiler.

Bir şeyin gelişmesinin temel nedeni dışsal değil, içseldir.”

(Mao Zedung Seçme Eserler, Cilt 1, Kaynak Yayınları, Sf. 396-397)

 Komünist partisini maddi hayattan ayrı düşünemeyiz. Komünist partisi sınıflı bir toplumun ürünü olduğuna göre, toplumun içindeki görüşlerin parti içinde yankısını bulması kaçınılmazdır. Yoksa burjuva ideolojisinin yansımalarının parti içinde hayat bulmasını izah edemeyiz. Toplumda var olan çelişkiler, komünist partisinde kendisini değişik biçim ve görüntülerde, farklı düşünce ve fikirlerde ifade ederler. Komünist partisinde iki çizgi mücadelesi şeklinde ifade edilen, farklı düşünce ve akımlar, sınıflı toplumun partiye olan yansıması dışında bir şey değildir.

Bir komünist partisi içerisinde farklı düşünce ve fikirlerin olduğunu inkar etmek, onu oportünizm ve revizyonizme karşı silahsızlandırmak ve sınıf düşmanlarımıza karşı savunmasız bırakmak demektir. Komünist partisi içerisinde burjuva çizgisinin maddi temeli, toplumda ücret köleliğinin ya da kalıntılarının varlığı ile açıklanır. Emek ile sermaye arasındaki çelişki çözülmedikçe ve bu çelişkilerin kalıntıları ortadan kaldırılmadıkça burjuva ideolojisinin kökleri kurutulamaz.

Maddi temeli ortadan kaldırılmadığı sürece, komünist parti içerisinde, burjuva çizgisinin olması da kaçınılmazdır. Bu maddi temelin ortadan kalkması ise, ancak sınıf mücadelesinin sona ermesi ve dolayısıyla komünist parti varlığına da gerek kalmadığında yok olacaktır.

 Komünist partisi yaşayan canlı bir organizmadır, bu anlamda doğar, büyür, düşer, kalkar ve doğal bir biçimde sınıf mücadelesinin bitmesiyle de ölür. Partinin kendisine has bir iç diyalektiği vardır. Aynı zamanda, onun oluşumunu açıklayan ve hareketini sağlayan bir dizi çelişme vardır. Bu çelişmeler bilinmeden ve kendisine özgü yasaları kavranılmadan, komünist partisi denen maddi olgu doğru tarzda bilince çıkartılamaz.

Bir komünist partisi içinde, proletarya ideolojisi olacak ancak onun varlığını tamamlayan karşıtı olmayacak!

Böyle bir önerme anti-materyalisttir. Devrimci cephede birçok çevre bu konuda metafiziğe saplanmaktadır.

Nedeni ise, parti içindeki ideolojik hastalığın nedenlerini dış etkenlere bağlamaları, belirleyici olanın iç çelişmeler olduğunu gözardı etmeleri ve diyalektiğin temel yasası olan zıtların birliği ve mücadelesini kavramamalarıdır.

Yani onlara göre, komünist partisi içerisinde proletarya ideolojisi tek başınadır. Burjuva ideolojisi ise onun, “dışında” ve “uzağında”dır.

Komünist Partilerde İki Çizgi Mücadelesinin Kaçınılmazlığı Komünist partilerde iki çizgi mücadelesinin temeli sınıf mücadelesinin parti içine yansımasıdır demiştik. Zıtların birliği ve mücadelesi toplumsal hayatta rastlanan bir olgudur.

 Parti içinde de yanlış ile doğru arasındaki mücadele farklı iki kutup arasındaki mücadeleyi temsil eder. Bu, biz çok istediğimiz için değil, zıtların varlığı ve mücadelesinin bir sonucu ve zorunluluğudur. Komünist partilerdeki fikir mücadelesi yanlış ile doğru arasındaki mücadeleden başka bir şey değildir. Komünist partisi yaşadığımız toplumdan ayrı bir oldu değildir. Varlığı toplumdan ayrı düşünülemez. Parti içindeki fikir mücadelesi, farklı ideolojik bakış açılarının parti içinde var olmalarından ileri gelir. Komünist partisi nitekim bir insan topluluğundan meydana gelir, dolayısıyla parti içinde farklı insanlar vardır. Komünist partisini meydana getirenlerin ağırlığı MLM olduğu sürece parti de MLM bir öze sahiptir. Onların ağırlığı ve belirleyiciliği komünist partisinin özünü oluşturur. İnsanlar partiye geldiklerinde yaşadıkları toplumun üzerindeki etkileriyle partiye gelirler.

 Ve parti

Sayfa-87-partizan sayı_70

…………Devamı var

içinde dönüşerek komünist olurlar. Parti içinde iki çizgi mücadelesi tam da bu noktada kendisini gösterir. Mao Zedung bunun ÇKP içinde yankısını nasıl bulduğunu şöyle izah etmektedir.

“Partimizde, aydın olan çok sayıda yeni üye vardır. (Gençlik Birliği’nden daha da fazla) ve bunların bir kısmının oldukça ciddi bir şekilde revizyonist fikirlerin etkisi altında oldukları doğrudur. Parti ruhunu ve basının sınıf niteliğini inkar ediyor, proleter gazetecilikle burjuva gazetecilik arasındaki ilke farklarını bulanıklaştırıyor ve sosyalist ülkelerin kolektif ekonomisini yansıtan gazeteciliği, kapitalist ülkelerin, anarşi ve tekelci gruplar arasındaki rekabet tarafından belirlenen ekonomilerini yansıtan gazetecilikle karıştırıyorlar.

Burjuva liberalizmine batıyorlar ve partinin önderliğine karşı çıkıyorlar.” (Mao Seçme Eserler, Cilt 5, Sf. 479, Kaynak Yayınları)

Burada iki dünya görüşü, proleter dünya görüşü ile küçük burjuva dünya görüşünden etkilenenler arasındaki mücadelenin adı açık olarak iki çizgi mücadelesinde ifadesini bulmaktadır.

Hangi zıttın diğerine dönüşeceği sorunu da tam burada kendisini göstermektedir.

 Mao bunları düzelebilir kimseler olarak görüyor ve parti içinde iki çizgi mücadelesinde düzeltme hareketiyle bunların yeniden kazanılabileceğini söylüyor ve şu tespitte bulunuyor; “Düşüncesinde dogmatizm hatası olan belli sayıda insan vardır. Bunların çoğu kararlı ve güvenilir insanlardır ve partiye ve ülkeye bağlıdırlar, ancak sorunlara yaklaşımlarında ‘solcu’ bir tek yanlılık görülür. Bu tek yanlılığın üstesinden geldikleri zaman ileriye doğru büyük bir adım atacaklardır. 

Bunların dışında, bir de, düşüncesinde revizyonizm ya da sağ oportünizm hatası olan belli sayıda insan vardır. Sahip oldukları fikirler parti içinde burjuva ideolojisinin bir yansıması olduğu ve burjuva liberalizmini özledikleri, her şeyi inkar ettikleri ve bin bir türlü bağla parti dışındaki burjuva aydınlarına bağlı oldukları için, bu gibileri daha büyük bir tehlike oluştururlar.” (Mao Seçme Eserler, Cilt 5, Sf. 478, Kaynak Yayınları) Burada yöntem sorunu dönüştürmede çok önemli bir yer tutar. Parti içindeki bu tür çelişkiler uzlaşır çelişkilerdir. Çözümü düzetilebilir çelişkiler kategorisindedir. İki çizgi mücadelesinin bu düzetme ve dönüştürmedeki etkisini bir yana bırakamayız.

Stalin SBKP 17. Parti Kongresinde yanlış fikirlerin insanlar üzerindeki etkisi üzerine sunduğu raporda şunları belirtiyordu; “Stalin arkadaşın raporunda, ideolojik ve politik önderlik sorunu önemli bir yer tutuyordu. Stalin arkadaş, partiyi, düşmanlarının her türden oportünistlerin ve her türden milliyetçi sağcıların yenilgiye uğratılmış olmalarına karşın, bunların ideolojik kalıntılarının parti üyelerinde hala izlerine rastlandığı ve sık sık su yüzüne çıktığı konusunda uyarıyordu. Kapitalizmin ekonomi yaşamında ve insanların zihinlerinde devam eden kalıntıları, yenilgiye uğratan anti-Leninist grupların ideolojilerinin canlanmasına verimli bir ortam oluşturuyorduinsanların düşüncelerinin gelişimi, içinde yaşadıkları ekonomik durumun gerisinde kalır- 

Bu yüzden, ekonomik alanda kapitalizm yok edilmiş olduğu halde, insanların zihinlerinde burjuva düşüncelerin kalıntıları hala sürüp gidiyordu ve daha da sürüp gidecekti. Aynı zamanda kendisine karşı daima tetikte olmamız gereken kapitalist dünyanın, kapitalizmin kalıntılarını canlandırmak ve beslemek için uğraştığını da hesaba katmak gerekiyordu.” (Bolşevik Partisi Tarihi, Sf. 399, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Temmuz 1976) Marksizm, dünya ölçeğinde iki dünya görüşü arasındaki siyasal mücadele içinde gelişti. Marksizm, burjuva ideologları ile Marksistler arasında kıyasıya bir iki çizgi mücadelesine sahne oldu. Felsefe, ekonomi politika ve bilimsel sosyalizm konularında yapılan tartışmalar Marksizm’i geliştirmiştir. 

Marks ve Engels, kendi dönemlerinde kıyasıya mücadele içinde oldukları burjuva ideologlarıyla, Marksizm’in geliştirilmesi ve ayakları üzerine oturtulmasını sağlamış, Lenin ve Stalin bunu daha da geliştirerek, Rusya’da Ekim Devrimi öncesi ve sonrasında Marksizm’e önemli katkılar sunmuş, Mao bunu daha da ileriye taşıyarak bugünkü seviyeye getirmiştir. 1877’lerde Friedrich Engels Anti-Dühring’de bu mücadeleyi şöyle anlatmaktadır. “Bundan üç yıl önce bay Dühring, sosyalizmin yandaşı ve aynı zamanda düzelticisi olarak birdenbire yüzyılına meydan okuduğu zaman, Almanya’daki dostlar, o sıralarda sosyal-demokrat parti merkez organı olan Volksstaat’ta bu yeni sosyalist teorinin eleştirici incelemesini yapmam için beni birçok kez zorladılar.

Onlar bu işin, eğer henüz genç olan ve kesin olarak daha kısa bir süre önce birleşmiş bulunan partide, mezhepçilik anlayışına yeni bölünme ve karışıklık çıkartma fırsatları verilmek istenmiyorsa, kesinkes gerekli olduğunu düşünüyorlardı. Almanya’daki dostlar, Almanya’daki koşulları benden daha iyi değerlendirecek bir durumda bulunuyorlardı; buna göre, onlara inanmam gerekiyordu. Ayrıca sosyalist basının bir kısmının, bu yeni-dönmeyi gerçi yalnzca iyi niyetine bir sıcaklıkla karşıladığı belli olmuştu; ama aynı zamanda, bu gazetelerde bay Dühring’in sözü geçen iyi niyetine karşı beslenen saygı sonucu, onun öğretisini ve üstelik gözü kapalı kabul etme iyi niyeti de kendini gösteriyordu. 

Hatta bu öğretiyi vulgarize bir biçim altında işçiler arasında yaymak için hazırlanan kimseler bile çıktı. Ve son olarak bay Dühring ve küçük mezhebi Volksstaat’i böyle büyük savlarla ortaya çıkan yeni öğreti karşında açık bir durum almaya zorlamak için, her türlü reklam ve entrika ustalıklarını kullanıyorlardı.

Gene de, öbür işleri bir yana bırakarak bu ekşi elmayı ısırmaya karar vermem için bana bir yıl gerekti. Bu ekşi elma gerçekte, bir kez ısırdıktan sonra tamamen yutulması gereken elmalardandı. Ve yalnız çok ekşi değil, çok iriydi de. Yeni sosyalist teori, yeni bir felsefi sistemin son pratik meyvesi olarak çıkıyordu ortaya. Öyleyse bu teoriyi, bu sistem bütünü içinde incelemek gerekiyordu; bay Dühring’i, olanaklı olan her şeyi ve daha başka birkaç şeyi ele aldığı o geniş alanda izlemek gerekiyordu.”

(Friedrich Engels, Anti-Dühring, Sf. 43-44, Soy Yayınları, Üçüncü baskı)

 Engels Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu’nda mücadeleyi anlatırken de şunların altını çiziyor; “Durum böyle olunca, Hegel felsefesi ile olan ilişkilerimiz konusunda, bizim nasıl bu felsefeden çıktığımız ve nasıl ondan ayrıldığımız üzerine kısa ve sistematik bir inceleme yazısı gitgide bana daha zorunlu göründü. Ve aynı şekilde, bana öyle geldi ki, yerimizi   

PARTİZAN-sayı-70-sayfa-89

bulmadan önceki kaynaşma dönemimizde, Feuerbach’in, Hegel -sonrası herhangi başka bir filozoftan daha fazla üzerimizde etkili olduğunu tamamen teslim ederek bir onur borcunu da ödemek zorundaydık. Onun için, Neue Zeit gazetesinin yazı kurulunun, Strarcke’nin Feuerbach konusundaki kitabı üzerine bir eleştiri yazmamı istemekle bana verdiği fırsatı kaçırmadım.”

(Friedrich Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Sf. 8, Sol Yayınları, Üçüncü baskı)

Keza, Karl Marks-Friedrich Engels Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi konusundaki mücadelelerini anlatırken şunları belirtiyorlar. “Program tasarısının amansızca tahlili, alınan sonuçların incelenmesinde ve tasarının zayıf noktalarının açığa vurulmasında gösterilen sertlik, bütün bunlar, 15 yıl geçtikten sonra, artık kimseyi gocundurmamalıdır. Özgül olarak Lasalcılık, artık, ancak yurt dışında, terk edilmiş harabelerde yaşamaktadır, ve Halle’de, Gotha Programı, onu kaleme almış olanlar tarafından bile, tamamen yetersiz sayılarak terk edilmiştir.”

(Karl Marks-Friedrich Engels, Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, Sf. 18, Sol Yayınları, İkinci baskı)

 Stalin Anarşizm mi? Sosyalizm mi? adlı kitabında

Marksizm karşıtı akımlarla olan mücadeleyi şöyle özetlemektedir;

“Modern toplumsal yaşamın ekseni sınıf savaşımıdır. Bu savaşıma ise, her sınıfın kendi ideolojisi yol gösterir. Burjuvazinin kendi ideolojisi vardır –bu ideoloji, liberalizm denilen ideolojidir. Proletaryanın da kendi ideolojisi vardır, bu da bilindiği gibi, sosyalizmdir. Liberalizme, kapalı ve bölünmez bir şey olarak bakılamaz: Burjuvazinin çeşitli tabakalarına uygun olarak çeşitli akımlara ayrılır. Sosyalizm de kapalı ve bölünmez değildir:

onun içinde de çeşitli akımlar vardır. (…)

Sosyalizm üç ana akıma ayrılır: Reformizm, anarşizm ve Marksizm. Reformizm, (Bernstein vb.), için sosyalizm sadece uzak bir amaçtır, başka bir şey değil. Reformizm, gerçekte sosyalist devrimi reddeder ve sosyalizmi barışçıl yollardan kurmaya çalışır.

Reformizm sınıf savaşımını değil, sınıfların iş birliğinin öğütler. Bu reformizm günbegün erimekte, giderek her geçen gün tüm sosyalist niteliklerini yitirmektedir, onun için burada, sosyalizmin tanımlandığı bu makalelerde onun incelenmesine kanımızca hiç de gerek yoktur. (...)

Bazıları, Marksizm’le anarşizmin ilkelerinin bir ve aynı olduğu, bunlar arasında sadece taktik bakımdan fikir ayrılıkları bulunduğu görüşündedirler, öyle ki, bunların fikrince, bu iki akımı birbirinin karşısına koymak tamamen anlamsızdır. Ancak bu büyük bir yanılgıdır.

Biz, anarşistlerin, Marksizm’in gerçek düşmanları oldukları görüşündeyiz. Dolayısıyla, gerçek düşmanlara karşı gerçek bir savaş verilmesi gerektiğini de kabul ediyoruz.”

(Stalin, Anarşizm mi?Sosyalizm mi?, Sf 11, İnter Yayınları, Temmuz 1997)

 Keza Lenin, Devlet ve Devrim’de “Onlarca yıllık görece barışçıl bir gelişim boyunca biriken oportünizm öğeleri, tüm dünyanın resmi sosyalist partileri içinde egemen olan bir sosyal-şovenizm akımını yaratmıştır.

Bu akım (Rusya’da Plehanov, Potressov, Breskovşkaya, Rubanoviç, sonra az-buçuk örtülü bir biçimde Tsereteli, Çernov ve ortakları;

Almanya’da Scheideman, Legien, Davit ve başkaları;

Fransa ve Belçika’da Renaudel, Guesde, Vandervelde;

İngiltere’de Hyndman ve Fabianlar vs. vs.) lafta sosyalizm, pratikte şovenizm- olan bu akım, ‘sosyalizm önderleri’nin yalnızca ‘kendi’ ulusal burjuvazilerinin değil, ayrıca ‘kendi’ devletlerinin de çıkarlarına alçakça, uşakça ayak uydurmalarıyla karakterizedir, (...)” (age, Sf. 7) Proletarya ve burjuvazi arasındaki sınıf mücadelesi, devam ettiği müddetçe, iki dünya görüşü sürekli bir çatışma içinde olacaktır. Marksizm bu çatışma içinde sürekli olarak gelişmiş ve ilerlemiştir. Proletarya…

Partizan-sayfa90

….ve burjuvazi tarih boyunca sürekli olarak iktidar mücadelesi için çatışma içinde olmuşlardır. Marksizm ancak mücadele içinde gelişebilir. Bu, bugün için ve gelecek için de böyledir. Doğru her zaman yanlış olanla bir çatışma içindedir. İnsanlık her zaman doğruyu kabul ederek, yanlışın alt edilmesine hizmet etmiş, yanlış doğruyla yer değiştirdiğinde de, yeni bir yanlış ile doğru arasında mücadele başlamıştır. Ve hiçbir zaman bu mücadele sona ermeyecektir. Bu mücadele sadece burjuvaziyle yapılmamaktadır.

 Parti içinde de her zaman doğru ile yanlış arasında bir mücadele sürmektedir. Buradaki fark, parti içindeki mücadelenin uzlaşır çelişkilerden oluşmasıdır. Parti içinde Marksizm’e aykırı düşüncelerin bir ideolojik etkilenmesinin olduğu kabul edilmedir. Bu etkilenmede, temel sorun ikna yöntemiyle dönüştürmenin esas alınmasıdır. Parti içinde farklı düşünen kimselerle, yapılan tartışmalar, uzlaşmaz çelişkiye dönüşmediği sürece, parti bu gibi kimselere karşı ikna yöntemini kullanmak zorundadır.

Mao “Marksist olmayan görüşlere karşı siyasetimiz ne olmalıdır?”

diye sorduktan sonra şunların altını çizer;

“Kesinlikle karşı devrimciler ve sosyalizm davasını baltalayanlar söz konusu olduğu zaman, sorunu çözmek kolaydır; onların konuşma özgürlüğünü ellerinden alırız. Ama halk içindeki hatalı görüşler tamamen farklı bir şeydir. Böyle görüşleri yasaklayıp, onlara hiçbir ifade olanağı tanımamazlık edebilir miyiz?

 Hiç kuşkusuz hayır.

Halk içindeki, ideolojik sorunları ele alırken, insanın düşünsel dünyası ile ilgili sorunları ele alırken, kaba yöntemler kullanmak yalnızca yararsız değil, aynı zamanda son derece zararlıdır. Yanlış görüşlerin dile getirilmesini yasaklayabilirsiniz, ama bu görüşler varlıklarını sürdürecektir. Öte yandan, eğer doğru görüşler limonlukta yetişirse, hayatın fırtınalarıyla karşı karşıya kalmazlarsa ve hastalığa karşı bağışıklık kazanmazlarsa, hatalı görüşlere karşı zafer kazanamazlar.

Bu nedenle doğru görüşleri yalnızca tartışma, eleştiri ve ikna yöntemiyle gerçekten geliştirebilir, hatalı görüşlerin üstesinden gelebilir ve sorunları gerçekten çözebiliriz.”

(Mao Zedung, Seçme Eserler 5, Sf. 446)

Doğru Fikirler Nereden Gelir?

 Marks’tan önceki materyalistler, bilgiyi maddi hayattan kopuk bir şekilde ele alarak, onu toplumsal niteliğinden, üretim, sınıf mücadelesi ve bilimsel araştırmalardan kopuk bir şekilde inceleyerek yanlış sonuçlara varıyorlardı. Oysa MLM’ler, insanın üretim faaliyetini en temel pratik faaliyet olarak ele alır. Bu faaliyet, diğer faaliyetler üzerinde belirleyici bir özelliğe sahiptir. İnsan bilgisi esas olarak üretim faaliyetine dayanır. Bilgi, üretim faaliyetinden doğar.

İnsan üretim faaliyeti sayesinde, maddi hayatı tanımaya başlayarak doğayı çözümlemiş, doğayla insan arasındaki çelişkilerin farkına varmış ve üretim faaliyetiyle insanlar, birbiriyle arasındaki ilişkileri çözümlemeye ve kavramaya başlamıştır. Sınıflı bir toplumda her birey diğer bireylerle ilişki içindedir, birlikte hareket eder ve ortak çalışmaya katılırlar. Bu komünizmde de, kapitalist bir toplumda da böyledir.

Ancak, her toplumsal üretim içindeki ilişkiler farklı farklıdır. İnsanların toplumsal faaliyeti sadece üretimle sınırlı değildir. Üretim, toplumsal faaliyetin önemli bir parçasıdır. İnsanlar üretim faaliyetinin yanısıra, sınıf mücadelesine katılır ve bilimsel deneyle de uğraşır. Böylece insan, toplumun tüm pratik faaliyetlerine katılmış olur. MLM’ler insanların dış dünyaya ilişkin bilgisinin doğruluğunun, insanın toplumsal pratiği olduğunu kabul eder.

Gerçeklikten bu pratikten doğar. Mao “aslında insan bilgisinin doğruluğu, ancak önceden beklenilen sonuçlara toplumsal pratik süreci (maddi üretim, sınıf mücadelesi ya da bilimsel deney) içinde varıldığı zaman kanıtlanmış olur. Bir kimse çalışmasında başarılı olmak, yani önceden kafasında tasarladığı sonuçları elde etmek istiyorsa, kafasındaki fikirleri nesnel dış dünyanın yasalarına Komünist partilerde iki çizgi mücadelesi

PARTİZAN 70-91

uygun kılmalıdır. Eğer kafasındaki fikirler nesnel dış dünyanın yasalarına uygun düşmezse, pratikte başarısızlığa uğrar. Bir kimse pratikte başarısızlığa uğradığında bundan birtakım dersler çıkarır ve kafasındaki fikirleri düzelterek onları dış dünyanın yasalarına uygun kılarsa başarısızlığı başarıya dönüşebilir; ‘başarısızlık başarının anasıdır’ ve ‘bir musibet bin nasihatten iyidir’ sözlerinden kast edilen de budur. Diyalektik materyalist bilgi teorisi insan bilgisinin pratikten asla koparılamayacağını savunur. Partinin önemini inkar eden ya da bilgiyi pratikten koparan bütün yanlış teorileri mahkum eder ve pratiğe öncelik tanır.

Bu nedenle Lenin bunu şöyle ifade etmişti; “Pratik (teori) bilgiden daha yüksektir. Çünkü sadece evrensellik değerine değil, dolaysız güncellik değerine de sahiptir.” (Aktaran Mao Zedung, Seçme Eserler, Cilt, Sf. 378) Bilginin gelişme süreci pratiğe dayanır. Diyalektik materyalizm, bilginin sığdan derinliğe doğru ilerlediğini ortaya koyar.

Materyalizmin doğuşundan önce hiç kimse bunu ortaya koymamıştı. Bilginin giderek derinleşen süreci, insanın toplum içindeki karmaşık ve sürekli tekrarlanan üretim ve sınıf mücadelesinin pratiği içinde algısal bilgiden, mantıki bilgiye doğru ilerlediğini materyalizm doğru bir şekilde ortaya koyarak, bu sorunu çözümleyici bir şekilde ortaya koydu. Lenin “Maddenin soyutlanması, bir doğa yasasının soyutlanması, değerin vb. kısacası bütün bilimsel (doğru, ciddi ve saçma olmayan) soyutlamalar doğayı daha derin, daha doğru ve daha eksiksiz bir biçimde yansıtır” der.

MLM, bilgi sürecinin her iki aşamasının da kendisine özgü aşaması olduğunu kabul eder. Bilginin alt aşaması algısal, üst aşmasının da mantıksal bilgi olduğunu kabul eder. “Dolayısıyla görüldüğü gibi, bilgi sürecinde ilk adım dış dünyadaki nesnelerle bağ kurmaktır; bu, algılama aşamasına girer. İkinci adım, algılamada elde edilen verileri yeniden düzene koyarak senteze vardırmaktır; bu, kavrama, yargıya varma ve sonuç çıkarma aşamasına girer.

Algılamada elde edilen veriler ancak çok zengin (bölük pörçük değil) ve gerçekliğe uygun (aldatıcı değil) olurlarsa, doğru kavramlar ve teoriler kurmanın temelini oluşturabilirler (...) Toplumsal bugünkü gelişme döneminde, dünyayı doğru bir biçimde öğrenmenin ve değiştirmenin sorumluluğu, tarih tarafından proletaryanın ve onun partisinin omuzlarına yüklenmiştir.”

(Mao Seçme Yazılar, Cilt 1, Sf. 385, 392, Kaynak Yayınları)

Komünist partisinin devrim mücadelesinde doğru fikirlerle yanlış fikirler sürekli bir mücadele içindedir. Denenmiş ve doğruluğu ispatlanan fikirler dahi bazen komünist partiler içinde bir tartışma konusu olabilmiştir. Bu aynı zamanda uluslararası komünist hareketin kendi içinde de tartışmalara neden olmuştur. Komünist partileri tarihini incelediğimizde muazzam bir iki çizgi mücadelesine sahne olduklarını görmekteyiz.

 SBKP’de İki Çizgi Mücadelesi

Rusya’da Marksist gruplar ortaya çıkamadan önce “devrimci” çalışmayı Narodnikler yürütüyordu. Narodniklerin Çar’a karşı verdikleri mücadelede temel aldıkları sınıf köylülerdi. Rusya’da kapitalizm geliştikçe işçi sınıfı da gelişip büyümesine rağmen, bu akım işçi sınıfını değil köylülüğün temel alınmasını savunuyor ve ancak köylülüğün Çar’ı ve toprak ağalarını devirebileceğini savunuyorlardı. “Bireysel terörü” savunuyor ve bunun geniş halk yığınları üzerinde büyük etkiler yaratacağını düşünüyorlardı.

Nitekim 1 Mart 1881’de attıkları bir bombayla Çar II. Aleksandr’ı öldürmeyi başardılar. İşçi sınıfının partisinin kurulmasına karşı çıkıyorlardı. Narodniklere karşı esaslı mücadeleyi Plehanov yürüttü. Marksizm’in Rusya’ya yayılmasında Plehanov öncülük etti. Marks ve Engels’in birçok eserinin Rusçaya kazanılmasında Plehanov’un emeği büyüktür.

“Emeğin Kurtuluşu” Grubu, Rusya’da henüz sosyal-demokrat hareket olmadığı bir sırada kuruldu ve Rusya’ya Marksizm’i yaydı.

PARTİZAN 70- 92

 

Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin I. Kongresinde Lenin bulunamadı. Sürgünde olan Lenin buna rağmen iki çizgi mücadelesini elden bırakmıyor ve anti-Marksist akımlara karşı mücadeleyi sürdürüyordu. Bu dönemde öne çıkan ekonomistler idi…..

 

  Plehanov, Narodniklerin savunduğu;

Bir; kapitalizmin Rusya’da tesadüfen doğduğunu, gelişme imkanının olmadığı ve dolayısıyla işçi sınıfının da gelişemeyeceğini;

 İki; işçi sınıfının gelişme şansının olmadığından hareketle, işçi sınıfının dikkate alınmaması;

Üç; onlara göre tarihi yaratanın sınıflar ve sınıf mücadelesi olmadığı, tarihi yaratanın tek tek kahramanlar olduğu...

Bu görüşlerin tümünü çürüten Plehanov, Marksist görüşlerini geliştirdi ve somut olarak ortaya koydu.

Ancak Emeğin Kurtuluşu Grubu süreç içinde yanlış görüşleri ileri sürdü ve bir anlamda Narodniklerin etkisinden kurtulamadı. “Bu grubun program için hazırladığı ilk tasarıda hala Narodnik görüşlerin kalıntıları görülüyor, bireysel terör taktiği öneriliyordu. Bundan başka Plehanov, devrimin gidişinde proletaryanın kendi arkasından köylülüğü sürükleyebileceğini ve sürüklemek zorunda olduğunu, proletaryanın ancak köylülükle bağlaşarak Çarlığa karşı zafer sağlayabileceğini hesaba katmıyordu.

Ayrıca Plehanov, liberal burjuvaziye kaypak da olsa, devrime destek olabilecek bir güç gözüyle bakıyor, buna karşılık bazı yazılarında köylülüğü hiç hesaba katmıyordu.”

(Bolşevik Partisi Tarihi, Sf. 24, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Temmuz 1976)

Bu dönem Rusya’da sosyal demokrat hareketin yavaş yavaş ortaya çıktığı dönemdi. 1884-1894 yılları arasında sosyal demokrat hareket hala işçi sınıfı ve geniş halk kesimleriyle ilişki kurmamıştı. Lenin’in deyimiyle sosyal demokratlar daha “ana rahminde oluşum sürecini” geçiriyordu. Lenin, Emeğin Kurtuluşu için “sosyal demokrasiyi sadece teoride kurmuş ve işçi sınıfı hareketine ilk adımı atmıştır” diyordu. Rusya’da sosyal demokrat hareketi işçi sınıfıyla buluşturma ve Emeğin Kurtuluşu Grubunun hatalarını düzetme görevini Lenin yerine getirdi.

Lenin 1895 yılında Peterburg’da sayısı yirmiyi aşkın işçi derneklerini İşçi Sınıfının Kurtuluşu Uğrunda Savaşım Birliği’nde bir çatı altında birleştirerek, devrimci bir partinin kurulması için ilk ciddi adımı atmış oldu. 1898 yılının Mart ayında Misk şehrinde ilk kongresini yapan Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin kuruluşuna kadar, Lenin hem bu oluşum içinde yer alanlarla hem de dışındaki gruplarla yoğun bir iki çizgi mücadelesi yürüttü.

Lenin Narodniklere karşı verdiği savaşımın yanısıra, Legal Marksistlere karşı da mücadele etti. Legal Marksistler de Narodniklere karşı mücadele ediyor, ancak proleter devrimi bir kenara atıyorlardı. Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin I. Kongresinde Lenin bulunamadı. Sürgünde olan Lenin buna rağmen iki çizgi mücadelesini elden bırakmıyor ve anti-Marksist akımlara karşı mücadeleyi sürdürüyordu. Bu dönemde öne çıkan ekonomistler idi. Ekonomistler işçi sınıfının sadece ekonomik savaşımla uğraşması gerektiğini ileri sürüyorlardı.

 “Lenin Ekonomistlerin bu yoldaki propagandalarını, Marksizm’den ayrılma, işçi sınıfı için bağımsız bir politik örgütün gereğini yadsıma ve işçi sınıfını burjuvazinin politik bir uydusu durumuna getirme çabası olarak anlıyordu” (age, Sf. 33) diyordu.

1898 yılında Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin kurulması ve I. Kongresini

Partizan-70-Sayfa-93

yapmasıyla parti tam olarak kurulmuş sayılmazdı. Her şeyden önce partinin bir tüzüğü ve programı yoktu. RSDİP’in kuruluşundan sonra MK’nın tümünün yakalanması sonrası parti içinde büyük bir kargaşa meydana geldi. Bu dönemde öne çıkan iki çizgi mücadelesi, merkezileşmiş bir partinin gerekliliği ve buna karşı bunun gereksizliği üzerine yapılan tartışmalardı. Ekonomistler bu işin en uçtaki temsilcileriydi.

RSDİP’in II. Kongresi 30 Temmuz 1903 tarihinde toplandı. Kongre şartlar elvermediğinden yurtdışında toplandı. Önce Belçika’da toplanan kongre polisin müdahale etmesiyle Londra’ya taşındı. RSDİP II. Kongresinin en önemli gündemi parti programının tartışılıp kabul edilmesiydi. Kongrede yoğun bir iki çizgi mücadelesi yaşandı.

 Ekonomistler, Bundcular ve Marksistler arasındaki en önemli tartışma konusu proletarya diktatörlüğü sorunuydu. Oportünistler birçok sosyal demokrat partinin programında proletarya diktatörlüğü maddesinin olmadığından hareketle, Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin programına proletarya diktatörlüğü maddesinin konmasına karşı çıkıyorlardı.

Oportünistler, köylü sorununa ilişkin istemlerin de parti programına alınmasına karşı çıkıyorlardı. Bundcular ise ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına karşı çıkıyorlardı. Lenin işçi sınıfının milli baskılara karşı savaşım yürütmesinin zorunlu olduğunu, parti programında bu maddenin yer almamasının proleter enternasyonalizmini bir yana bırakmak olduğunu söyleyerek bu görüşe karşı yoğun mücadele verdi.

Kongre, Lenin önderliğinde hazırlanan parti programını kabul etti. Parti programı biri azami, biri asgari olmak üzere iki kısımdan oluşuyordu.

 Azami program işçi sınıfının iktidarı ele geçirdikten sonra sosyalist rejimi kurup proletarya diktatörlüğüne geçişi, asgari program ise önce Çar’ın devrilmesi, demokratik bir cumhuriyet ve 8 saatlik iş gününün kabul edilmesi, köylülüğün toprağa kavuşmasını hedefliyordu.

RSDİP II. Kongresi parti programını kabul ettikten sonra, diğer bir konuya, parti üyeliği sorununu tartışmaya geçti. Bu konu yoğun bir iki çizgi mücadelesine sahne oldu. Lenin parti üyeliği formülünü, “partinin programını kabul eden, partiyi maddi bakımdan destekleyen ve parti örgütlerinden birinde üye olan herkesin parti üyesi olabileceğini” ileri sürerken, Martov ise‚ parti programının kabul edilmesi ve partiyi maddi olarak desteklemeyi kabul etmekle birlikte, üyelik şartı olarak herhangi bir parti organında yer almaya karşı çıkıyordu.

 Lenin,

 üyelerin kendilerini partiye kayıtlarını yapmalarını değil, parti örgütlerinden biri tarafından kabul edilmesini disiplin açısından zorunlu görüyordu. Ancak dengeler birdenbire Bolşeviklerin aleyhine döndü ve parti üyeliği Martov’un önerdiği biçimde kabul edildi.

 Bolşevikler mücadeleyi elden bırakmadılar.

 Kongre Merkez Komitesi seçimine gitmeden önce birkaç olay oldu. Bunlardan biri Bund, parti içinde Rusya’daki Yahudi işçilerin tek temsilcisi olarak kendilerinin kabul edilmesini istiyordu. Kongre Bundcuların bu milliyetçi isteğini reddetti. Bunun üzerine Bundcular kongreyi terk etti. Kongre, Ekonomistlerin ülke dışındaki birliğini partinin dış ülkelerdeki temsilcisi olarak kabul etmeyince ekonomistler de kongreyi terk ettiler.

Ekonomistlerin ve Bundcuların kongreyi terk eden delege sayısı toplam 7’ydi.

 Bu delegelerin kongreyi terk etmeleriyle durum Leninistlerin lehine değişti. Ve kararlar Lenincilerin istediği gibi çıktı. RSDİP II. Kongresinde kabul edilen program SBKP’nin 8. Kongresinde kabul edilen yeni programa kadar RSDİP’nin ana çizgisini belirledi.

2. Kongreden sonra RSDİP içinde yoğun bir çatışma yaşandı. Menşevikler hem MK içinde hem de İskra yazı kurulunda Bolşeviklerle eşit düzeyde temsil edilmeyi önderdiler. RSDİP bu öneriyi kabul etmedi. Böylece Menşevikler Martov ve Troçki’yle ittifaka geçerek Bolşeviklere karşı bir blok oluşturdular.

Plehonov, 2. Kongrede Lenin’le birlikte hareket etmesine rağmen kongre ……

                                                                                     PARTİZAN 70-94

…………. sonrası ise Menşeviklerle birlikte hareket etti. Menşevikler yeni İskra’da parti üyeliği konusunda görüşlerini yenilemeye ve azınlığın çoğunluğa uymasını istemenin mekanik olacağı görüşlerini yaymaya başladılar.

Lenin -----------

iki çizgi arasındaki bu mücadelede, bu çizgiye “Bir Adım İleri, İki Adım Geri” adlı yapıtıyla cevap verdi. Rusya’da işçi sınıfının yükselen mücadelesi, askerlerin örgütlülüğü, köylülerin Çar’a karşı mücadelesi karşısında RSDİP’in, yeni taktikler saptaması gerekiyordu. Menşeviklerin parti içindeki yıkıcı tavırlarının netliğe kavuşturulması gerekiyordu.

Ancak Menşevikler 3. Kongrenin adını bile duymak istemiyorlardı. 3. Kongreye katılmaları için tüm Bolşevik ve Menşevik parti örgütleri kongreye çağrıldı. Ancak Menşevikler 3. Kongreye katılmayı reddettiler ve ayrı bir kongre topladılar. Sayıca az oldukları için kongre yerine konferans adını verdiler.

RSDİP 3. Kongresi 1905 Nisan’ında Londra’da toplandı.

 Kongre Menşevikleri partiden kopmuş kesim olarak ilan etti. “Kongre ile aynı zamanda Cenevre’de Menşeviklerin Konferansı toplandı. Lenin, bu durumu ‘iki kongre-iki parti’ demektir” sözleriyle saptadı. “Kongre de, konferans da aslında aynı taktik sorunları görüşme konusu yaptılar; ama, bu sorunlarla ilgili olarak alınan kararların niteliği birbirine taban tabana aykırıydı.

Kongrede ve konferansta kabul edilen kararlardan her biri, 3. Parti Kongresi’yle Menşeviklerin konferansı, Bolşeviklerle Menşevikler arasındaki taktik anlaşmazlıkları tüm derinliğiyle açığa vurdular.”

(age, Sf. 83)

Anlaşmazlığın temel konusu taktik konulardaydı “Üçüncü parti kongresinin taktik çizgisi. İlerlemekte olan devrimin burjuva-demokratik niteliğine ve bu devrimin, içinde yaşanılan şu anda kapitalizmin çerçevesi içinde mümkün olanın ötesine geçemeyeceğine karşın kongre, devrimin tam zaferinden en başta proletaryanın çıkarları olduğu, çünkü bu devrimin zafere ulaşmasının proletaryaya, kendisini örgütlemeye, politik bakımdan yükselmeye, emekçi halk yığınlarına öncülük etmede deneyimce zenginleştirmeye ve burjuva devriminden sosyalist devrime geçmeye olanak vereceği düşüncesindeydi.”

(age, Sf. 83)

Menşevikler Bolşeviklerin bu taktiğinin burjuva sınıfları devrimden ürkütüp sırt çevirteceğinden ve bu yüzden de devrimin hedefini daraltacağından hareketle devrimde köylülüğe rol vermeye karşı çıkıyor ve devrime burjuvazinin önderlik etmelerini savunuyorlardı.

Menşevik konferans buna karşın şu taktiği benimsedi;

 “Devrim, madem ki, burjuva devrimdi, o halde devrimin öncüsü ancak liberal burjuvazi olabilirdi. Proletarya, köylüyle değil, liberal burjuvaziyle bağlaşma kurmalıydı. Önemli olan, liberal burjuvaziyi devrimcilikle ürkütmemek ve devrime sırt çevirmemesi için ona bahane vermemekti. Çünkü liberal burjuvazi devrime sırt çevirirse, devrim zayıf düşerdi.”

(age, Sf. 84)

Lenin Menşeviklerin bu tezini Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği adlı yapıtıyla sonradan yerle bir etti.

RSDİP’nin 3. Kongresinde benimsediği ve Lenin’in geliştirdiği bu nokta önemlidir;

“Bu, Marksist partinin burjuva-demokratik devrimdeki taktik sorunları konusunda yeni ve Marksizm’in silah deposunda o zamana dek bulunan taktik tezlerden temelden farklı bir tezdi.

 O zamana dek, örneğin Batı’da, burjuva devrimlerde öncülük rolü burjuvazideydi. Proletarya ister istemez burjuvazinin yardımcısı rolünü oynardı, köylü de burjuvazinin yedek gücü görevini görürdü. Marksistler böyle bir bileşimi, proletaryanın elden geldiğince kendisinin en acil sınıf isteklerini savunması ve kendi politik partisine sahip olması koşuluyla, aşağı yukarı kaçınılmaz bir şey sayarlardı.

Lenin’e göre, yeni tarihsel koşullarda, artık durum değişmiştir; proletarya burjuva devrimin öncü gücüdür, burjuvazi devrimin yönetiminden uzaklaştırılmış ve köylü proletaryanın yedek gücü durumuna gelmiştir.” Devamla “Lenin, çarlığı devirmek ve demokratik cumhuriyeti kurmak için en önemli araç olarak, halkın zafere giden si--------------- lahlı ayaklanmasını kabul ediyordu. Menşeviklerin tersine Lenin, ‘genel demokratik devrimci hareketin artık silahlı ayaklanmayı zorunlulaştırdığı’ ve ‘partinin en önemli başlıca ve zorunlu görevlerinden biri olarak proletaryayı ayaklanmaya hazırlama’ işinin ‘artık’ gündeme girmiş olduğu ve ‘proletaryayı silahlandırma ve ayaklanmayı doğrudan yönetme olanağını sağlamak için en enerjik önlemleri almak’ gerektiği düşüncesindeydi.”

(age, Sf. 90-91)

1905 Devrimi Bolşeviklerin ön gördüğü şekilde gelişti. Köylüler büyük toprak ağalarının topraklarını işgal ederken, ordu içindeki devrimci askerler Kronştad’daki Karadeniz Filosu’nda ayaklanma yapıyor, işçiler ise Moskova ve diğer birçok şehirde silahlı ayaklanmalar yaparak barikatlarda savaşıyorlardı. Ayaklanma ülke çapında Çar birlikleri tarafından bastırıldı.

Ve Rusya’da gericilik yılları olarak adlandırılan geçici bir geri çekilme söz konusu oldu.

Ayaklanmadan sonra Bolşevikler ve Menşevikler arasında taktik konusunda farklı iki çizgi ortaya çıktı. Silahlı ayaklanmadan sonra Plehanov “silaha sarılmamalıydılar” diyerek RDSİP’e ciddi eleştiriler getirdi. Menşevikler, ayaklanmanın gereksiz olduğunu sınıfa zarar verdiğini, ayaklanmaya girişmeden de mücadelenin yürütülebileceğini, barışçıl yoldan da başarıya ulaşılabileceğini savundular. Bolşevikler ise; Menşeviklerin bu yaklaşımını tam bir ihanet olarak değerlendirdiler.

 Bu silahlı ayaklanmadan kazanılan deneyim işçi sınıfının başarılı bir silahlı savaşım vereceğini gösterdi. Ve Lenin Plehanov’un “silaha sarılmamalıydılar” değerlendirmesine karşın şunları dile getirdi; “Tam tersine, silaha daha kararlı, daha enerjik ve daha keskin bir saldırı atılımıyla sarılmalıydık; yığınlara öyle yalnız kavgasız barışçı yoldan grevlerle yetinilemeyeceğini ve amansız silahlı savaşımların kaçınılmaz olduğunu anlatmalıydık.”

(age, Sf. 107)

1905 Devrimi yenilgiyle sonuçlanınca Bolşevikler yeni taktik politikalar geliştirdiler. Duma seçimlerinde izlenecek taktik üzerine Tammerfors’ta yapılan parti konferansında Bolşevikler 1. Devlet Dumasını boykot kararı aldılar. Ve partinin yeniden birliğini sağlamak için Menşeviklere öneri de bulundular. Partinin birleşmesi aynı zamanda işçilerin de istemiydi.

Lenin birleşmeden yanaydı. Ancak sorunların üzerini örten bir birlikten yana da değildi. Kongrede devrim sorunlarının tüm yönleriyle tartışıldığı ve bunun işçiler tarafından da bilinmesini istiyordu.

RSDİP’nin Birlik Kongresi olarak da bilinen 4. Parti Kongresi Nisan 1906’da İsveç’te toplandı.

 1905 yenilgisinden sonra Bolşevikler birçok parti örgütünü kaybetmişti. Menşevikler ise Marksizm’le ilgisi olamayan birçok unsuru saflarına almışlardı. Kongrede Menşevikler çoğunluktaydı. Kongrede kıyasıya bir, iki çizgi mücadelesi yaşandı. Tartışmalar; toprak sorunu, içinden geçilen anın değerlendirilmesi, işçi sınıfının görevlerinin belirlenmesi, Devlet Dumasına karşı tavır sorunu idi.

 Lenin Çar’ın devrilmesinden sonra toprağın millileştirilmesini savundu. Menşevikler ise, bir belediye programıyla geldiler ve toprağın belediyelerin emrine verilmesini savundular. Kongrede Menşeviklerin programı oy çoğunluğuyla kabul edildi.

 Kongreden sonra Menşeviklerle Bolşevikler arasındaki iki çizgi mücadelesi daha da yoğunlaştı. 1906 sonbaharında mücadele yükselmesine rağmen, Menşevik MK kitlelere önderlik etmekten uzak bir çizgi izliyordu. 2. Devlet Duması konusunda Bolşevikler yeni bir taktikle Duma’ya katılmaya karar verdiler.

Buna karşın Menşevikler ise, Duma’ya Çarlık hükümetini yola getirme gözüyle bakıyor ve Anayasacı Demokratlarla bir anlaşmaya varılarak Duma’da onların desteklenmesini istiyorlardı. Bolşevik parti örgütleri buna karşı çıkıyor ve partinin bir an önce kongreye gitmesini savunuyorlardı.

Mayıs 1907’de Londra’da RSDİP’nin 5. Kongresi toplandı.

 Kongreye toplam 336 delege katıldı. Kongrenin başlıca konusu burjuva partilerine karşı izlenecek tutumdu. Kongre Bolşeviklerin çizgisini onayladı. “… ve gerek Rus Halkının Birliği, Monarşistler, Birleşmiş Soylular Kurulu gibi bütün aşırı------------

 sayfa-96

------------ gerici partilere karşı, gerek 17 Ekim Birliği’ne (Oktobrisler), Ticaret ve Sanayi Partisi’ne, Barışçı Yenilik Partisi’ne karşı amansız bir savaşım yürütülmesine karar verdi. Bütün bu partiler açıktan açığa karşı-devrimciydiler.” (age, Sf. 115)

 1905 Devriminin yenilgiye uğramasından sonra, RSDİP içinde Menşevikler yeni bir devrim yükselişine inanmıyorlardı. Panik içinde geri çekiliyorlardı. RSDİP’in programının emrettiği gibi hareket etmiyor, partinin devrimci sloganlarından vazgeçiyorlardı. RSDİP’nin dağıtılmasını istiyorlardı. Bu aynı zamanda Menşeviklerin yeni bir çizgide demirlemesini de getirdi.

Menşevikler bu görüşlerinden dolayı parti içinde Likidatörler (Tasfiyeciler) olarak anılmaya başlandı. Buna karşın Bolşevikler birkaç yıl içinde yeni bir devrimci yükselişin olacağına inanıyorlardı. Partinin bu yükselişe önderlik etmesini ve kitleleri örgütlemeyle karşı karşıya olduklarını savunuyorlardı. Lenin Likidatörlüğün henüz yeni yeni filizlendiği ilk günden başlayarak bu akıma karşı mücadeleyi elden bırakmadırlar.

Lenin Likidatörleri RSDİP içinde liberal burjuvazinin ajanları olarak görüyordu. Aralık 1908 yılında RSDİP’nin tüm Rusya Konferansı Paris’te toplandı. Lenin’in önerisi üzerine konferans, Likidatörlüğün, yani bir kısım partili aydının, Menşeviklerin “RSDİP’nin mevcut örgütünü dağıtıp ortadan kaldırma ve yerine parti programından, taktiklerinden ve geleneklerinden açıkça vazgeçme pahasına, onu ne olduğu belirsiz legal çalışan bir dernek haline getirme” girişimiyle suçladı. Konferans tüm partiyi bu yeni çizgiye çarşı savaşmaya çağırdı.

Menşevikler konferansın bu kararına uymadılar. Onlar Çar’dan legal bir parti için söz almak istiyorlardı. Ve aynı zamanda 8 saatlik iş günü ve toprak ağalarının topraklarına el koymadan vazgeçiyorlardı. Bolşevikler sadece Menşeviklere karşı değil aynı zamanda, oportünizmlerini ‘sol’ lafazanlıkla maskeleyen Otzovistlere karşı da uzlaşmaz bir savaşım veriyorlardı. Otzovistler, eski bir kısım Bolşeviklerden oluşuyordu. Bunlar her türlü legal mücadeleye karşı çıkıyor ve işçi temsilcilerinin Devlet Duma’sından geri alınmalarını savunuyorlardı.

1909 yılında Otzovistlerin durumunu görüşen Bolşevikler bunları tüm parti örgütlerinden atarak hiçbir ilişkilerinin kalmadığını açıkladı. RSDİP iki cepheden Likidatörler ve Otzovistlere karşı savaşım yürütürken, Troçki Menşevikleri destekliyordu.

 Troçki,

1912 yılında sonraları RSDİP içinde Ağustos bloğu olarak tabir edilen bloğun kurucusu oldu. RSDİP içinde, tüm parti aleyhtarı grupları bir araya getiren Troçki, tüm temel meselelerde Menşevikler gibi düşünüyordu. Troçkistler, RSDİP içinde orta yolcu bir politik çizginin temsilcisi durumundaydılar.

 “Bu konuda Stalin arkadaş şöyle yazıyordu:

Ortayolculuk politik bir kavramdır. Ortayolculuğun ideolojisi uzlaştırıcı bir ideolojidir; ortak bir parti çerçevesi içinde proletaryanın çıkarlarını, küçük-burjuvazinin çıkarlarına bağımlılaştıran bir ideolojidir. Bu ideoloji Leninizm’e yabancı ve temelden aykırıdır”

 (age, Sf. 170) diyordu.

 Likidatörlere ve Otzovistlere karşı RSDİP içinde yürütülen mücadele, Bolşevikleri nihayet bir parti çatısı altında sıkı sıkıya kenetlenmiş bir partide birleştirme fikrini doğurdu. Bu sadece parti içinde oportünizme karşı değil, aynı zamanda işçi sınıfı güçlerini bir araya toplamak için de zorunluydu. Bunun için oportünist çizgileri partiden temizlemek gerekiyordu. Bolşevikler, Menşeviklerle artık aynı parti içinde kalmak istemiyorlardı. Ancak sorun sadece Menşeviklerden arınma değil, aynı zamanda onlardan ayrıldıktan sonra yeni tipte bir parti kurmaktı. Oportünizmden arınmış bu yeni tipte parti Batı Avrupa’daki sosyal demokrat partilerden de farklı bir parti olmak zorundaydı. “Bolşevikler, gerçek devrimci ve Marksist bir partiye sahip olmak amacı taşıyanların hepsi için örnek olabilecek yeni bir partiyi, Bolşevik partisini yaratmak istiyorlardı. Bolşevikler, ta eski İskra gazetesi günlerinden bu yana------------------

Partizan-70-sayfa-97

---------böyle bir parti hazırlıyorlardı. Bu hazırlık çalışmalarında Lenin’in Ne yapmalı?, İki Taktik vb. gibi yapıtları belirleyici bir rol oynadı. Lenin, böyle bir partiyi, ideolojik bakımdan Ne yapmalı? adlı yapıtında, örgütsel bakımdan Bir Adım İleri İki Adım Geri adlı yapıtında hazırladı; politik bakımdan Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki taktiği adlı yapıtında, ve böyle bir partinin teorik bakımdan silahlanmasını da, Materyalizm ve Ampirio-kritisizm adlı yapıtında sağladı.”

 (age, Sf. 176)

6. Parti Konferansının görevi, yeni tipte partiyi kurma görevini yerine getirmek için Ocak 1912’de Prag’da toplandı.

Konferans, parti mekanizmalarının yenilendiğini ve ortaya çıktığından bu yana RSDİP için en zor yılların gericilik yılları olduğunu açıkladı. Konferans bildirisinde şöyle deniliyordu; “Rusya Sosyal Demokrat Partisi’nin yalnız bayrağı değil, programı ve devrimci geleneği de ayakta kaldı; proletarya partisi takibat ve baskılarla zayıflatılmasına karşın; hiçbir zaman parçalanmaya uğratılamadı, onun yaşamasına engel olunamadı.” (age, Sf. 177)

Prag Konferansı, oportünizme karşı yürüttüğü mücadelenin bütünlüklü bir muhasebesini yaptı ve Menşevikleri partiden atmayı kararlaştırdı.

Konferans, partinin acil politik sloganı olarak 8 saatlik iş günü ve toprak ağalarının topraklarına el koyma sloganını ileri sürdü.

1912 yılından, I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın ön gününe kadar Rusya’da işçi sınıfının mücadelesi giderek büyümeye başladı. 1914 yılının başında işçi sınıfının grevleri durmak bilmiyordu. Bolşevikler her alanda gelişirken, Menşevikler ise sürekli olarak kan kaybediyorlardı.

I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın kaçınılmaz bir hal aldığı bir dönemde Bolşeviklerin çıkacak emperyalist savaşa karşı tutumları açıktı.

Çarlık 14 Temmuz 1914’te genel seferberlik ilan etti. 1 Ağustos’ta ise Almanya Rusya’ya savaş ilan etti. Savaşın patlak vermesinden sonra Bolşeviklerle diğer küçük-burjuva partileri arasında savaş konusunda iki çizgi mücadelesi yoğun ve açık bir şekilde sürdü.

Liberal burjuvazinin partisi (Anayasacı Demokrat Parti) muhalefet partisi gibi hareket etmesine rağmen, Çarlık hükümetinin dış politikasını olduğu gibi destekliyordu. Sosyalist-Devrimciler ve Menşevikler sosyalizm bayrağını yüzlerine bir maske olarak takıp, savaşın emperyalist yağmacı bir savaş olduğunu halktan gizliyorlardı.

Sadece Bolşevikler doğru Marksist tavır koydular. Bolşevikler savaşın başından beri yağmacı ve yabancı toprakları ele geçirme savaşı olduğunu savunarak, savaşa karşı tutum geliştirdiler. Emperyalist savaşı devrimci iç savaşa dönüştürme Bolşeviklerin sloganı idi. Çar tüm cephelerde yenilgiye uğruyordu. Rusya’da açlık baş gösterdi.

Halk artık savaşmak istemiyordu.

Bolşevikler Rusya’da savaşa karşı geliştirdikleri Marksist tutumla, işçi sınıfı, köylülük ve askerler içinde örgütlendiler. Çar bütün alanlarda yenilgiye uğradı ve Şubat 1917’de Rusya’da İşçi ve Asker Sovyetleri ve ardından geçici hükümet kuruldu.

Bu ikili iktidardı.

Bolşevikler Nisan’dan itibaren ikili iktidara son vermeyi ve sosyalist devrime geçmeyi savundu.

Bolşeviklerin 6. Kongresi Petrograt’da toplandı.

Bolşevikler ikili iktidardan çekildiler.

İkili iktidar sona ermiş ve tüm iktidar geçici olarak hükümetin eline geçmiş oldu böylece. 6. Kongre toplandığında burjuva basın tüm Bolşeviklerin tutuklanmasını istiyordu.

 

Lenin arandığı için 6. Kongreye katılamadı.

 

Kongrede iki çizgi mücadelesi iktidarın alınması ya da burjuvaziyle birlikte bu işe devam etmesi üzerine yapılan tartışmalarla geçti. Kongre, Troçki’nin partiye alınmasını kabul etti. Troçki, kongrede iktidarı ele geçirme konusunda ancak Batı’da proleter devrim olursa Rusya’nın sosyalizme geçmesi gerektiğini savundu. Buharin ise köylülüğün savaş yanlısı bir ruh hali taşıdıkları ve burjuvaziyle uzlaştıkları için proletaryanın arkasından gelemeyeceğini savundu.

 Kongre tüm bu çizgileri reddetti. Bolşeviklerin ekonomik programını görüşüp onayladı. Sosyalist devrimde işçi sınıfı ve köylülüğün bağlaşması….

Partizan-70-sayfa-98

…..konusunda Lenin’in tezini onayladı. Sendikaların tarafsız olması gerektiği şeklindeki Menşevik tezi reddetti.

 Ayrıca Kongrede;

Troçki, Kamenev, Rikov başta olmak üzere Lenin’in karşı devrimcilerin mahkemesine çıkmasını ve yargılanmasını önerdiler.

Kongre bu öneriyi reddetti ve Lenin’in mahkemeye gitmemesini kararlaştırdı. Ekim Devrimi’ni takip eden aylarda halk büyük bir yoksulluk içinde Bolşeviklerden açlığa son verilmesini ve savaşın sona erdirilmesini istiyorlardı. Bolşevikler için bir soluklanma dönemi şarttı. Emperyalist güçlerle savaşı devam ettirmek o şartlara pek uygun değildi. Bundan dolayı Bolşevikler adil bir barış çağrısında bulundular. Fransa ve İngiltere bu çağrıya olumsuz cevap verdiler. Bunun üzerine Bolşevikler Almanya ve Avusturya’yla görüşmeye karar verdi. Görüşmeler 3 Aralık’ta Brest-Litovsk’ta başladı ve 5 Aralık’ta da bir ateşkes anlaşması imzalandı.

Barış anlaşması konusunda RSDİP içinde ve dışında iki çizgi ortaya kondu. Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler tüm güçleriyle barış anlaşmasına karşı yoğun bir propaganda başlattılar. İçte de başta Troçki, Radek ve Piatokov’la birlikte kendilerine “Sol Komünistler” adını veren Buharin barış görüşmelerine karşı çıkıyor ve parti içinde Lenin’i hedef gösteriyorlardı.

10 Şubat günü barış görüşmeleri kesildi.

Buna neden olan Troçki’ydi. Sovyetler adına Brest-Litovsk’ta bulunan ve barış görüşmeleriyle görevlendirilen Troçki Almanlarla anlaşmayı reddedince savaş yeniden başladı. Troçki’nin ihaneti Sovyetlere pahalıya mal oldu ve daha ağır şartları Sovyetler 23 Şubat 1918’de kabul etmek zorunda kaldı.

Barış konusunu karara bağlamak için 7. Parti Kongresi 6 Mart 1918’de toplandı. Bu kongre iktidarın ele geçirilmesinden sonra yapılan ilk parti kongresiydi. Kongrede Lenin Brest-Litovsk barışı konusunda yaptığı konuşmada, “parti içinde bir ‘sol’ muhalefetin ortaya çıkması yüzünden partinin geçirmekte olduğu ağır buhran, Rus devriminin karşı karşıya olduğu en büyük buhranlardan biridir” değerlendirmesinde bulundu.

 Kongre Lenin’in barış konusundaki politik tutumunu onayladı. Barış konusu genç Sovyetlere zaman kazandırdı. Sovyetlerin zaman kazanması ve güçlenmesini sağladı. Barış Anlaşması sonrasında Almanlar yenilince tüm anlaşmalar da kendiliğinden sona erdi.

Bolşevik Partinin 8. Parti Kongresi Mart 1919’da topladı.

Sovyetler birçok cepheden kuşatılmıştı. Sovyet Rusya’ya karşı gerici blok daha da güçlenmiş ve içteki karşı devrimci ayaklanmalar Sovyet Rusya’yı zor durumda bırakmıştı. 8. Parti Kongresi bu şartlar altında toplandı ve yeni bir programı kabul etti. Bu programın sosyalizmin ihtiyaçlarına göre şekillenmesi büyük bir önemdeydi. Kongre emperyalizmi geniş bir şekilde yeniden açıklıyor ve iki sistemin, sosyalizm ve burjuva sisteminin bir karşılaştırmasını yapıyor ve partinin sosyalizm uğrundaki savaşta somut görevlerini belirliyordu.

Bu görevler şöyle açıklandı;

“Burjuvaziyi mülksüzleştirmenin tamamlanması, ülke ekonomisinin tek bir sosyalist plana göre yöneltilmesi, sendikaların ulusal ekonominin örgütlenmesine katılması, sosyalist çalışma disiplini, ulusal ekonomide Sovyet organlarının denetimi altında burjuva uzmanlardan yararlanılması, orta köylülerin kerte kerte, düzenli olarak, sosyalist kuruluş çalışmalarına çekilmesi.”

(age, Sf. 288)

Kongre Parti programını tam bir iki çizgi mücadelesi sonucu oluşturdu. Muhalefetin başını çekenlerden biri de Buharin’di; “Lenin ekonomik sistemimizin karmaşıklığının göz önünde bulundurmasını, ülkede orta köylülerin temsil ettiği küçük emtia üretimi de içinde olmak üzere, farklı ekonomik biçimlenmelerin varlığını programda belirtmeyi zorunlu sayıyordu. Bunun için Lenin, program görüşülürken kapitalizmle, küçük emtia üretimiyle, orta köylü ekonomisiyle ilgili noktaların programdan çıkarılmasını öneren Buharin’in Bolşevizm aleyhtarı görüşlerine şiddetle karşı koydu. Buharin’in görüşleri, Sovyet devletinde orta köylülerin rolünün Menşevikçe, Troçkistçe bir yadsıması demekti. Buharin, aynı zamanda

 Partizan-70-sayfa-99….Devam edecek…..YÜZÇİÇEKAÇSIN

Ekim Devrimi’ni takip eden aylarda halk büyük bir yoksulluk içinde Bolşeviklerden açlığa son verilmesini ve savaşın sona erdirilmesini istiyorlardı. Bolşevikler için bir soluklanma dönemi şarttı. Emperyalist güçlerle savaşı devam ettirmek o şartlara pek uygun değildi.

https://partizanarsiv12.net/wp-content/uploads/2018/03/partizan_sayi_71.pdf

https://partizanarsiv12.net/wp-content/uploads/2018/03/partizan_sayi_70.pdf

 -------köylülerin küçük meta üretiminden kulakların üreyip geliştiği gerçeğini de görmezlikten geliyordu.” (age, Syf. 289) Kongre, ulusal sorunda da Bolşeviklerin çizgisini kabul ederken, Buharin ve Piattakov’un ulusal sorundaki yaklaşımlarını çürüttü. Onlar programda ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının yer almasını istemiyorlardı.

 8. Kongre köylülük sorununa da bir çözüm getirdi. Buna göre; yoksul köylüye güvenme, orta köylülükle bağlaşma ve kulaklara kaşı savaşım yürütülmesi kararlaştırıldı. Kongrede askeri sorunda da iki çizgi mücadelesi yaşandı.

 Ortaya “askeri muhalefet” diye bir grup çıktı. Bu muhalefet eski “sol komünistler” ve ordu içindeki partililerden oluşuyordu. Bu muhalefet düzenli orduya ve orduda disipline karşı çıkıyor ve askeri uzmanlardan yararlanılmasını savunuyorlardı.

 

9. Parti Kongresi,

 iç savaş yıllarında karşı-devrimci ayaklanmalara önderlik eden Denikin ve Kolçak’ın yenilgiye uğratılmasından sonra Mart 1920 tarihinde toplandı. Kongre ulaşım, akaryakıt, demirçelik sanayinin kalkındırılması ve ülkenin elektriklendirilmesini hedef alan tek bir sosyalist ekonomik planın uygulanmasını içeriyordu. Kongrede tüm bu konularda yoğun bir iki çizgi mücadelesi yaşandı. Sanayinin tek elden yönetilmesi ve yöneticilerin kişisel sorumluluğuna karşı çıkarak, sanayinin yönetiminde sınırsız bir grup yönetimini ve kişisel sorumluluğu savunan ve kendisine “demokratik merkeziyetçilik” adını veren grup yenilgiye uğratıldı.

Bu muhalefetin başını Sapronov, Osinski, V. Smirnov çekiyor, Rikov ve Tomski de kongrede bunları destekliyordu. 9. Parti Kongresinden sonra parti içinde yaşanan iki çizgi mücadelesi birçok konuda devam etmekle kalmadı, bu tartışmalarda Sovyetleri zayıflatmak için birçok grup birleşerek Bolşeviklere karşı saldırıya geçti. İki çizgi esas olarak savaş sonrası ekonomik kalkınma konularında sürüyordu.

Parti savaşın devam ettiği yıllarda uyguladığı savaş komünizminin artık kaldırılması gerektiğini ve fazla ürünlerin bir ayni vergi sistemi getirilerek, köylüler tarafından istendiği gibi kullanılması dönemine geçilmesi ve böylece sanayinin canlanmasını savunuyor ve bunun için sendikaların desteğinin alınmasını savunurken, parti içindeki muhalefet böyle düşünmüyor, Troçkistler, işçilerin muhalefeti, sol komünistler, demokratik merkeziyetçiler barış içinde sanayinin kalkındırılmasına karşı çıkıyor, bunların bir kısmı savaş komünizminin devamını, bir kısmı ise, ekonominin kalkınmasında partinin geri çekilmesini ve her şeyin sendikalara bırakılmasını savunuyorlardı.

10. Parti Kongresi Rusya’da yaşanan bu tartışmaların içinde 8 Mart 1921 tarihinde toplandı. Kongre, sendikalar sorununda geniş bir değerlendirme yaptı ve Lenin’in önerisini kabul etti.

Partizan-70-sayfa-100

Kongre, parti içindeki bütün kliklerin dağıtılmasını kararlaştırdı. Kongre, kararlara uymayan, merkez komitesi içinde klikçi çalışmalar yürütenlerin merkez komitesinden çıkartılmasını karar altına aldı. Bütün bu kararlar Lenin’in önerdiği ve kongrenin kabul ettiği ‘parti birliği üzerine’ kararında somutlaştırıldı. Ve Kongre Yeni Ekonomik Politika’yı (NEP) onayladı.

NEP’in doğru bir politik karar olduğu, daha ilk yılında alınan sonuçlarla doğrulandı. NEP, işçi ve köylüler arasında yeni bir ittifak geliştirdi. Proletarya diktatörlüğünün gücü gelişti. Kulakların vurgunculuğuna son verildi. Sovyet hükümeti, NEP döneminde de tüm ekonomi üzerinde denetimini sağlamlaştırdı.

11. Parti Kongresi bu şartlar içinde toplandı. Ve Lenin tarafından Kongrede

 “Bir yıldan bu yana geri çekiliyoruz. Parti adına artık bunu durdurmalıyız. Geri çekilmekte güdülen amaç elde edilmiştir. Bu dönem artık sona ermek üzeredir ya da sona ermiş bulunmaktadır. Şimdi amacımız farklıdır -güçlerimizi yeniden bir araya getirmektir” (age, Sf. 323) denilerek NEP’e son verildi. 11. Parti Kongresinden sonra, ekonomik atılımlar yeni hamlelerle devam ettirildi.

Ekim 1922’de Sovyetler büyük bir zaferi kutladı. İşgalcilerin elinde kalan son Sovyet toprağı Vladisvokstok, Japonların elinden kurtarıldı.

 

Aralık 1922 yılında, Sovyetlerin 1. Kongresi toplandı. Lenin ve Stalin’in önerisiyle Sovyet milliyetlerinin geçici bir devlet birliği, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) kuruldu.

 

12. Parti Kongresi Nisan 1923’te toplandı.

Bu, Sovyetlerin kurulmasından sonra Lenin’in katılmadığı ilk kongreydi. Kongre Lenin’in son mektuplarında dile getirdiği tüm hususları göz önünde bulundurdu. Kongre Yeni Ekonomik Politika’yı, sosyalizmden vazgeçmeyi ve kapitalizme teslim olma olarak anlayanların teorik görüşlerini çürüttü.

Kongrede Troçki ve onu destekleyen Radek ve Krasin, Sovyetler için can alıcı sanayi kollarının ayrıcalıklarının yabancı tekellere verilmesini istiyorlardı. Bununla da kalmayıp Çar’ın dış devletlere olan borçlarının üstlenilmesi gerektiğini savunuyorlardı. Kongre tüm bu önerileri reddetti. Buharin ve Sokolnikov daha kongre öncesi, dış ticaret üzerindeki devlet tekelinin kaldırılmasını istiyorlardı.

Bu önerinin temeli de Yeni Ekonomik Politika’nın kapitalizme teslim olunması olarak görülmesinden ileri geliyordu. Kongrede iki çizgi mücadelesinin yoğun olarak yaşandığı bir diğer konu da ulusal sorundu. Stalin, hazırlayıp sunduğu raporda ulusal sorundaki politikanın uluslararası önemini açıkladı. “Sovyetler Birliği, ulusal sorunu çözüme bağlamakta ve ulusal baskıyı ortadan kaldırmakta, Doğu’nun ve Batı’nın ezilen halkları için bir örnekti. Stalin, Sovyetler Birliği milliyetleri arasındaki ekonomik ve kültürel eşitsizliği ortadan kaldırmak için enerjik önlemler almanın zorunlu olduğunu belirtti.

Ulusal sorundaki saptamalara karşı, Büyük-Rus şovenizmine ve sorundaki saptamalara karşı, Büyük –Rus şovenizmine ve yerel burjuva milliyetçiliğine karşı, partiyi kararlı bir savaşıma çağırdı. “Kongrede, milliyetçi saptamacılar ve bunların ulusal azınlıklara karşı egemen ulus politikası açığa çıkartıldı.

O sıralarda, Gürcü milliyetçi sapmacı Mdivani ve ötekiler partiye karşı çıkıyorlardı. Bunlar, Transkafkasya Federasyonu’nun kurulmasına ve Transkafkasya milliyetleri arasında dostluğun güçlendirilmesine karşıydılar. Bu sapmacılar, Gürcistan’daki öteki milliyetlerden haklara karşı tam bir egemen-ulus şoveni gibi davranıyorlardı. Gürcü olmayanları, özellikle Ermenileri Tiflis’ten yığınlar halinde sürüyorlardı; öyle bir yasa kabul etmişlerdi ki, bu yasa Gürcü olmayanlarla evlenen Gürcü kadınlarının Gürcistan yurttaşlığından çıkartılması hükmünü taşıyordu. Gürcü milliyetçi sapmacıları, Troçki, Radek, Buharin Skripnik ve Rakovski destekliyordu.”

 (age, sf 327-328)

Kongre sonrası ekonomik alanda istenilen düzeyde başarılar elde edilemedi. Sanayi hala savaş öncesi düzeyin ve gereksinimin altında bulunuyordu. 1923 yılının sonlarında ülkede hala bir milyon işsiz vardı.

Partizan-70-sayfa-101

Köylülerin hububat satışlarından elde ettikleri paranın değeri hızla düşmüştü. Troçki, o dönem Ulusal Ekonomi Yüksek Konseyi’nde bulunuyordu. Troçki, Pyatakov’la birlikte güya sanayiyi geliştirmek için bütün yöneticilere mamul maddelerin satışından daha fazla kâr elde etmek için talimatlar verdiler. Bu durum köylüleri oldukça zor duruma soktu ve köylüler mamul madde almaktan vazgeçtiler.

Troçkistler Lenin’in hastalığını da fırsat bilerek parti içinde yeni bir atağa geçtiler.

Troçki, ekonomik alanda yeni bir çizgi geliştirmek için, parti içindeki, tüm anti-Leninist unsurları bir araya getirerek yeni bir muhalefet programı oluşturdu. Bunlara muhalif kırkaltılar denildi.

Demokratik Merkeziyetçiler, Sol Komünistler ve İşçilerin Muhalefeti gruplarının bir araya gelerek oluşturdukları program, ağır bir ekonomik buhranın olacağı ve bunun da Sovyetleri mahvedeceği, bunun atlatılması için de parti içinde kliklere ve gruplara izin verilmesi isteniyordu.

Troçkistler, hazırladıkları dokümanları tüm parti örgütlerine yolladılar ve partiyi bu konularda tartışmaya çağırdılar. Parti içinde açılan tartışmalarda Troçkistler yenilgiye uğradılar.

Kasım 1924’te 13. Parti Konferansı toplandı.

Konferans yapılan tartışmaların bir değerlendirmesini yaptı ve Troçkist muhalefeti Marksizm’den küçük burjuva sapma olarak mahkum etti. Troçkistler kendi çizgilerini daha da ileri düzeyde savunmaya devam ettiler.

 

Troçki 1924 güzünde

“Ekim Dersleri”

adıyla yayımladığı bir yazıda Leninizm yerine Troçkizm’i koyarak Leninizm’e saldırdı. Buna karşı Stalin Troçki’nin bu çizgisine karşı Leninizm’in İlkeleri adlı eseriyle Troçkizm’i mahkum etti.

21 Ocak 1924’te Lenin hayata veda etti.

Lenin’in ölümü Bolşevik parti içinde bir kenetlenmeyi birlikte getirdi.

13. Parti Kongresi Mayıs 1924 tarihinde toplandı. Kongre 14. Parti Konferansı’nda kararlaştırılan Torçkizm’in küçük burjuva bir sapma olduğu kararını onayladı. Kongre, kentle köy arasındaki bağı güçlendirmek için hafif sanayinin daha da geliştirilmesinin zorunlu olduğunu belirtti. Kongre, İç Ticaret Halk Komiserliği’nin kurulmasını kararlaştırdı ve ticaretle uğraşan bütün kurumların önüne pazarı denetleme görevi koydu ve özel sermeyenin ticaret alanından kovulması görevini benimsedi. Kongre, köylülere devlet kredilerinin azamiye çıkartılmasını ve böylece tefecilerin bu alandan silinmesi kararı aldı. Kongre ayrıca, kooperatif hareketinin geliştirilmesi kararı aldı.

Ekonomik ilerleme işçilerin ve köylülerin yaşam seviyelerini yükseltti; 1924-1925 yılında Sovyetler köylülere yardım için 290 milyon ruble ayırdı. “Ulusal ekonomiyi yeniden-kurma çalışmaları tamamlanmak üzereydi. Ama, Sovyetler Birliği için, sosyalist kuruluş halindeki bir ülke için, yalnızca ekonominin yeniden-kuruluşu, yalnızca savaş öncesindeki düzeye ulaşmış olması yeterli olamazdı.

Savaş öncesi düzey, geri bir ülkenin düzeyiydi. Daha ileriye gitmek gerekiyordu. Sovyet devletinin elde ettiği uzun soluk alma dönemi böyle bir gelişme için olanaklar taşıyordu. “Ama bu, tüm ivediliğiyle bir sorunu da yanında getiriyordu; Gelişmemizin ve kuruluşumuzun izleyeceği çizgi ve niteliği ne olacaktı, Sovyetler Birliği’nde sosyalizmi nasıl bir gelecek bekliyordu?

 Ekonomik gelişme sosyalizm yönünde mi olacaktı, yoksa başka bir çizgi mi izleyecekti?

Sosyalist bir ekonomi sistemi kurmalı mıydık, ya da kurabilir miydik; yoksa biz başka bir ekonomi sistemini, kapitalist ekonomi sistemini doğuracak koşulları mı hazırlıyorduk?

 Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nde sosyalist bir ekonomi sistemi kurmak olanaklı mıydı; olanaklıysa bunun kapitalist ülkelerde devrimin gecikmesi koşullarında, kapitalizmin istikrara kavuştuğu koşullarda gerçekleştirilmesinin olanakları var mıydı?

 Ülkede sosyalizmin güçlerini her bakımdan güçlendirmekle ve artırmakla birlikte, gene de belli bir ölçüde kapitalizmin gelişmesi olanağını veren Yeni Ekonomik Politika yoluyla bir sosyalist ekonomi sistemi kurabilir miydik?

Partizan-70-sayfa-102

Bir sosyalist ekonomi sistemi nasıl kurulacaktı, bu kuruluşa nerden başlanacaktı. “Bütün bu sorunlar, yeniden-kuruluş döneminin sorunlarına doğru, partinin karşısına, artık teorik sorunlar olarak değil, pratik sorunlar, ekonomik kuruluşun güncel sorunları olarak dikildi. (…)

“Evet dedi parti, ülkemizde sosyalist ekonomi kurulabilir, kurulmalıdır; çünkü sosyalist bir ekonomi sistemini kurmak ve tam bir sosyalist toplum kurmak için zorunlu olan her şeye sahibiz.

1917 Ekim’inde işçi sınıfı kendi politik diktatörlüğünü kurarak kapitalizmi politik bakımdan yenmişti. O zamandan bu yana, Sovyet Hükümeti, kapitalizmin ekonomik gücünü çökertme ve bir sosyalist ekonomi sistemi kurma uğrunda gerekli koşulları yaratmak için her türlü önlemi almıştı.”

(age, Sf. 338-339)

SBKP’nin bu çizgisine karşı Torçkistler Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin zafere ulaşmasına inanmıyorlardı. Partinin çizisine karşı Troçkistler, “Sürekli Devrim Teorisini” ileri sürdüler. Buharinciler açıktan bir çizgi ileri sürmeseler de, diğer taraftan ‘burjuvazinin sosyalizme barış içinde ilerlemesini öngören kendi ‘teorilerini’ öne sürdüler. Ve bunu yeni bir sloganla ‘zenginleşin’ sloganıyla ileri sürdüler. Zinovyev ve Kamenev, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin teknik olarak geri olmasından dolayı sosyalizmin zaferinin mümkün olmadığını ileri sürdüler.

14. Parti Kongresi, parti içinde sosyalizmin zaferi konusunun mümkün olup olmadığı konusunda yaşanan iki çizgi mücadelesinin yoğun tartışmaları içinde Aralık 1925 tarihinde toplandı.

 Parti tarihinde Leningrad gibi parti merkezinin tüm delegelerinin MK’ya karşı toptan tavır almaya hazırlandığını gösteren bir durum hiç yaşanmamıştı. MK adına raporu Stalin sundu. Stalin Sovyetler Birliği’nin politik ve ekonomik alandaki yükselişini dile getirdi ve gelinen noktada durmamak gerektiğini vurguladı. Stalin Sovyetlerin, kapitalist ülkelere bağımlılıktan kurtulan bir ülke seviyesine gelmeyle karşı karşıya olması gerektiğini vurguladı. Zinovyevciler, partinin genel çizgisine karşı harekeye geçtiler. Onlar partinin sosyalist sanayileşme politikasına karşı çıkarak, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin esas olarak hammadde ve tarım alanında üretim yapan ve ihraç eden bir ülke olarak kalmasını savunuyorlardı.

 Kongre, Zinovyecilerin ekonomik ‘plan’ olarak ileri sürdüğü bu programı reddetti. Devlet sanayinin sosyalist olmadığı, yolundaki tezler ve aynı şekilde köylülüğün işçi sınıfının bir bağlaşığı olmadığı savı da kongrede mahkum edildi. Ekonomik alandaki sorunlar üzerindeki tartışmaları gözden geçiren kongre şu ünlü kararı aldı.

“Kongre,

ekonomik gelişme alanında, proletarya diktatörlülüğünün ülkesi olan ülkemizde, ‘tam bir sosyalist toplum kurmak için zorunlu bütün önkoşulların’ (Lenin) var olduğu görüşündedir. Kongre, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde sosyalist kuruluşun zaferi uğrundaki savaşımın partimizin başlıca görevi olduğunu kabul eder. On dördüncü Kongre, partinin yeni tüzüğünü onayladı.

 Ve, On dördüncü Parti Kongresi’nden itibaren partimiz,

Sovyetler Birliği Komünist Partisi (Bolşevikler) SBKP(B) adını taşımaya başladı.”

(age, Sf. 345)

 Zinovyevciler, kongrede yenilgiye uğramalarına rağmen, kongre sonrası parti kararlarına uymadılar ve kendi çizgilerinin propagandasını yaymaya devam ettiler. Zinovyevciler, kongreden sonra Komünist Gençler Birliği Leningrad Komitesi’ni bir toplantıya çağırdı. Bu komitenin yönetici grubu Zinovyev, Zalutski, Bakayev’den destekleniyordu. Leningrad il komitesi ve Komünist Gençler Birliği aldıkları bir kararla 14. Parti Kongresinin kararlarını tanımama kararı aldılar.

14. Kongre’den sonra parti, ülkenin sosyalist sanayileşmesi uğruna çetin bir savaşım içine girdi. Yeniden kuruluş döneminde görev önce tarımı canlandırmak, mevcut atölye ve fabrikaları yeniden işletmeye açmak hedeflendi. Ancak yeniden-kuruluş döneminde üç eksiklik vardı;

Partizan-70-sayfa-103

Birincisi; imalathane ve fabrikalar eksikti. Geri teknik ve aşınmış makineler.

İkincisi; sanayi dar bir temel üzerindeydi. Ülke için makine üreten fabrikalar yoktu.

Üçüncüsü; bu dönemde ağır sanayiden çok, hafif sanayi ağırlıktaydı. Milyonlarca küçük işletmelerden, büyük köylü işletmelerine geçişi sağlamak için traktör fabrikalarına ihtiyaç vardı.

Emperyalist ülkeler, Sovyetler Birliği’nin büyüyüp gelişmesini kendileri açısından tehlikeli görüyorlardı. Bu yüzden emperyalistler Sovyetlerde bir belirsizlik ve güvensizlik yaratmak için ellerinden geleni yapmaya başladılar. Sovyetlerde kargaşa yaratmak için bir dizi sabotaj ve saldırı gerçekleştirdiler. İngiliz muhafazakarları Arkos’a karşı bir saldırı gerçekleşti ve İngiliz hükümeti Sovyetlerle olan diplomatik ve ticari ilişkisini kestiğini açıkladı.

7 Temmuz 1927 tarihinde Varşova’da Sovyet Büyükelçisi bir beyaz Rus tarafından öldürüldü. İngilizler Leningrad’da bir parti kulübüne bomba atılar ve 30 kişiyi yaraladılar. Tüm bunlar Sovyet hükümetinin üstesinden geldiği diğer zorluklardı. Sovyetler baskılara boyun eğmedi ve tüm saldırıların üstesinden gelmeyi başardı.

SBKP içinde Troçkistler yıkıcı eylemlerine devam ettiler. 1926 yılında Troçkistler ve Zinovyevciler SBKP’ye karşı bir blok içinde birleştiler. Parti tüzüğünü ve 14. Kongre kararlarını açıktan çiğnediler.

15. Konferansa yakın bir dönemde bu blok SBKP içinde yeni bir tartışma açmak istiyordu. Tartışma Troçkist programın yeniden tartışmaya açılmasından öteye gitmiyordu. Bunun üzerine MK, bu parti aleyhtarı bloğa karşı daha fazla göz yumamayacağını açıkladı. Bunun üzerine Muhalefet MK’ya bir mektup sunarak, kendi klikçi faaliyetlerine son vereceklerini açıkladılar.

Kasım 1926 yılında toplanan 15. Parti Konferansı Troçkistlerin bu yönelimini değerlendirerek Troçkistleri bölücülükle suçladı. Ama onlar hiçbir şekilde durmadılar. İki çizgi adına, partinin demokratik merkeziyetçiliğini tanımıyor, fırsat buldukça disiplini tanımıyor ve kararlara uymuyorlardı.

 1927 yılında bu sefer de “seksen üçler programı” adı altında yeni bir programla ortaya çıktılar. Troçkistler bu sefer bilinen tarzlarından farklı olarak yeni programlarında; parti birliğinden yana olduklarını, bölünmeden yana olmadıklarını, parti programına hiçbir itirazlarının olmadığını, tümüyle sanayileşmeden yana olduklarını, hatta MK’yı sanayileşmeye yeterince hız vermediği konusunda suçluyorlardı.

Ancak, programlarında aynı zamanda, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde sosyalizmin zaferine ilişkin karara karşı alaycı bir dil kullanıyor ve fabrikaların işletme haklarının yabancılara verilmesini savunuyorlardı. Troçkistler programlarında kolektif çiftlik hareketinden yana olduklarını ve MK’yı kolektifleştirme hareketine yeterince hız vermediği konusunda suçladılar. Ancak diğer taraftan da, işçi sınıfı ve köylüler arasında “çözümü olanaksız çatışmaların” kaçınılmaz olduğunu ileri sürerek, bütün umutlarını kulaklara bağlıyorlardı.

MK, parti tüzüğüne göre hareket ederek tartışmaların kongreye ancak iki ay kala açılabileceğini söyleyerek tartışmaları başlatmayı reddetti. SBKP parti tüzüğüne uyarak 15. parti konferansına iki ay kala tartışmaları başlattı.

15. Konferansta Troçkist muhalefet yenilgiye uğradı. Onlar kendi görüşlerini hakim kılma hedefinden çıkarak Sovyetleri yıkma hedefine giriştiler.

15. Parti Konferansının tartışmaları son bulmadan Leningrad ve Moskova’da sokak gösterileri yapmayı kararlaştırdılar. Bunun için de 7 Kasım gününü seçtiler, umdukları kitleyi sokağa dökemeyince hezimete uğradılar.

Troçkiçtlerin ve Zinovyevcilerin Sovyet aleyhtarı olduklarına artık kuşku yoktu. Bunun üzerine 14 Kasım 1927’de Merkez Komitesi ile denetim Komitesi yaptıkları ortak toplantıda Troçki ve Zinovyev’i partiden atmayı kararlaştırdı. 15. Parti Kongresi 2 Aralık 1927’de yapıldı. Kongre esas olarak Sovyetlerdeki sosyalist sanayileşme ve köylülük sorunu üzerine tartışmalar yaptı.  

Partizan-70-sayfa-104

Stalin Kongreye sunduğu raporda sosyalist sanayileşmenin hızla geliştiği yönleri vurguladı ve partinin önüne şu görevi koydu; “Kentteki ve köylük bölgelerdeki bütün ekonomi dallarında sosyalist kilit noktalarını yaymak ve sağlamlaştırmak ve ulusal ekonomiden kapitalist öğeleri silmek.”

(age, Sf. 358)

O zaman kadar Sovyetlerde köylülüğün istenilen düzeyde gelişmediğini saptayan partide, “çıkar yol nedir?” sorusuna Stalin şu cevabı verdi; “Çıkar yol toprağın işlenmesi temeli üzerinde, küçük ve dağınık köylü işletmelerini, geniş, birleşik çiftliklere dönüştürmek, yeni ve daha ileri bir teknikle kolektif bir biçimde işlenmesini sağlamaktır.

Çıkar yol, küçük ve cüce köylü işletmelerini kerte kerte, ama güvenli adımlarla, baskıyla değil, örnekler vererek inandırma yoluyla, toprağın kooperatif ve kolektif bir biçimde işlenmesi temeline dayanan ve kolektif tarım araçlarının, traktörlerin ve verimliliği artırıcı bilimsel yöntemlerin kullanıldığı geniş çiftlikler içerisinde birleştirmektir.

Başka çıkar yol yoktur.”

 (age, Sf. 359)

 Kongre bu değerlendirmeler ışığında tarımın kolektifleştirilmesi için bir karar aldı. Ayrıca köylük bölgelerde kapitalist çiftliklerin önüne geçmek için kulakların adım adım temizlenmesi kararı aldı. 15. Kongre sosyalist kuruluş sorunlarını çözüme bağladıktan sonra Troçkist ve Zinovyevci bloğun partiden atılması sorununu da karara bağladı. MK ve denetim kurulunun aldığı kararı onayladı.

Ve ayrıca Radek, Preobrajenski, Rakovski, Piatakov Serebriakov, İ. Smirnov, Kamenev, Safarov, Lifşits, Mdivani, Similga gibi Troçkist unsurların da partiyle ilişkilerinin kesilmesine karar verdi.

 Parti 15. Kongresi’nin kararı doğrultusunda Kulaklara yöneldi. Bunu, yoksul köylülere dayanma, orta köylülükle bağlaşmayı güçlendirme sloganıyla gerçekleştirdi. Kulaklar direnişe geçtiler. Hükümetin belirlediği fiyatları kabul etmeyerek ellerindeki hububatları satmayı reddettiler. Ancak, kulakların direnişi kısa sürede yıkıldı. Kolektifleştirme hareketi adım adım örülmeye başlandı.

Kulaklara karşı başlatılan saldırı sırasında parti içinde, öteden beri kulaklara sıcak bakan Buharinci çizgi sahipleri, partinin kulaklara karşı izlediği politikaya karşı çıkmaya başladılar. Bu çizgi sahipleri alınan önlemlerin bir an önce kaldırılmasını, yoksa tarımın çökeceğini ileri sürüyorlardı.

Ve çizgilerini “sınıf savaşımının yatışması teorisi”ne dayandırıyorlardı. Bu teoriye göre; “Sosyalizmin kapitalist öğelere karşı sağladığı her zaferle sınıf savaşımının kısa sürede tümden ortadan kalkacağını ve sınıf düşmanının savaşmaksızın bütün mevzilerini terk edeceğini, bundan dolayı da kulaklara karşı saldırının gerekli olmadığını ileri sürüyorlardı.

Böylece kulakların barışçıl yoldan sosyalizmle kaynaşacağını öne süren eski burjuva teorilerini canlandırmaya çalışıyorlar ve Leninizm’in ünlü sosyalizm gelişmesini sınıf düşmanının dayanak noktalarını ne kadar fazla çökertmişse sınıf düşmanının direnişinin de o derecede keskin biçimlere bürüneceğini ve sınıf savaşımının ancak sınıf düşmanının ortadan kaldırılmasından sonra ‘söneceğini’ belirten tezini ayaklar altına alıyorlardı.”

(age, Sf. 365)

Partizan-70-sayfa-105

Nisan 1929’da 16. Parti konferansı Birinci Beş Yıllık Plan’ı görüşmek üzere toplandı.

 16. SBKP Parti Konferansı sağ teslimiyetçilerin beş yıllık dar planını reddetti ve planın geniş şeklini onayladı. Planda yalnızca sanayiyi değil, ulaştırmayı ve tarımı da -sosyalizm temeli üzerinde- yeniden donatabilecek ve yeniden örgütleyebilecek güçte bir sanayi yaratmak hedefi ortaya kondu.

1929 büyük emperyalist buhran dünyada büyük bir alt üst oluşu birlikte getirdi. 1929’daki dünya ekonomik buhranı, emperyalistlerin savaştan galip çıkan ile yenilgi alan ülkeler arasındaki, emperyalist devletlerle, sömürgeler arasındaki, işçilerle kapitalistler arasındaki, köylülerle toprak ağaları arasındaki çelişkileri daha da kızıştırdı.

 16. Parti Kongresine MK adına sunduğu politik raporda Stalin;

“burjuvazinin ekonomik buhrandan bir kurtuluş yolu bulmak için, bir yandan kapitalizmin en gerici, en şoven, en emperyalist öğelerinin diktatörlüğü olan faşist diktatörlüğü kurmak suretiyle işçi sınıfını ezerken, öte yandan savunması zayıf ülkelerin zararına sömürgelerin ve nüfus bölgelerinin yeniden bölüşülmesi uğrunda savaş kışkırtıcılığı yapacağını belirtti. Ve olaylar aynen böyle gelişti.” (age, Sf. 374) ve 1932 yılında Japonya savaş tehdidinde bulundu.

 1933’te Almanya’da faşist Hitler başa geldi. Fransa, İngiltere ve ABD Uzak Doğu’da yeni tedbirler alırken, Japonya silahlanmaya hız verdi.

16. Parti Kongresi 26 Haziran 1930’da toplandı.

 SBKP 16. Parti Kongresi “sosyalizmin bütün cephelerde yürüttüğü geniş saldırısını, kulakların sınıf olarak ortadan kaldırılmasını ve tam kolektifleştirmenin gerçekleştirilmesini partinin tarihine geçiren kongre olarak bilinir.”(Stalin) (age, Sf. 386)

16. Kongrede Stalin, Sovyetlerin bir tarım ülkesi olmaktan çıkıp hızla bir sanayi ülkesi olma yolunda ilerlediğini belirtti.

Ve SBKP 16. Parti Kongresi partinin önüne “Sosyalist kuruluşta canlı Bolşevik adımlarının sürdürülmesini ve Beş Yıllık Plan’ın dört yılda tamamlanması” görevi koydu. 1933 yılının başlarında yapılan bir değerlendirmede, ortaya konan Beş Yıllık Planın dört yılda tamamlandığı belirtildi.

SBKP 17. Parti Kongresi Ocak 1933 yılında toplandı. Kongreye bir milyon 874 bin 488 parti üyesini ve 935 bin 298 üye adayını temsil eden, oy hakkına sahip 1225 delegeyle yalnızca söz hakkına sahip 736 delege katıldı.

17. Kongre, 16. kongreden bu yana alınan kararları ve uygulamaları değerlendirdi. Ekonomi ve kültür alanında elde edilen başarılarla, partinin genel çizgisinin bütün alanlarda uygulandığı vurgulandı. SBKP 17. Parti Kongresi “zafer” kongresi olarak ilan edildi. 17. Parti Kongresi, ikinci Beş Yıllık Plan üzerinde karar aldı. Bu plan birinci plandan daha kapsamlıydı. 1937’de sanayi üretiminin, savaş öncesi dönemin sekiz katına çıkartılması, tarımın esas olarak makineleştirilmesi, traktör gücünün altı kat daha artırılması, ulaştırma ve haberleşme araçlarının teknik olarak yenilenmesi, işçilerin köylülerin ekonomik ve kültürel olarak ilerletilmesi için dev bir plan hazırlandı.

 17. Parti Kongresi yeni bir parti tüzüğü kabul etti. Bu tüzüğün diğerlerinden ayrı olan özelliği, bir giriş bölümünün eklenmesi idi. Bu giriş bölümünde partinin kısa bir tanımı yapılıyor ve partinin proletaryanın savaşımındaki önemi ve proletarya diktatörlüğü aygıtındaki yeri belirtiliyordu.

17. Parti Kongresinin bir diğer özelliği de, o güne kadar farklı çizgiyi savunan ve bu çizgilerinde direten Buharin, Rikov ve Tomski’nin SBKP’ye verdikleri özeleştiridir.

Kongrede sadece bunlar değil, Zinovyev ve Kamenev de özeleştiri yaparak SBKP’yi öven konuşmalar yaptılar. Kongre sonrası Sovyetlerde çok önemli gelişmeler oldu.

 1 Aralık 1934 tarihinde Leningrad’da Kirov bir suikast sonucu öldürüldü. Kirov’un öldürülmesiyle geniş bir soruşturma başlatıldı. Soruşturma sonucunda “1933-1934 yıllarında Leningrad’da

Partizan-70-sayfa-106

gizli bir karşı devrimci terörist grubun kurulduğu, Zinovyev muhalefetinin eski üyelerinin bu gruba katıldıkları ve başlarında mahut ‘Leningrad Merkezi’nin bulunduğu öğrenildi. (…) Çok geçmeden ‘Moskova Merkezi’ adında gizli bir karşı-devrimci örgütün varlığı ortaya çıkartıldı. Yapılan ilk soruşturma ve yargılama sırasında Zinovyev’le Kamenev’in ve Yevdokimov’un ve bu örgütün öteki liderlerinin, yandaşlarına terörist düşünceyi aşılamada, Parti Merkez Komitesi ve Sovyet Hükümeti üyelerini öldürme tertiplerinde alçakça rol oynadıkları açığa çıktı.”

 (age, Sf. 405)

Bir özetini vermeye çalıştığımız SBKP tarihi elbette bununla sınırlı değildir. Konunun anlaşılması ve sonraki tartışmalara bir ışık tutması bakımından SBKP tarihi ve bu tarih içinde parti içinde yaşanan iki çizgi mücadelesinin deneyimlerinden öğrenilecek çok şeyin olduğu bir gerçektir. Sorun bunları gün yüzüne çıkartmak ve yeni devrimci kuşaklara bunları aktarmaktır.

Sayfa-107-Devam edecek………………..

Çin Komünist Partisi’nde İki Çizgi Mücadelesi

 

Blog Arşivi

Çamurdan ayaklı ahmaklar kaldırdıkları kayanın altında kalacaklar

Çamurdan ayaklı ahmaklar kaldırdıkları kayanın altında kalacaklar
Devrimci ve İlerici Kamuoyuna, Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ender haleflerinden, Türkiye’de, devrimci komünist/proleter enternasyonalist çizginin temsilcisi, Maoist ekolün kurucusu, önder İbrahim Kaypakkaya karşı yine iğrenç, alçakça, çamurdan bir saldırıyla karşı karşıyayız. Bizler böylesi iğrenç, alçakça çamurdan saldırıları geçmişten de biliyoruz. İbrahim Kaypakkaya’yı “seni bizat kendi ellerimle geberteceğim” diyen Yaşar Değerli’nin, “sanık İbrahim Kaypakkaya, intihar etmiştir” diye başlayan bu saldırısı sırasıyla, Nasyonal Sosyalist Doğu Perinçek’in 70’lerden buyana dillendirdiği “intihar” yalanıyla, ardından Orhan Kotan’ın, “Rızgari” adına yayınlanan Diyarbakır Hapisanesi Raporu’ndaki “o işkenceye kimse dayanamaz, İbrahim’in direnişi şehir efsanesidir” çamurlarıyla devam edilmiştir. Bugünkü saldırının failleri ise bizat önder Kaypakkaya’nın kurduğu ekolün yıllar içerisinde epey, bir hayli dejenere olmuş, paslanmış, küflenmiş halinin sonuçları olan tek tek safralardır. Bu safralar kendilerinin muhatap alınmasını, attıkları çamurun gündem olmasını ve tartışılmasını istiyorlar. Görünürde ilk kuşaktan olup, Koordinasyon Komitesi üyelerini ama özellikle de Muzaffer Oruçoğlu’nu hedef alıyor muş gibi yapan bu iğrenç, alçakca çamur faaliyetin ESAS amacı ve HEDEFİ aslında, İbrahim Kaypakkaya’nın fikirleriyle hesaplaşmaktan kaçıp, onun geride kalan kemiklerini (“otopsi isterük” naralarıyla) taciz ve teşhir ettikten sonra çamura batırmaktır. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, Kaypakkaya yoldaşın koptuğu Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi’nin önde gelen kalan kadrolarının 1972 senesi içerisinde (sırasıyla Hasan Yalçın, Gün Zileli, Oral Çalışlar, Ferit İlsever, Nuri Çolakoğlu, Halil Berktay ve Doğu Perinçek’in) yakalandıklarını ve bunların polis ve savcılık ifadelerinde İbrahim Kaypakkaya hakkında gayet kapsamlı ve derinlikli bilgi verdiklerini çok iyi biliriz. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, 3 Kasım 1972’de Ankara’daki Marmara Köşkü'nde yapılan Devlet Brifingi'nde “Diyarbakırda yakalanan gençlerin örgüt evlinde Kemalizm ve Milli Mesele Üzerine adlı bölücü yazıların çıktığına” dikkat çekildiğini gayet iyi hatırlarız. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, önderimiz İbrahim Kaypakkaya’nın 28 Şubat 1973’de zincirle bağlı bulunduğu yatağından kaleme aldığı, adeta vasiyeti sayılacak mektupta, “saflarımızda çözülenleri ve moral bozanları derhal atın” dediğini nasıl unuturuz? Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, buna mukabil başta Muzaffer Oruçoğlu olmak üzere Koordinasyon Komitesi mensuplarının direnmediklerini ve çözüldüklerini de iyi hatırlarız. Ve önder Kaypakkaya’yı en son gören tanıklardan olan yoldaş Hasan Zengin’in, çapraz hücrede kalan İbrahim Kaypakkaya’nın yanına Yaşar Değerli ve Güneydoğu Anadolu Sıkı Yöneim Komutanı Şükrü Olcay’ında bulunduğu kalabalık, sivil giyimli bir heyetin geldiğini ve bu heyet ile Kaypakkaya arasında geçen konuşmanın muhtevasını da gayet iyi biliriz: Zira o “konuşmada” DEVLET, İbrahim Kaypakkaya’ya adeta “bu yazdıklarını savunuyor musun, hala arkasında mısın” diye sormuştur. İbrahim’de “evet, savunuyorum ve arkasındayım” demiştir. Ve onun için ister işkenceyle, ister kurşunla olsun Kaypakkaya, “arkadaşlarının 21 Nisan 1973’den itibaren çözülmeleri sonucunda”, “devletin aslında öldürmeyecekken dikkatini çekmiş masum bir öğrenci olduğu için” DEĞİL, ta başından beri DEVLETİN sahip olduğu İSTİHBARATIN sonucu İNFAZ edilmiştir. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, 1. Ana Dava Dosyası’na konan ve müptezellerin bize unutturmaya çalıştıkları, MİT raporundaki şu saptamayı da hiçbir zaman akıldan çıkartmayız: “Türkiye’de komünist mücadelede şimdiki haliyle en tehlikeli olan Kaypakkaya’nın fikirleridir. Onun yazılarında sunduğu görüşler ve öngördüğü mücadele metotları için hiç çekinmeden ihtilalci komünizmin Türkiye’ye uygulanması diyebiliriz.” Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, ABD emperyalistleri tarafından “Soğuk Savaş” yıllarında yayınlanan The Communist Year Book’un 1973 baskısında önder İbrahim Kaypakkaya başta olmak üzere, Ali Haydar Yıldız, Meral Yakar ve Ahmet Muharrem Çiçek’in ölüm haberlerinin H. Karpat tarafından adeta zafer edasıyla duyrulduğunu biliriz. İşte tüm bu nedenlerden ötürü bugün bu iğrenç, alçakça çamur saldırının ana hedefi kati surette Muzaffer Oruçoğlu DEĞİLDİR. Bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının ANA HEDEFİ önder İbrahim Kaypakkaya’nın ser verip sır vermediği, devrimci komünist, proleter enternasyonalist siyasi ve ideolojik hattır. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıyı başlatıp yürüten safralar, İbocu hattan ta 70’lerin ikinci yarısında kopup, evvela Enver Hoca’cılığı tercih eden, sonra devrimciliği bitirip, şimdilerde Dersimcilik yaparak statü sahibi olmaya çalışan, Büyük Proleter Kültür Devrimi’ne “katliam” diyecek kadar antikomünistleşenlerdir. Ve ne ilginçtir ki, bu safralar geçmişteki anlatımlarında (mesela Kırmızı Gül Buz İçinde belgeseli için verdikleri yaklaşık 3 saatlik mülakatte) tek kelime bugünkü iddialarından bahsetmemişlerdir. Keza o günlerde karşılaştıkları Arslan Kılıç’la da gayet mülayim mülayim sohbet etmişlerdir. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıyı başlatıp, yürüten safraların bazıları ise kişisel öç alma derdinde olanlardır. Bunlar yıllarca İbocu=Dersimci denklemiyle eğitilmiş ama gerçekte İbrahim Kaypakkaya’nın ve onun dayandığı bütün bir komünist bilimle değil, Dersim’in yüzyıllarca sahip olduğu feodal kültürle yoğurulmuş müptezellerdir. Bu safralar, Kürt Milli Hareketi ile aileleri arasında yaşanan kanlı antagonizmaya, sırtlarını dayadıkları, Dersimli gördükleri, İboculukla alakası olmayan pragmatist hareketin ikircikli politikasına karşı gelip, kendilerini Türk şovenizminin Dersim temsilcisi eski CHP’li vekillerin kollarına atanlardır. Bu müptezellerin, vaktiyle Doğu Perinçek’in, Arslan Kılıç’a talimat verip, Arslan Kılıç’ında, “Ordu Göreve” pankartıyla bilinen, Nasyonal Sosyalist Gökçe Fırat’ın, “Türk Solu” dergisinde kalem oynatan Turhan Feyizoğlu’na siparişle yazdırdığı, İbo kitabının basımına nasıl cevaz verdikleri bilinir (bu kitap, hiç utanma ve arlanma duyulmaksızın bütün “İbo anma gecelerinde” de maslarda sergilenir). İbo kitabının dayandığı iki iddia vardır: 1. İbrahim Kaypakkaya, TİİKP’den “bir kadın meselesinden ötürü ayrılmıştır”. 2. İbrahim Kaypakkaya, “jiletle intihar etmiştir”. İşin ilginç yanı şudur ki bu çamur kitabın “Önsözü”, gayet övücü sözlerle Muzaffer Oruçoğlu tarafından yazılmıştır. Ve bugün Oruçoğlu konusunda çok hassasiyet sahibi imiş gibi gözüküp, bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının başını çekenler tarafından da o dönemde basımına ve dağıtımına onay verilmiştir. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıyı başlatan bir diğer safra ise, yazdığı 9 sayfalık çamur yazının altına imzasını koyamayacak kadar alçak ve korkaktır. Bu müptezelin davet edilmediği, 2017’de Darmstadt’da buluşan İbocu geleneğin farklı nesillerinin toplantısında, birden ortaya çıktığı ve “Arslan Kılıç, İbrahim’den teorik olarak ileriydi. Ben Arslan ağabey ile konuştum. İbrahim işkence falan görmedi, intihar etti” der demez, nasıl linç edilmekten son anda kurtulduğu ve topuklarını yağlayıp, nasıl sırra kadem bastığı da bilinir. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıda kullanan TKP/ML 1. Ana Dava Dosyası’nın biz İbocular açısından zerre kadar özgül ve orijinal tek bir yanı yoktur. O dosyanın yegane özelliği, o dönemki kadroların alttan alta önder İbrahim Kaypakkaya’nın 5 Temel Belgesi’ne nasıl ŞÜPHE duymaya başladıklarının göstergesidir. (Zaten onun içindir ki, ortak bir savunma yapılamamaıştır) Bu ŞÜPHE’nin daha sonra 1978’de yapılan 1. Konferans’da verilen “Özeleştiri” ile TEORİLEŞTİRİLDİĞİ ve bugünlere dek uzayıp geldiğni de zaten hepimiz görmekteyiz. Öte yandan bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının manidar boyutları da vardır ve ne ilginçdir ki, bir zamanlar Sosyal Emperyalistlerin Türkiye temsilcisi İsmail Bilen ve Haydar Kutlu TKP’sinin kurduğu TÜSTAV arşivinin envanterinde, TKP/ML 1. Ana Dava Dosyası gözükmekle birlikte, çevrim içi bu dosyanın tek bir sayfası dahi dijital olarak TÜSTAV sitesinde BULUNMAZKEN, iğrenç, alçakça, çamur saldırının sorumlusu, bahsi geçen müptezellerine kim veya kimler tarafından SERVİS edildiği ve hatta Türkiye’den Ethem Sancak’ın ortağı olduğu Türk-Rus ortak arama motoru YANDEX’e kim veya kimler tarafından da yüklendiğidir. Dünyanın olası bir 3. Emperyalist savaşla burun buruna geldiği, Türkiye’de islamcı-faşist bir rejimin 20 yıldır kendisini adım adım tahkim ettiği bir ortamda, önder İbrahim Kaypakkaya’ya yapılan bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının insanlığa ve devrime zerre kadar faydasının olmadığı son derece aşikardır. Yeni, genç nesiller bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıdan ne öğrenecektir? Çamurdan ayaklı bu ahmaklar, İbrahim Kaypakkaya’ya karşı bir kaya kaldırdılar. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Tarihsel olarak şimdiden o kayanın altında kalmışlardır. İnanmayan Hasan Yalçın’a, Gün Zileli’ye, Oral Çalışlar’a, Ferit İlsever’e, Nuri Çolakoğlu’na, Halil Berktay’a, Doğu Perinçek’e, Yaşar Değerli’ye, Orhan Kotan’a, Turhan Feyizoğlu’na baksın. Tüm bu adlar bugün hangi siyasi ideolojilk hela deliğine yuvarlandılarsa bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının başını çeken safralar da o deliğe yuvarlanacaklardır...

MKP 3. Kongre Tanıtım Videosu.Tek Bölüm

MKP 3. Kongre Tanıtım Videosu.Tek Bölüm
Bu video, mkp 3. Kongresinin, emperyalist dünya sistemine ilişkin fikirlerini, Türkiye Kuzey Kürdistan'ın sosyo ekonomik yapı tahliline ilişkin yaklaşımını ve devrimin niteliğine (demokratik devrimin görevlerini üstlenen, sosyalist devrime) ilişkin anlayışını, devrimin yolu olan sosyalist halk savaşını ve demokratik halk devrimi, sosyalizm ve komünizm projesini (gelecek toplum projesinde devlet anlayışını), ulus ve azınlıklar, ezilen inançlar, kadın ve lgbtt'ler, ve gezi ayaklanmasına ilişkin fikirlerini, birlik ve eylembirliği anlayışını, ittifaklar politikasını, yerel yönetimler anlayışını, işçi partisi değerlendirmesini ve komünist enternasyonale ilişkin güncel görevler yaklaşımını içermektedir.

TKP/ML İçindeki İki çizgi Mücadelesinin Bazı Belgeleri_1

https://www.muzafferorucoglu.com/?lng=tr

https://www.muzafferorucoglu.com/?lng=tr
Ve Durgun Akardı Don Gençliğimde hayalimin sınırlarını aşmama yol açan, beni en çok etkileyen roman. Don kazaklarının yaşamı, iç savaş, toprak kokusu, aşk, yaratım ve yıkım. Şolohov iç dünyamdaki yerini hep korudu. 24 Mayıs 1936’da Şolohov, Stalin’in daçasına gidiyor. Sohbetten sonra Stalin Solohov’a bir şişe kanyak hediye ediyor. Solohov evine geldikten bir müddet sonra kanyağı içmek istiyor ama karısı, hatıradır diye engel oluyor. Solohov, defalarca kanyağı içme eğilimi gösterdiğinde, karşısına hep karısı dikiliyor. Aradan üç yıl geçiyor, Solohov ünlü eseri, dört ciltlik ‘Ve Durgun Akardı Don’u, on üç yıllık bir çabanın sonunda bitirip karısından kanyağı isteyince arzusuna erişiyor ve 21 aralıkta, Stalin’in doğum gününe denk getirerek içiyor. Tabi biz bu durumu, Şolohov’un Stalin’e yazdığı mektuptan öğreniyoruz. Durgun Don’dan bir alıntıyla bitirelim: “Bizleri, insanoğlunu birbirimize karşı çıkardılar; kurt sürülerinden beter. Ne yana baksan nefret. Bazen kendi kendime, acaba bir insanı ısırsam kudurur mu, diye sorduğum oluyor.” (1. Cilt) ---------

TABURE - Muzaffer Oruçoğlu

TABURE - Muzaffer Oruçoğlu
İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Gümüşsuyu Amfisi, 1970’in eylülünde Dev-Genç’in parkeli, sarkık bıyıklı militanlarıyla tıklım tıklım dolmuştu. Sahnedeki masada, toplantıyı yöneten üç kişi vardı. Ortada, Filistin’e gidip geldikten sonra tutuklanan ve bir müddet yattıktan sonra serbest bırakılan İstanbul Dev-Genç Bölge Yürütme Komitesi başkanı Cihan Alptekin oturuyordu. Amfiye, elde olan hazır güçlerle, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı, Latin Amerikalı devrimcilerin yaptığı gibi bir an önce silahlı harekete geçme eğilimi hakimdi. İbo kent fokosu olarak gördüğü bu eğilimin, gençliği kendi kitlesinden koparacağı ve emekçi sınıflarla bütünleştirmeyeceği kanısındaydı. Daha önceki Dev-Genç forumlarında, bireysel terör, kendiliğindencilik, ekonomizm üzerine Dev -Genç kadrolarıyla tartışmış, onları İstanbul’un işçi bölgeleri ile toprak sorununun yakıcı olduğu yerlere yönlendirme çabası içine girmiş, direnişi ve silahlı mücadeleyi oralarda örgütlemeye çağırmış olduğu için herkes İbo’nun toplantıya gelme amacını ve neler söyleyeceğini üç aşağı beş yukarı tahmin ediyordu. Hatta tahminin de ötesine geçiyor, İbo’nun üniversitedeki sağlam kavgacı unsurları araklayıp, kendi çalıştığı fabrikalar semtine, Alibeyköy’e ve Trakya’ya götüreceğini, üniversiteleri savunmasız durumda bırakmakla kalmayacağını, götürdüklerini de oralarda pasifize edeceğini söylüyordu. İbo biraz da Doğu Perinçek’in daha önce, gençliğin üniversite sınırları içindeki mücadelesini çelik çomak oyununa benzeterek küçümsemesinin cezasını çekiyordu. Dev- Genç kadroları PDA içindeki görüş ayrılıklarını bilmediği için İbo’nun Perinçek gibi düşündüğü sanısına kapılıyorlardı. Kızgınlıkları biraz da bundandı. İbo, ben, Garbis, Kabil Kocatürk, birkaç kişi daha, grup halinde toplantıyı izliyoruz. Konu, Cihan Alptekin, Necmi Demir, Ömer Erim Süerkan, Gökalp Eren, Namık Kemal Boya ve Mustafa Zülkadiroğlu’ndan oluşan Dev-Genç Bölge Yürütme Kurulu içindeki anlaşmazlıklar. Konu açılıyor, tartışmalar başluyor, Zülkadiroğlu saymanlıktan istifa ediyor. Tartışmaların kızıştığı bir anda, söz alanlardan birisi, gençliğin emekçi sınıflara açılması gerektiğinden, aksi taktirde iç didişmelerin artacağından söz ediyor. Bir diğeri, militan gençliğin, kitle çalışması kisvesi altında, kavga alanlarından çekilerek pasifize edilmek istendiğinden dem vuruyor. Bunun üzerine kolunu kaldırıp söz istiyor İbo. Görmezlikten geliyor Cihan Alptekin, bir başkasına söz veriyor. İbo’nun konuşması durumunda ortamın elektirikleneceğini iyi biliyor. Konuşmacı sözünü bitirdikten sonra İbo kolunu kaldırıyor. Yine görmezlikten gelip bir başkasına söz veriyor Cihan. Arkamızda oturan militanlar, tatsız yorumlarla laf dokunduruyorlar bize. İbo duyacak diye endişeleniyorum. Kafasını bana doğru çevirerek, “Örgüt içi demokrasi dar bir çete tarafından resmen yok ediliyor,” diye mırıldanıyor. “Biraz bekle,” diyorum. Bekliyor. Birkaç kişi daha konuştuktan sonra el kaldırıyor. Ben de kaldırıyorum. Toplantının selameti için hiçbirimize söz hakkı vermiyor Cihan. İbo bu kez olduğu yerden: “Deminden beridir el kaldırıp söz istiyorum, söz vermiyorsun,” diyor. “Söz almadan konuşma,” diye uyarıyor Cihan. “Siz iktidar mücadelesini kendi içinizde kendiniz gibi düşünmeyenleri susturarak mı vereceksiniz? Düşünceler çatışmazsa doğrular nasıl çıkacak ortaya?” Cihan’ın, “Söz almadan konuşuyor, usulsüzlük yapıyorsun, otur yerine!” uyarısını arkadan gelen tehditvari uyarılar izliyor: “Otur yerine be, ne konuşacaksın!” “Seni gençliğin militan mücadelesi içinde göremiyoruz İbrahim, otur yerine, senin ne diyeceğini biliyoruz biz.” İbo bu kez geri dönerek, “Ben de sizleri işçi semtlerinde, grev çadırlarında göremiyorum,” diye çıkışınca, “Otur yerine,” sesleri çoğaldı. Amfideki tüm kafalar İbo’ya yöneldi. İbo yönünü tekrar sahneye doğru çevirip konuşmasını sürdürünce, ülkedeki siyasi atmosfer ile Bölge Yürütme Kurulu’nun içindeki çekişmelerin gerdiği sinirler, habis bir uğultu halini aldı. Arkamızda bulunan militanlardan Bombacı Zihni (Zihni Çetin), “Otur ulan otur, diyorum sana!” diye bağırarak, oturduğu tabureyi kaldırıp İbo’nun kafasına vurdu. Dehşet içinde kaldım. Kabil Kocatürk Zihni’ye ve arkadaşlarına doğru hörelenince kolundan çektim. Grubun içinde, Nahit Tören, Taner Kutlay, Zeki Erginbay, Mustafa Zülkadiroğlu gibi Dev-Genç’in mücadele içinde pişmiş ünlü militanları vardı. Nahit gibi birkaçının belinde de tabanca vardı. Zihni elindeki tabureyi yere koydu, durgunlaştı. Mücadeleci ve sinirli bir insandı. Harp okulundayken, öğretmeni Talat Aydemir’in örgütlediği 1963 darbesine katılmış, tutuklanıp üç yıl hapis yatmış, çıktıktan sonra 68 eylemlerine katılmış, Filistine gidip gelmiş fedakar bir insandı. İbo’nun kafası kırılmış, kırıktan boşanan kan, alnından yüzüne, boynuna ve göğsüne yayılmıştı. Dik durmaya çalışıyordu ama benzi solmuştu. Bir koluna Ragıp Zarakol diğerine de hatırlayamadığım birisi girmişti. İstanbul Teknik Üniversitesi Gümüşsuyu binası, Dev-Genç’in en önemli üssü olduğu için polis binadaki olayları anında haber alıyordu. Az sonra polis ekibi geliyor, İbo’yu alıp götürüyor. Nereye götürdüklerini bilemiyoruz. Karanlık çöktüğünde geliyor İbo. “Beni alıp Karakola götürdüler,” diye anlatıyor. “Kafama bant çektikten sonra sorguya aldılar. Komünistler arasında post kavgasının olduğunu, birilerinin vurduğunu ileri sürdüler. Kabul etmedim, merdivenden düştüğümü söyledim, tutanağa öyle geçti.”

(HBDH)--Halkların Birleşik Devrim Hareketi tartışmalarından kesitler... 2015’ten itibaren adım adım

(HBDH)--Halkların Birleşik Devrim Hareketi tartışmalarından kesitler...  2015’ten itibaren adım adım
Kriz ve kaosun patlak verdiği noktadan itibaren süreci kısaca özetlersek:-----Nisan 2015’te partimize yönelik ... alanında gerçekleştirilen operasyon sonrası yapılan ve partimize “Haziran Toplantısı” olarak sunulan belge, bu üyelerin krizi patlatma noktası olmuş, bu şekilde gerçek niyetlerini, ideolojik ve politik duruşlarını ortaya sermişlerdir.

Sınıf Teorisi - Partizan

Sınıf Teorisi - Partizan
Katledilişinin 50. Yılında Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya Yol Göstermeye Devam Ediyor! ''Türkiye'nin Geleceği Çelikten Yoğruluyor, Belki Biz Olmayacağız Ama, Bu Çelik Aldığı Suyu Unutmayacak'' İbrahim Kaypakkaya

UMUDA HAYKIRIŞ – 25 YAŞINDA!--Tarih: 11.10.2025 Giriş: 18:30 Yer: Stadthalle Ransbach-Baumbach, Rh

UMUDA HAYKIRIŞ – 25 YAŞINDA!--Tarih: 11.10.2025  Giriş: 18:30  Yer: Stadthalle Ransbach-Baumbach, Rh
Bu özel gecemizde, ezgilerimizin gücünde buluşmak, ve bir mücadeleyi daha yükseltmek için sizleri aramızda görmek istiyoruz. Tarih: 11.10.2025 Giriş: 18:30 Yer: Stadthalle Ransbach-Baumbach, Rheinstraße 103, 56235 Ransbach-Baumbach Birlikte söyledik, birlikte mücadele ettik, şimdi de birlikte kutlayacağız! Gelin, umudun sesini hep birlikte daha gür haykıralım! UMUDA HAYKIRIŞ

1970' lerde Türkiye Solu--Vehbi Ersan

1970' lerde Türkiye Solu--Vehbi Ersan
TIKLA ve İNDİR

Mahir Çayan Bütün Yazılar

Mahir Çayan Bütün Yazılar
TIKLA_Pdf_indir

M. Ali ESER ve Kitabının Devrimci Demokrasi tarafından Kritiği_1_2_3-4

M. Ali ESER ve Kitabının Devrimci Demokrasi tarafından Kritiği_1_2_3-4
Tıkla

Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu TKP-ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENİNİST, TİKB, DKP

Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu TKP-ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENİNİST, TİKB, DKP
Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu TKP-ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENİNİST, TİKB, DKP, Devrimci Karargah, MLKP ve Proleter Devrimciler Koordinasyonu'ndan oluşan 10 örgüt, yaptıkları bir açıklamayla "ortak mücadele örgütü" olarak ifade ettikleri Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni ilan etti.

Burjuva Medya

Burjuva Medya
Tıkla

İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU GÜNCELLENİYOR….. TKP-ML Merkezi Yayın Organı olan İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU sayı

İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU GÜNCELLENİYOR…..     TKP-ML Merkezi Yayın Organı olan İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU sayı
Tıkla

Iki Lider iki Örnek-Polis Ifadeleri

Iki Lider iki Örnek-Polis Ifadeleri
Tikla ve Oku

Umuda Haykırış - Tutsak Partizan

Umuda Haykırış - Tutsak Partizan
TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA

Umuda Haykırış - Kovo ( Yetiş Yalnız 2010 Hozat )

Umuda Haykırış - Kovo ( Yetiş Yalnız 2010 Hozat )
Mehemt Demirdağ için yapılan zazaca besteyi Yetiş Yalnız 2010 yılında katıldığımız Dersim Festivalinde seslendiriyor.

Dersim Dağlarında - PDF- H_Gündogan

Dersim Dağlarında - PDF- H_Gündogan
Gerilla savaşının başlatılması kararı ancak 1981 Şubatında gerçekleştirilen ve ‘Bolşevik Partizan’ grubunun kopuştuğu II. Konferansta alınabilmiştir. II. Konferans’tan bu kararın çıkmasını sağlayan kadrosal gücümüzün, Parti genel sekreteri Süleyman Cihan başta olmak üzere, önemli bir çoğunluğu, maalesef çok kısa denilebilecek bir süre içinde ya katledildi ya da tutsak edilerek saf dışı bırakıldı. Dolayısıyla da Parti, alınan bu kararın hayata uygulanmasında önderlik düzeyinde, kadrosal kabiliyetini esasen yitirmiş oldu. Öneminden ötürü ‘tarih’yazıcılarının bunu kayda geçmesi gerekiyor. Elbette Parti, yedek üyeler ve Parti iradesine danışarak yaptığı atamalarla ‘MK’ organının varlığını sürdürmesini sağlayabildi. Ancak bu ‘MK’, artık farklı bileşimli bir MK idi! Parti literatürümüze “2.MK” olarak geçen bu önderlik, önce ‘3 fahri üyemizden Aslan Kılıç’ın revizyonuyla pusula yitimine uğratıldı (O Aslan Kılıç ki kısa bir süre sonra da dümeni tam kırıp, Doğu Perinçek abisinin kollarında yoluna devam edecekti). Ardından Süleyman Yeşil ve Muzaffer Oruçoğlu’nun malum ve tipik sağ oportünist güzergâhıyla yeşillendirildi...

Sivas Mahkemesinden Umut Yok! Umut Halkın adeletinde ! 2TEMMUZ1993

Sivas Mahkemesinden Umut Yok! Umut Halkın adeletinde ! 2TEMMUZ1993
https://www.youtube.com/watch?v=tbaQngBSHdA

Kurtuluş Cephesi_PDF_Kütüphabe

Kurtuluş Cephesi_PDF_Kütüphabe
TIKLA

Şan olsun 50 küsür yıllık tarihte umuda harç olanlara

Şan olsun 50 küsür yıllık tarihte umuda harç olanlara
Tıkla

Halkların Birleşik Devrimci Hareketi

Halkların Birleşik Devrimci Hareketi
HBDH__________TIKLA__________HBDH

Dağların savaşçı ve sanatçısı Yetiş Yalnız

Dağların savaşçı ve sanatçısı Yetiş Yalnız
Dersim’in Aliboğazı’nda, 24 Kasım 2016’da 11 yoldaşıyla birlikte şehit düşen TİKKO gerillası Yetiş Yalnız (Ahmet), Grup Umuda Haykırış’a emek verenlerden biriydi. Yetiş, Fransa’nın Metz şehrinde doğdu. Genç yaşta devrimci mücadele ile tanışan ve Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) ve Yeni Demokratik Gençlik (YDG) çalışmalarına katılan Yetiş’in en sevdiği kendini ifade etme yöntemi ise sanattı. Müzik yapıyordu ve bu yeteneğini de mücadelenin hizmetine sundu. Partizan Müzik Topluluğu, Grup Umuda Haykırış, Grup İsyana Özlem ve Grup Şiar’ın gelişimine ciddi katkıları oldu. Yetiş, devrimci mücadeleyi baskılara rağmen sürdürme kararlılığındaydı. Avrupa’nın birçok ülkesinde yaptığı çalışmalar, onu Fransız polisinin hedefine dönüştürdü. 2006 yılında Paris’te kaldığı eve yapılan operasyonda tutuklandı ve 8 ay hapsedildi.

Türkiye Üzerine : Şark Meselesi

Türkiye Üzerine : Şark Meselesi
Amerika'da yayınlanan New York Tribune, iki yüz bini aşan tirajıyla, o yıllarda, belki de dünyanın en büyük gazetesiydi. «Türkiye Üzerine» Marx'ın bu gazeteye, «Şark Meselesi» ile ilgili olarak yazdığı makaleleri kapsamaktadır. «Türkiye Üzerine», geçen yüzyılda büyük devletler arasında kurulan politik ilişkilere «Şark Meselesi» açısından ışık tuttuğu gibi, Marx'ın Osmanlı İmparatorluğunun politik durumu ve toplumsal (sosyal) yapısı hakkındaki fikirlerini de dile getirir; bu bakımdan bizi özellikle ilgilendirmektedir. Bu yazılardan bir kısmının tamamen Marx' a ait olmadığı açıklamalar da belirtilmiştir. Biz, karışıklık olmasın diye, geleneğe uyarak, «Marx'ın» dedik. (Bkz. Kitabın sonunda yer alan)

Umuda Haykırış: Kuşaklar arasında müzikle elçilik-Serda Demir

Umuda Haykırış: Kuşaklar arasında müzikle elçilik-Serda Demir
Yetiş Yalnız’ı sormak istiyorum. 2016’da Dersim’de şehit düşen Yetiş Yalnız’ın da grubunuza çok emeği geçti. Onu ve grubunuza olan etkisini anlatabilir misin? Yetiş ile aynı dönem gençlik faaliyeti yürütüyorduk. 90’lı yılların politik atmosferi içinde kendine politik kimlik kazandırdı ve sanatsal çalışmalarla bütünleştirdi. Onun Fransa’da kendi müzik grubu vardı ama bizimle de konserlere çıkıyordu. Birlikte gençlik festivalleri de örgütledik ve sayısız sahnelerimiz oldu. Halkların Uluslararası Mücadele Birliğinin (ILPS) daveti üzerine Hindistan’da da birlikte konser verdik ve enternasyonal faaliyetler ekseninde sayamayacağım daha nice dinletiler oldu. Partizan Müzik Topluluğu içinde de ortak ürettik ve söyledik. 2010 yılında Dersim Festivalinde bizimle birlikte sahne aldı. En son o zaman görüştük ve orada vedalaştık.

Kobanê Film

Kobanê Film
TIKLA ve İZLE

İşçi Köylü Kurtuluşu

İşçi Köylü Kurtuluşu
TIKLA