26 Kasım 2025 Çarşamba

Tarihi dersler ışığında komünist partilerde iki çizgi mücadelesi -2--Çin Komünist Partisi’nde İki Çizgi Mücadelesi

ÇKP, 1 Temmuz 1921 yılında Şangay şehrinde kurulur. ÇKP’nın kuruluşu Çin tarihinin değişiminde bir dönüm noktasını temsil eder. 

Çin halkı 1840 Afyon Savaşı’ndan 4 Mayıs 1919 hareketine kadar emperyalizme ve feodalizme karşı kahramanca savaştı. Ancak, gerek Hung Siyu-Cuyan ve gerekse Sun Yat-Sen’in önderliğindeki devrimci hareketler başarısızlıkla sonuçlandı.

1917 Ekim Devrimi Çin’de yankısını buldu. Ekim Devrimi Çin’e Marksizm-Leninizm’i ulaştırdı. Marksizm-Leninizm’in Çin’deki devrimci hareketle birleşmesiyle ÇKP doğdu. ÇKP önderliğindeki demokratik devrim dört aşamadan geçerek hedefine ulaştı.

-Birincisi Devrimci İç Savaş,

-Toprak Devrimi Savaşı,

- Japon Saldırısına Karşı Direniş Savaşı

-ve Halk Kurtuluş Savaşı.

 ÇKP, bu dört evrede de kendi içinde muazzam bir iki çizgi mücadelesi yaşadı. ÇKP, kuruluşundan, 1949 yılında iktidarı ele geçirene kadar hep şu ilkeyi benimsedi ve uyguladı.

“Bir siyasi partinin başarısı ya da başarısızlığı, çizgisinin doğru olup olmamasına bağlıdır.

Siyasi iktidar ele geçirilmiş olsa bile, yanlış bir çizgi onun kaybedilmesine yol açar. Doğru bir çizgi ise, siyasi iktidarı henüz elinde bulundurmayan bir partinin onu ele geçirmesini sağlar.”

[Kısa Tarih (Çin Komünist Partisi) Umut Yayımcılık, Sf. 75, Haziran 2002]

ÇKP, birinci devrimci iç savaş döneminde henüz çok tecrübesiz bir partiydi. Bu dönemin ÇKP’si doğru bir çizgiye sahipti. Mao’nun Çin’de sınıfların tahlili ve köylü hareketleri üzerine yaptığı araştırmalar ÇKP’nin doğru çizgisini temsil ediyordu. Bu dönem ÇKP içinde öne çıkan bir diğer çizgi ise, Cen Du-Siu tarafından temsil edilen çizgiydi. Bu çizginin temel siyaseti Guomindang’ı kazanmaya çalışan, köylüleri hesaba katmayan sağ çizgi ve Can Guo-dao tarafından temsil edilen ve sadece işçiye yönelen ve tıpkı Cen Du-Siu gibi köylüleri hesaba katmayan “sol” oportünist çizgi idi.

 Cen Du-Siu o dönem ÇKP’nin Genel Sekreteri olduğu için, parti içinde etkili bir yeri vardı. Cen Du-Siu’nun görüşleri Marksizm’den uzak bir konumdaydı. Cen Du-Siu, Çin’in köleci aşamadan geçmediğini, dolaysıyla Çin’deki devrim aşamasının burjuva cumhuriyetle sonuçlanacağını buna da burjuvazinin önderlik etmesini savunuyor, proletaryanın bağımsız bir güç olmadığını, köylülerin tutucu ve başıbozuk bir güç olduğunu savunuyordu.

Birleşik cephe içinde “hep dostluk, mücadele yok” görüşünü savunuyor, bundan hareketle silahların Guomindang’a teslim edilmesini ileri sürüyor ve bu yönde emirler veriyordu. Bu teslimiyetçi çizgiye karşın, ÇKP 7 Ağustos 1927 tarihinde Hankov’da yaptığı olağan üstü toplantıyla Cen Du-Siu teslimiyetçi çizgisini düzeltti ve Cen Du-Siu görevden aldı.

Bu tarihten sonra ÇKP, köylü ayaklanmalarının başına geçti. Mao bu tarihten sonra 1928 yılındaki Nancang ayaklanmasından sonra ilk işçi ve köylü kızıl silahlı kuvvetlerini kurdu ve Cingang dağlarında ilk köylü devrimci üssünü inşa etti. Birçok bölgede gelişen gerilla savaşından sonra Mao bu tecrübeleri birçok makalede topladı ve “Çin’de Kızıl Siyasi İktidar niçin yaşayabilir?, Partinin Çalışma Tarzını Düzeltelim, Tek Bir Kıvılcım Bütün Bir Bozkırı Tutuşturabilir” gibi çok önemli makaleleri kaleme aldı. Mao “Partimizin tarihi, Partimizin Guomindang ile birleşik cephe kurduğu dönemde sağ sapmaların, Partimiz Guomindang’dan ayrıldığı dönemde de ‘sol’ sapmaların ortaya çıkma eğilimi belirdiğini gösteriyor.

Partimizin Guomindang’dan kopmasından ve Cen Du-Siu’nun sağ oportünist çizgisini düzeltmesinden kısa bir süre sonra, 1927 sonlarıyla 1928 başları arasında Cu Ci-bay’ın ‘sol’ darbeci çizgisi, 1930 Haziran’ıyla 1930 Eylülü arasında Li Li San’ın ‘sol’ oportünist çizgisi ve 1931’den 1934’e kadarki süre içinde de Vang Ming’in ‘sol’ oportünist çizgisi ortaya çıktı. Bu dönemde her ne kadar Cen Du-Siu’nun tasfiyeciliği, Lu Can-Lun’un sağ bölücülüğü ve devrimin geleceği konusunda karamsarlığa kapılmanın sonucu olarak beliren daha başka sağ sapmalar olduysa da, parti içindeki esas sapmayı öncelikle bu üç ‘sol’ sapma oluşturdu.

 Bunlar arasında da özellikle partiye dört yıl boyunca hakim olan Vang Ming’in ‘sol’ oportünist çizgisinin çok büyük zararları dokundu ve bundan son derece önemli dersler çıkarttık” dedi.

 (age, Sf. 81)

Vang Ming 1931 yılında yapılan parti MK’sı 4. toplantısında ÇKP’nin başına geldi. Daha önceki MK’nın Li Li-San’ın sağ çizgisine karşı mücadele etmediğini ileri sürerek, parti içinde sağ sapmanın hala baş tehlike olduğunu söyleyerek sözde sağcılığa karşı çıkıyordu. ÇKP içinde “sol” bir çizgiyi temsil ediyordu. Çin konusunda hiçbir araştırma yapmadan, demokratik devrim ile sosyalist devrimi birbirine karıştırıyor, savaşı yönetme konusunda sol bir çizgi izlendiğinden, kızıl bölgelerin önemli bir bölümünü, beyaz bölgelerin de tümünü kaybeden ÇKP, bu bölgeleri terk edip uzun yürüyüşe geçmek zorunda kaldı.

Vang Ming’in “sol” oportünist çizgisi ÇKP’ye büyük bir zarar vermişti. 1935 yılının Ocak ayında yürüyüşte olan kızıl ordu, Gveycov ilindeki Zunyi’ye vardı. Burada tarihe Zunyi Toplantısı olarak geçen MK toplantısı yapılır ve Vang Ming’in “sol” oportünist çizgisi mahkum edilerek Mao partinin başına getirilir. Ve tarihi uzun yürüyüş Mao önderliğinde tamamlanır. Uzun yürüyüşte kızıl ordunun 300 bin kişilik mevcudu 30 bine iner.

 1937 yılında Çin Devrimi ikinci aşamasına girer.

 Japon işgaline karşı ülke çapında direniş başlar. Bu dönemi ÇKP, toprak devrimi döneminden Japonya’ya karşı milli birleşik cephe dönemi diye ilan eder. Vang Ming, bu dönemde soldan sağ bir çizgiye sıçrayarak, ÇKP’den çok, Guomindang’a güvenmeye başlar. Komünist partisinin bağımsız ve inisiyatifi konusunu bir kenara iterek, her şeyin Guomindag üzerinden halledilmesini isteyen bir çizgiyi savunur.

1945 Nisan’ında ÇKP 7. Kongresi yapılır. Bu kongre Mao tarafından yönetilen önemli bir kongredir. Mao kongreye “Koalisyon Hükümeti Üzerine” adlı siyasi raporu sunar ve rapor aynı zamanda ÇKP’nin siyasi hattını belirleme konusunda önemli bir yer tutar. “Kitleleri cesaretle seferber edelim, halk kuvvetlerini güçlendirelim, saldırganları partimizin önderliğinde alt edelim ve yeni bir Çin inşa edelim” (age, Sf. 88) şiarı 7. Parti Kongresinin kararları olarak tarihe geçer.

 Bu kongre aynı zamanda parti içinde birlik kongresi niteliği de taşır. Japonya’ya karşı direniş zaferi gerek Çin’de gerekse de yurtdışında büyük bir yankı bulur. Çan Kay-Şek her zaman olduğu gibi ÇKP’yi yok etmek için uğraşır. Bu dönemde ABD emperyalizminin desteğiyle bir iç savaş çıkarmak için saldırı kararı alır. ÇKP’nin önünde “Savaşma ve zafer kazanma cesaretini göstermeli mi, yoksa göstermemeli miydik? ‘Proletaryanın önderliğindeki halk kitlelerinin yeni demokratik ülkesinin inşası mı, yoksa büyük toprak ağalarının ve büyük burjuvazinin diktatörlüğü altında yarı sömürge, yarı feodal bir ülke mi?’ Bütün partinin, bütün ordunun ve bütün halkın önünde duran soru buydu.

 O sıralarda Liu Şao-Çi ‘Çin şimdi yeni bir demokrasi ve barış aşamasına girmiştir’ iddiasını ortaya atarak teslimiyet çizgisini tezgahladı. ‘Çin devriminin esas mücadele biçimi, silahlı mücadeleden, silahsız kitle mücadelesine ve parlamenter mücadeleye dönüştürülmelidir’ ve ‘partimizin bütün çalışmalarının yeniden örgütlenmesi gerekir’ gibi fikirleri gürültülü bir şekilde savundu.

 Liu Şao-Çi, Partimizin, ordusunu ve devrimci üs alanlarını Guomindang’a devretmesini, gerici Çan Kay-Şek hükümetinde koltuk kapmaya bakmasını ve ABD ve Çan Kay-Şek gericileriyle ‘devletin kuruluşunda işbirliği’ne girişilmesini istiyordu. Aslında bu çizgi, Cen DuSiu’nun ve Van Ming’in çizgisinin bir devamıydı ve ABD Komünist Partisi döneği Browder’in revizyonist çizgisinin Çin’deki bir yansımasını ifade ediyordu.” (age, Sf. 89) yönelimi vardı.

Mao bu teslimiyetçi çizgiye karşı kararlı bir mücadele verdi ve halkı ABD emperyalizmine karşı cesaretlendirmek için o ünlü “gericiler kağıttan kaplandır” görüşünü ortaya attı.

 Devrimin ilerletilmesi için bir dizi siyasi açılım yaptı. Mao bu dönemde, proletarya önderliğindeki geniş halk kitlelerinin hedefini emperyalizme, feodalizme ve komprador kapitalizme karşı yeni demokratik devrim olarak tespit etti. Ayrıca partinin sağlamlaştırılması ve toprak reformu konusunda, ordunun sağlamlaştırılması çalışmalarında bir dizi siyasi açılım yaptı. “Parti Liu ŞaoÇi’nin toprak reformu ve partinin sağlamlaştırılması konularında izlediği çizgiyi de düzeltti. Liu Şao-Çi’nin görünüşte ‘sol’a, ama özünde sağa yönelik olan bu çizgisi şu nitelikler tarafından belirleniyordu; Orta köylülerin, özel sanayinin ve özel ticaretin çıkarlarını kösteklemek; hiçbir ayrım yapmadan birçok önder parti üyesini ‘engelliyor’ gerekçesiyle bir kenara itmek; geniş kitleleri seferber etmek yerine ‘güvenilir’ bir azınlıkla gizli ilişkiler kurmak ve Partinin siyasetini göz önüne almadan her tarafta kampanyalar açmak, keyfi saldırılara ve mücadelelere girişmek vb. Başkan Mao’nun önderliğinde, Kurtarılmış Bölgelerin ve Çan Kay-Şek’in hakimiyeti altındaki bölgelerin geniş halk kitlelerinin desteğini alarak, yüce Çin Halk Kurtuluş Ordusu, Çan Kay-Şek çetesinin ABD emperyalizmi tarafından donatılmış sekiz milyonluk ordusunu yok etti.” (age, Sf. 91)

 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti kuruldu. ÇHC’nin kuruluşu demokratik devrim aşamasından sosyalist devrim aşamasına geçişinde ilk adımıydı.

Mao kimin kazanacağının hala belli olmadığını açık olarak belirtti. Sosyalizmde sınıf mücadelesi tüm alanlarda sürüyordu. Parti içinde daha da acımasız yürüyordu. 1953 yılında burjuvazi kudurganca saldırdı. Mao sekiz kötülüğe karşı savaş açtı.

 Rüşvet, yiyicilik,

israf, bürokratizm,

vergi kaçakçılığı, devlet mülkiyetini istismar,

devlet ihalelerinde hilekarlık, devletin bilgilerini çalmak.

Mao Lenin’in geçiş dönemi hakkındaki öğretisini Çin’in somut durumuna uygulayıp kendi tecrübesine dayanarak, partinin geçiş dönemi politikasını tespit etti. Sorun üretim araçlarının mülkiyeti sorununu çözüme kavuşturmaktı. Bu dönemde parti içinde sosyalist devrime karşı çıkanlar oldu.

Bu çizgi sahipleri Liu Şao-Çi ve yandaşlarıydı. Peng Deh-Huay, Gao Gang gibileri ittifak kurarak saldırdılar. ÇKP, bu şer ittifakını zamanında fark ederek parti içindeki bu yeni burjuvaziye karşı cepheden saldırıya geçti. Liu Şao-Çi daha başından beri sosyalist dönüşüme karşı çıkıyordu. Daha 1949 yılında ‘kişi sömürüyle kendine yararlar sağlar’ görüşünü savunmaya başladı. Mao birçok tarım kooperatifini dağıtan Li ŞaoÇi’nin sağ çizgisini kooperatif üzerine kaleme aldığı yazılarıyla eleştirdi.

Çin’de, 1956 yılında kapitalist sanayi, ticaret ve el sanatlarının mülkiyet sistemi açısından sosyalist dönüşüm esas olarak tamamlandıktan sonra, proletarya diktatörlüğü başka bir soruyla karşı karşıya geldi. “Ülkemizde baş çelişme neydi?

 Sınıflar, sınıf çelişmeleri ve sınıf mücadelesi hala var mıydı?

Çin devriminin gelecekteki görevleri nelerdi?”

 (age, Sf. 95)

ÇKP içinde bu konularda çetin bir iki çizgi mücadelesi yaşandı.

Partizan-70-sayfa-109

Mao’nun sosyalizmde sınıf mücadelesi vardır ve kimin kazanacağı hala belli değildir tezine karşılık, Liu Şao-Çi‚ “sosyalizm ile kapitalizm arasındaki mücadelede kimin kazanacağı meselesi hallolmuştur”, “Proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişme esas olarak çözülmüştür” diyordu. Ülkemizde baş çelişme “ileri sosyalist sistem ile geri sosyal üretici güçler arasındaki çelişmedir”

 (age, Sf.. 95) diyerek, Mao Zedung’un tezlerini çürütmeye kalktı.

 Ancak bu teori Bernstein ve Kautsky’nin savunduğu “üretici güçler teorisinin” yeniden ortaya çıkan versiyonundan başka bir şey değildi. “Onlar, demokratik devrim döneminde proletaryanın, ancak kapitalizmin yükselme seviyesine ulaştığı zaman siyasi iktidarı ele geçirebileceğini savundular. Sosyalist dönüşüm yaklaşınca da, ‘yeni demokratik düzeni sağlamlaştırmaya kalkıştılar.

Üç büyük alandaki (sanayi, tarım ve ticaret Ç.N.) dönüşümün esas olarak tamamlanmasından sonra ise, yukarıda sözü edilen zırvalarını yeniden piyasaya sürerek proletaryanın devrimi devam ettirmesini durdurmaya çalıştılar.” (age, Sf. 96)

 Liu Şao-Çi’ye göre, mülkiyet sorunu çözüldükten sonra sınıf mücadelesi ortadan kalmış ve sosyalist sistemi sağlamlaştırmasına gerek kalmamıştır. Gerekli olanın üretime sarılmak ve o günkü şartlarda sosyalizm Çin için çok ileri bir sistem olduğu için, geri dönüp kapitalizme sarılmak gerektiği savundu. Bu görüşlerini 8. Parti Kongresinin bildirisine de sızdıran Liu Şao-Çi, kapitalist yolun izlenmesini ısrarla ÇKP’ye kabul ettirmeye çalıştı.

 Mao, 8. Parti Kongresine sızdırılan revizyonist tezlere karşı iki çizgi mücadelesini elden bırakmadı.

SBKP 20. Kongresinde Kruşçev’in ileri sürdüğü tezlerin ÇKP 8. Kongresindeki savunucusu Lia Şao-Çi idi.

Mao bu yanlış tezlere karşı, “Halk İçindeki Çelişmelerin Doğru Ele Alınması Üzerine” adlı makalesini kaleme aldı. Ve sosyalist dönüşümün temel zaferinden sonra sosyalizmde sınıflar, sınıf çelişmeleri ve sınıf mücadelesi sorusuna MLM temelde şöyle cevap verdi. “Ülkemizdeki mülkiyet sistemine gelince, sosyalist dönüşüm esas olarak tamamlanmıştır.” “Ama yıkılan toprak ağası sınıfının kalıntıları hala mevcuttur. Burjuvazi hala mevcuttur ve küçük burjuvazi de henüz kendini yeniden eğitme çabası içindedir.

Proletarya ile burjuvazi arasındaki sınıf mücadelesi, çeşitli siyasi güçler arasındaki sınıf mücadelesi ve proletarya ile burjuvazi arasında ideolojik alandaki sınıf mücadelesi daha uzun zaman sürecek, karmaşık olacak ve hatta zaman zaman son derece şiddetlenecektir.

“Sosyalizm ile kapitalizm arasındaki mücadelede kimin kazanacağı henüz kesinlikle belirlenmiş değildir.” (age, Sf. 97) Mao MLM’nin yenilmez teorisi sayesinde Liu Şao-Çi’nin revizyonist çizgisini püskürterek ÇKP’nin doğru yolda yürümesini sağladı.

1957 yılında Çin’deki burjuva sağcılara karşı verilen mücadele sadece Çin Komünist Partisi’yle sınırlı kalmadı. Mücadele bütün alanlarda, siyasi ve ideolojik cephelerde de yürütüldü. Kitleler, kapitalist yolculara karşı fikirlerini söylemek, tartışmalara katılmak için büyük duvar gazeteleri hazırladılar. Tartışmalar esas olarak sosyalizmin inşası, proletarya diktatörlüğü, dış politika konularında yürütüldü. Bu sayede Liu ŞaoÇi’nin revizyonist görüşleri alt edildi.

Büyük Proleter Kültür Devrimi, sosyalizm altında sınıf mücadelesinin sürdürülmesi ve yeni devrimleri ifade ederken, aynı zamanda, iki dünya görüşünün çatışması anlamına geliyordu. İki çizgi, sosyalizm uygulanması ve ilerlemesinin nasıl olacağının çatışmasıydı.

Partizan-70-sayfa-110

Liu Şao-Çi, buna karşı bu sefer de “sol”dan bir hücumla sosyalizme saldırdı. Mao’nun kırsal alandaki halk komünlerinin bir kolektif sosyalist mülkiyet sistemi olduğu yolundaki doğru tezlerine, değer ve meta üretimi tezlerini reddederek, devrimci kitle hareketlerini sabote etmeye çalıştılar.

1959 yılında ÇKP 8. MK 8. Toplantısında, Peng Deh-Huay ÇKP’nin genel çizgisine karşı saldırıya geçti. Büyük İleri Atılım hamlesine, halk komünlerine karşı çıkarak, Liu Şao-Çi’yle birleştiler. Her ikisi de, SBKP’nin Çin’le olan ekonomik ve yardım antlaşmalarını tek taraflı bozmalarından sonra ortaya çıkan sıkıntıları sürekli abartarak, sosyalizme karşı sürekli güvensizlik tohumları ekmeye başladılar.

Dış siyasette de karşı devrimci bir çizgi önerdiler. Bu görüşlerini “San Zi Yi Bao” ve “San Ho Yi Şao” gazetelerinde dillendirerek, serbest pazar ve özel mülkiyeti savunuyorlardı. Büyük Proleter Kültür Devrimi, sosyalizm altında sınıf mücadelesinin sürdürülmesi ve yeni devrimleri ifade ederken, aynı zamanda, iki dünya görüşünün çatışması anlamına geliyordu. İki çizgi, sosyalizm uygulanması ve ilerlemesinin nasıl olacağının çatışmasıydı.

Mao önderliğinde yapılan ve başarıyla sonuçlanan Büyük Proleter Kültür Devrimi’nden üç yıl sonra toplanan ÇKP 9. Kongresi, Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin siyasal anlamdaki devamı ve burjuva çizgiye karşı yeni bir hesaplaşmayı da gündeme getirdi.

ÇKP 9. Kongresi bu şartlarda toplandı. Kongre iki siyasal konu üzerinde yükseldi. Bunlardan birincisi; 1949’dan 1969 yılına kadar demokratik devrim ve sosyalizmin tecrübelerini özetlerken, ikincisi; Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin derslerini toplayıp özetledi. ÇKP 9. Kongresi Liu ŞaoÇi’nin revizyonist çizgisini bir kez daha mahkum etti.

1 Nisan 1969 tarihinde açılışı yapılan kongrede Mao şu çağrıda bulunuyordu;

“Daha da büyük zaferler kazanmak için birleşin.” ÇKP 9. Kongre raporu bizzat Mao Zedung tarafından hazırlandı ve kongreye sunuldu. Kongrede iki çizgi mücadelesi Mao’nun hazırladığı siyasi rapor ve buna karşı Lin Biao’nun hazırladığı rapor arasındaki geçti. Kongre öncesi Lin Biao, Cen Bo-da’yla birlikte bir siyasi rapor taslağı hazırlayarak, kongreden sonraki başlıca görevin “üretimin geliştirilmesi olduğu”nu ileri sürerek devrimin “proletarya diktatörlüğü altında sürdürülme”sine karşı çıkıyorlardı.

Partizan-70-sayfa-111

Devam edecek-- Peru Komünist Partisi’nde İki Çizgi Mücadelesi

 

Blog Arşivi

Çamurdan ayaklı ahmaklar kaldırdıkları kayanın altında kalacaklar

Çamurdan ayaklı ahmaklar kaldırdıkları kayanın altında kalacaklar
Devrimci ve İlerici Kamuoyuna, Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ender haleflerinden, Türkiye’de, devrimci komünist/proleter enternasyonalist çizginin temsilcisi, Maoist ekolün kurucusu, önder İbrahim Kaypakkaya karşı yine iğrenç, alçakça, çamurdan bir saldırıyla karşı karşıyayız. Bizler böylesi iğrenç, alçakça çamurdan saldırıları geçmişten de biliyoruz. İbrahim Kaypakkaya’yı “seni bizat kendi ellerimle geberteceğim” diyen Yaşar Değerli’nin, “sanık İbrahim Kaypakkaya, intihar etmiştir” diye başlayan bu saldırısı sırasıyla, Nasyonal Sosyalist Doğu Perinçek’in 70’lerden buyana dillendirdiği “intihar” yalanıyla, ardından Orhan Kotan’ın, “Rızgari” adına yayınlanan Diyarbakır Hapisanesi Raporu’ndaki “o işkenceye kimse dayanamaz, İbrahim’in direnişi şehir efsanesidir” çamurlarıyla devam edilmiştir. Bugünkü saldırının failleri ise bizat önder Kaypakkaya’nın kurduğu ekolün yıllar içerisinde epey, bir hayli dejenere olmuş, paslanmış, küflenmiş halinin sonuçları olan tek tek safralardır. Bu safralar kendilerinin muhatap alınmasını, attıkları çamurun gündem olmasını ve tartışılmasını istiyorlar. Görünürde ilk kuşaktan olup, Koordinasyon Komitesi üyelerini ama özellikle de Muzaffer Oruçoğlu’nu hedef alıyor muş gibi yapan bu iğrenç, alçakca çamur faaliyetin ESAS amacı ve HEDEFİ aslında, İbrahim Kaypakkaya’nın fikirleriyle hesaplaşmaktan kaçıp, onun geride kalan kemiklerini (“otopsi isterük” naralarıyla) taciz ve teşhir ettikten sonra çamura batırmaktır. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, Kaypakkaya yoldaşın koptuğu Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi’nin önde gelen kalan kadrolarının 1972 senesi içerisinde (sırasıyla Hasan Yalçın, Gün Zileli, Oral Çalışlar, Ferit İlsever, Nuri Çolakoğlu, Halil Berktay ve Doğu Perinçek’in) yakalandıklarını ve bunların polis ve savcılık ifadelerinde İbrahim Kaypakkaya hakkında gayet kapsamlı ve derinlikli bilgi verdiklerini çok iyi biliriz. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, 3 Kasım 1972’de Ankara’daki Marmara Köşkü'nde yapılan Devlet Brifingi'nde “Diyarbakırda yakalanan gençlerin örgüt evlinde Kemalizm ve Milli Mesele Üzerine adlı bölücü yazıların çıktığına” dikkat çekildiğini gayet iyi hatırlarız. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, önderimiz İbrahim Kaypakkaya’nın 28 Şubat 1973’de zincirle bağlı bulunduğu yatağından kaleme aldığı, adeta vasiyeti sayılacak mektupta, “saflarımızda çözülenleri ve moral bozanları derhal atın” dediğini nasıl unuturuz? Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, buna mukabil başta Muzaffer Oruçoğlu olmak üzere Koordinasyon Komitesi mensuplarının direnmediklerini ve çözüldüklerini de iyi hatırlarız. Ve önder Kaypakkaya’yı en son gören tanıklardan olan yoldaş Hasan Zengin’in, çapraz hücrede kalan İbrahim Kaypakkaya’nın yanına Yaşar Değerli ve Güneydoğu Anadolu Sıkı Yöneim Komutanı Şükrü Olcay’ında bulunduğu kalabalık, sivil giyimli bir heyetin geldiğini ve bu heyet ile Kaypakkaya arasında geçen konuşmanın muhtevasını da gayet iyi biliriz: Zira o “konuşmada” DEVLET, İbrahim Kaypakkaya’ya adeta “bu yazdıklarını savunuyor musun, hala arkasında mısın” diye sormuştur. İbrahim’de “evet, savunuyorum ve arkasındayım” demiştir. Ve onun için ister işkenceyle, ister kurşunla olsun Kaypakkaya, “arkadaşlarının 21 Nisan 1973’den itibaren çözülmeleri sonucunda”, “devletin aslında öldürmeyecekken dikkatini çekmiş masum bir öğrenci olduğu için” DEĞİL, ta başından beri DEVLETİN sahip olduğu İSTİHBARATIN sonucu İNFAZ edilmiştir. Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, 1. Ana Dava Dosyası’na konan ve müptezellerin bize unutturmaya çalıştıkları, MİT raporundaki şu saptamayı da hiçbir zaman akıldan çıkartmayız: “Türkiye’de komünist mücadelede şimdiki haliyle en tehlikeli olan Kaypakkaya’nın fikirleridir. Onun yazılarında sunduğu görüşler ve öngördüğü mücadele metotları için hiç çekinmeden ihtilalci komünizmin Türkiye’ye uygulanması diyebiliriz.” Şayet biz İbocular, balık hafızalı değilsek, ABD emperyalistleri tarafından “Soğuk Savaş” yıllarında yayınlanan The Communist Year Book’un 1973 baskısında önder İbrahim Kaypakkaya başta olmak üzere, Ali Haydar Yıldız, Meral Yakar ve Ahmet Muharrem Çiçek’in ölüm haberlerinin H. Karpat tarafından adeta zafer edasıyla duyrulduğunu biliriz. İşte tüm bu nedenlerden ötürü bugün bu iğrenç, alçakça çamur saldırının ana hedefi kati surette Muzaffer Oruçoğlu DEĞİLDİR. Bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının ANA HEDEFİ önder İbrahim Kaypakkaya’nın ser verip sır vermediği, devrimci komünist, proleter enternasyonalist siyasi ve ideolojik hattır. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıyı başlatıp yürüten safralar, İbocu hattan ta 70’lerin ikinci yarısında kopup, evvela Enver Hoca’cılığı tercih eden, sonra devrimciliği bitirip, şimdilerde Dersimcilik yaparak statü sahibi olmaya çalışan, Büyük Proleter Kültür Devrimi’ne “katliam” diyecek kadar antikomünistleşenlerdir. Ve ne ilginçtir ki, bu safralar geçmişteki anlatımlarında (mesela Kırmızı Gül Buz İçinde belgeseli için verdikleri yaklaşık 3 saatlik mülakatte) tek kelime bugünkü iddialarından bahsetmemişlerdir. Keza o günlerde karşılaştıkları Arslan Kılıç’la da gayet mülayim mülayim sohbet etmişlerdir. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıyı başlatıp, yürüten safraların bazıları ise kişisel öç alma derdinde olanlardır. Bunlar yıllarca İbocu=Dersimci denklemiyle eğitilmiş ama gerçekte İbrahim Kaypakkaya’nın ve onun dayandığı bütün bir komünist bilimle değil, Dersim’in yüzyıllarca sahip olduğu feodal kültürle yoğurulmuş müptezellerdir. Bu safralar, Kürt Milli Hareketi ile aileleri arasında yaşanan kanlı antagonizmaya, sırtlarını dayadıkları, Dersimli gördükleri, İboculukla alakası olmayan pragmatist hareketin ikircikli politikasına karşı gelip, kendilerini Türk şovenizminin Dersim temsilcisi eski CHP’li vekillerin kollarına atanlardır. Bu müptezellerin, vaktiyle Doğu Perinçek’in, Arslan Kılıç’a talimat verip, Arslan Kılıç’ında, “Ordu Göreve” pankartıyla bilinen, Nasyonal Sosyalist Gökçe Fırat’ın, “Türk Solu” dergisinde kalem oynatan Turhan Feyizoğlu’na siparişle yazdırdığı, İbo kitabının basımına nasıl cevaz verdikleri bilinir (bu kitap, hiç utanma ve arlanma duyulmaksızın bütün “İbo anma gecelerinde” de maslarda sergilenir). İbo kitabının dayandığı iki iddia vardır: 1. İbrahim Kaypakkaya, TİİKP’den “bir kadın meselesinden ötürü ayrılmıştır”. 2. İbrahim Kaypakkaya, “jiletle intihar etmiştir”. İşin ilginç yanı şudur ki bu çamur kitabın “Önsözü”, gayet övücü sözlerle Muzaffer Oruçoğlu tarafından yazılmıştır. Ve bugün Oruçoğlu konusunda çok hassasiyet sahibi imiş gibi gözüküp, bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının başını çekenler tarafından da o dönemde basımına ve dağıtımına onay verilmiştir. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıyı başlatan bir diğer safra ise, yazdığı 9 sayfalık çamur yazının altına imzasını koyamayacak kadar alçak ve korkaktır. Bu müptezelin davet edilmediği, 2017’de Darmstadt’da buluşan İbocu geleneğin farklı nesillerinin toplantısında, birden ortaya çıktığı ve “Arslan Kılıç, İbrahim’den teorik olarak ileriydi. Ben Arslan ağabey ile konuştum. İbrahim işkence falan görmedi, intihar etti” der demez, nasıl linç edilmekten son anda kurtulduğu ve topuklarını yağlayıp, nasıl sırra kadem bastığı da bilinir. Bugün bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıda kullanan TKP/ML 1. Ana Dava Dosyası’nın biz İbocular açısından zerre kadar özgül ve orijinal tek bir yanı yoktur. O dosyanın yegane özelliği, o dönemki kadroların alttan alta önder İbrahim Kaypakkaya’nın 5 Temel Belgesi’ne nasıl ŞÜPHE duymaya başladıklarının göstergesidir. (Zaten onun içindir ki, ortak bir savunma yapılamamaıştır) Bu ŞÜPHE’nin daha sonra 1978’de yapılan 1. Konferans’da verilen “Özeleştiri” ile TEORİLEŞTİRİLDİĞİ ve bugünlere dek uzayıp geldiğni de zaten hepimiz görmekteyiz. Öte yandan bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının manidar boyutları da vardır ve ne ilginçdir ki, bir zamanlar Sosyal Emperyalistlerin Türkiye temsilcisi İsmail Bilen ve Haydar Kutlu TKP’sinin kurduğu TÜSTAV arşivinin envanterinde, TKP/ML 1. Ana Dava Dosyası gözükmekle birlikte, çevrim içi bu dosyanın tek bir sayfası dahi dijital olarak TÜSTAV sitesinde BULUNMAZKEN, iğrenç, alçakça, çamur saldırının sorumlusu, bahsi geçen müptezellerine kim veya kimler tarafından SERVİS edildiği ve hatta Türkiye’den Ethem Sancak’ın ortağı olduğu Türk-Rus ortak arama motoru YANDEX’e kim veya kimler tarafından da yüklendiğidir. Dünyanın olası bir 3. Emperyalist savaşla burun buruna geldiği, Türkiye’de islamcı-faşist bir rejimin 20 yıldır kendisini adım adım tahkim ettiği bir ortamda, önder İbrahim Kaypakkaya’ya yapılan bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının insanlığa ve devrime zerre kadar faydasının olmadığı son derece aşikardır. Yeni, genç nesiller bu iğrenç, alçakça, çamur saldırıdan ne öğrenecektir? Çamurdan ayaklı bu ahmaklar, İbrahim Kaypakkaya’ya karşı bir kaya kaldırdılar. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Tarihsel olarak şimdiden o kayanın altında kalmışlardır. İnanmayan Hasan Yalçın’a, Gün Zileli’ye, Oral Çalışlar’a, Ferit İlsever’e, Nuri Çolakoğlu’na, Halil Berktay’a, Doğu Perinçek’e, Yaşar Değerli’ye, Orhan Kotan’a, Turhan Feyizoğlu’na baksın. Tüm bu adlar bugün hangi siyasi ideolojilk hela deliğine yuvarlandılarsa bu iğrenç, alçakça, çamur saldırının başını çeken safralar da o deliğe yuvarlanacaklardır...

MKP 3. Kongre Tanıtım Videosu.Tek Bölüm

MKP 3. Kongre Tanıtım Videosu.Tek Bölüm
Bu video, mkp 3. Kongresinin, emperyalist dünya sistemine ilişkin fikirlerini, Türkiye Kuzey Kürdistan'ın sosyo ekonomik yapı tahliline ilişkin yaklaşımını ve devrimin niteliğine (demokratik devrimin görevlerini üstlenen, sosyalist devrime) ilişkin anlayışını, devrimin yolu olan sosyalist halk savaşını ve demokratik halk devrimi, sosyalizm ve komünizm projesini (gelecek toplum projesinde devlet anlayışını), ulus ve azınlıklar, ezilen inançlar, kadın ve lgbtt'ler, ve gezi ayaklanmasına ilişkin fikirlerini, birlik ve eylembirliği anlayışını, ittifaklar politikasını, yerel yönetimler anlayışını, işçi partisi değerlendirmesini ve komünist enternasyonale ilişkin güncel görevler yaklaşımını içermektedir.

TKP/ML İçindeki İki çizgi Mücadelesinin Bazı Belgeleri_1

https://www.muzafferorucoglu.com/?lng=tr

https://www.muzafferorucoglu.com/?lng=tr
Ve Durgun Akardı Don Gençliğimde hayalimin sınırlarını aşmama yol açan, beni en çok etkileyen roman. Don kazaklarının yaşamı, iç savaş, toprak kokusu, aşk, yaratım ve yıkım. Şolohov iç dünyamdaki yerini hep korudu. 24 Mayıs 1936’da Şolohov, Stalin’in daçasına gidiyor. Sohbetten sonra Stalin Solohov’a bir şişe kanyak hediye ediyor. Solohov evine geldikten bir müddet sonra kanyağı içmek istiyor ama karısı, hatıradır diye engel oluyor. Solohov, defalarca kanyağı içme eğilimi gösterdiğinde, karşısına hep karısı dikiliyor. Aradan üç yıl geçiyor, Solohov ünlü eseri, dört ciltlik ‘Ve Durgun Akardı Don’u, on üç yıllık bir çabanın sonunda bitirip karısından kanyağı isteyince arzusuna erişiyor ve 21 aralıkta, Stalin’in doğum gününe denk getirerek içiyor. Tabi biz bu durumu, Şolohov’un Stalin’e yazdığı mektuptan öğreniyoruz. Durgun Don’dan bir alıntıyla bitirelim: “Bizleri, insanoğlunu birbirimize karşı çıkardılar; kurt sürülerinden beter. Ne yana baksan nefret. Bazen kendi kendime, acaba bir insanı ısırsam kudurur mu, diye sorduğum oluyor.” (1. Cilt) ---------

TABURE - Muzaffer Oruçoğlu

TABURE - Muzaffer Oruçoğlu
İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Gümüşsuyu Amfisi, 1970’in eylülünde Dev-Genç’in parkeli, sarkık bıyıklı militanlarıyla tıklım tıklım dolmuştu. Sahnedeki masada, toplantıyı yöneten üç kişi vardı. Ortada, Filistin’e gidip geldikten sonra tutuklanan ve bir müddet yattıktan sonra serbest bırakılan İstanbul Dev-Genç Bölge Yürütme Komitesi başkanı Cihan Alptekin oturuyordu. Amfiye, elde olan hazır güçlerle, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı, Latin Amerikalı devrimcilerin yaptığı gibi bir an önce silahlı harekete geçme eğilimi hakimdi. İbo kent fokosu olarak gördüğü bu eğilimin, gençliği kendi kitlesinden koparacağı ve emekçi sınıflarla bütünleştirmeyeceği kanısındaydı. Daha önceki Dev-Genç forumlarında, bireysel terör, kendiliğindencilik, ekonomizm üzerine Dev -Genç kadrolarıyla tartışmış, onları İstanbul’un işçi bölgeleri ile toprak sorununun yakıcı olduğu yerlere yönlendirme çabası içine girmiş, direnişi ve silahlı mücadeleyi oralarda örgütlemeye çağırmış olduğu için herkes İbo’nun toplantıya gelme amacını ve neler söyleyeceğini üç aşağı beş yukarı tahmin ediyordu. Hatta tahminin de ötesine geçiyor, İbo’nun üniversitedeki sağlam kavgacı unsurları araklayıp, kendi çalıştığı fabrikalar semtine, Alibeyköy’e ve Trakya’ya götüreceğini, üniversiteleri savunmasız durumda bırakmakla kalmayacağını, götürdüklerini de oralarda pasifize edeceğini söylüyordu. İbo biraz da Doğu Perinçek’in daha önce, gençliğin üniversite sınırları içindeki mücadelesini çelik çomak oyununa benzeterek küçümsemesinin cezasını çekiyordu. Dev- Genç kadroları PDA içindeki görüş ayrılıklarını bilmediği için İbo’nun Perinçek gibi düşündüğü sanısına kapılıyorlardı. Kızgınlıkları biraz da bundandı. İbo, ben, Garbis, Kabil Kocatürk, birkaç kişi daha, grup halinde toplantıyı izliyoruz. Konu, Cihan Alptekin, Necmi Demir, Ömer Erim Süerkan, Gökalp Eren, Namık Kemal Boya ve Mustafa Zülkadiroğlu’ndan oluşan Dev-Genç Bölge Yürütme Kurulu içindeki anlaşmazlıklar. Konu açılıyor, tartışmalar başluyor, Zülkadiroğlu saymanlıktan istifa ediyor. Tartışmaların kızıştığı bir anda, söz alanlardan birisi, gençliğin emekçi sınıflara açılması gerektiğinden, aksi taktirde iç didişmelerin artacağından söz ediyor. Bir diğeri, militan gençliğin, kitle çalışması kisvesi altında, kavga alanlarından çekilerek pasifize edilmek istendiğinden dem vuruyor. Bunun üzerine kolunu kaldırıp söz istiyor İbo. Görmezlikten geliyor Cihan Alptekin, bir başkasına söz veriyor. İbo’nun konuşması durumunda ortamın elektirikleneceğini iyi biliyor. Konuşmacı sözünü bitirdikten sonra İbo kolunu kaldırıyor. Yine görmezlikten gelip bir başkasına söz veriyor Cihan. Arkamızda oturan militanlar, tatsız yorumlarla laf dokunduruyorlar bize. İbo duyacak diye endişeleniyorum. Kafasını bana doğru çevirerek, “Örgüt içi demokrasi dar bir çete tarafından resmen yok ediliyor,” diye mırıldanıyor. “Biraz bekle,” diyorum. Bekliyor. Birkaç kişi daha konuştuktan sonra el kaldırıyor. Ben de kaldırıyorum. Toplantının selameti için hiçbirimize söz hakkı vermiyor Cihan. İbo bu kez olduğu yerden: “Deminden beridir el kaldırıp söz istiyorum, söz vermiyorsun,” diyor. “Söz almadan konuşma,” diye uyarıyor Cihan. “Siz iktidar mücadelesini kendi içinizde kendiniz gibi düşünmeyenleri susturarak mı vereceksiniz? Düşünceler çatışmazsa doğrular nasıl çıkacak ortaya?” Cihan’ın, “Söz almadan konuşuyor, usulsüzlük yapıyorsun, otur yerine!” uyarısını arkadan gelen tehditvari uyarılar izliyor: “Otur yerine be, ne konuşacaksın!” “Seni gençliğin militan mücadelesi içinde göremiyoruz İbrahim, otur yerine, senin ne diyeceğini biliyoruz biz.” İbo bu kez geri dönerek, “Ben de sizleri işçi semtlerinde, grev çadırlarında göremiyorum,” diye çıkışınca, “Otur yerine,” sesleri çoğaldı. Amfideki tüm kafalar İbo’ya yöneldi. İbo yönünü tekrar sahneye doğru çevirip konuşmasını sürdürünce, ülkedeki siyasi atmosfer ile Bölge Yürütme Kurulu’nun içindeki çekişmelerin gerdiği sinirler, habis bir uğultu halini aldı. Arkamızda bulunan militanlardan Bombacı Zihni (Zihni Çetin), “Otur ulan otur, diyorum sana!” diye bağırarak, oturduğu tabureyi kaldırıp İbo’nun kafasına vurdu. Dehşet içinde kaldım. Kabil Kocatürk Zihni’ye ve arkadaşlarına doğru hörelenince kolundan çektim. Grubun içinde, Nahit Tören, Taner Kutlay, Zeki Erginbay, Mustafa Zülkadiroğlu gibi Dev-Genç’in mücadele içinde pişmiş ünlü militanları vardı. Nahit gibi birkaçının belinde de tabanca vardı. Zihni elindeki tabureyi yere koydu, durgunlaştı. Mücadeleci ve sinirli bir insandı. Harp okulundayken, öğretmeni Talat Aydemir’in örgütlediği 1963 darbesine katılmış, tutuklanıp üç yıl hapis yatmış, çıktıktan sonra 68 eylemlerine katılmış, Filistine gidip gelmiş fedakar bir insandı. İbo’nun kafası kırılmış, kırıktan boşanan kan, alnından yüzüne, boynuna ve göğsüne yayılmıştı. Dik durmaya çalışıyordu ama benzi solmuştu. Bir koluna Ragıp Zarakol diğerine de hatırlayamadığım birisi girmişti. İstanbul Teknik Üniversitesi Gümüşsuyu binası, Dev-Genç’in en önemli üssü olduğu için polis binadaki olayları anında haber alıyordu. Az sonra polis ekibi geliyor, İbo’yu alıp götürüyor. Nereye götürdüklerini bilemiyoruz. Karanlık çöktüğünde geliyor İbo. “Beni alıp Karakola götürdüler,” diye anlatıyor. “Kafama bant çektikten sonra sorguya aldılar. Komünistler arasında post kavgasının olduğunu, birilerinin vurduğunu ileri sürdüler. Kabul etmedim, merdivenden düştüğümü söyledim, tutanağa öyle geçti.”

(HBDH)--Halkların Birleşik Devrim Hareketi tartışmalarından kesitler... 2015’ten itibaren adım adım

(HBDH)--Halkların Birleşik Devrim Hareketi tartışmalarından kesitler...  2015’ten itibaren adım adım
Kriz ve kaosun patlak verdiği noktadan itibaren süreci kısaca özetlersek:-----Nisan 2015’te partimize yönelik ... alanında gerçekleştirilen operasyon sonrası yapılan ve partimize “Haziran Toplantısı” olarak sunulan belge, bu üyelerin krizi patlatma noktası olmuş, bu şekilde gerçek niyetlerini, ideolojik ve politik duruşlarını ortaya sermişlerdir.

Sınıf Teorisi - Partizan

Sınıf Teorisi - Partizan
Katledilişinin 50. Yılında Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya Yol Göstermeye Devam Ediyor! ''Türkiye'nin Geleceği Çelikten Yoğruluyor, Belki Biz Olmayacağız Ama, Bu Çelik Aldığı Suyu Unutmayacak'' İbrahim Kaypakkaya

UMUDA HAYKIRIŞ – 25 YAŞINDA!--Tarih: 11.10.2025 Giriş: 18:30 Yer: Stadthalle Ransbach-Baumbach, Rh

UMUDA HAYKIRIŞ – 25 YAŞINDA!--Tarih: 11.10.2025  Giriş: 18:30  Yer: Stadthalle Ransbach-Baumbach, Rh
Bu özel gecemizde, ezgilerimizin gücünde buluşmak, ve bir mücadeleyi daha yükseltmek için sizleri aramızda görmek istiyoruz. Tarih: 11.10.2025 Giriş: 18:30 Yer: Stadthalle Ransbach-Baumbach, Rheinstraße 103, 56235 Ransbach-Baumbach Birlikte söyledik, birlikte mücadele ettik, şimdi de birlikte kutlayacağız! Gelin, umudun sesini hep birlikte daha gür haykıralım! UMUDA HAYKIRIŞ

1970' lerde Türkiye Solu--Vehbi Ersan

1970' lerde Türkiye Solu--Vehbi Ersan
TIKLA ve İNDİR

Mahir Çayan Bütün Yazılar

Mahir Çayan Bütün Yazılar
TIKLA_Pdf_indir

M. Ali ESER ve Kitabının Devrimci Demokrasi tarafından Kritiği_1_2_3-4

M. Ali ESER ve Kitabının Devrimci Demokrasi tarafından Kritiği_1_2_3-4
Tıkla

Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu TKP-ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENİNİST, TİKB, DKP

Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu TKP-ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENİNİST, TİKB, DKP
Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu TKP-ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENİNİST, TİKB, DKP, Devrimci Karargah, MLKP ve Proleter Devrimciler Koordinasyonu'ndan oluşan 10 örgüt, yaptıkları bir açıklamayla "ortak mücadele örgütü" olarak ifade ettikleri Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni ilan etti.

Burjuva Medya

Burjuva Medya
Tıkla

İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU GÜNCELLENİYOR….. TKP-ML Merkezi Yayın Organı olan İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU sayı

İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU GÜNCELLENİYOR…..     TKP-ML Merkezi Yayın Organı olan İŞÇİ KÖYLÜ KURTULUŞU sayı
Tıkla

Iki Lider iki Örnek-Polis Ifadeleri

Iki Lider iki Örnek-Polis Ifadeleri
Tikla ve Oku

Umuda Haykırış - Tutsak Partizan

Umuda Haykırış - Tutsak Partizan
TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA.TIKLA

Umuda Haykırış - Kovo ( Yetiş Yalnız 2010 Hozat )

Umuda Haykırış - Kovo ( Yetiş Yalnız 2010 Hozat )
Mehemt Demirdağ için yapılan zazaca besteyi Yetiş Yalnız 2010 yılında katıldığımız Dersim Festivalinde seslendiriyor.

Dersim Dağlarında - PDF- H_Gündogan

Dersim Dağlarında - PDF- H_Gündogan
Gerilla savaşının başlatılması kararı ancak 1981 Şubatında gerçekleştirilen ve ‘Bolşevik Partizan’ grubunun kopuştuğu II. Konferansta alınabilmiştir. II. Konferans’tan bu kararın çıkmasını sağlayan kadrosal gücümüzün, Parti genel sekreteri Süleyman Cihan başta olmak üzere, önemli bir çoğunluğu, maalesef çok kısa denilebilecek bir süre içinde ya katledildi ya da tutsak edilerek saf dışı bırakıldı. Dolayısıyla da Parti, alınan bu kararın hayata uygulanmasında önderlik düzeyinde, kadrosal kabiliyetini esasen yitirmiş oldu. Öneminden ötürü ‘tarih’yazıcılarının bunu kayda geçmesi gerekiyor. Elbette Parti, yedek üyeler ve Parti iradesine danışarak yaptığı atamalarla ‘MK’ organının varlığını sürdürmesini sağlayabildi. Ancak bu ‘MK’, artık farklı bileşimli bir MK idi! Parti literatürümüze “2.MK” olarak geçen bu önderlik, önce ‘3 fahri üyemizden Aslan Kılıç’ın revizyonuyla pusula yitimine uğratıldı (O Aslan Kılıç ki kısa bir süre sonra da dümeni tam kırıp, Doğu Perinçek abisinin kollarında yoluna devam edecekti). Ardından Süleyman Yeşil ve Muzaffer Oruçoğlu’nun malum ve tipik sağ oportünist güzergâhıyla yeşillendirildi...

Sivas Mahkemesinden Umut Yok! Umut Halkın adeletinde ! 2TEMMUZ1993

Sivas Mahkemesinden Umut Yok! Umut Halkın adeletinde ! 2TEMMUZ1993
https://www.youtube.com/watch?v=tbaQngBSHdA

Kurtuluş Cephesi_PDF_Kütüphabe

Kurtuluş Cephesi_PDF_Kütüphabe
TIKLA

Şan olsun 50 küsür yıllık tarihte umuda harç olanlara

Şan olsun 50 küsür yıllık tarihte umuda harç olanlara
Tıkla

Halkların Birleşik Devrimci Hareketi

Halkların Birleşik Devrimci Hareketi
HBDH__________TIKLA__________HBDH

Dağların savaşçı ve sanatçısı Yetiş Yalnız

Dağların savaşçı ve sanatçısı Yetiş Yalnız
Dersim’in Aliboğazı’nda, 24 Kasım 2016’da 11 yoldaşıyla birlikte şehit düşen TİKKO gerillası Yetiş Yalnız (Ahmet), Grup Umuda Haykırış’a emek verenlerden biriydi. Yetiş, Fransa’nın Metz şehrinde doğdu. Genç yaşta devrimci mücadele ile tanışan ve Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) ve Yeni Demokratik Gençlik (YDG) çalışmalarına katılan Yetiş’in en sevdiği kendini ifade etme yöntemi ise sanattı. Müzik yapıyordu ve bu yeteneğini de mücadelenin hizmetine sundu. Partizan Müzik Topluluğu, Grup Umuda Haykırış, Grup İsyana Özlem ve Grup Şiar’ın gelişimine ciddi katkıları oldu. Yetiş, devrimci mücadeleyi baskılara rağmen sürdürme kararlılığındaydı. Avrupa’nın birçok ülkesinde yaptığı çalışmalar, onu Fransız polisinin hedefine dönüştürdü. 2006 yılında Paris’te kaldığı eve yapılan operasyonda tutuklandı ve 8 ay hapsedildi.

Türkiye Üzerine : Şark Meselesi

Türkiye Üzerine : Şark Meselesi
Amerika'da yayınlanan New York Tribune, iki yüz bini aşan tirajıyla, o yıllarda, belki de dünyanın en büyük gazetesiydi. «Türkiye Üzerine» Marx'ın bu gazeteye, «Şark Meselesi» ile ilgili olarak yazdığı makaleleri kapsamaktadır. «Türkiye Üzerine», geçen yüzyılda büyük devletler arasında kurulan politik ilişkilere «Şark Meselesi» açısından ışık tuttuğu gibi, Marx'ın Osmanlı İmparatorluğunun politik durumu ve toplumsal (sosyal) yapısı hakkındaki fikirlerini de dile getirir; bu bakımdan bizi özellikle ilgilendirmektedir. Bu yazılardan bir kısmının tamamen Marx' a ait olmadığı açıklamalar da belirtilmiştir. Biz, karışıklık olmasın diye, geleneğe uyarak, «Marx'ın» dedik. (Bkz. Kitabın sonunda yer alan)

Umuda Haykırış: Kuşaklar arasında müzikle elçilik-Serda Demir

Umuda Haykırış: Kuşaklar arasında müzikle elçilik-Serda Demir
Yetiş Yalnız’ı sormak istiyorum. 2016’da Dersim’de şehit düşen Yetiş Yalnız’ın da grubunuza çok emeği geçti. Onu ve grubunuza olan etkisini anlatabilir misin? Yetiş ile aynı dönem gençlik faaliyeti yürütüyorduk. 90’lı yılların politik atmosferi içinde kendine politik kimlik kazandırdı ve sanatsal çalışmalarla bütünleştirdi. Onun Fransa’da kendi müzik grubu vardı ama bizimle de konserlere çıkıyordu. Birlikte gençlik festivalleri de örgütledik ve sayısız sahnelerimiz oldu. Halkların Uluslararası Mücadele Birliğinin (ILPS) daveti üzerine Hindistan’da da birlikte konser verdik ve enternasyonal faaliyetler ekseninde sayamayacağım daha nice dinletiler oldu. Partizan Müzik Topluluğu içinde de ortak ürettik ve söyledik. 2010 yılında Dersim Festivalinde bizimle birlikte sahne aldı. En son o zaman görüştük ve orada vedalaştık.

Kobanê Film

Kobanê Film
TIKLA ve İZLE

İşçi Köylü Kurtuluşu

İşçi Köylü Kurtuluşu
TIKLA